1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. CEHENNEMİN ÇIKIŞ KAPISI
CEHENNEMİN ÇIKIŞ KAPISI

CEHENNEMİN ÇIKIŞ KAPISI

Bir zamanlar bir arkadaşım anlatmıştı kendisini kahreden bir adamı nasıl cezalandırdığını. Derin bir sessizlik vermiş ona… Tamamıyla bir görmezden gelme hali... “Sen yoksun” demiş bakmayışlarıyla. Olabilecek en güçlü şiddet belki de bu&#

A+A-

 

 

Bir zamanlar bir arkadaşım anlatmıştı kendisini kahreden bir adamı nasıl cezalandırdığını. Derin bir sessizlik vermiş ona… Tamamıyla bir görmezden gelme hali... “Sen yoksun” demiş bakmayışlarıyla. Olabilecek en güçlü şiddet belki de bu… Etnik çatışmalarda da yaşanan bir şey, asla konuşmamak, en ufak bir iletişim kurmamak, yok saymak. Adını bile anmadan ona farklı bir ad vermek, hiçleştirmek… Bunu, çok sevdiğin, sana çok derin bir düş kırıklığı veren birine yaparsın bazı zaman. Birisini öldürmek gibidir biraz da. Aslında ölmesini istemektesindir; en azından kendin için. Seni rahatlatacak tek şey bu dünyada olmamasıdır artık. Bu yeni haliyle kabul edemezsin onu. Anılarındaki, eski zamanlardaki gibi kalsın istersin. Sana bu ihaneti yapmadığı zamanlardaki, içini acıtan sözleri söylemediği zamanlardaki gibi. .. Aslında geçmişe dair her şey de kirlenmiştir bu yeni durumla birlikte. Yeni durum geçmişteki hikayeye de gölge düşürmüş, oradaki başka ayrıntıları öne çıkarmaya başlamıştır.

Oysa herkes kendi zavallı hikayesini yaşar. Uzaktan zalim görünenin içinde yaralı bir çocuk vardır çoğu zaman… Yine de bazı şeyleri bağışlaması zordur insanın… Onuru kırılmışsa, aşağılanmışsa, adaletsizliğe uğramışsa içinde bir zehir olup dolaşır bu kırgınlık. Fiziksel olarak bile hastalanabilir. “Aslında o hep böyleydi de ben mi yeni fark ediyorum?” sorusu en çok canı acıtandır. Sayısız farklı yorum vardır ve onca iletişimsizlik içinde bunların en sefili, en derinden yaralayanı gelip tahta oturur.

Terapist divanları, yoga salonları, yalnızlığa çare dans kursları vb. hep gönül kırıklığına uğrayanlarla doludur. Bazen bütün bir ömrü karartabilir bir gönül kırıklığı. Hayat geçer gider bir ana takılı kalarak. Dünyanın sunabileceği bin bir türlü güzel tadın inkarı demek olabilir bu... Gönül kırıklığı bir sis bulutu gibi sarar insanı. Bir kez oturulup ayrıntılı konuşulsa belki pek çok yanlış algılama çıkacaktır ortaya; belki yanlışlar için özür dilenecektir. Belki gerçeğin çok derin ve farklı nedenleri olduğu ortaya çıkacaktır ama kırgınlığın kara bulutu içine alıp boğar bütün rasyonel düşünme biçimlerini… Aslında biraz da olası bir gerçeği işitmekten ürker insan. Karşılıksız bir tutulma hali örneğin… Bunun bir izahla yatışma imkanı yoktur. Yeryüzü karşılıksız aşklarla “Sevdiğim başka sevenim başka” halleriyle doludur. Aşkın ateşine üfleyen biraz da bu karşılıksız kalma durumudur aslında.

Konu aşk olunca farkındalık bile fayda etmez insana. En derin en çarpıcı analizleri yapabilirsin. Bir çarpılma ve büyülenmenin en derin yorumlarına girişebilirsin ama iyileştiremezsin bu ölümcül hastalığı. Edebiyata teslim edebilirsin belki onu. Şiirin izah edilemezi ele geçirişine sığınırsın. Şarkıların hüznüne dalarsın. Hayatta bin bir türlü keyif ve mutluluk vardır oysa. Keder bulutunun içinde heba olan onca zamana yazıktır. Ama pek çare de yoktur buna.

Aslında ihtiyaçlara odaklı sığ yaşantı biçimleriyle, kolay elde edilen huzur ve mutluluklarla doludur hayat. Aşkın bir bela olduğunu fark edip ondan kaçmıştır pek çok insan. Kimileri için, tadını hiç bilmedikleri, merak da etmedikleri bir yasak meyvedir aşk.

Böylesi bir hayatı tercih etmek acıdan kaçayım derken hayatın sunduğu pek çok muhteşem tadı da bilememektir. Bu bir tercihtir; ya bir yüceliğin peşinde acı tatlı anlarla dolu, bazen kahreden bazen bulutlara çıkaran durumlara dair bir hayat ya da  duru ve yalın bir dinginlik hali…

Bazı insanların paylaşacak bir hikayesi dahi yoktur. Birbirine benzeyen günler içinde  yitirmek istemedikleri, göz bebekleri gibi korudukları bir huzura teslim olmuşlardır. Bazen nasıl da çekici gelir bu. Bir dingin mutluluk tablosu gördüğünde burnunun direği sızlar insanın. Bazı insanlar ise hayatın anlamlarının peşine düşmüş kendilerini isyan ve huzursuzluğa teslim etmişlerdir. Değiştirmek, dönüştürmek, yüceliklere kavuşmak için çırpınırlar. Verili olanı kabullenmeyip sayısız olasılıkların peşine düşerler. Ayakları taşlara takılır; yere yuvarlanırlar. Güneş altında kavrulup, yağmurlarda ıslanırlar. Böyle bir familyaya aidimdir ben de. Hazırda bekleyen gözyaşlarım ve bazılarının hiç tatmadığı sevinçlerim vardır. Şiirlere, şarkılara, romanlara ait bir hayattır bu. Uslanmaz,iflah olmaz bir yaşama tutkusu…

Böyle bir hayatın en zor zamanları birisinin hayata ve insana olan güvenini, yaşama sevincini zalim bir inkar haliyle elinden aldığı karanlık dönemlerdir. Önüne örülen bu duvarı bir biçimde aşabilirsin belki ama bunun için var olan enerjini de çalar bazen bu insan. O zaman tek çare bütün gücünü toplayarak içindeki çaresizlikten hızla zıplayıp kurtulmak ya da seni sırtına alıp duvarı aşmana yardımcı olabilecek başka bir insanı ümit etmektir.

İnsanın insanın cehennemi olduğu doğrudur ama bu cehennemin mutlaka bir çıkış kapısı vardır.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1463 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler