1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. ELİF ORMANDA
ELİF ORMANDA

ELİF ORMANDA

Öykü Yarışması’nın başarılı öyküleri

A+A-

Öykü Yarışması’nın başarılı öyküleri

Bu haftanın öykücüsü, Öykü Yarışmamızın 9,10,11 yaş grubu ikincisi Elifnaz oldu. Yenidüzen-Deniz Plaza Öykü Yarışmamızın 6.sında dereceye giren öyküleri yayınlamaya devam ediyoruz. Gelecek hafta üçüncülerden devam edeceğiz. Çocuklarımız, gençlerimiz aracılığıyla bilişim çağının olumlu taraflarının yanında olumsuz yanlarından olan yaratıcılık, hayal gücünü öykülerimizle yaşatmaya devam ediyoruz.


 

 

Elifnaz Kükürt

5.sınıf
Şht. M. Eray İlkokulu
9,10,11 yaş grubu

 

Yarışma Konusu: Yeni bir güne uyandınız… Önünüzde sabahtan akşama değerlendireceğiniz bir zaman dilimi var. O günde neler yaşamayı isterdiniz? Öyküleştirerek anlatınız…

 


 

ELİF ORMANDA

Güneşin tatlı tatlı yüzüme vurmasıyla uyandım. Yanağımın sağ tarafı sıcacık olmuştu. Minicik serçe kuşları odamın penceresine konmuş, tıkır tıkır sesler çıkararak cama vuruyorlardı. Kim bilir belki karınları acıkmış, belki de güneşin sıcaklığı onların da güzel bir güne başlamalarını sağlamıştı. Zaten benim ufacık bir kıpırdamamla birlikte uçup gittiler. Neden gittiniz diye arkalarından seslendim. Ben size bir şey yapmadım ki.

Sonra yatağımda doğruldum. Bugün günlerden Pazar ve bugünü doyasıya yaşamak istiyorum. Hafta içi okul, dersler derken yoruluyorum. Dört gözle beklediğim bir gün bugün. Ama sadece benim mi? Bence değil. Tüm öğrenciler, hatta çalışanlar için bugün değerli bence.

Kalktım. Saat 08.05’i gösteriyor. Dün zaten uykumu aldığım için bugün erken kalktım. Yapacak bir sürü işlerim var. Bol bol gezip eğleneceğim bugün. Ormanın güzelliklerini keşfedeceğim…

Bunları aklımdan geçirirken bile heyecanlanıyorum. Ormana hiç gitmemiştim. Nasıl bir yer, neler var orada. Nelerle karşılaşacağım hiç bilmiyordum.

Dün akşam babam bana söylediğinde önce hiç de heyecanlı bir fikir olarak gelmemişti. Zaten orada ne yapacağım ben. Ağaçlar, otlar, hayvanlar… Hiç eğlenceli değil ki. Ormanı ben bugüne kadar hep televizyonda görmüştüm. Uzun uzun ağaçlar, kocaman dallar, ilerisi görünmeyen yerler ve tabii ki vahşi bir sürü hayvanlar. Bence hiç eğlenceli değildi…

Ama sonra biraz düşündüm. Neler görecektim acaba? Hangi hayvanlar, ne tür ağaçlar… Eğlenceli olabilirdi aslında. Resim bile çekebilecektim. O yüzden de dün akşamdan kameramı şarja takmıştım. Yanıma alacağım yedek bataryayı bile hazırlamıştım.

Yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Annem kahvaltıyı hazırlamıştı. Babam da, kalkınca hep beraber kahvaltımızı yaptık. Babam bana “hazır mısın Elif” diye sorunca dayanamayıp “eveettt” diye bağırdım. Heyecanlı olduğumu anlamışlardı. İkisi de bana güldü. Sonuçta ilk defa beton binalardan uzaklara, tabiatın en güzel yerlerine gidecektim.

