
“7 başlıkta da adım atmaya hazırız”
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs sorunundaki tıkanıklığı aşmak için doğru bir diplomatik hatta girdiklerini, bu açıdan ‘umutlu’ olduğunu belirterek BM Genel Sekreteri’nin işaret ettiği 7 başlığın tümünde ilerlemeye hazır olduklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Girne açıklarında yaşanan gemi faciasından kamudaki liyakat ve denetim krizine, tartışmalı atamalardan erken seçim kararına, sahte diploma skandalından Kıbrıs sorunundaki son temaslara kadar gündemdeki kritik başlıkları kapsamlı şekilde değerlendirdi.
Kanal Sim ve YENİDÜZEN ortak yayınında Mert Özdağ ve Ertuğrul Senova’nın hazırlayıp sunduğu Haber Toplantısı programının yeni sezon ilk bölümüne konuk olan Erhürman; hükümetin icraatlarına, iki seçimin birleştirilmesine ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis ile yürüttükleri temaslara ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Memleketin genel durumuna ilişkin derin üzüntü duyduğunu belirten Erhürman, "Varlık içinde yokluk yaşıyoruz, son derece üzgünüm ve uzman kadrolar atıl dururken iş bilmeyenlerin sahada olmasından ötürü içim cız ediyor" dedi.
Girne açıklarındaki gemi faciasında kayıp 14 kişiye ulaşılması için devletin tüm imkânlarını seferber ettiğini vurgulayan Erhürman, faciada ciddi ihmaller bulunduğunu kaydetti.
Kamudaki liyakat krizine işaret ederek önüne gelen her atama kararnamesine imza atmadığını ilk kez açıklayan Cumhurbaşkanı hem gemi faciasında hem de sahte diploma skandalında cezai sorumluluğu bulunanların yargı önünde hesap vereceğine inancının tam olduğunu vurguladı.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede kapsamlı bir eylem planının şart olduğunu dile getiren Erhürman, yerel ve genel seçimlerin aynı gün yapılmasının hem teknik hem de demokratik açıdan büyük sakıncalar doğuracağını söyledi.
Kıbrıs sorununa ilişkin temaslara da değinen Erhürman, karma evlilik mağduru çocukların durumunun bir lütuf değil insan hakkı ihlali olduğunu, BM Genel Sekreteri’nin işaret ettiği 7 başlığın tümünde ilerlemeye hazır olduklarını ve siyasi eşitliğin asla bir al-ver konusu yapılamayacağını net bir dille ifade etti.
“Dileğimiz kayıp 14 insanımıza en kısa sürede ulaşılması”
Gemi faciasının ardından başlatılan arama kurtarma faaliyetlerinde azami çabanın gösterildiğini kaydeden Erhürman, bölgeye intikal eden yeni geminin daha derin noktalara nüfuz edebilecek teknolojik imkânlara sahip olduğunu belirtti. Sürecin aileler üzerinde yarattığı psikolojik travmaya dikkat çeken Erhürman, “İnsanları aradıklarıyla buluşturabilmek açısından devlet elinden geleni yapmak zorunda. Dileğimiz, umudumuz geride kalan 14 insanımıza da mümkün olan en kısa sürede ulaşılmasıdır” dedi.
Faciadan hemen önceki sürece bakıldığında ciddi ihmallerin ortada olduğunu kaydeden Erhürman, “Olaydan bir dakika önceye gidersek oralarda epeyce bir sorun olduğunu artık kamuoyunda herkes biliyor. Medeniyetin ve bilimin gerektirdiği her türlü şeyin tekrardan değerlendirilerek bu alanın sadece yazılı değil, uygulama açısından da yeni bir düzenlemeye kavuşturulması şarttır” ifadelerini kullandı.
“Liyakat, standart ve denetim yaşamsal hale geldi... Bana gelen her kağıda imza atmadım”
Ülkede standart, liyakat ve denetim mekanizmalarının çöktüğüne işaret eden Erhürman, yönetsel yapı açısından bu üç kavramın hayati önem taşıdığını vurguladı:
“Liyakat yoksa hangi standartları koymanız gerektiğini ve nasıl denetim yapmanız gerektiğini bilmeniz veya uygulamanız mümkün değildir. Umarım bu felaketin ardından 15 gün konuşulup sonra bu kelimeler buharlaşmaz.”
Cumhurbaşkanlığına gelen bürokratik atamalara da değinen Erhürman, önüne gelen her atama kararnamesine imza atmadığını ilk kez kamuoyuyla paylaştı:
“Bana gelen her kâğıda imza atmadım, en azından bunu söyleyeyim. İmzalamadığım ve değişen atama tercihleri oldu. Biz Cumhurbaşkanlığı nezdinde sadece legaliteyle sınırlı kalmıyoruz. ‘Hukuka uygun mudur, evet; ama mesleği, uzmanlığı ve kıdemi itibarıyla bu işi yapmaya uygun mudur?’ diye bakıyoruz.”
Kabinedeki bakan değişiklikleri ile bürokratik atamaların birbirine karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen Erhürman; bakan atamalarının siyasi bir takdir olduğunu ve hesabının halk tarafından sandıkta sorulacağını kaydetti. Müsteşarlık düzeyinde ise atanan ismin liyakatine ve teknik yeterliliğine baktığını belirterek, “Legaliteye ve liyakate bakarım; ancak ‘Bu kişi gerçekten bu görevi yapabilir mi?’ sorusu artık bende değil. O aşamada takdir başbakanlıktadır; çünkü siyasi sorumluluk Başbakanlıkta kalmaya devam eder” dedi.
Teknik dairelere üçlü kararname düzeniyle yapılan siyasi atamaları eleştiren Erhürman, Başbakanlığı döneminde bu düzeni kaldırmak için hazırlanan kamu reformu tasarısını hatırlatarak; “Bir hukukçu yönetsel görevleri yapabilir ama gidip Meteoroloji Dairesi Müdürü ya da Eski Eserler Dairesi Müdürü olamaz. Teknik bilgi gerektiren alanlar Kamu Hizmeti Komisyonu üzerinden liyakatle atanmalıdır” diye konuştu.

“Varlık içinde yokluk yaşıyoruz, son derece üzgünüm… İçim cız ediyor”
Ülkedeki genel gidişattan derin üzüntü duyduğunu açıkça vurgulayan Erhürman, “Memleketi nasıl görüyorsunuz?” sorusuna şu sözlerle yanıt verdi:
“Memleketi nasıl görüyorum kısmına... Son derece üzgünüm. Çok fazla şey üst üste geliyor ama bu sadece tesadüfle açıklanamaz. Genel olarak bir düzensizlik hali var memlekette ve bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Nereye bakarsanız bakın ölçütlerimiz, standartlarımız gitgide kayboluyor; liyakatimiz kayboluyor ve denetim özürlü bir pozisyona doğru sürükleniyoruz. Bu üçünün bir araya geldiği yerde memleketi iyi görüyorum demek herhalde mümkün değil.”
Toplumun beşeri sermayesinin çok güçlü olduğunu ancak sahada ehil insanların değil yetersiz kadroların bulunduğunu belirten Erhürman, “En acı olanı varlık içerisinde yokluk yaşama halimizdir. İçimin cız ettiği yer; bu kadar güçlü bir beşeri sermaye var ama uygulamayı yürüten bunlar değil. Son derece uzman bir sürü insanımız varken o insanlar atıl; daha az uzman olanlar ise sahada görünüyor” dedi.
Liyakat krizinin yalnızca kamu idaresiyle sınırlı kalmadığını belirten Erhürman, medyaya da sert eleştiriler yöneltti:
“Bu ülkede ‘-de/-da’ ekini ayrı yazmayı bilmeyen ve gazeteciyim diye ortada gezinen insanlar var mı? Var. Medyada da standart sorunu var, denetim sorunu var, liyakat sorunu var. ‘Biz eskiden günlük olay dersinde 7-8 yaşındaki çocuklar günlük gazete okusun’ diye teşvik ederdik; şimdi çocuğunuz gazeteyi eline aldığında Türkçesi bozulacak ya da şiddet görecek diye korkuyorsunuz.”
Erhürman ayrıca, siyaset mekanizmasını halktan tamamen bağımsız ve soyut bir alan gibi göstermenin yanıltıcı olduğunu vurgulayarak; “Siyaseti halktan tamamen koparıp ‘sorun sadece orada’ demek tam da popülizmin tanımıdır. Siyaset ile halk son derece geçişkendir. Bizim artık ‘Kusura bakmayın, ben bu işi yapabilecek nitelikte değilim’ diyebilme kültürünü de geliştirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Gerek sahte diploma gerekse gemi faciasında cezai sorumluluğu olanların ceza alacağına yargıya güvenim tam”
Yaşanan krizlerde sorumluluğun siyasi, cezai ve idari olarak üçe ayrıldığını anlatan Erhürman, yargı sürecine dair inancını şu sözlerle dile getirdi:
“Genelde bunu söylediğimde biraz hayal âleminde yaşıyormuşum gibi bakıyorlar ama çok net söylüyorum: Gerek sahte diploma meselesinde gerekse bu gemi faciası meselesinde cezai sorumluluğu olanların ceza alacağından, cezalandırılacağından en küçük bir kuşku duymuyorum. Bu düzeyde bu ülkenin yargısına güvenim tamdır.”
Limandaki izinler, denetim kurullarının işleyişi ve kaptanlık ehliyetinin onaylanması gibi konuların idari soruşturma kapsamında olduğunu hatırlatan Erhürman, Başbakanlığın hazırlatacağı idari raporların bizzat takipçisi olacağını; siyasi sorumluluğun hesabını ise halkın demokratik yollarla soracağını kaydetti.
“Kadına yönelik şiddet konusunda çok boyutlu bir eylem planı şart”
Son dönemde art arda yaşanan kadın cinayetlerine değinen Erhürman, meselenin sadece ceza yasalarıyla çözülemeyeceğini belirtti:
“Okuduğum, gördüğüm, dinlediğim şeyler beni ürkütüyor. Vizyonumuz ‘sıfır can kaybı’ ve ‘sıfır şiddet’ olmalı. Yasalar ve uygulama elbette önemli ancak kadının ekonomik özgürlüğünü, örgün ve yaygın eğitimi de kapsayan geniş kapsamlı bir eylem planına ihtiyacımız var. Bir toplumun ayağa kalkmasının temel unsuru kültürel kalkınmadır ve bu kültürel sorunlarımızla yüzleşmek zorundayız.”
“İki seçimin aynı gün yapılması hem teknik hem demokratik açıdan sakıncalı”
Hükümetin genel seçimler ile yerel seçimleri aynı günde yapma kararını 3 ay öncesinden uyardığını ve bugün de yanlış bulduğunu söyleyen Erhürman, hem teknik hem anayasal sakıncalara dikkat çekti:
“Yüksek Mahkeme Başkanı açıkça bunun YSK için son derece zor olacağını belirtti. Karma oy kalksa bile bir seçmen sandığa girdiğinde milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi ve muhtarlık için oy kullanacak. Bir kişinin kabinden kaç dakikada çıkabileceğini ve sayımın ne kadar uzayacağını kestirmek güç. Sayımın uzaması nedeniyle dedikoduların yayılması dahi bu memleketin demokrasisi açısından asla tercih edilmeyecek bir durumdur.”
Anayasa koyucunun yerel yönetim seçimleriyle genel seçimleri bilerek farklı dönemlere koyduğunu vurgulayan Erhürman, yerel seçimin dinamikleriyle genel siyaset atmosferinin birbirine karıştırılmasının seçmenin demokratik iradesini zedeleyeceğini ifade etti.
“Karma evlilik mağduru çocukların durumu güven artırıcı önlem değil, insan hakkı ihlalidir”
Kıbrıs sorunundaki başlıklara geçen Erhürman, karma evliliklerden doğan çocukların kimlik ve Avrupa Birliği vatandaşlığı meselesini uluslararası platformlara taşımayı sürdürdüklerini kaydetti.
Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis’in konuyu bir lütuf veya tek taraflı takdir hakkı gibi gördüğünü eleştiren Erhürman, şunları söyledi:
“Sayın Hristodulidis ‘Ben her Bakanlar Kurulu’nda belli sayıda veriyorum’ diyor. Biz ‘seç ve ver’ (pick and choose) noktasında değiliz. Bu çocuklarımızın tamamı hak sahibidir. Bu bir güven artırıcı önlem meselesi değildir; açık bir insan hakkı ihlalidir. Bu sorun yüzünden bursunu, üniversite kabulünü kaybeden gençlerimiz var. BM Genel Sekreteri Guterres’in bizzat saydığı 7 başlıktan biri karma evlilik çocuklarının AB vatandaşlığıdır. Bu gerçeğin peşindeyiz.”

“Kıbrıs Türk tarafı 7 başlığın 7’sinde de hazır… Çocukların futbol oynaması KKTC’yi ‘upgrade’ mi eder?”
BM Genel Sekreteri Guterres’in temaslarında ilerleme beklediği 7 konu başlığına işaret eden Erhürman; geçiş noktaları, mayınların temizlenmesi, karma evlilik çocuklarının vatandaşlığı, spor, afetlere ortak müdahale ve düzensiz göçle ortak mücadele mekanizması başlıklarında Kıbrıs Türk tarafının tutumunun net olduğunu kaydetti:
“Biz 7 konunun 7’sinde de ilerlemeye hazırız. 6 başlıkta zaten tamamız; 7’nci başlık olan yeni geçiş noktalarında pürüzler var, onları da aşmaya varız. Ancak Sayın Hristodulidis ‘KKTC’nin upgrade edilmesi anlamına gelecek önlemleri istemem’ diyor. 11-12 yaşındaki çocukların futbol oynaması ya da afet mekanizması kurulması KKTC’yi ‘upgrade’ mi eder, tanınma mı getirir? Dünyada ‘uygulama yoluyla tanınma’ (recognition by implication) diye uyduruk kavramlar üzerinden çocukların sporunun engellenmesini, Girne ve Lefkoşa’daki gençlik festivallerinin diplomatik baskıyla iptal ettirilmesini midemiz kaldırmaz.”
Kıbrıs’ın güneyinde yaşanabilecek herhangi bir felakette yardıma hazır olduklarını peşinen ilan eden Erhürman, “İnşallah güneyde de kuzeyde de hiçbir afet yaşanmaz. Ancak bir şey olursa peşinen açık çek veriyorum: Her türlü yardıma hazırız. Bunu her olayda telefon açıp diplomatik bir malzemeye dönüştürmeyeceğiz” dedi.
“Masadayız ama müzakere masasında değil, görüşme masasındayız”
BM Genel Sekreteri Guterres ile ay sonunda New York’ta bir araya geleceğini belirten Erhürman, 10,5 aylık görev süresinde doğru bir diplomatik hatta geçtiklerini söyledi.
Resmi müzakere sürecinin başlamadığını, yürütülen sürecin bir "görüşme/diyalog masası" olduğunu hatırlatan Erhürman, sonuçsuz kalacak bir 5+1 toplantısına karşı olduklarını belirtti:
“2004 Annan Planı’nda ve 2017 Crans-Montana’da ne yaşadıysak bunu bir daha Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıslı Rumlara yaşatma hakkımız yoktur. Sayın Genel Sekreter de bizim söylediğimiz noktaya gelerek; güven yaratıcı önlemler, metodoloji ve öze ilişkin (substance) konularda ilerleme olmadan sonuçsuz bir 5+1 toplantısı toplamayacağını netleştirdi.”
“Hâlâ umutlu musunuz?” sorusuna yanıt: “Umutluyum, çünkü Sayın Hristodulidis ile anlaştığımız için değil, doğru hatta girdiğimiz için”
Liderler arasındaki baş başa görüşmelerin ardından basına yansıyan olumsuz havaya işaret edilerek sorulan “Kıbrıs sorununda hâlâ umutlu musunuz?” sorusunu da yanıtlayan Erhürman, umutlu duruşunu koruduğunu belirtti:
“‘Umutluyum’u şunun için söyledim ve aynı noktadayım: Umudumun sebebi Sayın Hristodulidis ile çok iyi anlaşıyor ya da çok yakınlaşmış olmamız değil. Son 5 senede yapılamayan temasları 10,5 ayda yaptık; konuşabiliyoruz. Sayın Hristodulidis ‘Crans-Montana’da kaldığımız yerden başlayalım’ diyordu; biz ise 9 yıldır aşınan bir güven olduğunu, önce güven yaratıcı adımların, ardından metodolojinin ve en son müzakerenin gelmesi gerektiğini anlattık. Bugün BM Genel Sekreteri de bizim işaret ettiğimiz bu üçlü hatta geldi. Doğru yola girdiğimiz için umutluyum. Çözüm sadece Kıbrıslı Türklerin ihtiyacı değildir; çözümsüzlük her iki halka da kaybettiriyor.”
“Siyasi eşitlik al-ver konusu değildir”
Kıbrıs Rum liderliğinin Crans-Montana’da kalınan yerden başlama ısrarına karşı metodolojinin baştan belirlenmesi gerektiğini yineleyen Erhürman, siyasi eşitliğin ve dönüşümlü başkanlığın altını çizdi:
“Metodolojinin birinci maddesi siyasi eşitliktir. Siyasi eşitlik bize lütfedilecek bir al-ver meselesi değil; çözümün yaşayabilmesinin çekirdeğidir. Bir ortaklık devleti kurulacaksa, bir Kıbrıslı Türk’ün o yapının başkanlığını hiçbir zaman yapamayacağını baştan anayasaya yazamazsınız. 1960 Anayasası’nda da bu yoktu ve çöktü. Dönüşüm oranları (1’e 2 mi, 1’e 3 mü) müzakere edilir; ancak ilkesel olarak siyasi eşitlik kabul edilmek zorundadır.”
“Sayın Genel Sekreter yolu doğru çizmiştir; biz o yolda yürümeye varız, nereye varacağımızı yürüyünce göreceğiz”
Bölgedeki çatışma risklerine ve BM Genel Sekreteri’nin bölgesel istikrar uyarılarına da dikkat çeken Erhürman, Kıbrıs’ın güneyindeki yönetimin askeri anlaşmalarla gerilimi tırmandırmasını eleştirerek sözlerini şöyle tamamladı:
“Sayın Genel Sekreter adaya geldiğinde açıkça bölgesel güvenlik risklerinden ve tehlikelerden bahsetti. Siz bu ortamda askeri anlaşmalar yapıp sonra da ‘elverişli barış iklimi’nden bahsedemezsiniz. Biz diplomaside ve diyalogdayız. Sayın Genel Sekreter yolu doğru çizmiştir; biz o yolda yürümeye varız. Ama yol bizi nereye götürür, yürüyünce göreceğiz.”

























