1. YAZARLAR

  2. Serkan Soyalan

  3. M.Kansu’dan “Huzur”
Serkan Soyalan

Serkan Soyalan

M.Kansu’dan “Huzur”

A+A-

Eğitimci, şair ve öykücü Mehmet Kansu’nun Türkçe, Yunanca ve İngilizce olmak üzere üç dilde hazırlanan “Huzur” kitabının tanıtım etkinliği öncesinde sabah kahvelerimizi yudumlarken zamanın içinde bir yolculuğa çıktık.
Şair Zeki Ali ve gazeteci-yazar Hasan Kahvecioğlu ile birlikte, geçmişin kültür-sanat sayfalarında dolaştık; artık kapanmış dergilerin, sanat eklerinin ve yitip giden seslerin izini sürdük. 
Biraz edebiyat, biraz hüzün, biraz da eksilenler vardı o masada… 
Bolca da yitirdiklerimiz...

***
Sabah kahvemizin ardından Işık Kitabevi’nde Blckbrd Social’de yerimizi aldık ve Mehmet Kansu’nun “Huzur” yolculuğuna bıraktık kendimizi.
Bu sadece bir kitap tanıtımı değil, Kansu’nun yaşamının içinden süzülüp gelen bir “huzur” arayışının tanıklığıydı.

***
Etkinliğin açılışında bir konuşma yapan Blckbrd Social Direktörü Ekin Tulga, Kansu’nun “Huzur” yolculuğunu, “Bu kadar hızlı geçen zamanda, satın alamayacağımız bir şeydir huzur” sözleriyle yorumladı.
Sevgili Ekin’i dinlerken, zamanın ne kadar acımasız bir hızla aktığını düşündüm. Ve bu baş döndürücü tempoda ilerlerken, hâlâ üretmek aşkıyla yanıp tutuşanları. 
Kalemini bırakmayanları...

***
Kıbrıs Türk edebiyatının en üretken kalemlerinden biridir Mehmet Kansu. 
Bir hafızadır...
Sadece bir şair değil; bir coğrafyanın acılarını, yoklukları, özlemleri, yalnızlığı ve buna rağmen yeşeren yaşama sevincini bünyesinde toplayan bir direncin simgesidir. 
Onun hayat hikayesi ve edebi yolculuğu, Kıbrıs’ın çalkantılı tarihiyle iç içe geçmiş, zorluklardan süzülüp gelen bir umut bildirgesidir.
Parçalı çocukluk, eksik masumiyetler ve gençlik anıları, Kansu’nun ruhunda derin izler bırakmıştır.
Bu izler, satırlar arasında gizlenmiş, gözlerindeki derinlikte ve o günleri yad ederken titrek sesinde ele veriyor kendini. 
Ancak Kansu, bu izleri şiirinin ve öykülerinin satırları arasına işlemiştir. 
Birçok insan için suskunluk nedeni olan acı yaşanmışlıklar, onun kaleminde toplumsal bir hafızaya dönüşmüştür.
O yazdıkça, sadece kendini değil, yaşadığı dönemi de kayda geçirir.

***
Yaşadığı tüm zorluklara rağmen, yarınlara hep umutla bakmış bir değerdir M. Kansu...
67’nci sanat yılında da yorulmadan üretmeye ve okuyucularıyla buluşmaya devam ediyor. Bu somut bir direncin en büyük göstergesidir...
Kitap tanıtımında söylediği şu sözler, aslında onun hayat felsefesinin bir özeti gibiydi: 
“Bu toplum, çalışkanlığıyla, ayakta durmayı bilmesiyle var olmuştur. Kimse üvey evlat muamelesi yapamaz.” 

***

Gabriel Garcia Marquez’in “Anlatmak İçin Yaşamak” sözünü kendisine şiar edinmiş bir kalemdir Kansu. 
Yaşamından her bir an, şiirine, öykülerine ve yazılarına yansımıştır.
Bu izler, bazen dilek ağacına bağlanan mavi mantin, bazen beklenen sonsuz aşk, bazen de Ciyas Deresi oluyordu...
Çokluk da yokluk...
Lise son sınıfa kadar okulla birlikte çalışmak zorunda kalan bir genç, duhuliye parası ödenmediği için okuldan atılan bir öğrenci, altı aşınmış ayakkabının tabanına karton yerleştiren bir çocuk...
“Ne yazdımsa, hayatımın izleri var” diyor.

***
Kitap tanıtım etkinliğinin moderatörlüğünü üstlenen gazeteci Rahme Çiftçioğlu da Kansu’nun yaşamındaki derin izlere dikkat çekti.
Onunla yaptığı uzun soluklu röportajdan bahsederken söylediği şu sözler, hr şeyi özetliyordu:
“65’ten fazla eseri olan bir şair-yazarla, yaklaşık 3 saatlik röportajımızda çocukluğundan çıkamadık.”
Bazı hikâyeler, insanın içinden hiç çıkmaz!

***
Romanlara konu olacak bir yaşanmışlık M.Kansu’nun yaşamı... 
Acıyla yoğrulmuş, arayışla şekillenmiş ve üretimle anlam kazanmış bir hayat...

***
M.Kansu’dan “Kasavet Bastı Bizi”

“Oturmuş çevreme bakıyorum, yeryüzünün bütün üzüntülerine; bütün zorbalıklara, bütün utanılacak şeylere bakıyorum...” 1

Kısa, haki pantolonlu çocuk; kuruyemişçi üvey babanın el arabası üstünde kabuklu, tuzlu yerfıstığı yığınına özlemle dalıp gitmişken üvey baba yakalar sıkıca belinden, doğranmaya dizilen selvi ve çam kütükleri üstüne boş çuval gibi savurur.
Kasavet basar çocuğu.
“Örfi İdare”nin, Koloni Yönetimi’nce süreli uyguladığı dönemlerde bir gün, Lise-Matric’li öğrenci havasızlıktan kapı önüne çıkıp bakınırken piyade tüfekli İngiliz askeri: “Get in you bastard!” diye bağırınca, kasavet basar öğrenciyi.
Hasanbulliler’e kaçış patikalarını belleten, ‘mavzer’le atış talimleri yaptıran Salih Bobi; keçileri ovalarda otlatırken birini kaçırıp ağıla getiremeyince, çoban kızını avludaki zeytin ağacına bağlar, kırbaçlar ve soğuk gecenin ayazına terkeder. Anlattıklarında, kasavet basar oğlunu.
Eşkiya Bobi’nin kızı, Lefkoşalı olduktan uzun bir süre sonra, bakkaldan sokağa adımını henüz atmışken kapalı bir kamyonetin tekerlekleri altında ölümün mor kapılarından geçtikçe, kasavet basar çocuklarını.
...................................
Yeşil Hat çizildiğinde, birkaç aylık oğlunun üstüne haberci kara kuşlar çığlık çığlığa uçarlarken, kasavet çöker bebeğin üstüne.
Mevzi nöbetinde bir gece, mazgal deliğinden ay ışığı süzülür ve kum torbalarına dayalı mermisiz, karıncalı piyade tüfeğiyle tartışırken, kasavet, çıplak bir hayalet gibi zıplar kum torbalarının üstünde.
..................................
Bakınız şimdi halimize! Bakınız bize!
Kasavet bastı bizi.

Mart 2014-Lefkoşa

1-‘Çimen Yaprakları’, Adam Yayını-2003, Walt WHITMAN, Çeviri: Memet Fuat

Bu yazı toplam 282 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar