
Düğün ve Cenaze Misali Hayat
Tuğba Özer yazdı: Düğün ve Cenaze Misali Hayat
Hayat, Sezen Aksu’nun şarkısındaki gibi; düğün ve cenaze misali…
Aynı hayatın içinde yan yana duran iki ayrı gerçeklik…
Bir tarafta kahkahalar yükselirken, diğer tarafta bir annenin “Çocuğum nerede?” diye yırtılan sesi göğe karışıyor. Bir yerde gençler hayatlarının en özel gününü yaşarken, başka bir yerde bir genç “Annemi istiyorum” diye haykırıyor.
Ve biz, bütün bu seslerin arasında yaşamaya devam ediyoruz.
Ülkemizde yaşanan gemi faciası hepimizin yüreğine ağır bir taş gibi oturdu. Kimi sustu, kimi ağladı, kimi yaşamına devam etti. Çünkü hayat durmuyor. Birileri hayatının en güzel gününü yaşarken, birileri en ağır gününü yaşıyor.
Ama hayata devam etmek, acıyı unutmak değildir. Normalleşmek de yaşananları sıradanlaştırmak hiç değildir.
Geçtiğimiz gün canlı yayınıma konuk olan değerli hocam Prof. Dr. Nur Köprülü’nün şu sözü zihnimde kaldı:
“Bu ailelerin yası henüz başlamadı.”
Belki de bazı acıların gerçekten bir takvimi yoktur. Yas; cenazenin, kalabalıkların, kameraların ardından; herkes evine döndüğünde, telefonlar sustuğunda, geriye yalnızca sessizlik kaldığında başlar.
Biz “on gün geçti”, “on beş gün oldu” derken, bir evde zaman belki de hâlâ o günün içinde donmuştur.
Çünkü ateş düştüğü yeri yakar! Bilmek başka, o ateşin içinde yaşamak bambaşkadır.
Yazımı yazarken fonda Sezen Aksu’nun “Son Bakış” şarkısı çalıyor. “Son bakıştaki o gözler ve sözler kaldı aklımda” diyor, yüreğe dokunan o ince sesiyle…
Müzik yas süresince yasaklandı. Tabii ki yasaklansın. Eğlenceler yaşayamıyorsak, hiçbir şey yapamıyorsak bile sessizliğin içinde bazen bir saygı olduğunu düşünürüm ben. Ancak bu, her müzik tarzının susması anlamına gelmemeli. Bir radyo ve TV programcısı olarak bilhassa şuna inanırım: İnsanların acılarına, sevdalarına, kayıplarına, söyleyemedikleri özlemlerine, dile gelmeyen yaralarına merhem olan, karanlıkta bir ışık gibi dokunan nice şarkılar vardır.
Öyle değil mi?
Sezen Aksu’nun bu şarkısı da tam o şarkılardan biri. Kaldı ki insanlık, acısını ve aşkını geçmişten bugüne hep bir şekilde dile getirdi. Kimi zaman şiirlere düşürdü, kimi zaman ağıtlara döktü. Söylenemeyenler dizelere, anlatılamayanlar ezgilere sığındı.
Ve o acılar, o aşklar, o vedalar her bir tınıda, her bir kelimede bugüne kadar ulaştı. Şu an fonda Sezen Aksu’nun “Son Bakış”ı çalarken benim aklıma gelen ise hazırlıksız ve amansız gelen o veda…
Kimi hayatının baharında, kimi daha bir bebek; kimi torunlarını görecek, sevecek yaşta, kimi ikinci baharında…
Kimi eşine, çocuğuna küs; kimi anne babasına söyleyeceklerini ertelemiş…
Kimi “yarın”lara bırakmış çoğu şeyi. Kimi borcu, harcı var diye güzel ve konforlu günleri hep yarınlardan medet umarak beklemiş.
Ama işte…
Bitti!!!
Ansızın sona erdi yaşamlar. Hem de hayatın en acı, en hazırlıksız bırakan biçimlerinden biriyle.
Bu facia, bize kendi hayatımızı da ertelememeyi söylüyor: Kırmadan, küsmeden, “Sonra söylerim” demeden…
Seviyorsak söyleyerek, özlüyorsak sarılarak, gönül kırdıysak onararak. Çünkü bazen insanın bütün yarınları sandığı kadar uzun olmayabilir.
Yasın dini, dili, ırkı, milliyeti olmaz. Acının kimliği yoktur. Böylesine büyük bir kaybı siyasal bir tartışmanın malzemesine dönüştürmek, acının kendisine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. İSİAS faciasında olduğu gibi burada da çaresizlik aynıdır. Bir annenin çocuğunu bekleyişi, bir evin ölüm haberini bekleyen sessizliği değişmez. Acının adresi değişir, dili değişmez.
Kırk mum meselesi de ne kadar ağır ve kalbe dokunan bir anlatı…
Yası olan evde kırk gün boyunca kırk mum yakılırmış. Her gün bir mum söner, kırkıncı gün geriye bir mum kalırmış. O son mum ise bir ömür hiç sönmezmiş.
Bazı insanlar ölür ama ışıkları kalır; bazı kayıplar takvimden düşer, hafızadan düşmez.
Bugün hayat akıyor; düğünler yapılıyor, çocuklar gülüyor, masalar kuruluyor. Hayata devam etmek, unutmak değildir. İnsan olmak, kendi mutluluğundan vazgeçmek değil; başkasının acısına duyarsızlaşmamaktır.
Toplumların yalnızca geleceği değil, hafızası da vardır. Unutmamak, acının içinde yaşamak değil; hayata devam ederken geride bıraktıklarımızı yanımızda taşımaktır. Çünkü hafıza, vicdanın mücadelesidir.
Ve kırkıncı mum yandığında, o son ışığı bir ömür söndürmemek…
Satırların yarenliğinde yeniden görüşünceye değin, sağlıkla ve hoşça kalın…

























