1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. Dev-İş ve PEO kadın bürolarından ortak dayanışma etkinliği…
Akıncı çizmeyi aştı mı?

Akıncı çizmeyi aştı mı?

YENİDÜZEN gazetesi yazarı, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Sami Özuslu, Cumhuriyet okurları için Kıbrıs sorununun dününü ve bugününü kaleme aldı

A+A-

Türkiye kamuoyunda ‘satılma’ sözlerinin yeniden duyulmaya başladığı bugünlerde, acaba Kıbrıs’la ilgili nasıl bir süreç işliyor?

Kıbrıs’ın kuzeyi bakımından gerek yürümeyen ekonomi bakımdan, gerekse uluslararası ilişkiler açısından bir ‘açmaz’ söz konusu... Aslında sorular çok basit: KKTC, Türkiye tarafından aktarılan para ile geçimini idame ettirebilen bir ‘asalak’ gibi yoluna devam edebilir mi? Ve KKTC, hiçbir ülkenin tanımadığı, dünyadan kopuk ve Türkiye’nin uluslararası ilişkilerine de zarar veren, ayak bağı olan bu haliyle devam edebilir mi? Her iki soruya da ‘evet’ yanıtı vermek kolay değil. Çünkü bu şekliyle Kıbrıs’ın kuzeyindeki statükonun ‘sürdürülebilir’ olmadığı kesin. İşte ‘çözüm’ çabalarına bu açıdan bakmakta büyük fayda var. Çünkü olası bir anlaşmada her iki soruda yer alan ‘açmaz’lar ortadan kalkmış olacak.

Barış en vicdani durak

Kuşkusuz ‘barış’ gibi evrensel ve ulvi bir sonucu ekonomik ve siyasal sonuçları nedeniyle talep etmek ve bunların hesabını yapmak gerekmez. Barış, varılabilecek en insani, en vicdani duraktır çünkü... Bununla birlikte, işin ekonomik ve siyasal tarafı da saymakla bitmeyecek kadar önemli getirilerle dolu. Yoksa ‘Kıbrıs satılıyor’ gibi sözler, hamasi ve içerikten yoksun, dahası adada yaşayanları hesaba katmadan dillendirilen ifadelerden öteye gitmez, gidemez. Tam da bu noktada, Kıbrıslı Türk Lider Mustafa Akıncı ile Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis’in liderliğinde sürdürülen müzakerelere bakalım. Türkiye kamuoyunda ‘satılma’ sözlerinin yeniden duyulmaya başladığı bugünlerde, acaba Kıbrıs’la ilgili nasıl bir süreç işliyor?

Yüzde 29 Denktaş’ın önerisi

20 ay önce göreve gelen Mustafa Akıncı ‘satış’la mı uğraşıyor? Ne yapıyor? 1974 savaşı sonrasından bugüne, yani KTFD ve KKTC dönemlerinde 4 isim Başkanlık görevinde bulundu ve tümü de BM’deki statü gereği ‘Kıbrıslı Türk Lider’ sıfatıyla müzakerelere katıldı.

En uzun süre görev yapan Rauf Denktaş da, Mehmet Ali Talat da, Derviş Eroğlu da farklı dönemlerde Kıbrıslı Rum muadilleriyle çetin müzakereler yaptı. Tıpkı Akıncı gibi... Ve bütün liderler de ‘iki devletli, iki toplumlu, federal bir Kıbrıs’ için görüştü.

Zira Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk Liderliği’nin ‘resmi tezi’ buydu. ‘Federal çözüm’ tezi, zaten Türkiye tarafından önerilmiş, BM tarafından da kabul edilmişti. Çeşitli dönemlerde ‘konfederal’ tipi modeller savunulduysa da, resmi tez hiçbir zaman değişmedi. İşin bir yanı bu... Diğer yanı, özellikle toprak ve güvenlikle ilgili... Mesela toprağı ele alalım. Mustafa Akıncı masaya ne koydu? Yüzde 29.2... “Vay, Kıbrıs satılıyor mu?” Hayır, satılmıyor. Bu oran 1980’lerde Rauf Denktaş’ın önerdiği orandan başka bir şey değil ki! Denktaş bundan 35 yıl kadar önce “Yüzde 29 artı” diye anılan öneriyi gündeme getiren liderdi. 2004’te referanduma sunulan Annan Planı’nda da Kıbrıslı Türklere kalması öngörülen toprak oranı bu kadardı. Ve bu plana Kıbrıslı Türkler yüzde 65 oranında ‘evet’ oyu vermişti.

