
Nurcan Gündüz: İfade Özgürlüğü Üzerine Düşünceler
Esasen ifade özgürlüğü, ceza hukukunun elinin değdiği birçok konu gibi ilk bakışta koyu renkli bir izlenim yaratabilir. Oysa biraz yakından bakıldığında, birçok yerinden renklenen, çoğalan, seslenen bir haklar bütünüdür.
Nurcan Gündüz
[email protected]
İfade Özgürlüğü Üzerine Düşünceler
Gaile’nin son sayısı için ifade özgürlüğünü tartışma fikrini ortaya atarken aklımdan geçen şey, çoğu zaman hukuki boyutuyla ve hukukçular tarafından konuşulan bu konuyu, biraz da biz hukukçuların elinden kurtarmaktı.
Elbette ifade özgürlüğünün yasalardaki izdüşümünü, mevzuatın toplum mühendisliği kabiliyetiyle birlikte düşündüğümüzde, ortada hukukçuların daha berrak görebileceği bir etkileşim bulunduğu muhakkak. Ancak ifade özgürlüğünün tek boyutunun, yegâne sınırının ve tek tartışma alanının hukuk olmadığını da teslim etmek gerekir. İfade özgürlüğünün akademik tartışmaların, bilimin, sanatın, edebiyatın, düşüncenin kaynayıp taştığı bir boyutu da yok mudur? Olması gerekmez mi?
Biz çoğu zaman ifade özgürlüğünü, birinin sözünün sınırlandırılmaması gerektiği, soğutucu etki, cezalandırılma korkusu, baskı ve sansür gibi başlıklarla tartışıyoruz. Bunlar elbette vazgeçilmez tartışmalar. Fakat örneğin ifade özgürlüğünün bir sanatçıya ne düşündürdüğüne bakmak bize ne katardı? Bir akademisyenin, bir yazarın, bir edebiyatçının, bir insan hakları savunucusunun ya da yalnızca sözünü arayan bir insanın ifade özgürlüğüyle kurduğu ilişkiyi düşünmek, bu tartışmayı nasıl genişletirdi?
Gaile’ye bu soruyla katkı vermek istediğimi söylediğimde ve sonrasında, kıymetli destekleriyle, kucaklayıcılıklarıyla bu alanı bizlerle dostça ve bilgece paylaşan sevgili Münevver Özgür Özersay ve Ahmet Güneyli hocalarıma içtenlikle teşekkür ederim. Gaile’nin tüm ekibi gecikmelerimize rağmen müthiş dosttu, teşekkürler.
Ayrıca çok değerli katkılarıyla dosya konusuna, Gaile’nin sorduğu soruya ve bu tartışmanın çoğalmasına emek veren sevgili Özlem Gürkut’a, Seda Orbay Yücel’e, Görkem Göktuna’ya ve Berna Numan’a da çok teşekkür ederim. Yalnızca dostlarımız olarak bu sayıya katkı koymadılar, meslekleri ve toplumsal konumlarından ötürü damıttıklarıyla değerli zamanlarını agoranın gelişimine katkı vermeye ayırdılar. Toplumda bazı insanların yeri makamları ne olursa olsun, hep aynı kalır. Uzun yıllar hukuk mesleklerindeki tecrübesiyle damıttığı kıymetli görüşlerini bizlerle paylaşan toplumun akil insanlarından sayın Emine Dizdarlı da bizlere zaman ayırıp ifade özgürlüğünü hem de ‘hukuk hukuk’ olmayan anlamlarıyla boylu boyunca tartıştı. Çok keyifli bir söyleşiydi. Okuyucuya da aynı keyfi vermesini umarım. Yazacağı konu üzerine birlikte düşündüğümüz, tartıştığımız halde çeşitli engeller nedeniyle bu sayıya yetişemeyen sevgili dostlara da buradan ayrıca teşekkür etmek isterim. Hepsinin ortak yanı, ifade özgürlüğüyle ilgili paylaştığımız düşünceden heyecan duymalarıydı. Üzerine konuştukça, bu meselenin yalnızca siyah ya da yalnızca gri olmadığını; çok daha geniş, çok daha canlı, çok daha çok katmanlı bir alan açtığını birlikte gördük. Günün sonunda bir yazıyla dergiye katamadığımız o uçuşan tartışmaların ve düşüncelerin daha sonra başka eserlere, başka tartışmalara, başka anlamlı sonuçlara varacağını, en azından ilham olacağını düşünüyorum.
Esasen ifade özgürlüğü, ceza hukukunun elinin değdiği birçok konu gibi ilk bakışta koyu renkli bir izlenim yaratabilir. Oysa biraz yakından bakıldığında, birçok yerinden renklenen, çoğalan, seslenen bir haklar bütünüdür. İnsana sözünü, duygusunu, haberini, zihninin ve ruhunun içinden geçenleri, istediği ölçüde paylaşma imkânı verir. Duyguları, düşünceleri, dönüşümleri, hazları, itirazları ve hayal kırıklıklarını bir araya getirir. İnsanın kendi deneyimini başkalarına açmasına, başkalarının deneyimini de onların gözlerinde görebilmesine alan tanır. Onların gözlerinde görmeye, onların ruhlarındaki bu yansımayı anlamaya dayalı paylaşımların yaratacağı bir agoranın verimini ve gücünü tartışmaya gerek olduğunu sanmıyorum.
İfade özgürlüğünden söz ederken çoğu zaman cümleye şöyle başlarız: “İfade özgürlüğü yalnızca hoşumuza giden, duymaktan rahatsız olmadığımız sözler için değil; rahatsız edici, sarsıcı, hatta kimi zaman incitici bulunan sözler için de düşünülmelidir.” Bu doğru ve önemli bir hatırlatmadır. Ama kabul edelim ki, biraz önce sözünü ettiğim paylaşmalara, ortaklaşmalara, insanın kendi içini dışa çevirebilmesine olanak tanıyan bir ifade özgürlüğü de daha anlamlı, daha davetkâr ve daha sahici görünür.
Bu nedenle biz, hukukun keskin ve ciddi çehresinden biraz uzaklaşıp, ifade özgürlüğünün başka boyutlarını konuşma düşüncesiyle yola çıktık. Konuyu tüketmek gibi bir ihtirasımız yok. Aksine, ilerleyen dönemlerde Gaile’de bu konuda yazılarını, söyleşilerini, düşüncelerini paylaşmayı umduğum ve sözüne çok kıymet verdiğim başka dostlar da var.
Küçük toplumumuzun büyük potansiyel taşıyan agorasının her gün biraz daha zenginleşmesi; yalnızca ifade özgürlüğünün değil, bütün özgürlüklerin daha derin, daha sahici ve daha insanca yaşandığı günleri tüm anlamıyla deneyimlemek ümidiyle…
*Gaile 528’nin konuk editorü.

























