1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. SEDA ORBAY YÜCEL: KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ VE HAKİKAT CESARETİ - PARRHESİA
SEDA ORBAY YÜCEL: KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ VE HAKİKAT CESARETİ - PARRHESİA

SEDA ORBAY YÜCEL: KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ VE HAKİKAT CESARETİ - PARRHESİA

Özellikle iktidarın kuvvet ve baskı kılıcını çektiği sessizlik zamanlarında beliren hakikat eylemleri, parrhesia oyununun en çarpıcı sahnelerinin ortaya çıkmasına mahal vermektedir.

A+A-

Seda Orbay Yücel

Antik Yunan’ın yetiştirmiş olduğu en ünlü filozoflardan biri olan Diogenes’e göre insanlar için en iyi şey parrhesia yani konuşma özgürlüğüdür. İsonomia (siyasal haklarda eşitlik) ve isegoria (ifade özgürlüğünde eşitlik) ile tamamlayıcılık ilişkisi içerisinde olan parrhesia, Antik Yunan’da demokrasi olgusuna tekabül etmektedir[1]. Yunan demokrasisinin büyük zaferiyle birlikte sahneye çıkan kavram, zaman içerisindedoğruyu söyleme cesareti, “dürüst konuşma” ve “açık sözlülük” temelinde konuşma özgürlüğünü resmeden bir kıvama ulaşmıştır. Etimolojik olarak bakıldığında pan (her şey) ve rhema (söylenen) sözcüklerinin bir araya gelmesiyle oluşan parrhesia kelimesi, “her şeyi söylemek” anlamına gelmektedir. Parrhesiastes yani parrhesia kullanan kişi ise aklındaki her şeyi söyleyen kişiyi tarif etmektedir[2]. Bu, iki tür parrhesia kullanma biçimini karşımıza çıkarmaktadır. Bunların birincisi, “boşboğazlık” sözcüğüne yakın bir anlama gelmektedir. Burada Parrhesia kullanıcısı, niteliksel bir ayrım gözetmeksizin zihninden geçen şeyleri aktarma eğilimindedir. Bu, kalbin ve zihnin her hareketini yansıtan sözel bir etkinliktir[3]. Parrhesia’nın ikinci anlamı ise iktidarla çatışma ve karşı karşıya gelme risklerini göze alarak hakikati söyleme ya da doğruyu söyleme edimine tekabül etmektedir. Bu bağlamda Parrhesiastes, susmak yerine cesur bir şekilde kendini hakikati söyleme edimiyle bağlayan ve söylediklerinin sonuçlarına katlanmayı göze alan kişi olarak belirmektedir[4]. Buradaki söylemsel edim, parrhesia oyununda açık ve özgür konuşmayı karşılamakta; cesur bir eylem biçimiyle doğruyu aktarmaya odaklanmaktadır. Bu ise hakikat söylemini en uç biçimiyle, yaşam ve ölüm arasında parrhesia oyununun bir parçası haline getirmektedir[5]. Foucault bu noktada oyunun kurallarının konuşmacı ile dinleyici arasındaki iktidar ilişkisine göre değişebileceğini ifade ederek, bu bağlamda hakikat aktarımının yanlışa dair bir itiraz olarak belirebileceği gibi bir eleştiri sunma şeklinde de tezahür edebileceğini belirtmektedir. Bunlar arasında özellikle ölüm ile hakikat arasında derin ilişkiyi açığa çıkaran söylem edimleri, parrhesia oyununun en cesur rollerini üstlenmektedirler. Foucault’un parrhesia oyununda hakikat sahnesine çıkardığı Parrhesiastesler de bu bireylerdir. Eylemlerinin parrhesiastes veçhesinden dolayı Foucault bunları, başkaldıranlar olarak tasvir etmektedir. Balibar’a göre bu bireylerin söylemleri mücadeleyle, özerklikle veya öz örgütlenmeyle, ayrıca söylemle yani ifade düzlemiyle, dolayısıyla da sözün özgür bırakılmasıyla ve konuşma gücünün ele geçirilmesiyle sıkı sıkıya ilişkilidir[6]. Özellikle iktidarın kuvvet ve baskı kılıcını çektiği sessizlik zamanlarında beliren hakikat eylemleri, parrhesia oyununun en çarpıcı sahnelerinin ortaya çıkmasına mahal vermektedir. Bu noktada Foucault, gerçek hakikat cesaretinin sergilendiği bu son perdenin baş rol oyuncusu olarak Sokrates’i sahneye çıkarmaktadır.

