1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Süreç çıkmayacaksa, 5+1’e gerek yok”
“Süreç çıkmayacaksa, 5+1’e gerek yok”

“Süreç çıkmayacaksa, 5+1’e gerek yok”

DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Sözen, Kıbrıs konusunda, müzakere süreci öncesi bir pazarlık sürecinin başladığını, anlamlı bir sürecin başlatılabilmesi için pazarlık yapıldığını söyledi.

A+A-

Ödül AŞIK ÜLKER

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Sözen, Kıbrıs konusunda, müzakere süreci öncesi bir pazarlık sürecinin başladığını, anlamlı bir sürecin başlatılabilmesi için pazarlık yapıldığını söyledi.

Prof. Dr. Sözen, “Tercihen, bu yıl içerisinde resmi müzakerelerin yeniden başlaması hedefleniyor. Ama bu resmi müzakereler eskisi gibi olmayacak, farklı olacak. Zaman tahdidi olacak ve tahmin ediyorum, kapsamlı çözüm öncesinde tarafları en azından bir stratejik anlaşmaya götürecek bir süreç olacak” diye konuştu.

Küresel ve bölgesel kırılmaların Kıbrıs’ta çözüm arayışını tetiklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Sözen, iki tarafta da çözüm istemeyenlerin, statükonun devamından nemalananların bir sürecin başlamasını istemediğini belirtti.

Prof. Dr. Sözen, tarafların kurgulamaya çalıştığı şeyin, Kıbrıs’ta anlamlı müzakere sürecinin başlaması olduğunu kaydederek, iyimser senaryonun 5+1’den bir takvimin çıkması ve o takvimin içinin doldurulduğu bir sürecin başlaması olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Ahmet Sözen, “5+1’den sonra elle tutulur bir süreç başlamayacaksa, taraflar gidip yalnızca daha önceki 5+1’de olduğu gibi mezarlık temizliği açıklayacaksa, bu 5+1’e gerek yok, anlamsız olur” diye konuştu.

İlk başta tarafları stratejik anlaşmaya, stratejik anlaşmadan sonra geçiş dönemine ve o geçiş döneminden sonra da referanduma götürecek bir süreç olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sözen, geçiş döneminde güvenin, işbirliği kültürü ve tecrübesinin artırılacağı, oluşturulacağı bir ortamın yaratılmasının önemine vurgu yaparak, “Adada işbirliği yapmıyorsak ve iki toplum arasındaki hem işbirliği kültürü hem de tecrübe eksikliğini bu şekilde bırakıyorsak, gelecek nesillere iyilik yapmıyoruz demektir; tam tersine kötülük yapıyoruz” dedi.

Türkiye’nin, yeni Avrupa güvenlik mimarisine daha çok entegre olmaya başladığını ve Türkiye’yi yönetenlerin bunu gördüklerini belirten Prof. Dr. Sözen, Türkiye’nin Kıbrıs’ta daha esnek olmasının sebeplerinden birinin bu olduğunu söyledi.

Türkiye’nin bir ışık yaktığı ancak bunun tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sözen, “Kıbrıs Rum liderliği gerçekten tabuları kırıp, Türkiye’yi bir hasım olarak değil de Avrupa’nın bir partneri olarak görebilecek mi; Türkiye ile hasımdan hısıma dönmeye hazır mı?” diye sordu.

Prof. Dr. Ahmet Sözen, “Kıbrıs Türk tarafı, en azından Tufan Erhürman’ı seçerek hazır olduğunu göstermiştir. Ama Rum tarafında bu eksiktir. Hristodulidis’in seçimine ve onu seçen kitleye baktığımızda, çok iyimser olmak için bir sebep yoktur. Hristodulidis, Kıbrıs’ta gerçekten gücü paylaşmaya dayalı, siyasi eşitliğin olduğu bir çözüme hazır mı, değil mi? Bunu kendisinin ispatlaması lazım” ifadelerini kullandı.

“Müzakere süreci öncesi pazarlık”

Soru: Kıbrıs’ın AB dönem başkanlığı bitti, Kıbrıs konusunda beklenen hareketlilik başladı gibi görünüyor. BM bir inisiyatif üstlenmeye çalışıyor, plan iddiaları da var. Gelinen aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Sözen: Hiçbir sürpriz yok. Daha önce de, Rumların dönem başkanlığı bitmeden, herhangi bir anlamlı sürecin başlamayacağını söylemiştik. BM Genel Sekreteri Guterres’in görev süresi Aralık’ta bitecek, o da belli ki bir miras bırakmak istiyor ve bu konuda ciddidir. Bunu göz önünde bulundurduğumuz zaman, karşımıza çıkan fırsat penceresi çok uzun açık kalmayacak. Önümüzde 3-5 aylık bir zaman var, müzakere süreci öncesi bir pazarlık sürecinin başladığını görüyoruz. Anlamlı bir sürecin başlatılabilmesi için, şu anda, bir pazarlık dönüyor. Tercihen, bu yıl içerisinde resmi müzakerelerin yeniden başlaması hedefleniyor. Ama bu resmi müzakereler eskisi gibi olmayacak, farklı olacak. Zaman tahdidi olacak ve tahmin ediyorum, kapsamlı çözüm öncesinde tarafları en azından bir stratejik anlaşmaya götürecek bir süreç olacak. Bu Kıbrıs’ın iç dinamikleriyle olacak bir şey değil.

“Kıbrıs’ta arayışı tetikleyen, aslında küresel ve bölgesel kırılmalardır”

Soru: Uluslararası aktörler, özellikle Avrupa’daki güvenlik denklemindeki değişimler nedeniyle Kıbrıs konusunu hareketlendirmeye mi çalışıyor?

Prof. Dr. Sözen: Küresel bazda yaşadığımız jeopolitik kırılmalar bazı şeyleri tetikliyor. Nasıl ki Türkiye’de, “terörsüz Türkiye” veya “çözüm süreci”ni tetikleyen jeopolitik bölgesel gelişmelerse, Kıbrıs’ta da bu arayışı tetikleyen, aslında küresel ve bölgesel kırılmalardır. Avrupa’nın, Amerika’dan bağımsız veya Amerika’nın daha az katılacağı daha Avrupalı bir güvenlik mimarisini kurma girişimi ve Türkiye gibi bir aktörün de bunun bir parçası olması gerektiğini düşünenlerin sayısının hayli çok olması, önemli faktörlerdendir.

İkincisi, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının, özellikle Ukrayna’daki savaştan sonra Rus enerjisine alternatif olarak bu bölgede daha verimli şekilde kullanılması, Kıbrıs’ta da bir çözümün gerekliliğini önümüze çıkarıyor.

Onun dışında, ABD’nin daha küresel anlamda bu bölgelerden çıkması veya eskiden kendisinin yaptığı işleri müttefiklerine havale etmesi gibi bir durum da var. Burada iki büyük müttefiki var, biri İsrail, diğeri Türkiye. Bu iki müttefiğin kavga etmemesi lazım, şu anda kavgalıdırlar. Kıbrıs meselesi de Tom Barrack’ın dediği gibi, kendisinden kurtulunacak bir apsedir. Uzun sözün kısası, Kıbrıs’ta bir çözüme varılabilirse, birçok başka konunun da önü açılacak. Bu hareketliliğin nedeni budur diye düşünüyorum.

“Statükonun devamından nemalananlar bir sürecin başlamasını istemiyor”

Soru: Holguin temaslar yaptı, Rum basınında yeni çözüm planı iddiaları çıktı. Zamanlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sızdırma bir nabız yoklama mı?

Prof. Dr. Sözen: BM’nin sızdırdığını düşünmüyorum, tarafların bazı şeyleri sızdırması uzak ihtimal değil. Bununla beraber, hayal gücünü kullanarak bazı şeyleri ortaya atanlar da var diye düşünüyorum. Her sızdıran tarafın kendine göre bir hedefi vardır. Bu konular, iki tarafta çözüm istemeyenleri uyandırdığına göre, belli ki bir şeyler oluyor; ciddi bir sürecin başlayabilme olasılığı olduğu için bunlar yükseldi. Bugünkü statükonun devamından nemalanan kesimler bir sürecin başlamasını istemiyor. Bunun önünü almak için ortaya çıktılar, bu kadar nettir.

“Dışişleri Bakanı, bu yeni süreçten çok tedirgin oldu”

Soru: Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu’nun, Cumhurbaşkanı Erhürman’ı da hedef alan açıklamaları oldu, Cumhurbaşkanı’nı ütopik davranmakla suçluyor...