TOPRAĞA KARŞI TANINMIŞLIK

Kıbrıs sorununda tarafların neyi alıp neyi vereceği çok aşikardır. Kıbrıs Rum tarafının elinde ‘tanınmışlık’ vardır. Kıbrıs Türk tarafının elinde ‘toprak’ vardır. Kenan Evren “1974’te çizilen çizginin ötesinde, fazladan toprak aldık, bir kısmını vereceğiz” manasındaki açıklamasını bu gerçekten hareketle yapmıştı. 1 milyonun üzerindeki nüfusuyla Kıbrıslı Rumlar olası bir anlaşmada 1974’ten bu yana Kuzey’de kalan bazı bölgelere geri dönmeyi elde edecekler, 300 bin nüfuslu Kıbrıslı Türkler ise on yıllardır yaşadıkları izole edilmişlik ve siyasal-ekonomik ambargolardan kurtularak dünya ile ilişkiye girebilme şansı yakalayacaklar.

Kıbrıslı Türk ve Rum Ticaret Odaları’nın yaptırdığı araştırmalara göre olası çözümde Kıbrıs’ta ekonominin ciddi bir sıçrama yaşayacağı, özellikle kişi başına düşen gelir bakımından Rumlara göre gerilerde olan Kıbrıslı Türklerin yaşam standardı yükselişe geçecek. 2004’te yarısının üye olduğu AB’ye adanın diğer ortağı, yani Kıbrıslı Türkler de dahil olacak. Böylelikle Türkçe, AB’nin resmi dili haline gelecek. Kıbrıs, AB ile ilişkilerde Türkiye’ye ayak bağı olmaktan çıkacak. ‘Sıfır sorun’ siyasetiyle ‘sıfır komşu’ başarısızlığı yaşayan Türkiye, Kıbrıs’ta varılacak bir çözümle dış politikada uzun süre sonra ‘iyi bir iş’ yapmış olacak, biraz nefes alacak.

11 ŞUBAT 2014 BELGESİ

Mustafa Akıncı KKTC Cumhurbaşkanlığı görevini Nisan 2015’te Derviş Eroğlu’ndan devralırken, müzakere masasında 11 Şubat 2014 tarihli uzlaşı belgesini buldu. Bu belgenin altında Rumlar adına Anastasiadis’in, Türkler adına ise Eroğlu’nun imzası vardı. Milliyetçi, Denktaş ekolünden gelen Eroğlu’nun kabul ettiği, Ankara’nın da en üst düzeyde destek verdiği bu belgede oluşacak yeni Kıbrıs’ın temel özellikleri ortaya konulmuştu:

Tek yurttaşlık, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik... Akıncı’nın yürüttüğü müzakere sürecinin dayandığı belge, Eroğlu’nun imzaladığı belgedir. Akıncı’nın ortaya koyduğu harita, Denktaş’ın 35 sene önce önerdiği oran civarındadır. Kıbrıs’ta liderler, toplumlarından aldıkları destekle, uzlaşıya çok yaklaşmış durumdadır.

Güç paylaşımı, devletin yönetim şekli, mülkiyet, toprak, ekonomi ve diğer başlıklar üzerinden yüzlerce kez geçilmiş, tarafların pozisyonları birbirine çok yaklaşmıştır. Güvenlik ve garantörlük meselesinde ise top üç garantör ülkenin, yani Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin ayağındadır. Çözümsüzlük, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye bakımından uluslararası siyasal ve ekonomik açmazlar ve bilinmezlerle doludur ve zaman zaman sözü edilen ‘B Planı’ da aslında yoktur. ‘KKTC’nin tanınması’ ya da ‘Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye ilhakı/Hataylaştırılması’ gibi senaryoları gerçekleştirmek hem kolay değildir, hem de kimseye fayda getirmeyecektir. 20’nci yüzyılın ve soğuk savaş döneminin en eski miraslarından birini tarihe havale etmek, insanlık onuruna yakışır bir ‘barış adası’ ile bölge halklarının çıkarına bir ‘barış denizi’ yaratmak pekala mümkündür. Kıbrıs’ı çözmeyenler değil, çözenler tarihe geçecektir.

Kim çözümcü, kim statükocu?

Kıbrıs adasında siyasi yelpaze ‘sağ’ ve ‘sol’ tanımlamalarından çok, ‘çözümden yana’ ve ‘çözüm karşıtı’ ayırımıyla şekilleniyor.

Ada’da siyasi partilerin sosyal ve ekonomi politikaları ya da tüzüklerindeki ‘liberal’, ‘sosyalist’ gibi ifadeler yerine ‘federal çözüm’ün neresinde durduklarına bakılıyor. Bunda bir tuhaflık yok aslında. Zira Kıbrıs’ta ‘temel çelişki’yi hâlâ ‘ulusal sorun’ oluşturuyor. Ada’nın kuzeyinde geleneksel olarak ‘sol’ partiler ‘çözüm’e en güçlü desteği veren kesimi oluşturuyor. ‘Sağ’ partiler ise zaman zaman “kendilerinin de çözüm istediklerini” dile getiriyorlar, ancak ortaya koydukları ‘kırmızı çizgiler’ ve ‘ama’lar nedeniyle daha ziyade ‘statükocu’ olarak görünüyorlar.

KKTC Meclisi

50 kişilik KKTC Meclisi’nde toplam 5 parti var. 2013’teki son seçimde parlamentoya 4 parti girmişti, ancak 3 vekilli Toplumcu Demokrasi Partisi’nde (TDP) birkaç ay önce bölünme oldu ve geçmişte var olan ve uzun süre liderliğini şimdiki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yaptığı Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) yeniden doğdu. Sosyal demokrat çizgideki ve çözümden yana olan bu partilerden TDP 2, TKP ise 1 milletvekiline sahip.

Federal çözüme destek veren, sosyalist çizgideki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) ise mecliste 20 sandalyesi bulunuyor. Seçimlerden sonra iki hükümet kuran CTP, şimdi ana muhalefet partisi görevi üstlenmiş durumda. 2004’te oylanan Annan Planı dönemiyle birlikte dönemin parti Genel Başkanı Mehmet Ali Talat önce Başbakan, ardından Cumhurbaşkanı olmuştu. CTP, 2015 seçimlerinin ikinci turunda ise Mustafa Akıncı’yı desteklemişti.

Azınlık hükümeti

KKTC parlamentosundaki iki ‘sağ’ parti ve aynı zamanda şimdiki hükümet ortakları Ulusal Birlik Partisi (UBP) 18, Demokrat Parti (DP) ise 5 milletvekiline sahip. Toplam 23 milletvekiline sahip ‘azınlık’ koalisyon hükümeti, bağımsız 4 vekilin desteğiyle ayakta durabiliyor.

1975’te Rauf Denktaş’ın kurduğu UBP 1990’lı yılların başında, dönemin UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile anlaşmazlığa düşen bir grubun ayrılmasıyla ikiye bölünmüş, aralarında Serdar Denktaş’ın da yer aldığı ekip DP’yi kurmuştu. Dolayısıyla UBP ile DP hemen hemen aynı çizgiye sahip, aynı tabandan güç alan, Kıbrıs’ta çözüm yerine KKTC’nin tanınmasını öne çıkaran iki parti. UBP ve DP’nin son iki seçimde Cumhurbaşkanı adayı Derviş Eroğlu olmuştu.

GÜNEY’DE TEK EVETÇİ: DİSY

Kuzeyde durum böyleyken, adanın güneyinde ise bambaşka bir tablo vardı. Dönemin Kıbrıslı Rum lideri Tasos Papadopulos, referandumdan ‘hayır’ çıkması için her türlü yöntemi kullanıyordu.

Güney Kıbrıs’ta (Kıbrıs Cumhuriyeti) Başkanlık sistemi uygulanıyor ve çözüme karşı tutumuyla bilinen DİKO Partisi adayı Papadopulos, çözüme destek veren komünist AKEL’in desteğiyle seçilmişti. Kıbrıs Rum siyasetinde iki büyük güç olan AKEL ile DİSY arasında bitmek tükenmek bilmeyen rekabet yüzünden böylesi ‘garip’ ittifaklara sık rastlanıyor.

Rauf Denktaş’ın referandum sürecini geciktirmesi nedeniyle ‘tek başına’ AB üyeliğini 2003 yılı Nisan ayında garantileyen Papadopulos ve partisi DİKO, alenen ‘hayır’ kampanyası yapıyordu. Sağ çizgideki DİSY, Annan Planı’na ‘evet’ kampanyası yapıyordu. ‘Evet’ diyeceğini ilan eden AKEL ise referanduma bir gün kala fikrini değiştirerek tabanına ‘hayır’ çağrısı yapmıştı. Rum siyasi yelpazesindeki diğer küçük partilerin tümü de ‘hayır’cıydı. Sonuçta Kıbrıslı Rumlar yüzde 76 oranında ‘hayır’ oyu verdi ve Kıbrıs’ta iki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm planı tarihin çöplüğüne gitti.

Güneyde çıkan olumsuz sonuçta kuşkusuz en büyük rol Papadopulos ve AKEL’indi. DİSY’nin yanı sıra AKEL de’evet’ kampanyası yapsaydı, çözüm için gereken ‘iki evet’ çıkabilirdi. Her iki partinin de o dönemki oy oranları yüzde 30’ların biraz üzerindeydi. Bununla beraber güneyde çözümden yana olan sivil toplum örgütleri de ‘sessiz’ kalmış, medya ise tam anlamıyla ‘karartma’ uygulamıştı.

PARTİLER, SENDİKALAR VE SİVİL ÖRGÜTLER...

Annan Planı referandumunda meclis içi partilerden CTP, TDP ve TKP (TDP ve TKP o dönemde BDH çatısı altındaydı) ‘evet’, UBP ve DP ise ‘hayır’ kampanyası yürütmüştü. Kuzey’deki oylamada sandıktan yüzde 65 ‘evet’ çıkmıştı. Referandum sürecinde meclis içi partilerin yanı sıra parlamentoda yer almayan bazı partilerin de yer aldığı ama başka toplumsal dinamikleri de barındıran ‘Bu Memleket Bizim Platformu’ ve ‘Ortak Vizyon’ gibi oluşumlar da önemli rol oynamıştı. Sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin organize ettiği ‘barış ateşleri’ ve kent meydanlarındaki büyük mitingler dünyanın ilgi odağı haline gelmişti. Buna karşılık referandum sürecinde Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş’ın öncülüğünde, UBP’nin yanı sıra bazı milliyetçi derneklerin de destek verdiği cephe ise (daha cılız olmakla beraber) Annan Planı’na karşı eylemler düzenliyordu. DP, referandumda ‘üyelerini serbest bırakma’ kararı almıştı, ancak Genel Başkan Serdar Denktaş ‘hayır’ diyeceğini açıklamıştı. Annan Planı referandumunda kuzeyde medya da genelde ‘evet’ yanlısı bir tutum izlemiş, bunun da çıkan sonuca etkisi büyük olmuştu. Yaklaşık 2 yıl boyunca medyada sürekli Annan Planı tartışılmış, neredeyse 24 saate ve her bölgeye yayılan sokak gösterileriyle birlikte adanın kuzeyinde tam bir ‘barış karnavalı’ havası esmişti.

Şimdi iki evet çok daha mümkün

Aradan 13 yıl geçti ve Kıbrıs’ta yeni bir referandum süreci yaşanma ihtimali var. Aradan geçen zaman, bölgedeki değişiklikler, garantörlerin tutumları ve diğer birçok bağımsız değişkenin etkilerini de hesaba katarak ve oylanacak çözüm planı ortaya çıkmadan bir tahminde bulunabilmek kolay değil.

Bununla birlikte 2004’te ‘tek evet’le kaçırılan çözümün olası bir referandumda ‘çifte evet’le yakalanması daha olası görünüyor.

Kıbrıslı Türk toplumunda CTP, TDP, TKP ile meclis dışındaki YKP, BKP, SP gibi partilerin yanı sıra hâlâ çok güçlü bir sivil topum hareketi de federal çözümü destekliyor. UBP ve DP ile kimi milliyetçi örgütler ise muhtemelen yine ‘hayır’ kampanyası düzenleyecekler. Ancak bu kesimlerin alacağı tavır, Ankara’dan gelecek işarete de bağlı. Şimdiki hükümet ortakları UBP ile DP’nin –ne olursa olsun- Ankara’daki iktidar ile ters düşmeme gibi bir çaba içinde olduğu görülüyor. Bunun bir nedeni de 2004 referandum sürecinde yaşanan sürtüşme olmalı. Türkiye’de ordunun güçlü olduğu o dönemde Kıbrıs’ta çözüm karşıtları AKP hükümetiyle ters düşmüşler, Ankara ile ilişkileri düzeltmeleri uzun zaman almıştı. AKP’nin ve Erdoğan’ın bu kadar güçlendiği, iktidarın ‘tek elde toplandığı’ bu dönemde ise farklı bir siyasi karar alma ihtimalleri olabilir.

Kıbrıslı Rum toplumunda ise 2004’ten bu yana çok ciddi değişiklikler olduğu gözlemleniyor. Bunlar arasında ‘çözüme destek’ için oluşturulan iki toplumlu örgütlenmeler ve eylemlere Kıbrıslı Rumların katılımındaki artış da var.

Pozitif gelişmeler

Kıbrıs Rum yazılı basınında da çözüme destek anlamında son derece pozitif gelişmeler var. Ayrıca iki ayrı dili konuşan basında iş ve güç birlikleri başladı. En önemlisi ise AKEL 2004’ten çok farklı olarak, çözüm sürecinin arkasında ciddi biçimde duracak gibi görünüyor. DİSİ’den seçilen Nikos Anastasiadis’in müzakere heyetinde AKEL’den temsilci olması da bu ihtimali güçlendiriyor.

Bununla beraber Kıbrıslı Rum toplumunda Yunanistan’daki Altın Şafak’çılarla aynı çizgideki ELAM adlı faşist, ırkçı grubun çıkardığı gürültünün negatif etkisini ve Ekologlar Hareketi, EDEK gibi mecliste temsil edilen küçük partilerin çözüm karşıtı politikalarını da not etmek gerekiyor. Tüm bu gözlemlere “Olası bir referandumda ne olur” sorusuna Sürdürülebilir Barış ve Demokratik Kalkınma Merkezi (SEED) adlı araştırma kuruluşunun bulduğu yanıtı da eklemekte fayda var.

Prof. Dr. Ahmet Sözen’in öncülük ettiği iki toplumlu SEED’in 2016 Aralık ayında her iki tarafta yaptığı kamuoyu araştırmasına göre ‘Evet’ deme ihtimali Kıbrıslı Türklerde yüzde 68’e, Kıbrıslı Rumlarda ise yüzde 56’ya kadar çıkıyor.

İki liderin uzlaşacağı ve garantörlerin de onaylayacağı çözüm metnindeki toprak, mülkiyet, garantiler, güvenlik, güç paylaşımı gibi ana başlıklara da bağlı olarak her iki kamuoyunun algısı ve oy yönü değişkenlik gösterebilir.

Ancak SEED’in bulgularını kabaca şöyle yorumlamak yanıltıcı olmaz: Kıbrıs’ta olası referandumlarda ‘İKİ EVET’ çıkma olasılığı 2004’e göre çok daha yüksek.

 

Devam edecek

 

 

Bu haber toplam 2367 defa okunmuştur
Etiketler :
İlgili Haberler