1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Electric Guest “Mondo” albümüyle karşınızda
KKTC’de bir hiçlik; akademisyen olmak...

KKTC’de bir hiçlik; akademisyen olmak...

Ders yükleri, maaşların düşük olması, yayın zorunluluğu, sekreterya işleri bu insanları zaten ezerken, diğer yandan da üniversite adasında parasını veren müşteri pardon öğrenciyi memnun etmek diğer bir ağırlıktır

A+A-

 

Özlem Turan
ozlemturan@gmail.com

10 yıl önce gururla bezenmiş bir meslek olan akademisyenlik, 2020’nin bize getirdikleriyle beraber iyice özünü kaybetmiş duruma geldi. Ömrünü üniversitede, kitapların içinde geçirmekle mutlu olacağını sanan akademisyenler, adanın “üniversite adası” olma gayreti içerisinde değerlerini gittikçe kaybettiler. Bu yazı, Kıbrıs’ın kuzeyinde akademik dünyayı eleştirmeye odaklanırken, akademisyenler özelinde, onların ve çevrelerinin dışında kimsenin farketmediği noktaları açıklamak için yazılmıştır.

Bilindiği üzere, ada yıllardır üniversite ya da öğrenci adası olma yolunda ilerliyor. Bu süreçte, beklenenin aksine ne eğitim kalitesi yükseldi ne de akademik anlamda ilerleme kaydedildi. Öğrenci adası olmanın ilk şartı, iyi eğitim vermek değilmiş. Tam tersine, ne kadar kalitesiz eğitim verirseniz, o kadar çabuk üniversite adası olabiliyormuşsunuz. Tabii ki bu noktayı da sermaye sahipleri  akademisyenlerden önce farkedip, zaten orta seviyede olan eğitim kalitesini daha da aşağıya çektiler.

Böylece, lise seviyesinde ama ismi üniversite olan okullarda, 3 sayfa kitap okuyup sunum yaparak mezun olan öğrenciler, ve onların tüm nazını, derdini çeken akademisyenler kaldı. Tüm dünyada saygın bir meslek olan akademisyenlik, hem manevi değerini yitirdi hem de akademisyenler yıllarca emek vererek aldıkları diplomalardan sonra bulundukları ortamı bir türlü değiştiremezken her gün yeni varoluşsal krizlere sürüklendiler.

Ülkenin aydın yüzü olması gereken bu kişiler, ne örgütlü ne de bireysel bir yol ile haklarını savunabiliyorlar. Dışarıdan insanların, “Siz de örgütlenin, kendinizi ezdirmeyin” cümlelerini her gün duyarak, tek bir konuda bile üniversite yönetimine karşı çıktıklarında işlerine son verileceğini bilerek, korkunç bir ders yükünün altında eziliyorlar. Üniversite sahipleri, ne kadar az hoca, o kadar az masraf motivasyonu ile, 3 kişilik ders yükünü bir hocaya yükleyerek, zenginliklerini katlarken, her yeni dönem farklı alanlardan dersler veren akademisyenler aynı zamanda sekreterya işleriyle boğuşuyor. Bitmedi; “saygın” üniversitelerin uluslararası alanda saygınlıklarını kanıtlamak için, makale yazma zorunluluğu ile karşı karşıya. Kendini bilime adamış herkes, özgün araştırmalar yapmak ve bunları yayınlamak ister; fakat KKTC’deki durum bu idealist amaçtan çok uzaktır. Aylık maaşlarının bazen iki katı yayın ücreti olan dergilerde, kalitesiz yayınlar yaparak bir sonraki dönemde de o üniversitede çalışmalarını garantilemeye çalışan bu akademisyenler artık bilim için değil, patronların bir sonraki yıl daha çok öğrenci çekmeleri için deyim yerindeyse “saçma-sapan” yayınlar yapmaktadırlar. Hal böyleyken, bu mesleğin artık ne saygınlığı kalmıştır, ne de ömrünü masa başında harcayan bu insanlar için maddi bir getirisi.

Ders yükleri, maaşların düşük olması, yayın zorunluluğu, sekreterya işleri bu insanları zaten ezerken, diğer yandan da üniversite adasında parasını veren müşteri pardon öğrenciyi memnun etmek diğer bir ağırlıktır. Müşteri her zaman haklıdır; o kadar para veren öğrenciye tabii ki tüm kolaylıklar sağlanacak, gerekirse o geçene kadar telafi sınavları, bütünlemeler yapılacak, telefona attıkları her mesaja karşılık verilecek, tez konuları bizzat hocalar tarafından bulunacak, her sorunuyla ilgilenilecektir. Öğrenci memnuniyeti, bir akademisyenin değerini gösterir; çünkü memnun olan her öğrenci, önümüzdeki dönem yine burada eğitime devam edecek, okulun Türkiye’de reklamını yapacak, daha çok para akışı sağlanacaktır. Eğitim artık yerini, öğrenciyi pışpışlamaya bırakmıştır.

Gittikçe değersizleşen akademik ortamda hocaların değerli kalmasını da bekleyemezsiniz; tam da bu sebepledir ki eskiden akademik anlamda başarılı olan kişiler yüksek lisans ve doktoraya devam edip, bu uğurda canla başla çalışırken, bu profil de zamanla değişmiş, akademisyenlik artık idealist olmayan kişilerin sadece bir meslek edinmek için yaptığı (yapabildiği) bir meslek haline gelmiştir. Patronların oyun alanı olan ünivesitelerde de adanın her alanında hüküm süren torpil ve feodal ilişkiler vardır; böylece memur zihniyetinde olan kişiler paralı yayınlarla doçentlik ve profesörlük merdivenlerini koşar adım çıkarken, bu mesleğe gerçekten gönül vermiş, yıllarca emek harcamış, yurtdışında maddi manevi zorluklarla bu titreleri almış kişiler, yaşadıkları mobbing ile meslekten soğumuş, ya sürekli üniversite değişerek her yeni üniversitede ortamın daha farklı olacağını umut ederek yıllarını geçirmiş, ya da umutsuzca başka işlere yönelmişlerdir.

2020’de yaşadığımız pandemi sürecinden önce durum böyleyken, bir de üzerinde yeni düzenin getirdiği yükler binmiştir. Zaten sorunlu ve kalitesiz olan eğitim, bir günde online sisteme geçerek, en önemli motivasyon olan müşteri memnuniyeti daha da önemsenmeye başlamıştır. Akdemisyenlerin yükü daha da artmış, okullarda iş azlığından dolayı çıkarılan asistanların, sekreterlerin ve idari personelin iş yükü de akademisyenlere bölünmüştür. Hatta, online eğitimde yüz yüze eğitimden daha az emek harcandığı tartışılmış, bir çok akademisyenin maaşlarında kesinti yapılmıştır. İş yükü online eğitimden dolayı iki kat artarken, maaşlar düşmüş, insanlar zaten önceden de kötü olan akademik koşulların içinde boğulmaya bırakılmıştır. Pandemiden dolayı, üniversite dışında imkanların da sıfırlanması ile, akademisyenler her yeni gelen görevi tek bir şikayette bile bulunamadan kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Tabii ki yukarıda bahsedilen koşullar 1-2 tane istisna üniversite için geçerli değil; fakat her köşe başında üniversite olan ada yarısında genel durum bu şekilde özetlenebilir. Bu koşullar pandemiden dolayı ortaya çıkan yeni eğitim anlayışı ile daha da kötüye gideceğe benziyor; görünen o ki, akademisyenler hem maddi hem de manevi anlamda daha da dibe vuracaklardır. Umarım en kısa zamanda, örgütlenerek insani koşullarda çalışabileceğimiz günleri görür, o zaman da gizlenmeden , işimize son verileceği korkusuyla ismimizi saklamadan, özlük haklarımıza kavuşup yeni bir yazı yazabiliriz.

Bu haber toplam 10175 defa okunmuştur
Gaile 476. Sayısı

Gaile 476. Sayısı