Hızlı hızlı yedim, kalktım, çantamı hazırladım. Belki dört beş kez çantamı kontrol etmişimdir eksik bir şey olmasın diye. Üzerime de kot pantolonumu giydim. En sevdiğim kottu bu. Pembe bağcıklı spor ayakkabılarımı da giyinince “hazırım ben” dedim babama. Aynı bir turiste benzediğimi söyledi annem. Aynaya bakınca gerçekten de öyle olduğumu anladım. Bir tek gözlüğüm eksikti. “Aaa! Aslında o da var” diye anneme seslendim. Dolabımdaydı. Rengi de spor ayakkabılarıma uyuyordu. Pembe. Annem onu da getirdi. Evet, şimdi hazırdım.

Çantalarımı alıp evden çıktık. Babamın mavi bir arabası var. Onunla gidecektik. Ben babamın yanına oturdum. Emniyet kemerini taktım ve yola çıktık. Saat 09.12 olmuştu.

Uzun uzun binaları geçtik, bir sürü arabaların olduğu yollar canımı sıkıyordu. Hiç eğlenceli değildi buralar. Oynayacak hiçbir yer yoktu ki. Her yer beton… Her yer bina… Hiç benim gibi çocukları düşünmüyorlar ki. Halbuki her yerde ağaçlar olsa çiçekler olsa, parklar bahçeler olsa. Ne güzel olurdu. Çocuklar oynarlar, eğlenirlerdi. Bütün gün evde oturmazlardı. Ben çoğu zaman evden dışarıyı seyrederken düşünüyorum; keşke tek katlı bir evimiz olsa, kocaman bahçesi olsa, meyve ağaçlarımız olsa, ağaca çıkıp yesek. Canımız sıkılana kadar bahçede oynasak ne güzel olurdu. Ama apartmanda böyle bir şansımız yok. Dışarıya çıksam arabaların park yerlerinden dolayı oynayacak yer yok. O yüzden ben de okulumdaki parkta oynayarak bu eksikliğimi de gideriyorum.

Bunları düşünürken herhalde bayağı bir mesafe gitmiştik. Çünkü yavaş yavaş etrafımızda bina sayısı azalıyordu. Küçük küçük tepeler vardı. En azından artık yeşil ağaçları görebiliyordum. Babam bana “az kaldı birazdan kocaman yemyeşil ağaçların arasında olacağız Elif” dedi.

Gözkapaklarım kapanırken esnemeye başladım. Başımı koltuğun arkasına yaslayıp hayallere daldım, uyumuşum. Rüyamda aslanlarla, kaplanlarla dolu ormanın içindeyim. Sanki, Alice Harikalar Diyarında gibiydim. Konuşan tavşanlar, beni kovalayan aslanlar, ama sonrasında hepsiyle iyi anlaştım. Beraber oyuna daldık ve yemeğimizi beraber yedik.

Tam rüyamın en güzel yerinde arabamızın tekeri bir tümsekten geçti ve uyandım. Etrafımda ne konuşan tavşan vardı, ne de beni kovalayan aslan. Alice de yoktu. Rüya gördüğümü anladım. Keşke gerçek olsa diye düşünürken babam bana “Elif bak, ormanın girişindeyiz” dedi. Arabamızı kenara bir yere park ettik ve eşyalarımızı yanımıza alarak indik.

Biraz heyecanlı, biraz da ürkek adımlarla ilerledim. Önüm, sağım, solum her yer yemyeşil ve göklere kadar uzanan ağaçlarla doluydu. Babamla beraber ilerledik. Ben hayalini kurduğum yeri bulmaya çalışıyordum. Hani nerede tavşanlar, hani aslanlar, yılanlar nerede?

Babam bana anlatmaya başladı; “kızım, burası orman, yani değişik ağaçların, değişik tür ve boyutlardaki ağaçlarla kaplı, içerisinde sayısız canlıyı barındıran yemyeşil bir bölge burası. Ormanlar hem doğamız için hem de bizler için çok faydalıdır. Özellikle doğaya bol bol oksijen üretirler. Oksijen de zaten canlılar için önemlidir. Bunu biliyorsun.

