1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. “Eşitlik sadece kadınların değil, tüm toplumun meselesidir”
“Eşitlik sadece kadınların değil, tüm toplumun meselesidir”

“Eşitlik sadece kadınların değil, tüm toplumun meselesidir”

YENİDÜZEN’e konuşan TOCAM Başkanı Doç. Dr. Ayça Demet Atay, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadına yönelik şiddet ve temsildeki eşitsizliklere dikkat çekerek ataerkil düzenin dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı.

A+A-

Berivan BABAHAN

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 19. yüzyılın sonlarında kadın işçilerin eşit haklar, insanca çalışma koşulları ve oy hakkı talebiyle başlattığı mücadelenin simgesi olarak ortaya çıktı. Aradan geçen yıllara rağmen toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadına yönelik şiddet, ekonomik ve siyasal temsildeki eşitsizlikler dünya genelinde hâlâ önemli sorun alanları olmaya devam ediyor.

Yakın Doğu Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Araştırma ve Uygulama Merkezi (TOCAM) Başkanı Doç. Dr. Ayça Demet Atay YENİDÜZEN’e konuştu, merkezin amacının “toplumsal cinsiyet eşitliği alanında araştırma yapmak, farkındalık ve dayanışma çalışmalarını yürütmek ve ataerkil sistemin topluma dayattığı engelleri aşmak” olduğunu söyledi.

Atay, TOCAM’ın dezavantajlı gruplara ulaşmayı hedefleyen çalışmalar yürüttüğünü belirterek, bu kapsamda Merkezi Cezaevi’nde bulunan 25 kadın mahkûma yönelik eğitim ve sanat terapisi atölyeleri düzenlendiğini, ayrıca Lefkoşa Türk Belediyesi Kadın Sığınma Evi ile yapılan iş birliği çerçevesinde kadınlara sağlık hizmetleri, psikolojik destek ve çeşitli eğitimler sağlandığını ifade etti.

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çocukluktan itibaren öğrenilen kadınlık ve erkeklik rollerinin sorgulanması gerektiğini vurgulayan Atay, ekonomik eşitsizliklerin sürdüğünü, kadınların istihdam oranlarının düşük olduğunu ve bakım emeğinin karşılığının ödenmediğini belirtti. Kadına yönelik şiddetin de hâlâ temel bir sorun alanı olduğunu ifade eden Atay, farkındalık eksikliğinin şiddeti normalleştirdiğini ve görünmez kıldığını söyledi.

8 Mart’ın “bir kutlama günü değil, farkındalık yaratma ve öz değerlendirme günü” olduğunu dile getiren Atay, devlet, üniversiteler ve medyanın hak odaklı bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurguladı.

Topluma da mesaj veren Atay, “Hedefimiz toplumsal dönüşüm olmalı. Ataerkinin dönüştürülmesi, şiddetin, eşitsizliğin ve ayrımcılığın aşılması gerekiyor. Bu mücadelede sesimizi duyurmamız ve dayanışma göstermemiz şart.” dedi.


whatsapp-image-2026-03-07-at-15-05-31.jpeg

“Amacımız, ataerkil sistemin topluma dayattığı engelleri aşmak”

Yakın Doğu Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Araştırma ve Uygulama Merkezi (TOCAM) Başkanı Doç. Dr. Ayça Demet Atay, TOCAM’ın 2023 yılının Aralık ayında kurulduğunu belirterek, kuruluş amaçlarını “Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında araştırma yapma, hak arama, farkındalık ve dayanışma çalışmalarını yürütmek, ataerkil sistemin topluma dayattığı engelleri aşmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaktır.” sözleriyle tanımladı.

Toplumsal etki odaklı bir akademik yaklaşımla hareket ettiklerinin altını çizen Atay, “Bizler fildişi kulelerimizde yaşayan akademisyenler değiliz. Topluma katkı sağlamak ve dezavantajlı gruplara uzanmak da yine amaçlarımız arasındadır.” dedi.

