1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Ben değil, biz”
“Ben değil, biz”

“Ben değil, biz”

Annesine böbreğini vereli bir buçuk yıl oldu: "66" belgeseliyle dünya genelinde farkındalık yaratan Gazeteci – Yazar Damla Soyalp, YENIDÜZEN’e konuştu...

A+A-

Ödül AŞIK ÜLKER

Gazeteci - Yazar Damla Soyalp, annesi Mediha Nural Çerkezler’e böbreğini vereli bir buçuk yıl oldu. Yıllarca başkalarının hikayelerini anlatan Soyalp, annesine verdiği böbrekle sadece yeni bir hayatın kapısını aralamadı, aynı zamanda sevginin, dayanışmanın ve organ bağışının önemini anlatan güçlü bir hikayeye de imza attı.

“Ben değil, biz olmanın önemini daha çok kavradım” diyen Soyalp, “Annemin bana hayat vermesiyle başlayan hikayemiz, 44 yıl sonra, aynı yerde, Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde yeniden yazıldı, bu kez yaşam şansı verme sırası bendeydi” ifadelerini kullandı.

25 yılı aşkın bir süredir böbrek hastası olan Mediha Nural Çerkezler de, organ bağışının hayat kurtardığına vurgu yaparak, “Hayat bazen, hiç ummadığınız anda yeniden başlıyor” dedi.

Sağlıklı bir şekilde hayatlarına devam eden anne-kız, nakil öncesi ve sonrasında yaşadıklarını Yenidüzen’e anlattı.

Tek böbrekle yaşamanın, iki böbrekle yaşamaktan bir farkı olmadığını kaydeden Damla Soyalp, organ bağışı konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan ve annesiyle ikisinin hikayesini anlatan “66” adlı bir de belgesel çekti.

Damla Soyalp, kendisi için önemli olanın, annesinin kalan ömrünü bir şeye bağımlı olmadan keyifle geçirmesi olduğuna dikkat çekerek, annesini ikna çabalarının 6 ay sürdüğünü ve annesine “Ben senin karnında oluştum, böbreğim de. Şimdi onu sana geri veriyorum’” dediğini anlattı.

Önceleri, evladının böbreğinin almayı, onu “yarım bırakmak” olarak gördüğünü belirten anne Mediha Nural Çerkezler de, doktorunun, kızının sağlığında bir sorun olmayacağı konusunda kendisine güven vermesiyle nakli kabul ettiğini belirtti.

“Ortada, sevdiğiniz bir insanın, yeniden sağlığına kavuşma ihtimali var”

Soru: Annene donör olmaya nasıl karar verdin? Bu kararı almanda ne etkili oldu?

Damla Soyalp: Annem 25 yılı aşkın bir süredir böbrek hastasıydı. Diyaliz noktasına son dönemlerde yaklaşmıştık ama henüz diyalize başlamamıştık. Biraz zamanımız vardı. Hemodiyaliz mi, periton diyaliz mi diye konuşuyorduk. Annemin hastalığı ilerledikçe, artık zamanla yarıştığımızı hissediyordum. Kadavradan naklin mümkün olduğunu biliyordum ama canlıdan da yapılabileceği hiç aklıma gelmemişti. Bir gün, bir randevu için gittiğim bir mekanda, böbrek hastası yakını nakil olan biriyle sohbet ederken, “diyalizle hiç uğraşmayın, direkt nakil düşünün” deyince, o anda bende bir aydınlanma oldu. O an karar verdim, eğer uygunsa anneme böbreğimi verecektim. Yani aslında, donör olma fikri benim için çok doğal gelişti.

Derinlemesine bir araştırma yaptım. Tek böbrekle, sağlıklı bir şekilde yaşamımı sürdürebileceğime önce kendim inandım. Çünkü sevdiğiniz bir insanın, yeniden sağlığına kavuşma ihtimali var ortada. Aldığım kararı anneme söyledim. Annem, duyar duymaz, hiç düşünmeden reddetti. Ama ben, kararımı vermiştim. Annemi ikna etmek için de elimden geleni yaptım. İkna çabalarım, neredeyse 6 ay sürdü. Anneme hep, “Ben senin karnında oluştum, böbreğim de. Şimdi onu sana geri veriyorum” diyordum. Son noktayı, kontrol için doktoruna gittiğimizde koyduk. Annemin önünde doktoruna “anneme böbreğimi vermek istiyorum” dedim. Nefroloji Uzmanı Dr. Ahmet Behlül de, “eğer uygunsa neden olmasın” dedi; anneme “ikinci bir hasta yaratmama” noktasında çok titiz olduklarına dair güvence verdi.

“Arodezliyim, bende ciddi Baf inadı var. Kızımda da aynı inat var, onun inadı benimkini yendi”

Soru: Kızınızın donör olmak istediğini ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?

Mediha Nural Çerkezler: Bir anne olarak, ilk hissettiğim şey korkuydu. Evladımı “yarım bırakmak” olarak görüyordum bunu. Bu nedenle de, uzun süre bunu kabul etmedim. Çok ısrar ettiler, beni ikna etmeleri kolay olmadı. Arodezliyim, bende ciddi Baf inadı var. Kızımda da aynı inat var, onun inadı benimkini yendi ve doktorumuzun da, kızımın sağlığında bir sorun olmayacağı konusunda bana güven veren konuşması sonrasında kabul ettim. Kızımın fedakarlığı, bana bu süreçte büyük güç verdi. Bu süreçte, aile olmanın değerini, bir kez daha gördük.

Soru: Nakil için hazırlık süreci hakkında bilgi verir misiniz?

Damla Soyalp: Oldukça yoğun bir süreçti. Testler, doktor görüşmeleri, bekleme dönemi... İkinci bir hasta yaratılmayacağından emin olmak için, tepeden tırnağa kontrol ediliyorsunuz. Hem fiziksel, hem psikolojik olarak hazırlanıyorsunuz. Ama insan, umut ettiği zaman daha güçlü oluyor.

Mediha Nural Çerkezler: En zor tarafı, ne olacağını bilmeyerek beklemekti. Sonuçların iyi çıkmasını umut ediyorsunuz. Bu süreçte doktorlarımızın ilgisi ve aile desteğimiz bizi ayakta tuttu.

“Bu kez yaşam şansı verme sırası bendeydi...”

Soru: Sen de iki çocuk annesisin. Ameliyat öncesi hiç korku yaşadın mı?

Damla Soyalp: İki çocuk annesi olarak, elbette sorumluluklarımı düşündüm, ama annemin yeniden hayata tutunabilmesi de benim için çok önemliydi. Sonuçta, bana hayat veren insandan bahsediyoruz. Ameliyattan önceki geceye kadar da, aslında korku ya da tereddüt yaşamadım. Çok rahattım. Sadece, o gece, hastanede uyurken, panik halde uyandım. Kalp atışım çok hızlıydı. “Ben ne yapıyorum? Bana bir şey olursa çocuklarım ne olacak?” soruları yankılandı beynimde. Yataktan kalkıp, annemin yattığı odaya gittim. Huzur içinde uyuyordu. O anda, “ben bunu annem için yapıyorum” dedim ve o panik halim bir anda silindi. Annemin sağlığına kavuşacağını bilmek, korkumun önüne geçti diyebilirim. Annemin bana hayat vermesiyle başlayan hikayemiz, 44 yıl sonra, aynı yerde, Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde yeniden yazıldı, bu kez yaşam şansı verme sırası bendeydi...

“Bir annenin yaşayabileceği en ağır ve en güzel duyguları aynı anda yaşadım”

Soru: Ameliyat sonrası birbirinizi ilk gördüğünüz an nasıldı?

Damla Soyalp: Ameliyattan, önce ben çıktım. Uyur uyanık, ilk sorduğum annem olmuş. Kendime tamamen geldiğimde, nakil tamamlanmış, annem yan odadaydı. Ayağa kalkmama izin verilir verilmez, annemin yattığı odanın kapısına kadar gidip ona baktım. Ağrısı vardı, ama iyi olduğunu görmek, her şeye değdiğini hissettirdi. Sanki, uzun süredir taşıdığımız bir yük hafiflemiş gibiydi.

Mediha Nural Çerkezler: Çok ağrım vardı. Ameliyat sonrası, gözümü aralayıp, kızımı kapının eşiğinde bana bakarken gördüğüm o ilk an, şükrettim. Bana yeni bir hayat veren kızım ayakta ve iyiydi. Bir annenin yaşayabileceği en ağır ve en güzel duyguları aynı anda yaşadım.

“Sağlıklı bir şekilde hayatıma devam ediyorum”

Soru: Nakil sonrasında nekahat süreci nasıl geçti?