Prof. Dr. Sözen: Cumhurbaşkanı hiç de ütopik davranmıyor, hatta bazı kesimlere göre biraz tutuk davranıyor. Dışişleri Bakanı, bu yeni süreçten demek ki çok tedirgin oldu. Kendi çerçevesinden, kendi penceresinden baktığında haklı olduğu taraflar olabilir. BM Genel Sekreteri’nin misyonu bellidir, iyi niyet misyonudur. İyi niyet misyonu çok kısıtlıdır. Örneğin, masaya plan veya iki taraf arasında köprü olabilecek bir öneri koyamaz. İyi niyet misyonu, sadece iki taraf arasındaki diyaloğu sağlar, kolaylaştırıcı olur. Ama işin orada olmadığı çok bariz. Maria Holguin kişisel temsilcidir; ama daha önce Dışişleri Bakanlığı yapmış, Kolombiya hükümetiyle FARC arasındaki barış sürecinin de içinde olmuş birisi olarak, günün sonunda sadece diyaloğu tesis eden, sadece “zemin var mı, yok mu” misyonuyla hareket eden biri olmasını beklemek saflık olur.

“Statüko sürdürülebilirdir, ama statik değildir”

Çoğu, “Kıbrıs’ta statüko sürdürülebilir değildir” der. Oysa sürdürülebilirdir, ama statik, yani durağan değildir. Bunun da farkında olmamız lazım. Küresel ve bölgesel büyük kırılmalar yaşanırken, buradaki statükonun durağan kalması beklenemez. Biraz önce bahsettim, koskoca Türkiye Cumhuriyeti, PKK sıkıntısı yokken, “terörsüz Türkiye” veya “barış süreci” diye bir şey başlattı. Belli ki, küresel düzlemde gelebilecek tsunamiden korunmak için, önlem almak için bazı adımların atılması gerekiyor. Kıbrıs da onlardan birisidir.

“Esas eksik olan, iş birliği tecrübesi ve iş birliği kültürüdür”

Soru: Holguin son açıklamasında güven sorununa dikkat çekti. Bu süreçte, sürece yardımcı olabilecek, hızlı ve etkili ne tür adımlar atılabilir?

Prof. Dr. Sözen: Kıbrıs’ta güven eksiktir, ama bu güvensizlikten dolayı esas eksik olan iş birliği tecrübesi ve iş birliği kültürüdür. Yapılması gereken, iki tarafın, adayı ilgilendiren her konuda işbirliği içinde olmasıdır. Enerji, küresel ısınma, çevre, güvenlik gibi konular olabilir. Bütün dünyada bu kadar savaşlar olurken, biz adada iş birliği yapmıyorsak ve iki toplum arasındaki hem iş birliği kültürü hem de tecrübe eksikliğini bu şekilde bırakıyorsak, gelecek nesillere iyilik yapmıyoruz demektir; tam tersine kötülük yapıyoruz.

“Türkiye, yeni Avrupa güvenlik mimarisine daha çok entegre olmaya başlıyor”

Soru: Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’yı ziyaret eden Avrupa Birliği Komisyonu’nun üç üyesiyle ortak açıklamaya imza attı ve Guterres’in Kıbrıs sorununa ilişkin yürüttüğü girişime destek belirtildi. Bu süreçte bu ne anlama geliyor?

Prof. Dr. Sözen: Mevcut Türkiye’nin, AB üyeliğiyle alakalı ciddi veya samimi bir görüşü, yani AB’ye üye olma gibi bir niyeti ya da çabası yoktur. Ama özellikle küresel kırılmaların yaşandığı, güvenlik konularının bu kadar tavan yaptığı bir dönemde, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak Türkiye’nin güvenlikle ilgili değeri artmıştır. Türkiye’yi yönetenler de bunun farkındadır. Türkiye çok ciddi bir ekonomik krizden de geçiyor. Bu yeni değer artışını, doğal olarak kendi içinde de kullanmak istiyor. Erdoğan’ın işin bu kısmını gördüğünü sanıyorum; yani Avrupa ile güvenlik alanında daha çok entegrasyon, daha çok ortak iş yapma çabası... Türkiye SAFE’e ön kapıdan giremedi ama Türk firmaları İspanyol, İtalyan ve Alman şirketleriyle ortaklık yaparak, arka kapıdan içeri girdi. Türkiye, yeni Avrupa güvenlik mimarisine daha çok entegre olmaya başlıyor. Türkiye’yi yönetenler bunu gördüler sanırım; Kıbrıs’ta en azından daha esnek olmalarının sebeplerinden biri de budur bence.

Önümüzdeki NATO zirvesi sonrasında, özellikle de Erdoğan’ın AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa’yla yapacağı görüşmelerden sonra, işler biraz daha netleşecek diye düşünüyorum.

Soru: Bu NATO zirvesinden ne bekleyebiliriz?

Prof. Dr. Sözen: Tarafların, ortak bir gelecek için ne kadar aynı zaviyede, aynı açıda olduklarını gösteren şeyler. NATO zirvesinden değil ama ikili temaslardan sonra yapılacak ortak açıklamalara bakmak lazım.

“AB çok önemli bir finansördür”

Soru: Holguin, “AB kilit aktörlerden biridir” diyor. AB, Kıbrıs’la ilgili bu sürecin neresinde olabilir?

Prof. Dr. Sözen: AB zaten içindedir; fiilen, beğenelim ya da beğenmeyelim, AB’nin bir coğrafyasındayız. Sadece Kıbrıs’ın kuzeyinde AB müktesebatı, bir çözüme kadar askıya alınmıştır. Kıbrıs’ta bir çözüm olacaksa, bu, Avrupa normlarının dışında bir çözüm olmayacaktır.

Müzakerelerin siyasi pazarlık kısmında AB doğrudan yoktur, zaten Türk tarafı da bunu istemiyor. Müzakerelerin hayata geçirilmesinde bir hakemlik, arabuluculuk veya üçüncü taraf rolü de yoktur. Ama AB bugün çok önemli bir finansördür. Yarın öbür gün bir çözüm olacaksa, o çözümün belli maliyetleri de olacaktır. AB o maliyetlerin bir kısmını üzerine aldığında, motive edici bir güç olur diye düşünüyorum.

“5+1’den bir süreç çıkmayacaksa, 5+1’i toplamak çok riskli olur”

Soru: NATO zirvesi sonrası 5+1 beklentisi var. Holguin’in, beklentiden öte, bunun olacağı yönünde kesin ifadeleri var. Nasıl bir 5+1 olabilir?

Prof. Dr. Sözen: 5+1’in içi nasıl doldurulacak? 5+1 yapılacak, peki 5+1 sonrasında taraflar nasıl bir sürecin başlayacağına karar verecek? Önemli olan odur. 5+1’den bir süreç çıkmayacaksa, 5+1’i toplamanın çok riskli olduğunu düşünüyorum. 5+1’den sonra elle tutulur bir süreç başlamayacaksa, taraflar gidip yalnızca daha önceki 5+1’de olduğu gibi mezarlık temizliği açıklayacaksa, bu 5+1’e gerek yok, anlamsız olur.

Benim anladığım kadarıyla, tarafların kurgulamaya çalıştığı, özellikle de Avrupalıların 5+1’den çıkmasını istediği sonuç, Kıbrıs’ta anlamlı müzakere sürecinin başlamasıdır. İyimser senaryo nedir? 5+1’den bir takvimin çıkması ve o takvimin içinin doldurulduğu bir sürecin başlaması... İlk başta bizi bir stratejik anlaşmaya, o stratejik anlaşmadan sonra belki bir geçiş dönemine ve o geçiş döneminden sonra da belki bir anayasal referanduma götürecek bir süreç. Geçiş dönemi ne kadar sürer bilemiyorum, ama o geçiş döneminde güvenin, işbirliği kültürü ve tecrübesinin artırılacağı, oluşturulacağı bir ortamın yaratılması önemli...

Soru: Başarıya giden süreçte önemli faktörler neler olabilir?

Prof. Dr. Sözen: Bu sürecin çok doğru kurgulanıp, tarafların artık geriye dönüş yapamayacağı bazı adımların atılması lazım. Mesela Maraş’ın açılması, Kıbrıs Türk tarafına doğrudan uçuşların olması, AB ile Kıbrıslı Türkler arasında doğrudan ticaretin başlaması, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne limanlarını açması vs. gibi. Yani arazide statükoyu değiştirecek, bizi yeni bir statükoya doğru götürecek adımlarla bunun kurgulanması gerekir.

“Geçen haftaya göre daha çok şans vardır”

Soru: Yeni oluşan dengeler içinde, çözüm ihtimalinin arttığını söyleyebilir miyiz?

Prof. Dr. Sözen: Geçen haftaya göre daha çok şans vardır diye düşünüyorum. Hakan Fidan’ın, üç AB komiseriyle ortaklaşa bir açıklama yapması, Erdoğan’ın AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile görüşmesi ve yapılan açıklamalar, Türkiye’nin bir ışık yaktığını gösteriyor. Ama bu tek başına yeterli değil. Acaba Kıbrıs Rum liderliği gerçekten tabuları kırıp, Türkiye’yi bir hasım olarak değil de Avrupa’nın bir partneri olarak görebilecek mi; Türkiye ile hasımdan hısıma dönmeye hazır mı?

Kıbrıs Türk tarafı, en azından Tufan Erhürman’ı seçerek hazır olduğunu göstermiştir. Ama Rum tarafında bu eksiktir. Hristodulidis’in seçimine ve onu seçen kitleye baktığımızda, çok iyimser olmak için bir sebep yoktur. Hristodulidis, Kıbrıs’ta gerçekten gücü paylaşmaya dayalı, siyasi eşitliğin olduğu bir çözüme hazır mı, değil mi? Bunu kendisinin ispatlaması lazım.

Türkiye ışığı tam yaktıktan sonra top diğer tarafa geçecek. Bunu tam olarak yakıp yakmadığını NATO zirvesinden sonra daha net göreceğiz. NATO zirvesinde Türkiye’nin, özellikle ABD’den bazı beklentileri var. Trump geliyor; Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarını ve yerli muharip uçağı için ihtiyaç duyduğu motorları satacak mı gibi konular var. Acaba Kıbrıs’la ilgili Türkiye’den talepler olacak mı, olmayacak mı? Bunları görmek lazım; ondan sonra tablo daha net oturacak diye düşünüyorum. Geçen haftaya göre daha umutluyum.

“Türkiye’nin hem jeopolitik değeri hem de askeri gücü giderek daha çok değer kazandı”

Amerika’nın, Avrupa güvenlik mimarisinden çok hızlı çıkmak gibi bir niyeti yok. Trump NATO zirvesine geliyor, NATO’dan çıkma gibi bir durum yok. Ama Avrupalıların bir kısmı, bu Amerika’yı gördükten sonra, Trump’tan sonra bile, “bizim aslında Amerika’dan daha bağımsız bir Avrupa mimarisine ihtiyacımız var” noktasına geldi ve bu doğrultuda Türkiye gibi dinamik, genç nüfuslu, güçlü askeri kapasiteye sahip, savunma sanayisinde hızla parlayan bir ülkeye ihtiyaç duyabileceklerini gördü. Bugünkü dünyada, güvenliğin bu kadar tavan yaptığı bir ortamda, Türkiye’nin hem jeopolitik değeri hem de askeri gücü giderek daha çok değer kazandı.

“Geçmişten dersler alarak, artık gaz vermelerin peşine düşmeden, aklıselimle işbirliği kültürünü geliştirelim”

Soru: “1960’a benzer mi, kısa süreli olur mu, bozulur mu” diye endişelerini dile getiren kesimler de var...

Prof. Dr. Sözen: Bunun garantisi yoktur; bu kadar belirsizliğin yaşandığı bir dünyada, 3 sene sonra ne olacağını kimse söyleyemez. Ama böyle bir yola girersek, biz Kıbrıslılara gerek Kıbrıslı Türklere gerekse Kıbrıslı Rumlara çok büyük rol düşer. Geçmişten dersler alarak, artık gaz vermelerin peşine düşmeden, aklıselimle iş birliği kültürünü geliştirerek birbirimize şunu demeliyiz: “Dış güçlerden çok çektik, akıllanalım ve kendi evimizi kendimiz yönetelim; birbirimize karşı olmak yerine birlikte olalım.” Bunu yapmak o kadar kolay bir şey değil. Akil insanlara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var; aklı başında, aşırı uçlarda olmayan, bilgili insanlara çok ihtiyaç var...

Bu haber toplam 713 defa okunmuştur