Ayrıca içerisinde binlerce canlıyı barındırır, onlara “ana”lık yapar. O canlıların yaşam yeridir ormanlar.

Soruyorum sana Elif, söyle bakalım, erozyonu nasıl önleriz?

Biraz düşünüp cevap verdim; “Bol bol ağaç dikmekle”

İşte burası erozyonun en az hatta hiç olmadığı bir yerdir Elif. Ağaçlar, toprak kaymasını önler, kökleriyle toprağı tutarak yağmurla, suyla akıp gitmesini önler.

Daha iyi anlamaya başlamıştım şimdi. Heybetli çınar ağaçları, kocaman çam ağaçları ve diğerleri. Sizleri çok seviyorum.

Dünyamızın artan hava kirliliği ile mücadelesinde ormanların payı büyüktür Elif.

Babamla bunları konuşurken acıktığımı hissettim. Beraber bir ağacın dibine oturup yemeklerimizi yemeye başladık. Ne güzeldi sırtımı yasladığım ağaç. Geniş bir gövdesi vardı. Ve sanki dallarıyla bizi koruyordu. Ama güneşi göremiyordum. Nerdesin Güneş? Sadece ağaçların dallarından süzülen ışığını görüyorum senin. O esnada bir dalın üzerinde yuva yapmış bir kuş gördüm. “Aaa babacığım, bak bir kuş yuvası!” Yüksekteydi yanına gitmeyi çok istedim ama bunu yapamazdım. Resmini çektim, hem de birçok kez. Herhalde yavruları vardı. Onları besliyordu. Kalkıp yürümeye devam ettik. Ormanın bütün güzelliklerini gördüm. Bize kucak açmasını, minik hayvanlara yuva olmasını, insanlara ve doğaya olan faydalarını… Her şeyini anlamaya çalıştım. Bugüne kadar sadece okul kitaplarında ve televizyonlarda gördüğüm ormanın şimdi içindeydim. Bu kadar hevesle gezip bu güzellikleri yakından göreceğim aklıma gelmezdi.

Saatin ne kadar da çabuk geçtiğini fark edemedik. Hava biraz kararmaya başlamıştı. Babam, “artık gidelim istersen kızım, hava kararıyor.”

Hiç gitmek istemiyordum. Aslında bu gece burada kamp yapmak da çok zevkli olurdu. Ama bunun için başka bir güne söz verdi babam. Zaten yarın okul da vardı. Burada kalamazdık.

O kadar çok resim çekmişim ki, yedek bataryam bile bitmek üzereydi. Heyecanla eve gidip bunlara tekrar bakmak, anneme bunları gösterip anlatmak istiyordum.

Sonunda arabamıza vardık, yola çıktık. O kadar yorulmuşum ki, uykuya dalmışım hemen. Uyandığımda eve gelmiştik. Heyecanla anneme sarıldım ve bir çırpıda anlatmaya başladım. Ama o kadar karıştırıyordum ki, bir oradan bir buradan anlatıyordum. Annem; “Dur kızım, sakin ol. Her şeyi anlatırsın yavaş yavaş ama önce banyoya gir bakalım.”

Çok şey öğrenmiştim bugün babamla. Hayatımın belki de en güzel günüydü. Bunu tekrarlamak istiyordum. Babamdan bunun sözünü de almıştım. Şimdi ise sadece sabahın bir an önce olmasını ve okuluma gidip yaşadığım bu güzellikleri öğretmen ve arkadaşlarıma anlatmak istiyordum.

Yemeğimi yedim ve erkenden uyudum. İyi geceler orman anne, iyi geceler yavrularını besleyen kuş, iyi geceler kocaman çınar ağacı, iyi geceler yemyeşil ormanım…

Bu haber toplam 1180 defa okunmuştur
Etiketler :
Adres Kıbrıs 321 Sayısı

Adres Kıbrıs 321 Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler