1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

  3. Ahmet Uçar ve “M.KANSU’nun KT Şiirindeki Yeri”
Eralp Adanır

Eralp Adanır

Ahmet Uçar ve “M.KANSU’nun KT Şiirindeki Yeri”

A+A-

Akdemisyen ve şair Ahmet Uçar, ilk olarak “Deniz Öksürüğü” isimli şiir kitabının ardından “M. Kansu’nun Kıbrıs Türk Şiirindeki Yeri” isimli yeni bir çalışmayla okurun karşısına çıktı. Sohbetimize ilk şiir kitabının serüveniyle başlıyoruz. 

   Şiir üzerine ortaokuldan itibaren uğraşmaya başlamıştım. Ama tabii ortaokul zamanlarında bir duygusal aktarımdan ibaretti benim için. Yani çok bilinçli değildim. Liseye geçtikten sonra sürekli yazmaya başladım. Sonra birgün Işık kitabevine gittim.  Orada şairlerimiz Neşe Yaşın ve Fatoş Avcısoy Ruso’yla karşılaştım. Sohbetimiz sırasında işte çevremde hiç şair yok çok uzağındayım, hiçbir etkinliği göremiyorum filan dedim. Fatoş Avcısoy Ruso’yla konuşmamızda kendisi beni bazı yönlendirmelerde bulundu. İşte şu şairleri okuyabilirsin bunları okuyabilirsin diye. O günden sonra sürekli şiir üzerine okumalar yapmaya başladım, yazıyordum da zaten.

   Bu sefer şiir, içimde bir tutkuya dönüştü. Bir de sürekli okuyunca artık bunun farklı bir şey olduğunu hissettim. Bir sanat, bir yolculuk olduğunu. Sürekli ben kendimi bulmalıyım, kendi dilimi bulmalıyım, kendi şiirimi bulmalıyım diye çalışmaya başladım. Araştırmalar yapmaya,  düşünmeye başladım şiir üzerine. Tabii bu süreç içerisinde Türkiye’de ve buradaki edebiyat dergilerinde şiirlerim yayınlanmaya başladı. Ama biliyorsunuz, her şairin en büyük hayali ilk şiir kitabını yayımlamaktır. Bende de öyle oldu.

   Daima kendime, uygun zaman gelsin o zaman çıkarmalıyım kitabımı diyordum. Halil Karapaşaoğlu’nun barı vardı “’84 Bahçe” diye, şu an kapandı. Bir dönem de orada Halil abiyle birlikte çalışmıştık. Onunla da sürekli şiir üzerine konuşuyorduk. En sonunda bir dosya hazırlayıp Halil abiye (Karapaşaoğlu) verdim. Editörlüğünü yaptı, ondan sonra bayağı zaman geçti yayımlamak için. O kitapta direkt hayata bakışımı, insanın kimlik arayışını, kendini arayışını, insan özünü, toplumsal sorunları merkezime oturttum. Zaten gazetecilik de yaptım dört yıl, vatandaş röportajları, esnaf röportajları. Bunların hepsini birleştirerek bir şiirle ortaya çıkmak istedim. Hayalimdi, güzel oldu öyle. İlk zamanlar şu vardı hazır mıyım değil miyim. Ama ilk kitap çıktıktan sonra şunu sormaya başladım kendime; daha farklı ne yapabilirim. Bunun üzerine ne koyabilirim. Edebiyata sanata nasıl katkım olabilir. Böyle oldu ilk şiir kitabımı yayımladıktan sonra.

   Bir yazarın en çok merak ettiği şey ise kitabını yayımladıktan sonra okurlar tarafından kendisine nasıl dönüşler olacağıydı. Ahmet Uçar’a da bunu sordum. İlk şiir kitabını yayımladıktan sonra okurlar nasıl bir tepki gösterdi.

   Biliyorsunuz şiir kitapları genelde o kadar çok okunmuyor. Şiir de o kadar çok okunmuyor çünkü şiirin diliyle mesela herhangi bir romanın dili arasında bir fark var. Romanda her okuyan farklı şeyler hissetse de aynı şeyi anlayabiliyor. Ama siz bir şiiri okuduğunuzda eğer şiire yönelik bir altyapınız yoksa onu anlamakta zorlanırsınız. Eğer siz roman okur gibi tarih kitabı okur gibi yaklaşırsanız şiire, anlayamadığınız için sıkılırsınız uzaklaşırsınız. Bu nedenle şiir kitaplarının, şiirin okur kitlesi de az zaten. Ben “Deniz Öksürüğü”nü çıkardıktan sonra okurlardan çok da fazla olumlu veya olumsuz yanıt almadım. Sanat çevresinden beklediğim kişilerden bile o kadar böyle bir geri dönüş alamadığım için bu konuda pek fazla yorum yapamam. Ama yine de aralarından üç beş kişini bile bunu görmesi, özellikle de genç kesimlerin bunu görüp değeli szler söylemesi yorumlar yapması, benim için çok olumlu ve heyecan verici bir şey oldu. Ki ben şunu da düşünüyorum artık, şu an bu kitabı kimsenin okuması okumaması, beğenmesi beğenmemesi önemli değil. Önemli olan geleceğe kalacak mı. Kıbrıs Türk Edebiyatı içerisinde kendine bir yer bulabilecek mi, bunu da tarih gösterecek zaten.

