1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. ‘KKTC’ gerçekleri ile AİHM kararları arasına sıkışan bir tartışma: Vicdani ret
‘KKTC’ gerçekleri ile AİHM kararları arasına sıkışan bir tartışma: Vicdani ret

‘KKTC’ gerçekleri ile AİHM kararları arasına sıkışan bir tartışma: Vicdani ret

Günümüzde askerliği zorunlu bir hizmet olmaktan çıkaran ülkelerin sayısı her geçen gün artsa da Kıbrıs’ın hem kuzeyinde hem de güneyinde olduğu gibi, zorunlu askerlik uygulamasını devam ettiren ülkeler de var.

A+A-

Tümay TUĞYAN

Günümüzde askerliği zorunlu bir hizmet olmaktan çıkaran ülkelerin sayısı her geçen gün artsa da Kıbrıs’ın hem kuzeyinde hem de güneyinde olduğu gibi, zorunlu askerlik uygulamasını devam ettiren ülkeler de var.

Ancak zorunlu askerliğin yürürlükte olması, bu hizmeti yapmak istemeyenlerin, zorla silah altına alınması için bir gerekçe değil.

Örneğin zorunlu askerliğin yürürlükte olduğu Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin biri hariç tümünde, vicdani ret hakkı yasalarla koruma altında. Aynı durum, NATO için de geçerli. 46 üyeli Avrupa Konseyi ve 32 üyeli NATO’nun bu konudaki ortak tek istisnası, Türkiye.

Askerliği profesyonel olarak değil de zorunlu bir hizmet olarak sürdüren devletler, buna rağmen vicdani retçiler için silahlı askerlik hizmetine alternatif sistemler sunuyor.

Kimi ülkeler vicdani ret hakkını yine ordu bünyesinde, ancak silahsız hizmetlerde kullandırırken, kimi ülkeler ise tamamen sivil alanlarda, çeşitli kamu hizmeti seçeneği getiriyor.  

Bu ülkeler politik görüşleri, ahlaki değerleri ya da dinsel inançları doğrultusunda askerlik yapmayı reddeden vatandaşlarına, askerlik süresi ile eşit veya daha uzun süreli alternatif sivil hizmet olanakları tanıyor.

Çünkü vicdani ret, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesi, hem de Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 10’uncu maddesi kapsamında, koruma altında.


AİHM ve vicdani ret hakkı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde doğrudan doğruya vicdani ret hakkını düzenleyen bir madde yok. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu hakkı, AİHS’nin düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 9’uncu maddesi kapsamında değerlendirip, koruyor.

AİHM’nin vicdani ret hakkını tanıyıp içtihatı haline getirdiği tarihi nitelikteki kararı, 2011 yılına ait.

Yehova Şahidi olduğu gerekçesiyle askerliği reddettiği için hapis cezasına çarptırılan Vahan Bayatyan’ın Ermenistan Cumhuriyeti’ne karşı açtığı Bayatyan V. Ermenistan davasına ilişkin 7 Temmuz 2011 tarihli kararda Büyük Daire, Bayatyan’ın mahkûmiyetinin, 9’uncu maddenin ihlali olduğuna hükmetti.

Bire karşı onaltı oyla alınan kararla, vicdani ret hakkının inanç özgürlüğünün bir parçası olduğu tescillenirken, vicdani retçilerin cezalandırılmasının da AİHS’ye aykırı olduğu kesinleşmiş oldu. Kararda mahkeme, zorunlu askerliğin bireyin derin inançlarıyla çatışması durumunda, devletlerin etkili bir vicdani ret mekanizması sunmasının gerekliliği de vurgulandı.


Kıbrıs’ın kuzeyinde vicdani ret

Uluslararası anlamda bağımsız bir devlet olarak tanınmadığından, Kıbrıs’ın kuzeyindeki yönetimi   yukarıdaki ‘istisna ülkeler’ listesinde görmesek de, zorunlu askerlik olduğu halde vicdani ret hakkını tanımayanlar arasında, KKTC de var.

2019 yılında dörtlü hükümet döneminde Askerlik (Değişiklil) Yasa Tasarısı olarak Meclis komitesine gelen, ancak ‘yeniden düzenleme yapılacağı’ iddiasıyla geri çekilen vicdani redle ilgili düzenleme, sonrasında hükümetin düşmesiyle beraber, rafa kaldırılmış durumda. Yakın zamanda yeniden komite gündemine geleceğine ilişkin açıklamalar yapılmış olsa da, henüz bu anlamda somut bir gelişme yok.

Yasal düzenleme hayata geçirilmeyedursun, vicdani reddini açıklayan KKTC vatandaşları ise askeri mahkemelerde yargılanmaya devam ediyor. Hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, vicdani retçi Murat Kanatlı’nın, seferberlik çağrısına uymadığı için hapis cezası almasının ardından Türkiye aleyhine açtığı davaya ilişkin kararına rağmen!

(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıs'ın kuzeyinin fiilen Türkiye’nin işgali altında olduğunu ifade ederek, bu nedenle buradaki insan hakları ihlallerinden, Türkiye'yi sorumlu tutuyor.)

2015 yılında dosyalanan ‘Kanatlı V. Türkiye’ davasına ilişkin olarak 12 Mart 2024 tarihinde oybirliği ile alınan kararda AİHM çok net bir biçimde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesinin ihlal edildiğini söylüyor.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki zorunlu askerlik hizmetini öngören ilgili mevzuatın, seferberlik de dahil olmak üzere vicdani retçilerin alternatif bir hizmet şekli yerine getirmelerine olanak tanımadığını vurgulayan mahkeme, 2009 yılında Askerlik Yasası uyarınca askere çağrıldığı seferberlik hizmetini vicdani ret gerekçesiyle yapmayı reddettiği için mahkum edilen Kanatlı davasında da, önceki içtihatlarından (Ör. Bayatyan V. Ermenistan) sapmayacağının altını açıkça çiziyor.

Kıbrıs’ın kuzeyinde, vicdani reddini açıklayan onlarca insan var. Kimi doğrudan askerlik hizmetini yapmayı reddederken, kimiyse zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmiş olsa da, sonrasındaki seferberlik çağrılarına uymayı reddediyor. Şu ana kadar bu gerekçeyle aleyhinde dava okunan, askeri mahkemede yargılanan ya da hüküm giyen Murat Kanatlı, Halil Karapaşaoğlu, Mustafa Hürben, Hasan Rahvancıoğlu, Erman Dolmacı, Alp Bürgen, Haluk Selam Tufanlı gibi isimlerden söz etmek mümkün. Vicdani reddini açıkladığı halde henüz dava okunmayan veya silah altına alınmamak için ülkesinden uzakta yaşamak zorunda olanları da buraya not etmekte fayda var.


Kuzey’de biçim değiştiren uygulama; ‘sivil ölüm’

2013 yılında, “Ben arkadaşım Adonis’e kuşun sıkmayacağım” diyerek vicdani reddini açıklayan ve seferberliğe gitmeyi reddeden Halil Karapaşaoğlu,tıpkı Murat Kanatlı vakasında olduğu gibi hüküm giyerek hapis cezasını çekti.

Ancak Karapaşaoğlu geçtiğimiz gün sosyal media hesabından yaptığı açıklamada, mahkumiyetinin, askeri makanlar nezdinde seferberlik yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı bilgisinin kendisine ulaştığını duyurdu.

“Vicdani reddimde yeni bir süreç başladı” diyen ve 2025 yılında iki seferberlik çağrısına uymadığı için hakkında iki yeni dava dosyalandığını söyleyen Karapaşaoğlu, bunun Türkiye’de ‘Sivil Ölüm’ olarak isimlendirilen bir uygulama olduğunun altını çizdi:

“Devlet size bir kısır döngünü içine sokar, size sürekli baskı altında tutar, bu süreç size yaşarken öldürür…”


Sorumlu kim?

Kıbrıs’ın kuzeyinde vicdani ret konusunda hüküm süren gayrı yasallığın sorumlusu kim?

AİHM tarafından Kıbrıs’ın kuzeyindeki ihlallerden doğrudan sorumlu tutulan adres Türkiye.

Ve dahası, KKTC Anayasası’nın Geçici 10’uncu maddesi uyarınca, KKTC’nin ‘Yurt Savunmasını’ üstlenen de Türkiye.

Bu pencereden bakıldığında, 1954'ten beri taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) uyarınca, temel hak ve özgürlükleri korumakla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uymakla yükümlü sayılan adres olan Türkiye, AİHM’nin Kanatlı V. Türkiye kararına rağmen (ki bu vicdani ret konusunda AİHM’nin Türkiye’ye ilişkin ihlal kararı verdiği tek dava değildir), ihlallerin tekrarlanmaması için iç hukukunda gerekli mevzuat değişikliklerini ve idari düzenlemeleri yapma sorumluluğunu yerine getirmiyor.

Öte yandan, ‘yönetim Türkiye’de değil bizdedir’ diyen Kıbrıs’ın kuzeyindeki otorite de, vicdani ret hakkını bir türlü yasal güvence altına almıyor.

Oysa KKTC’nin uluslararası hukukça tanınmamış olması, bu yapıyı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sınırlarının dışında tutmuyor.

Kıbrıs Türk Barolar Birliği, Kıbrıs Cumhuriyeti ortak parlamentosunun, yani Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar’ın katılımıyla oluşan Temsilciler Meclisi’nin 1962 yılında, 39/1962 sayılı yasa ile sözleşmeyi onaylayıp iç hukukuna dahil etmiş olması nedeniyle, sözleşmenin insan hak ve özgürlüklerine ilişkin kuralların, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de iç hukukunun bir parçası olduğunu söylüyor.

Bu noktada vicdani retçiler soruyor; bu hukuksuzluğun sorumlusu, kim?

Bu haber toplam 371 defa okunmuştur
Etiketler :