Damla Soyalp: Nakilden 3 gün sonra ben hastaneden taburcu oldum, annem ise 10 güne yakın hastanede kaldı. Sonrasında ise, 3 aylık izole sürecimiz oldu. Gönyeli Yenikent’te, benim evimde birlikte kalarak, birbirimize bakarak geçirdiğimiz bir dönem oldu. İlk başlarda biraz zorlayıcıydı, ama zamanla toparlandım. Düzenli yaşam, yürüyüş ve moral çok önemliydi. Günlük hayatın içinde, yeniden yürüyebilmek bile bana iyi geliyordu. İnsan yaşadığı kente aidiyet hissedince, iyileşme süreci de başka oluyor. Şimdi sağlıklı bir şekilde hayatıma devam ediyorum.

Mediha Nural Çerkezler: Nakilden kısa bir süre sonra, yeniden enerji kazandım. 3 ay boyunca, kızımla aynı evde, birbirimizle ilgilendik. Günlük hayata kısa sürede adapte olduk. Belirli bir süre geçinci, yürüyüşlere başladık. İlk başlarda, mahallede kısa turlar atarken, gücüm yerine geldikçe, bu yürüyüşleri uzattık. Yenikent’teki yürüyüş yolunda yürüyüş yapar hale geldik.

“İnsan, sevgiyle, gerçekten ayakta kalabiliyor”

Soru: Bu süreçte sizi en zorlayan şey neydi ve en çok güç veren şey ne oldu?

Damla Soyalp: Bu süreçte tek zorlandığım, çocuklarımdan nakil sonrasındaki izole dönemde, 3 ay ayrı kalmak oldu. Onları çok az görebildim. Onlara çok fazla yansıtmasam da, gerçekten çok derin bir özlemdi...

Mediha Nural Çerkezler: Evlatlarımın desteği bana moral verdi. İnsan, sevgiyle, gerçekten ayakta kalabiliyor.

“Bu süreç bizi, çok daha güçlü bağladı”

Soru: Bu süreç, anne-kız ilişkinizi nasıl etkiledi?

Damla Soyalp: Annemle ilişkimiz zaten çok güçlüydü. Ama bu süreç, bizi daha çok birbirimize yaklaştırdı. Birbirimize daha da özen göstermeye başladık.

Mediha Nural Çerkezler: Artık birbirimize sadece anne-kız değil, hayat arkadaşı gibi bakıyoruz. Bu süreç bizi, çok daha güçlü bağladı.

“Kaliteli yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim”

Soru: Nakilden sonra hayatınızda en büyük değişiklik ne oldu?

Damla Soyalp: Hayatımı nakil öncesi ve sonrası olarak hiç görmedim. Ama bakış açım değişti. Ben değil, biz olmanın önemini daha çok kavradım, empati yeteneğim daha fazla gelişti. Sağlığın, sevdiklerimin ve yaşadığım çevrenin ne kadar önemli ve değerli olduğunu daha çok fark ettim. Zaten bir gazeteci olarak, duyarlılık seviyemiz, bakış açımız farklıdır. Ama bu süreç sonrasında, herşeye daha farklı bir gözden bakmayı öğrendim diyebilirim. İnsanlara, çevreme, yaşadığım kente farklı bir gözle bakmaya başladım. Kaliteli yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim.

Mediha Nural Çerkezler: Yeniden normal bir hayat sürebilmek, benim için en büyük değişim oldu. Nefes almanın bile kıymetini daha çok hissediyorum.

4-kopya.jpg

“Kendimi kahraman olarak hiç görmedim”

Soru: Gazeteci kimliğinle pek çok kişinin hikayesini anlattın, haber yaptın. Şimdi hikayenin kahramanı olmak nasıl bir duygu?

Damla Soyalp: Kendimi kahraman olarak hiç görmedim. Bunu, bir görev olarak da görmedim. Yapılması gereken buydu. Benim için önemli olan, annemin kalan ömrünü bir şeye bağımlı olmadan keyifle geçirmesiydi. Ben yapmam gerekeni yaptım. Sanırım, aynı durumdaki pek çok kişi de, benim yaptığımı yapardı. Bu kez, kameranın diğer tarafında olmak, benim için çok farklıydı. Kendi yaşadığım süreci anlatırken, insanların organ bağışı konusunda daha bilinçli olmasına katkı sağlamaktı bir yerde. Eğer, bunu bir nebze de olsun başarabilmişsem, ne mutlu bana.

