
“Müzikle doğdum, müzikle büyüdüm”
20 yıldır profesyonel olarak sahnede olan Serdar Demir; türkülerle, özgün müziğiyle “Arka Mahalle” ismini verdiği meyhanesinde dinleyicileri ile buluşuyor.
Berivan BABAHAN
Serdar Demir, bağlaması, sesi ve yaşama dair söylemleriyle 20 yıldır profesyonel olarak sahnede. Alevi ve Kürt kültürünü, çıktığı sahnelerde yaşatmaya devam eden Demir ile türkü tadında geçen röportajımızı, Minareliköy’de açtığı ve “Arka Mahalle” adını verdiği meyhanesinde gerçekleştirdik.
Yıllarca birçok mekânda sahne aldığını anlatan Demir; Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günleri kendi mekânında dinleyicileriyle buluştuğunu söylüyor. Yaptığı müziğin mutlaka bir anlam taşıması gerektiğini vurgulayan Demir, “Ben bu dünyada adaletsizliği haykıracağım, hukuksuzluğu haykıracağım, yolsuzluğu haykıracağım ama aşkı da haykıracağım, sevgiyi de haykıracağım, barışı da haykıracağım” diyor.
Kıbrıs’taki yeni nesil meyhanelerden farklı olarak kendi tarzını koruduğunu belirten Demir, “Bunun direnişini veriyorum, çünkü bu benim kültür mirasımdır” sözleriyle dile getiriyor. Sahnesini ise, “Benden Ahmet Kaya, Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni dinleyecekler, Kürtçe müzikler dinleyecekler, sonuna kadar türkü dinleyecekler ama üzülerek de söylüyorum pop dinleyemeyecekler” diyerek tanımlıyor.
İyi bir müzisyeni ise şu sözlerle tarif ediyor: “Toplumsal kaygılar, insanların acıları, sevinçleri, saf aşkları… Bunu dile getirmek, onu özümseyerek okuyabilmek iyi insan olmayı gerektirir. İyi müziğin çıkması için iyi bir insan olmak gerekir.”
“Bağlama bizde bir kültür mirasıdır”
Serdar Demir daha çocuk yaşlarda bağlama ile iç içe olduğunu anlatırken, aslında müziğin hep içinde olduğunu söylüyor. Demir, aslen Dersim’li ve Kürt Alevi bir aileden geldiğini, müziğe başlamasının kültürünün bir parçası olduğunu söylüyor. Bağlamanın kültürdeki önemini anlatan Demir, “Dersim'liyiz ve Kürt Alevilerindeniz. Bu ikisi birleşince hem acı hem kültür birbirinin içine geçince bundan kopuş şansımız yok. Alevi kültüründe de bağlama özellikle çok önemlidir. Hatta şöyle de bir deyim vardır. Bir bağlamaya bizim kültürümüzde telli Kur'an dahi derler. Çok önemli bir yeri vardır ve biz de büyüklerimizden aldığımız mirası sırtladık. Bugünlere kadar getirdik” diye anlatıyor. Demir, büyüdüğü evin bahçesinde akşamları bağlama çalınıp türküler söylendiğini ve o kulak doygunluğunun kendisini bu günlere taşıdığının altını çiziyor. Demir, henüz çocuk yaşlarındayken babasının kendisine ‘Sen ne bağlama çalıyorsun ne türkü söylüyorsun’ dediğini gülerek anlatıyor ve o gün eline bağlamayı aldığını ve bir daha bırakmadığını söylüyor. O günlerden aklında kalan en büyük hissiyatın ise “bağlamanın sesini duyunca, sanki bir tarih vardı gibi geliyordu” diye anlatıyor. Bir enstrümanı çalmak için önce onu sevmek gerektiğini dile getiren Demir, bu yüzden bağlama üzerine çok araştırma yaptığını da ekliyor. Demir bağlamaya olan ilgisinin de kendisine müziğin kapısını açtığını ve yirmi yıldır profesyonel anlamda sahnede olduğunu anlatıyor.

“Okuduğum eserlerin insana, sevgiye ve barışa dair bir şeyler anlatması lazım”
Demir sahnede seslendirdiği eserleri seçerken kendisi için mutlaka bir anlam içermesi gerektiğinin altını çiziyor. Bunu anlatırken “Toplumun acısını da sevincini de derdini, sıkıntısını dile getiren eserler olması gerekir ve mutlaka içinde insana dair, sevgiye dair, barışa dair bir şeyler anlatması lazım ki onu özümseyip, o duygu verebileyim. Müzisyenin ya da sanatla ilgilenen herhangi bir bireyin bunu göz ardı etmemesi gerekir. Bir aşk da olsa bunun doğru anlatımı da çok önemlidir” sözleriyle anlatıyor. Demir, sahnede seslendirdiği eserlerden ve ünlü yorumculardan örnekler vererek anlatıyor. “Neşet Ertaş'ın türküsündeki aşk anlatımı beni bitirir. Biz Mahsuni Şerif’in türküleriyle büyüdük. Bütün eserleri ayrı bir yerdedir benim için. Bir Ahmet Kaya var bütün albümlerini baştan sona biliyorum. Ahmet Kaya'nın yeri bende zaten çok çok farklı” diyerek sıralıyor. Seslendirdiği türküleri de şöyle anlatıyor Demir, “Neşet Ertaş'ın bir ‘cahildim dünyanın rengine kandığı’ meselesi beni acayip etkiliyor ve bunu çok duygulu okuyorum. ‘Ahmet Kaya'nın tümü’ diyebilirim. ‘Mahsun-i Şerif'in de dokunma keyfine yalan dünyanın’ diye bir eseri var, Onu çok severim veya ‘Aşık Veysel’in güzelliğini on para etmez’ eseri üstüne on tane kitap yazılabilir”. Demir, sahne hayatı boyunca birçok deneyim yaşadığını anlatıyor, “İyi müziğin çıkması için iyi bir insan olmak gerekir” diyor. Serdar Demir “Toplumsal kaygılar, insanların acıları, sevinçleri, saf aşkları bunu dile getirmek, onu özümseyerek okuyabilmek iyi insan olmayı gerektirir” diye de ekliyor.
“Müzikle doğdum, müzikle büyüdüm”
Serdar Demir, geriye dönüp bakıldığında kendisi ile ilgili hatırlanmasını istediği tek şeyin dinleyicisin bir çift gözüne dokunabilmek olduğunu söylüyor. Sahne işinin hissiyat işi olduğunun altını çiziyor Demir ve “Neşet Ertaş'ın bir şarkısı var ya, “Kalpten kalbe bir yol vardır ama görülmez' onu yaşatabilmek benim için dünyanın en müthiş hazzıdır” diyor. Kendisini tanımlayan eserlerden de örnek veriyor Demir, “Kaçak ve anne de çok farklı bir hikâye var. Bire bir yaşadığım bazı günler, bazı anılar, bazı zamanlar vardı, onları hatırlarım hep. Onu da onun için söyledim ve beni anlattığını hissederim” diyor. Demir, müziğin türkülerin ve kültür tarihi olarak gördüğü bağlamasının benliğinin bir parçası olduğunu anlatıyor. Müzik yolculuğu ile ilgili “Ben müzikle doğdum, müzikle büyüdüm ve bu nefes nereye kadar giderse müzikle gidecek” diye anlatıyor.

“Bu dünyada adaletsizliği, yolsuzluğu haykıracağım ama aşkı da haykıracağım”
Serdar Demir, dinleyicilerine kendisinden anılarla mesajlar da veriyor. “Ben ilk sahnemi dahi hatırlıyorum. Çok küçüktüm o zamanlar ve ilk sahnede yaşım tutmuyor diye beni gözaltına almışlardı” diyor. Demir, o gün hayatı sorgulamaya başladığını anlatıyor. Çünkü, “Hırsızlık yapmamıştım, yolsuzluk yapmamıştım, dedim ben ne yaptım? Ben şarkı söylüyordum” diyor ve bundan sonra hayata bakışının biraz daha derinleştiğinden bahsediyor. Hikâyesinin arkasından Serdar Demir olarak; “Biz bir toplumuz, yaşayan bireyleriz ve bu dünyanın içindeyiz. Bu dünyada adaletsizliği ben haykıracağım, hukuksuzluğu haykıracağım, yolsuzluğu haykıracağım ama aşkı da haykıracağım, sevgiyi de haykıracağım, barışı da haykıracağım” diye ekliyor.
Ülkemizde kendi tarzında çok fazla alternatif olmadığı için burada da onun direnişini verdiğini söyleyen Demir, “Bu alternatifin her zaman var olduğunu göstermeye çalışıyorum” diyor. Demir, sözlerinin sonunda ise dinleyicilerine seslenerek, “Serdar Demir dinlemeye geldiklerinde ne dinleyeceklerini iyi bilirler. Ben bu toplumun sorunlarını, ülkenin sorunlarını, ezilen sınıfların sorunlarını her zaman söyleyeceğim. Ne kadar da bunun dezavantajlarını hem Türkiye'de hem burada yaşamış olsam da söyleyeceğim. Sonuna kadar da söyleyeceğim ve hep böyle devam edeceğim” ifadeleriyle kendini tanımlıyor.




