Bu doğrultuda ilerlediklerini ifade eden Atay, 2025 yılında iki temel çalışma gerçekleştirdiklerini ve bunların ilkinin KKTC Merkezi Cezaevi’ndeki kadınlara yönelik eğitim çalışmaları olduğunu söyledi. Atay, “Yakın Doğu Üniversitesi öğretim üyeleri, KKTC Merkezi Cezaevi’nde bulunan 25 kadın mahkûmun katılımı ile atölye çalışmaları gerçekleştirdiler. Eğitimler kapsamında Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özen Aşut ‘Kapalı Ortamlarda Sağlığı Koruyucu Önlemler’ başlıklı bir sunum yaparken, Yakın Doğu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tijen Zeybek ise ‘Duygusal Denge ve Stresle Baş Etme Yolları’ eğitimi verdi. Atatürk Eğitim Fakültesi Resim-İş Öğretmenliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Fatma Miralay ise iki hafta boyunca yürütülen ‘Kadınlar için Sanat Terapisi Atölyesi’ düzenledi.” ifadelerini kullandı.

TOCAM olarak yaptıkları bir diğer çalışmanın Lefkoşa Türk Belediyesi Kadın Sığınma Evi ile ilgili olduğunu söyleyen Atay, bu çalışma kapsamında 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Yakın Doğu Üniversitesi ile Lefkoşa Türk Belediyesi arasında bir iş birliği protokolü imzalandığını ifade etti. Atay, protokol kapsamında LTB Kadın Sığınma Evi’nde kalan kadınların sağlık hizmetlerine ücretsiz erişim, psikolojik destek ile ağız ve diş sağlığı gibi birçok hizmetten yararlanabileceğini belirtti.

Atay ayrıca, “Bu protokolün imzalanmasına TOCAM olarak aracılık ettik. Kadın Sığınma Evi’nde kalan kadınlara mobil fotoğrafçılık eğitimi verdik. Ardından Sığınma Evi’nde kalan kadınlar gündelik yaşamlarından kareler çektiler. Bu fotoğraflar ‘Görsel Günce’ Fotoğraf Sergisi adı altında Yakın Doğu Üniversitesi İrfan Günsel Kongre Merkezi Sergi Salonu’nda sergilenmektedir ve her kadın fotoğraflarını kendi seçtiği bir çiçek ismiyle paylaştı. Kendilerini ‘Gül, Kasımpatı, Lale, Menekşe, Nergis, Nilüfer ve Papatya’ mahlasları ile ifade ettiler.” diye ekledi.

whatsapp-image-2026-03-07-at-15-05-32.jpeg

“Eşitlik sadece kadınların meselesi değil, tüm toplumun meselesidir”

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve bu alandaki sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Atay, “Çocukluktan itibaren cinsiyet rollerini içselleştiriyoruz. Aile içi rol dağılımından, okuldan, medya temsillerinden üzerimize yağan mesajlarla makbul ‘kadınlık’ ve ‘erkeklik’ normlarını içselleştiriyoruz. Onları doğal olarak kabul ediyoruz. Bu ön kabullerimizi sorgulamamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Ekonomik eşitsizliğin devam ettiğini vurgulayan Atay, kadınların istihdam oranlarının düşük olduğunu ve bakım emeğinin karşılığının ödenmediğini belirterek, “Cam tavan etkisi eşitsizliği sadece gelir düzeyinde değil, karar alma süreçlerine katılım açısından da derinleştiriyor.” dedi.

Kadına yönelik şiddetin temel bir sorun alanı olarak varlığını koruduğunu dile getiren Atay, medyaya münferit olaylar olarak yansıyan bu durumun bireysel değil, yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekti. Bir diğer sorun alanının ise siyasal temsil ve karar alma süreçleri olduğunu ifade eden Atay, “Parlamentoda, yerel yönetimlerde ve üst düzey bürokraside kadın temsili az. Siyasette yer alan kadınlardan üst düzey konumlara gelenler de çoğunlukla eril siyasetin normlarını benimsemiş oluyorlar. Bu durum karar alma süreçlerine toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin yansımasını daha da zayıflatıyor.” dedi.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hâlâ özel alanla sınırlı bir mesele olarak görüldüğünü vurgulayan Atay, bu konunun demokrasi, insan hakları ve toplumsal barışla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, “Eşitlik sadece kadınların meselesi değil, tüm toplumun meselesidir.” ifadelerini kullandı.

Atay ayrıca, ataerkil düzeni dönüştürmeyi ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığını aşmayı amaçladıklarını, bu doğrultuda bilgi üretimi ve farkındalık yaratmaya yönelik faaliyetler yürüttüklerini ve toplumsal dönüşüme katkı sunmayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.

whatsapp-image-2026-03-07-at-15-17-22.jpeg

“Farkındalık eksikliği kadına yönelik şiddeti normalleştiriyor, doğallaştırıyor ve görünmez kılıyor”

Atay, farkındalık eksikliğinin kadına yönelik şiddeti normalleştirdiğini, doğallaştırdığını ve görünmez kıldığını ifade etti. Politikaların önemine de değinen Atay, bu noktada “Uygulamaya ne kadar yansıyor?” sorusuna dikkat çekti.

Kadına yönelik şiddetin görünmezliğini etkileyen bir diğer unsurun da Kıbrıs’ın kuzeyindeki toplum yapısının küçük ve iç içe geçmiş olması olduğunu vurgulayan Atay, “Mağdurlar kendilerini ne kadar ifade edebiliyorlar? Bu da ayrı bir sorun. Kıbrıs’ın kuzeyindeki toplumsal cinsiyet normları, ‘aileyi koruma’ söylemi ve özel alanın dokunulmazlığına dair güçlü kültürel kabuller, şiddetin görünür kılınmasını hâlâ zorlaştırıyor.” ifadelerini kullandı.

whatsapp-image-2026-03-07-at-15-17-25-001.jpeg

“8 Mart bir kutlama günü değil, farkındalık yaratma, düşünme ve öz değerlendirme günüdür”

Atay, “8 Mart bir kutlama günü değil, farkındalık yaratma, düşünme ve öz değerlendirme günü.” dedi. Günümüzde 8 Mart’ın ticarileştiğine dikkat çeken Atay, günün çiçek ve indirim kampanyalarıyla kutlanan bir güne dönüştüğünü ifade ederek, başlangıçtaki emek, hak arama ve özgürlük mücadelesi anlamlarının yerini içi boşalmış bir kutlama algısının aldığını söyledi.

Kadın hareketinin bugün geldiği noktaya da değinen Atay, “Bugün feminist söylem gündelik dile sirayet etmiş durumda. Kadına yönelik şiddet, ücret eşitsizliği ve LGBTİ+ hakları gibi konular kamusal alanda daha açık bir şekilde dillendirilebiliyor. Ancak dünya genelinde güçlü bir toplumsal cinsiyet karşıtlığı hareketi mevcut. Muhafazakâr ve otoriter baskılar artıyor. Örneğin kadın çalışmaları ve toplumsal cinsiyet çalışmaları alanları giderek daha fazla ‘kadın ve aile çalışmaları’ olarak kodlanıyor.” ifadelerini kullandı.

Atay, bu günlerde toplumsal cinsiyet konularını ele alan Judith Butler’ın “Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?” adlı kitabını okuduğunu da belirterek, “Toplumsal cinsiyetten korkan bir karşı hareket güçleniyor dünyada. Bu cephede bir çeşit panik yaşanıyor.” dedi.

 

“Devlet hakların koruyuculuğunu üstlenmeli”

Devlet, üniversiteler ve medyanın cinsiyet eşitliği ile kadın hakları konusundaki sorumluluklarına ilişkin soruları da yanıtlayan Atay, “Devletin temel sorumluluklarından biri kadına yönelik şiddetle mücadelede etkin mekanizmalar kurulmasıdır. Devlet hakların koruyuculuğunu üstlenmeli, yasaları etkin bir şekilde uygulamalı ve ataerkil mantığın hukuka hâkim olmasının önüne geçilmelidir.” dedi.

Atay, bundan kırk yıl önce Türkiye’de bir yargıcın bir kadının boşanma talebini “kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemek gerek” diyerek reddettiğini hatırlatarak, aradan geçen zamana rağmen muhafazakâr zihniyetin hâlâ kadın hakları meselesini aile politikalarıyla sınırlamaya çalıştığına dikkat çekti.

Üniversitelerde toplumsal cinsiyet çalışmalarının güçlendirilmesi gerektiğini de vurgulayan Atay, “TOCAM olarak Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Tezli Yüksek Lisans Programı açacağız. Program üzerindeki çalışmalarımız devam ediyor. 2026-2027 Güz Dönemi’ne yetiştirmeye çalışıyoruz.” dedi.

Toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin üniversitelerin yönetim ve eğitim anlayışına dahil edilmesi gerektiğinin altını çizen Atay, Yakın Doğu Üniversitesi’nin bu alanda bazı başarılar elde ettiğini belirterek, “Örneğin üniversitelerin Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda topluma yaptığı katkıları ölçen 2025 Dünya Üniversiteleri Etki sıralamasında toplumsal cinsiyet eşitliği alanında Yakın Doğu Üniversitesi dünya üniversiteleri arasında 57. sırada yer aldı. Üniversitemiz ayrıca ‘Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılığı Önleme Politikası’ ile bu konuda net tavrını deklare etmiş durumda.” ifadelerini kullandı.

Medyanın sorumluluğuna da değinen Atay, ana akım medyanın toplumsal cinsiyet normlarının yeniden üretildiği ve pekiştirildiği bir alan olmasının yanı sıra toplumsal algının şekillendiği bir alan olduğunu vurguladı. Bu alanda cinsiyetçi ve ayrımcı söylemlerin normalleştirildiğine tanık olduğunu söyleyen Atay, “Yapılması gereken hak odaklı habercilik yaklaşımının izlenmesi. Medyanın insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları ve dezavantajlı grupların haklarını koruyan bir bakış açısıyla haber yapması ve habercilik yaparken de yeni hak ihlalleri yaratmaması gerekiyor.” dedi.

Bu hak ihlallerinin özellikle kadın cinayetleri haberlerinde sıkça görüldüğüne dikkat çeken Atay, “Örneğin şiddetin ‘aşk cinayeti’ ya da ‘cinnet geçirdi’ yaftasıyla kabul edilir kılınmaya ve şiddetin failinin korunmaya çalışılmasına bu tür haberlerde ne yazık ki sıkça rastlıyoruz.” diye konuştu.

Atay, “Hak odaklı yaklaşım anahtar kelimemiz… Devlet, üniversite ve medya için de bu geçerli.” diye konuştu.

 

“Ataerkinin dönüştürülmesi mücadelesinde sesimizi duyurmamız ve dayanışma göstermemiz gerekiyor”

Ayça Demet Atay, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda hem TOCAM Başkanı hem de bir kadın olarak topluma seslenerek şu mesajı verdi:

“Hedefimiz toplumsal dönüşüm olmalı. Ataerkil düzenin dönüştürülmesi, şiddetin, eşitsizliğin ve ayrımcılığın aşılması… Bu, bugünden yarına hemen gerçekleşebilecek bir dönüşüm olmayabilir ama yüzümüzü bu hedefe dönmemiz gerekiyor. Mesele sadece kadınların meselesi değil. Ayrıca ataerkil şiddetten erkekler de olumsuz etkileniyor. Ataerkil düzen erkeğin hakimiyetini getirse de bu düzenden hegemonik erkekliğin dışında kalan erkekler de olumsuz etkileniyor. Son sözüm şu olur: Ataerkinin dönüştürülmesi mücadelesinde sesimizi duyurmamız ve dayanışma göstermemiz gerekiyor.”

Atay, bu bağlamda TOCAM olarak üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışacaklarını da kaydetti.

Bu haber toplam 831 defa okunmuştur