“Tek böbrekle yaşamanın, iki böbrekle yaşamaktan bir farkı yok”

Soru: Tek böbrekle yaşamak konusunda nasıl tepkiler aldın? Toplum bu konuda ne kadar bilinçli?

Damla Soyalp: Tek böbrekle yaşamanın, iki böbrekle yaşamaktan bir farkı yok. Çok fazla soru aldım bu konuda. İnsanların büyük kısmı, tek böbrekle, sağlıklı bir yaşam sürdürülebileceğini bilmiyor. Oysa, doktor kontrolü ve sağlıklı yaşamla, normal hayata devam edilebiliyor. Toplumda hala, ciddi bir bilinç eksikliği var. Ama bu bilinci yaymak için de çalışmaya devam etmek zorundayız.

Mediha Nural Çerkezler: İnsanlar, çoğu zaman korkuyla yaklaşıyor. Ama organ bağışı, hayat kurtaran bir şey. Daha çok konuşulmalı diye düşünüyorum.

“Bana ikinci bir hayat verdin, iyi ki benim kızımsın”

Soru: Kızınıza bugün tek cümleyle ne söylemek istersiniz?

Mediha Nural Çerkezler: Bana ikinci bir hayat verdin, iyi ki benim kızımsın.

Soru: Nakil bekleyen hastalara ve yakınlarına mesajınız nedir?

Damla Soyalp: Umudunuzu kaybetmeyin. Bu süreç çok zor, ama dayanışma ve sevgi gerçekten iyileştiriyor. Organ bağışı konusunda, toplumun da daha duyarlı olması gerektiğine inanıyorum.

Mediha Nural Çerkezler: Pes etmesinler. Hayat bazen, hiç ummadığınız anda yeniden başlıyor.

“Organlarını bağışlama konusunda çekingen davranmasınlar”

Soru: Hikayenizi anlatan ve organ bağışı konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan “66”belgeselinin yönetmenliğini de yaptın (https://youtu.be/4A7SHeQshbc?feature=shared). Bu konuda farkındalık yaratmak için bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsun?

Damla Soyalp: Amacım, bizim hikayemizi anlatırken, organ bağışı konusunda halkı bilinçlendirmek, farkındalığı artırmaktı. Bizim naklimiz, canlıdan canlıya nakildi. Bugün ülkemizde, nakil için bekleyen 60’a yakın böbrek hastası ve diğer organ nakillerini bekleyen onlarca hasta var. Ülkemizde yaşanan beyin ölümleri, organ nakli bekleyen hastalara umut olabilir, yeter ki beyin ölümü gerçekleşen kişilerin aileleri, onların organlarını bağışlama konusunda çekingen davranmasınlar. Unutmayalım ki, bağışlanmayan her organ, çürümeye mahkumdur. Oysa yakınlarının organları, 5-6 hastaya ikinci bir yaşam şansı verebilir ve sevdiklerinin organları başka bedenlerde yaşamaya devam eder. İşte bu nedenle ben, herkesi yaşarken organ bağışında bulunmaya ve bunu yakınlarına vasiyet etmeye çağırıyorum.

“Bir insanın hayatına dokunabilmek, bazen her şeyi değiştirebiliyor”

“66” belgeselinin ortaya çıkmasında büyük emekleri olan çalışma arkadaşlarıma bir kez daha sonsuz teşekkür etmek istiyorum. Ben ameliyat masasında uyuyordum. Onlarsa, bir yandan benim için endişe ederken, diğer yandan da tüm süreci kayda alarak organ bağışının önemini belgelediler. “66”, aslında sadece bizim hikayemiz değil; organ nakli bekleyen insanların sesi olsun istedim.

Daha önce, meslektaşım Özgül Gürkut Mutluyakalı ile, annemle benim ameliyatımın yapıldığı hastanenin adı sahibi ve hastanenin yapımını başlatan Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun hayatını konu alan bir kitap yazmıştık. Böbrek nakli bekleyen hastaların ve yakınlarının yaşadıklarını anlatan bir kitap yazma planım da var. Bundan sonra, özellikle gençlere ulaşacak çalışmalar yapmak istiyorum. Çünkü bir insanın hayatına dokunabilmek, bazen her şeyi değiştirebiliyor.

Fotoğraflar: Doğan SAMER

Bu haber toplam 590 defa okunmuştur
Etiketler :