
Bir Kıbrıslı, Mağusa Kontu’nun evinde
Ülkemizin müzikteki üretimleriyle uluslararası alana açılan ender sanatçılardan birisi olan Hüseyin Kırmızı, Metamorphosis 26 Solo Piano turnesinin bir sonraki durağında İtalya’da Mağusa Kontu’nun tarihi malikanesinde sahne alacak.
Murat OBENLER
Ülkemizin müzikteki üretimleriyle uluslararası alana açılan ender sanatçılardan birisi olan Hüseyin Kırmızı (Japon) ile devam eden Metamorphosis 26 Solo Piano turnesi ve bu turne kapsamında ülkemiz için ve özellikle Mağusa için büyük öneme sahip Venedik idaresi altındaki Mağusa’nın kontu Loredan ailesinin malikanesinde bir Kıbrıslı müzisyen olarak sahne almak için yaptığı hazırlıkları konuştuk.
Bu anlamlı konser için oldukça heyecanlı olan Kırmızı, bu turne sırasında yaşadığı zorlukları da YENİDÜZEN’e anlattı.
“Bu turnenin hayatımda çok özel bir yeri var. Hem ilk turnem, hem de kendi bestelerimden oluşuyor”
Son buluşmamızda Bellapais Manastırı ile ilgili Taşların Hafızası çalışman ile ilgili konuşmuştuk ve bunun dünyaya da ulaşması adına girişimlerin olduğunu söylemiştin. Ön hazırlık sonrasında Metamorphosis 26 Turu hayata geçti. Nasıl gidiyor senin için bu özel ve anlamlı tur?
Hüseyin Kırmızı: Hayatımda çok özel bir yeri olacağını düşündüğüm turnemizin adı Metamorphosis 2026’dır. İçinde bir Güney Doğu Asya konserinin olduğu daha çok Avrupa ülkelerinde olan bir turnedir. Benim ilk solo piyano turnem olması özelliği yanında kendi bestelerimden oluşan bir repertuarla bu turneyi yapıyor olmam da benim için ayrıca önemlidir. Şubat ayında Tayland’ın Bangkok şehrindeki Goethe Enstitüsü’nde turnemize başladık. Oraya özel Goethe’nin Metamorphosis of Plants-Bitkilerin Metamorfozu adlı düşüncesinden yola çıkarak Metamorphosis of Silence adlı da bir eser besteledim. Bu eserin dünya prömiyerini Bangkok’taki Goethe Enstitüsü’nde yaptım. Çok güzel tepkiler aldım. Enstitü müdürü eserle çok ilgilindi. Sonrasında Mart ayında Dünya Piyano Günü’nde Rüstem Kitabevi’nde yine kendi bestelerimden oluşan bir konser verdim. 3. Olarak Paris’teki Revenge Festivali’nde (Piano Revenge International Classique) kendi bestelerimden oluşan bir repertuarla yer aldım. Paris'teki tarihi Théâtre de l'Île Saint-Louis sahnesinde çaldım. Yine prestijli bir yer olan Helsinki’deki Merkez Kütüphane Oodi’de sahne aldım ve konser verdim. Orada Metamorphosis of Silence ve Bellapais Manastırı için bestelediğim Suit’den besteleri icra ettim. Yerli sanatseverlerin ilgisini çeken bir konser oldu. Ardından Riga’da çok prestijli üç katlı M/Darbnīca isimli müzik-sanat galerisinin Pink Room diye adlandırılan mekanında verdim. Orada yeni gelecek albümümden de eserler seslendirdim. Son olarak Macaristan’da sahne aldım ve C.Gustav Jung'un arketiplerinden esinlenerek hazırladığım "Metamorphosis 26" adlı eseri 1 Haziran’da Budapeşte'deki Szimpla Kert: Le Salon de Marc’da seslendirdim. Orada hatırı sayılır bir de Kıbrıslı dinleyici vardı. Budapeşte ve Helsinki’deki konserlerinde KKTC Temsilcileri’miz (Sonat Bey ve Çağrı Bey)de çok uğraştı. Hepsine teşekkürlerimi sunarım. Haziran sonlarına doğru da İtalya’da Piano City Pordenone Festivali’nde sahne alacam.

Bu konsere gelmeden önce senin bu turnede seslendirdiğin bestelerden/projelerden biraz daha bahsetmeni isteyeceğim çünkü bir albüm olarak yayınlamadan da çeşitli üretimler yaptığını biliyoruz.
Hüseyin Kırmızı: Bir mekanı, bir tarihi ve bir ideolojiyi anlatan modern bir eser yazdım. Adı "BELLE PAIX: Memory of the Stones" (Piyano ve Synthesizer için Süit). Arada da Metamorphosis of Silence gibi, Jung’dan yola çıkarak yazdığım "Arketipler" gibi eserler de var.
“Dönemin Mağusa Kontu’nun malikanesinde çalacak olmam çok önemli”
20 Haziran’daki İtalya konserin hem senin hem bizim hem de Mağusa kenti için ayrı bir önem taşıyor. Bu konuda bizlere biraz daha detaylı bilgi aktarabilir misin?
Hüseyin Kırmızı: Turnenin yurtdışındaki son ayağında İtalya’da olacağım. Dünyadan yüzlerce piyanist bu dönemde bu festivalde buluşarak eserlerini seslendirir. Piano City Pordenone Festivali kapsamında 20 Haziran’da konser vereceğim mekan Venedikli önemli ailelerden Loredan ailesine ait Corte Palazzo Loredan Porcia(Başlangıçta Loredan ailesine ait olup daha sonra Kont Porcia ailesinin mülkiyetine geçti). Zamanında Kıbrıs’ta egemen olan ve burayı 1489-1571 yılları arasında yöneten Venedikliler’de söz sahibi olan Loredan Hanedanlığı’ndan Famagusta Kontu ünvanlı Kont Marco Loredan’ın da zamanında yaşadığı mekan olan bu yer günümüzde sanat amaçlı konserlerde kullanılıyor.
“Kıbrıs’ta sanat üreten bir sanatçıyım. Kendi kültürümüzü üst düzey bir çalışma ile dünyadaki insanlara da göstermeye kararlıyım”
Benim aklıma senin Uluslararası Mağusa Kültür-Sanat Festivali’nde sahne aldığın konserler geldi bir an. Belki de en çok festival sahnesine çıkan müzisyenlerden birisisin. Şimdi de eski Mağusa Kontu’nun malikanesinde sahneye çıkacak olman bu konsere başka bir anlam da yüklüyor.
Hüseyin Kırmızı: Evet dediğin gibi 6-7 kez çeşitli projeler kapsamında Mağusa Festivali’nde sahne aldım. Yine Uluslararası Bellapais Müzik Festivali’nde de yer aldım. Ben Kıbrıs’ta sanat üreten bir sanatçıyım ve bu solo kariyerimi yurtdışına da taşıma kararlılığım ve hedefim var. Bu konuda ilk adımlarımı bu turne ile attım. Bu topraklarda doğdum, büyüdüm ve bu toprakların müzikal kimliğimin oluşmasında çok büyük payı vardır. Bu hissiyatla ürettiğim eserleri Avrupa’ya, Asya’ya, Amerika’ya da taşımak isterim. Kendi imkanlarımla bu yola çıktım ve devam ediyorum ama çok zorlanıyorum. Sanata ve üretime ülkemizde çok fazla destek olmadığını görüyorum. Kendi kültürümüzü üst düzey bir çalışma ile dünyadaki insanlara da göstermeye kararlıyım ve bu yolculuğun sürdürülebilir olması adına olası desteklere de açığım. Benim yaptığım üretmek ve var olmakla ilgili bir şey ve üretime inanan insanlar olduğu inancındayım. Sana da bu süreçte gazeteci olarak verdiğin destekler için teşekkür ederim.

Gittiğim yerlerde hangi ülkeden geldiğine de bakıyorlar ve ben Kıbrıslı bir sanatçı olarak oralarda ülkemi de temsil etmekten gurur duyuyorum. Ben bizden bir hikayeyi müzikle dünyaya anlatan bir hikaye anlatıcısıyım. Bizim güzel ve özel bu hikayemiz insanların ilgisini çekiyor.
Bu konserin benim kariyerimde çok önemli bir yeri olacak çünkü bu yer Venedikli Mağusa Kontu’nun malikanesiydi. 500 yıl sonra bir Kıbrıslı müzisyen bu malikanede Venediklilere Kıbrıs’tan bir hikaye anlatacak. Corte Palazzo Loredan Porcia ile benim aramda manevi, içsel bir bağlantı olduğunu da düşünmekteyim. Gerçekten içim içime sığmıyor, çok heyecanlıyım.
“Bir kültür elçisi gibi şehir diplomasisi de yapıyorum”
Eserin Bellapais, Girne sınırları içinde, Loredan Burcu Lefkoşa sınırları içinde ve Marco Loredan zamanın Mağusa Kontu olarak Mağusa şehri ile yakın bağlantısı var. Sen aslında bu konser ile bu şehirlerin de tanıtımını yapacaksın. Ciddi bir şehir diplomasisi örneği olacak.
Hüseyin Kırmızı: Ben gittiğim yerlerdeki temaslarımda üyesi de olduğum Lefkoşa Belediye Orkestrası’ndan da bahsediyorum hatta oradaki sanatçılarla LBO’nun bir sonraki sezonu için birlikte konser imkanlarını da yaratıyorum. Böylece iki taraflı bir beslenme de ortaya çıkıyor. Söylediğin gibi bir kültür elçisi gibi şehir diplomasisi de yapıyorum. 2026 Turne programı Ağustos’ta Tallinn’de Fringe Festival’de sona erecek. Finali de Eylül-Ekim gibi Kıbrıs’ta yapacağım.

Üretimler açısından nasıl bir çalışma takvimin olacak?
Hüseyin Kırmızı: 2026’nın son iki ayında yeni üretimlerime yoğunlaşacağım ve 2027-2028 Turnelerimin hazırlıklarına da başlayacağım. Son olarak da İtalya’da yaşayan Kıbrıslıları da 20 Haziran’da Venedik yakınlarındaki Pordenone şehrinde vereceğim konsere davet etmek isterim.



























