1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. "Kıbrıs'ta mülkiyet sorunu geçmişle yüzleşmeden çözülemez"
"Kıbrıs'ta mülkiyet sorunu geçmişle yüzleşmeden çözülemez"

"Kıbrıs'ta mülkiyet sorunu geçmişle yüzleşmeden çözülemez"

Kıbrıs'ın kuzeyinde toprak dağıtımının başlamasının üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçti.

A+A-

Kıbrıs'ın kuzeyinde toprak dağıtımının başlamasının üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçti. Mülkiyet konusu hala, Kıbrıs sorununun çözüm sürecindeki en çetrefilli ve en tartışmalı başlıklardan biri olmayı sürdürüyor. “Köksüz Mülkler” kitabı ise, yıllara yayılan araştırmalar, arşiv çalışmaları ve resmi belgelere dayanarak mülkiyet meselesini tarihsel, hukuki ve siyasal boyutlarıyla ele alıyor. Kitabın yazarı, eski İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Hasan Fındık ile hem kitabını hem de bugün yeniden gündeme gelen mülkiyet tartışmalarını konuştuk.

Hasan Fındık, 1974 sonrasında Kıbrıs'ın güneyinde Türk ve Rumların birlikte yaşamayı sürdürdüğü tek karma köy olan Pile'de doğdu. Üniversite eğitiminin ardından İskân Dairesi'nde göreve başladı. Kariyeri boyunca üstlendiği farklı görevler ise onu Kıbrıs sorununun en önemli başlıklarından biri olan mülkiyet konusunda uzmanlaşmaya yönlendirdi.

"İskân Dairesi'ndeki görevim toprakların dağıtımıyla ilgiliydi. Daha sonra Saptama Komisyonu'nda görev aldım ve değerleme uzmanlığı eğitimi aldım. Böylece adım adım mülkiyet konusunun içine girdim. İskân Dairesi'nin tüm şubelerinde, ayrıca şube amiri olarak da çalıştım. Ardından İçişleri Bakanlığı Müsteşarı oldum ve mülkiyetle ilgili tüm dairelerin yönetiminden sorumlu olarak görev yaptım. Bu süreç, mülkiyet konusuna olan ilgimi ve uzmanlığımı daha da geliştirdi."

bur-8447.jpg

Uzun yıllara yayılan araştırmalar ve kapsamlı belge incelemeleri sonucu Köksüz Mülkler kitabı, Kıbrıs'taki mülkiyet meselesini tarihsel ve hukuki boyutlarıyla ele alıyor. Kitabı elinize aldığınız anda dikkat çeken, Köksüz ifadesinin gerisindeki hikayeyi yazarından dinliyoruz.

"Kıbrıs'ın kuzeyinde toprak dağıtımının başlamasının üzerinden elli iki yıl geçti. Ben de bir gün kapsamlı bir çözüm olması halinde, uluslararası hukuk açısından hak sahiplerinin ne ölçüde mağdur edildiğinin anlaşılmasına katkı sunmak amacıyla bu kitabı yazdım. İlk başta kitaba Sahte Mülkler adını vermeyi düşünüyordum. Çünkü bu mülkler, 1974'ten sonra Kıbrıslı Rumların geride bıraktığı taşınmazların farklı statüler altında dağıtılmasıyla ortaya çıktı. Uluslararası hukuk açısından bu dağıtımların hiçbirinin geçerliliği bulunmuyor. Ancak zamanla bu tanımlamadan vazgeçtim. Çünkü insanlar bu sisteme inanarak bu mülkleri aldı, yabancılar da burada yürürlükte olan yasalara güvenerek satın alma yaptı. Sadece son dokuz ayda 83 milyon sterlini aşan satışlar gerçekleşti. Bu nedenle kitabın adını Köksüz Mülkler olarak belirledim.”

Mülkiyet, Kıbrıs konusunun en tartışmalı başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Yıllar içinde farklı çözüm modelleri gündeme gelirken, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun işleyişi, tutuklamalar ve uluslararası hukuk çerçevesindeki gelişmeler tüm bu tartışmaları derinleştiriyor. Hasan Fındık ise, "Köksüz Mülkler" adını tercih etmesinin yalnızca sembolik bir seçim olmadığını söylüyor. Ona göre kitabın adı, yıllar süren araştırmalar ve resmi belgelere dayanan tespitlerin bir sonucu. Onu bu köksüzlüğe götüren en önemli bulgunun ne olduğunu merak ediyorum.

"Ortada çok açık bir gerçek var. Yaklaşık 27 milyon eşdeğer puanı hiçbir gerçek karşılığı olmadan oluşturuldu ve kişilere dağıtıldı. Daha sonra bu puanlar kuzeyde mülke dönüştürüldü. Mahkeme kararlarında da bunların sahte puanlar olduğu ortaya konuldu. Ancak mesele sadece bundan ibaret değil. Güneyde açılan vasilik davaları sonucunda bazı Kıbrıslı Türklere ait taşınmazlar kamulaştırıldı. Larnaka Havalimanı ile elektrik santralinin bulunduğu alanlar bunun örnekleri arasında yer alıyor. Bunun yanında bugün hâlâ 5 milyarın üzerinde eşdeğer puanı gerçek hak sahiplerinin elinde bulunuyor. Bunlar gerçekten güneyde mal bırakmış, ancak çeşitli nedenlerle feragatname imzalamamış kişiler. Öte yandan, kuzeyde malına karşılık mülk almasına rağmen güneydeki malını da satanlar oldu. Bunun örnekleri güney basınında da yer aldı. Aynı şekilde kuzeyde edindiği mülkü satanlar da var. Bütün bunlar, bugün mülkiyet meselesinin neden bu kadar karmaşık bir hale geldiğini gösteriyor."

 

“Bugüne kadar 1974'te kuzeyde mallarını bırakan Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakkı kabul edildi”

Kitapta dikkat çeken tespitlerden biri de, uluslararası hukuka göre Kıbrıslı Rumların kuzeyde bıraktıkları taşınmazlara ilişkin hak iddialarının ortadan kalkmayacağı yönündeki değerlendirmeler. Kuşkusuz bu durum, hem bugünkü mülkiyet sistemini hem de gelecekte olası bir çözüm modelini doğrudan etkileyecek bir argüman olarak karşımıza çıkıyor.

"Güneydeki mülk sahiplerinin hak iddiaları sona ermeyecek. Bunu bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki davalarda da görüyoruz. En son Litvanya'da yaşayan Fransız kökenli bir kadın hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Ben de mülkiyet konusunda oluşturulan çalışma gruplarında görev yaptım, komite başkanlığı yaptım. Cumhurbaşkanları kim olursa olsun, bugüne kadar yapılan görüşmelerde 1974'te kuzeyde mallarını bırakan Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakkı kabul edildi. Aynı zamanda bu malları kullanan kişilerin de hak sahibi olduğu tescil edildi. Bu nedenle çözün iade, takas ve tazminat seçeneklerini birlikte içermesi gerektiği düşünüldü. Güneyde kalan Türk malları da var. Ancak Kıbrıslı Türklerin de kuzeyde aldıkları bu mallarla ekonomik olduğu kadar duygusal bağları da oluştu. Bu nedenle çözüm arayışlarında her iki tarafın haklarını gözeten modeller masada olmalı. Bunun dışında Taşınmaz Mal Komisyonu önemli bir mekanizma oldu. Hatta tazminatı ödenen ilk taşınmazın dosyasında benim de imzam var. Ancak aradan yirmi yıl geçti. Artık komisyonun daha etkin ve günün koşullarına uygun çalışabilecek yeni uygulamalara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Mevcut yapısı giderek hantallaştı."

bur-8459.jpg

Hasan Fındık, Köksüz Mülkler'de çoğunlukla Kıbrıs'taki mülkiyet sistemini ve yıllar içinde ortaya çıkan sorunları ele alıyor. Ancak kitabın yalnızca sorunları tespit etmekle sınırlı kalmadığını, çözüme ilişkin bazı değerlendirmeler de içerdiğini söylüyor. Buna karşın kapsamlı çözüm önerilerini ise hazırlığını sürdürdüğü ikinci kitabında ayrıntılı olarak ele almayı planlıyor.

"Kalıcı çözümün yolu, öncelikle tüm tarafların uzlaşacağı bir harita üzerinde anlaşmaktan geçiyor. Hatta bana göre müzakerelerin ana gündem maddesi harita olmalı. Hangi bölgelerin hangi tarafa bırakılacağı netleşmeli. O bölgelerde yaşayan insanların durumu ne olacak? Yapılaşma devam edecek mi? Bütün bunların önceden belirlenmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı döneminde de harita konusu önemli ölçüde ele alınmıştı ve çok küçük bir noktada anlaşma sağlanamamıştı. Türkiye ile birlikte oturulup bu sürecin yeniden planlanması gerekiyor. Verilmesi öngörülen bölgelere yeni yatırımlar durdurulmalı, bizim yönetimimizde kalacak bölgeler için ise uzun vadeli planlamalar yapılmalıdır. Ayrıca geçmişle de yüzleşmek gerekiyor. 1974 sonrasında Kıbrıslı Rumlardan kalan taşınmazlar farklı statülere göre dağıtıldı. Tahsisçiye verildi, mücahide verildi, TMT mensuplarına verildi, Erenköy gazilerine verildi, şehit ailelerine verildi. Ancak bu dağıtımlar arasında ciddi dengesizlikler de oluştu. Bazı şehit ailelerine milyonlarca sterlin değerinde mülk verilirken, bazılarına çok daha düşük değerde taşınmazlar tahsis edildi. Bu farklılıkların da artık konuşulması ve geçmişin muhasebesinin yapılması gerekiyor."

 

Kitapta, mülkiyet sisteminin temelini oluşturan ve yıllardır tartışılan İskân, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası (İTEM) ayrıntılı biçimde inceleniyor. Hasan Fındık'a göre sorun yalnızca yasanın kendisi değil; özellikle 1982'den sonra yapılan değişiklikler, bugün yaşanan birçok hukuki çelişkinin temelini oluşturuyor.

"İTEM yasası 1977 yılında kabul edildi. Bana göre yasadaki asıl yanlışlar 1982'den sonra başladı ve sonraki düzenlemeler de aynı anlayışla devam etti. Osmanlı döneminde bu arazilerin tamamı devlet arazisiydi. 1974'ten sonra da devlet bu taşınmazları devraldı ve dağıtımın nasıl yapılacağına yine devlet karar verdi. Ancak zaman içinde belirli kişi ve kesimlere menfaat sağlamak amacıyla yasada değişiklikler yapıldı. Böylece İTEM Yasası bugüne kadar on dört kez değişikliğe uğrayarak kendi içinde tutarlılığını kaybetti. Bir yandan Kıbrıslı Rumlar Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuruyor; tazminat ödeniyor, takas yapılıyor. Diğer yandan aynı taşınmazlar farklı kişilere tahsis edilmeye devam ediliyor. Bu iki uygulamanın birbiriyle çeliştiğini düşünüyorum. Bu nedenle İTEM Yasası'nın artık yürürlükten kaldırılması gerekiyordu. Biz mülkiyet meselesinde daha çok bireysel sorunlarla uğraşırken, Kıbrıslı Rumlar konuyu genel ve hukuki çerçevede ele alıyor."

bur-8470.jpg

“Kıbrıslı Rumlar mülklerinin peşine düşüyorsa, biz de aynı kararlılığı göstermeliyiz”

Söyleşimizin sonunda Fındık'a en çok merak ettiğim soruyu yöneltiyorum. Aradan geçen yarım asrın ardından, mülkiyet konusunda yapılan hataları düzeltmek için artık çok mu geçti? Ancak Fındık soruya umutlu yaklaşıyor. Ona göre, siyasi irade olduğu sürece çözüm için hiçbir zaman geç değil.

 "Geç kalındığına inanmıyorum. Yapılacak her zaman bir şey vardır. Önemli olan geçmişle yüzleşerek ilerlemektir. 'Geç kaldık' demek, hiçbir şey yapmamayı kabul etmek olur. Öncelikle haritaların netleşmesi gerekiyor. Elinde eşdeğer puanı bulunan gerçek hak sahipleri tazmin edilmeli. Mevcut koçan sistemi yeniden düzenlenmeli, kullanım hakkı esas alınmalı. Eşdeğercilerin geçmişte imzaladığı feragatnameler yeniden değerlendirilmeli. Güneyde hak sahibi olan Kıbrıslı Türkler de malları için hukuki haklarını aramalıdır. Kıbrıslı Rumlar bireysel olarak mülklerinin peşine düşüyorsa, biz de aynı kararlılığı göstermeliyiz. İçimizdeki adaletsizlikleri giderdikten sonra Kıbrıslı Rumlarla mülk değişimi ya da tazminat daha sağlıklı biçimde konuşulabilir. Devlet de bu süreçte üzerine düşeni yapmalı. Kullanıcıların, Taşınmaz Mal Komisyonu denetiminde doğrudan mülk satın alabilmesinin önü açılabilir ve bunun için finansal destek mekanizmaları oluşturulabilir. Elbette kilise malları ve ELAM gibi siyasi unsurlar süreci zorlaştırıyor. Ancak doğru politikalar uygulanırsa sorunlu alanların büyük bölümü çözülebilir. Biz, Kıbrıslı Rumların bizi dava etmesini ya da ekonominin zarar görmesini beklemeden harekete geçmeliyiz."

bur-8452.jpg

Bu haber toplam 436 defa okunmuştur