Sokrates, parrhesia kullanması bakımından felsefe tarihinde özel bir yere sahip bulunmaktadır. Çünkü yaşam pratiği parrhesia kullanımının en iyi örneğini teşkil etmektedir. Zira, Atina meclisinde parrhesia kullandığı için ölümle cezalandırılmıştır. Foucault’a göre Sokrates, gerçek anlamda özgür ve cesur olabildiği için bir parrhesia işlevi görebilmiştir[7]. Onun Atina meclisine hitap ettiği Savunması, baştan sona ödev duygusu, açık sözlülük ve cesaretle yüklüdür:

Atinalılar, […] parlak ve gösterişli deyimlerle […] söylevler çekecek değilim […] yalnızca dilimin ucuna gelen sözcükleri allayıp pullamadan söyleyeceğim […] içinizden kimse benden doğrudan başka bir şey beklemesin.

Doğruyu söyledim size Atinalılar, önemli önemsiz hiçbir şey saklayıp gizlemeden, değiştirmeden. Bununla birlikte gene bana hınç beslemelerine yol açacağım.

[…] İster salıverin ister salıvermeyin beni; iyice bilin ki şunu, bir kez değil bin kez ölmem gerekse bile, hiç mi hiç değiştirmeyeceğim yolumu…

Sokrates’in parrhesiastes rolünü açıkça ortaya koyan bu diyalog, ölüm ile hakikat arasındaki derin diyalektiğin tezahürünü oluşturmaktadır. Sokrates’in Agorada çoğunluğun sesine karşı tekil bir ses olarak cesaretle hakikati haykırması, parrhesia oyununda karşı koyma eylemini temellendirmektedir. Sokrates, bir parrhesiastes olarak hâkim düşünceye karşı çıkarak doğru olduğuna inandığı şeyi söylemektedir. Bu, sessiz yığınların aksine cesur bir eylem biçimiyle kendini doğruluğa bağlamayı göze almaktır. Bu ise hem doğruyu söyleme edimine hem de doğruyu söyleme konusunda kendisini taahhüt altına sokma biçimine atıfta bulunmaktadır. Bu ikinci atıf, parrhesia’nın bir diğer özelliği olan ödev boyutuna vurgu yapmaktadır. Buna göre parrhesia kullanıcısı, ödev yoluyla ahlaki kurallarla özgül bir ilişki içerisine girerek kayıtsız kalmak yerine sessiz çoğunluğa doğruyu anlatma konusunda sorumluluk üstlenmektedir. Sokrates de özgür konuşma ile bütünleşmiş hakikat cesaretiyle Atina Meclisi’ndekilere kendi gözleriyle göremediklerini dolaysız bir şekilde anlatırken bu sorumluluğu üzerine almaktadır. Çoğunluğun göremediğini gören Sokrates, inandığı hakikati sahiplenmekte ve herkese göstermeye çalışmaktadır. Tıpkı Platon’un Mağara metaforunda korkularına rağmen zincirlerden kurtulmayı başaran filozofun duvara yansıyan gölgelerin bir yanılsama olduğunu göstermeye çabaladığı gibi Sokrates de özgürlüğünü kullanarak hakikati açığa çıkarmaya uğraşmaktadır. Platon’un Mağara alegorisi insanın zincirlerini kırıp hakikat arayışına girmesinin hikayesidir. Bu alegoriye göre zincire vurulmuş olan tutsaklar, hakikatin duvara yansıtıldığı gibi olduğuna inanarak uzun bir süre esaret altında yaşamlarını sürdürmektedirler. Onlar, hakikati yalnızca bu gölgelerin yanılsamalarından dinlerler. Oysa bunlar, gerçek dünyanın doğru temsilleri değildir; aksine gerçekliğin çarpıtılmış ve bulanık kopyalarını temsil eden gölgelerdir. Hakikat ise aydınlıkla algılayabileceğimiz nesnelerin gerçek formlarını oluşturmaktadır. Bunu keşfetmiş olan hakikat anlatıcısı, doğruyu söylemek için mağaraya geri dönerek mağaranın diğer sakinlerine duvardaki gölgelerin görülen imgelerin doğrudan kaynağı olmadığını anlatmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken de bir parrhesiastes gibi tehlike karşısında risk almaktadır. Zira karanlık mağaraya yeniden girerek gerçeklik yanılsamasına karşı tüm cesaretiyle hakikati haykırmaktadır.

Bugün parrhesia üzerine düşünmek, her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir. Her geçen gün konuşmanın sessizliğe mahkûm edilmesi, parrhesia oyununun yeniden sahneye konulmasını gerektirmektedir. Günümüzde gölgelerin yarattığı gerçeklik yanılsaması karşısında tek direniş, “hakikati söylemek”tir. Parrhesia “artık erdemler içinde bir erdem değil, edimler içinde bir edim değil; bir dönüşümdür”. İktidarın düşünce ablukası karşısında özgürlüğü kullanarak,sessizlik yerine hakikati, hayat ve emniyet yerine ölümü, yaltaklanma yerine eleştiriyi, kendi çıkarını koruma ve ahlaki kayıtsızlık yerine ahlaki sorumluluğu” seçmektir[8]. Kısacası hakikat cesaretiyle bütünleşmiş özgür konuşmaya geri dönüştür. Geçmişte Parrhesia, “söyleme”nin bir diğer kipliğiyken, bugün özgür konuşmanın her zamankinden daha da gerekli olması temelinde zorunlu, asli bir kipliği haline gelmiştir[9]. Bu noktada tekrardan Sokrates’in Parrhesia sahnesine geri dönmemiz ya da Platon’un mağara alegorisini yeniden hatırlamamız gerekmektedir. Zira bugün Parrhesia’ya duymuş olduğumuz ihtiyaç, tam da bu yüzyıllar önce ölümüne yapılan özgürleşme çağrılarını unutmuş olmamızdan ileri gelmektedir. Sokrates’in savunmasını okurken kendini dinleyen Demos’a yanılsama sarmalına karşı özgür konuşma ve sorgulamayı kurtuluş olarak göstermesi, günümüzün özgürlük sorunsalında bizim de yönelmemiz gereken en temel husustur. Bunun içinde özgürlük ışığına doğru yürüyerek gerçekliğin duvarda mağara girişinden yansıyan gölgeler ve yankı yapan sesler olmadığının farkına varmak gerekmektedir. Bu ise kurulu ve sabitlenmiş olanın vazettiklerine meydan okumaktan geçmektedir. Zira parrhesia, kurulu olanın vazettiği doğruyu karşısına alan şeydir.  Bu bağlamda hakikat de, potestas’ın (iktidar) cephesinden bütünüyle imkânsız görünen şeyin mümkün hale gelişine tanıklık edendir[10].   


[1] Foucault Michel, Doğruyu Söylemek, Ayrıntı Yayınları, 2005, s. 19.

[2] A.g.e., s. 10.

[3] A.g.e., s.12.

[4] A.g.e., s.17

[5] A.g.e., s.14.

[6] BALİBAR Etienne, Demokrasiyi Demokratikleştirmek, İletişim Yayınları, 2019,  s.69-70.

[7] A.g.e., s .81.

[8] Foucault, s.17.

[9] https://www.k24kitap.org/dogruyu-soylemek-parrhesianin-ozgullugu-5132.

[10] Özkan Agtaş, Hakikat ve İnsan Hakları, Dipnot Yayınları, Ankara, 2012, s.11-12.

Bu haber toplam 26 defa okunmuştur
Gaile 528. Sayısı

Gaile 528. Sayısı