   Ahmet Uçar’ın “M.Kansu’nun Kıbrıs Türk Şiirindeki Yeri” isimli kitabına dönüyoruz ve Mehmet Kansu hocamızın KT Şiirinde nasıl bir yeri var diye kendisine soruyorum.

   Ben şiir ve edebiyat üzerine düşünürken az önce söylediğim gibi, farklı farklı şairlerin yazarların ekollerin üzerine şiirlerini yazılarını da okudum sürekli. Ve düşünüyordum şiir nedir diye. Şiirin anlamı nedir, niteliği nedir. Birçok şair farklı yanıtlar veriyor buna. Ben de düşünürken hep şunu benimsemişimdir; şiir yeniliğin peşinden koşuyor sürekli. Yani şiirin şimdiki şu hale gelmesi hep bu yenilik ve gelişim üzerine oldu. Mesela Divan Edebiyatından Tanzimat’a geçmesi, Tanzimat’ta işte Servet-i Fünun, Milli Edebiyat, hep ne var, bir yenilik var. Yeniliğin peşinden koşma var. Yerinde duran bir şair aslında o görevini tamamlıyor. O şair artık yazmasa da olur çünkü yapacağını yapmış. İşte Turgut Uyar, bir yazısında şunu söylüyor: sürekli bir şeyler yapmaya çalışacaksanız. Yerden bir taş alacaksınız o tam şekillenmeye yüz tuttuğunda onu atacaksınız. Çünkü eğer biri kendi diline ulaştıysa ve orda kalıyorsa o ölü bir şairdir zaten. Ben de bu yaklaşımdan yola çıkarak bunu düşündüm. Bir şair sürekli üretken olması gerekiyor diye.

   Mehmet Kansu’nun şiirlerini okuduğumda da hep bunu gördüm. Hiç yerinde durmayan bir şair, sürekli yeniliğin peşinden koşan bir şair. Kıbrıs Türk Edebiyatına yeniliği getiren bir şair, ve gözlemlediklerini estetik malzeme olarak öyle bir kullanıyor ki, onu şiir gibi öyle bir ortaya sunuyor ki, İnsanı çok etkiliyor.

   Mesela Mehmet Kansu’nun şiirimizdeki yerine baktığımızda ilk olarak Fikret Demirağ’la birlikte Ankara’dayken bir şiir kitabı çıkarıyorlar. O zaman da paraları olmadığı için burs paralarıyla çıkarıyorlar “İkinin Yaşamı”nı. Mehmet Kansu’nun oradaki şiirlerine bakıldığında ilk şiirlerinde Garip Akımının etkisi var. Onun yanında İkinci Yeni’nin de biraz etkisi var. Ondan sonra “Piramit Acısı”’nda direkt İkinci Yeni’nin etkisi var. Ondan sonra “Alaca Karanlık”, “Marazlıyım Size ve Zamana” ve bunun gibi birçok şiirinde toplumsal bir şiir var. Yani Toplumcu Gerçekçi diyemeyiz neden, Toplumcu Gerçekçi şiir daha çok böyle sınıf mücadelesini, emeği, sömürüyü ele alan, işçi sınıfının sesini duyuran şiirleri içerir. Ama Mehmet Kansu’nun şiirinde şu var; toplumsal sorunlar, imgesel bir dille ele alınıyor. Onun için ona Toplumcu Şiir değil, Toplumsal Şiir demeyi ben uygun görüyorum.

   Mesela toplumsal şiirlerinden olan “Piramit Acısı”’nda da var, zencilere ithaf edilmiş bir yazı özellikle. Mehmet Kansu’ya zenci ifadesi ırkçılık olarak düşünülmez mi hocam diye sorduğumda, o da bana şu cevabı vermişti; ben küçüklük zamanlarımda Ömerge Cami’nin külhanı vardı orda yer alan esmer tenli kadınlar bize çok sahip çıktılar. Hem onlara olan bir sempatim vardı hem de o zamanlar zenci kelimesi böyle ırkçı bir söylem olarak algılanmıyordu demişti.

   Şimdi ne oldu, Garip Akımı, İkinci Yeni, Toplumsal Şiir bir de en önemlisi Mehmet Kansu’yu Mehmet Kansu yapan şey, Akdenizlilik ve Doğu Akdenizlilik. Bu da “Marazlıyım Size ve Zamana”dan şimdiye kadar yazdıkları tüm eserlerinde etkili. Kıbrıslı kimliğini, Doğu Akdenizli kimliğini yansıtan şiirleri var. Bu başlık altında neler var, mesela Akdeniz bitkileri, Akdeniz iklimi, yani Doğu Akdeniz iklimi, Akdeniz’deki uygarlıklar, Akdeniz’deki mitolojiler, Kıbrıs mitolojisi. Bunlar farklı alanlar farklı disiplinler ama coğrafyayla ilgili. Kansu hocamız bunları mükemmel yansıtıyor. Onun her zaman söylediği bir şey var; yaşadığını yazmak ve çağını yansıtmak. Yani Mehmet Kansu’yu böyle özetleyebilirim.

Bu yazı toplam 1405 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar