1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “DAÜ, bile bile bu noktaya getirildi”
“DAÜ, bile bile bu noktaya getirildi”

“DAÜ, bile bile bu noktaya getirildi”

YENİDÜZEN’e konuşan DAÜ-SEN Başkanı Doç. Dr. Ercan Hoşkara, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Aykut Hocanın aleyhine “Kamu görevini ihmal” iddiasıyla Gazimağusa Kaza Mahkemesi’nde tazminat davası açtıklarını söyledi.

A+A-

Ödül Aşık ÜLKER

Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN) Başkanı Doç. Dr. Ercan Hoşkara, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Aykut Hocanın aleyhine “Kamu görevini ihmal” iddiasıyla Gazimağusa Kaza Mahkemesi’nde tazminat davası açtıklarını söyledi.

Doç. Dr. Hoşkara, “DAÜ’nün bile bile bu noktaya getirildiğine inanıyoruz. Rektör, yaptıklarını yapmaya devam ederse, bütçe açığının büyüyeceğini bilmemesinin imkan ve ihtimali yoktur” dedi.

“İhmale göz yumduğu için” kurumsal olarak DAÜ rektörlüğü, VYK ve Bakanlar Kurulu’nu da davalı konuma getirdiklerini anlatan Doç. Dr. Hoşkara, çalışanların rızası dışında maaşlardan kesinti yapıldığını hatırlatarak, bu konuda da bireysel olarak alacak davaları açacaklarını kaydetti.

Doç. Dr. Hoşkara, DAÜ-SEN olarak en önemli amaçlarının bir devlet üniversitesi olan DAÜ’yü öncelikle hayatta tutmak, sonra iyi yönetimle sorunlarını çözmek olduğunu söyledi.

DAÜ’nün devlet tarafından rekabet açısından dezavantajlı noktaya getirildiğini de belirten Doç. Dr. Hoşkara, rekabet edebilme imkanlarının sunulmasının DAÜ-SEN için olmazsa olmaz olduğunu vurguladı.

Hükümet yetkililerinin sendikanın taleplerini yerine getireceklerini söylediklerinin altını çizen Doç. Dr. Ercan Hoşkara, “Eğer hükümetten talep ettiklerimiz yapılmazsa, mevcut koşullarda biz içte ne yaparsak yapalım, rekabet edemeyiz ve dönüp dolaşıp aynı noktaya geliriz. Hedefimiz kurumu yaşatmaktır. Sürdürülebilir bir yapıya dönüşmemiz lazım” diye konuştu.

 

“Sürecin en büyük engeli rektör”

Soru: DAÜ’nün bugünkü duruma gelmesiyle ilgili içsel ve dışsal sorunlar olduğunu söylüyorsunuz. DAÜ’de yaşanacak sıkıntılarla ilgili uyarılarda bulundunuz ve  söyledikleriniz oldu. Yaşanan sorunları çözme yönünde çaba ortaya koydunuz. Neden sorunu çözme noktasına gelemediniz?

Doç. Dr. Hoşkara: Çok düz, net cevap, rektörden dolayı çözemedik. Bu sürecin en büyük engeli rektör oldu. Çünkü rektör sorunu yaratan nedenleri orada tutmak istiyor. Örneğin birim bütçe- birim kadro uygulamasını yapmak istemiyor, performans yönetmeliğini hayata geçirmek istemiyor. İsteseydi yapardı, zaten yasamız da “bütçe talepleri birimlerden gelir, VYK oluşturulan bütçeyi onaylar, sonra Bakanlar Kurulu’na gönderir, bütçe orada onaylandıktan sonra ÜYK tarafından birimlere dağıtılır” diyor. Rektör bunu yapmak istemiyor. Sorunu çözmezseniz ötelersiniz ve sorunu büyütürsünüz. 

 

“Bütün yetkilerin bir sınırı vardır”

2005 yılında iş güvencesi için devamlı personel kadrosu istedik. Dünyada tüm üniversitelerde sözleşmeli kadrolar, devamlı kadroya aday olanlar, devamlı kadroda olanlar vardır. Belli bir süre çalıştıktan sonra devamlı kadroya geçersiniz ve belirli güvenceleriniz olur. Devamlı kadro performansa dayalı olur, hem devamlı kadroya geçebilmek, hem de devamlı kadroda kalabilmek için performansa uygun hareket etmek gerekir. Akademik performansın uluslararası standartları vardır ve bunlar subjektif değerlendirmeden uzaktır. 2005’ten beri, “hiç kimseyi üzmeyelim” mantığıyla, yönetim bunu yapmak istemedi. Kurumlar “hiç kimseyi üzmeyelim” şeklinde yönetilemez. Bu, ülkemizde yaygın bir gelenek ama maalesef kurumlarımızı kaybediyoruz. Kurumlarımızı kaybettiğimizde de sorunu hep dışarıda arıyoruz. Dışarıdan kaynaklı sorunlar olduğunu kabul ediyoruz ama dışarıdaki sorunlarla ilgili kavga ederken, içerideki sorunları da çözmemiz lazım. İkisinin birlikte yürütülmesi lazım.

Biz burada gerçekten demokratik bir üniversite yarattık. Bunu DAÜ-SEN büyük kavgalarla başardı. Ama demokrasi sadece sandık değildir. Demokrasinin sağlıklı olabilmesi için etkin denetim olması lazım, seçilenlerin yetkisi sınırsız değil. Bütün yetkilerin bir sınırı vardır. Bizde de rektörün ciddi yetkileri var ama bunun da sınırları var. Ayrıca sınırları getirebilme yetkisine sahip VYK ve senato da var.

 

“DAÜ’de demokratik yapı kurduk ama denetim ayağı çalışmıyor”

Soru: Daha önceki röportajımızda rektörü senato önerir, görevden alınmasını da senato önerebilir demiştiniz. Bu neden yapılmıyor?

Doç. Dr. Hoşkara: Görevden alınmasını önerebilir, ondan önce uyarı verebilir. Yasaya göre, bütçe konusunda senatonun görüşünün alınması gerekir. Rektör senatonun görüşünü alarak bütçeyi hazırlar, ÜYK’ya götürür, orada onaylanır ve Bakanlar Kurulu’na onaya gönderir. Rektör bütçe konusunda Senato’nun görüşünü almadı, Senato da “benim görüşüm niye alınmadı” demiyor. Senato bütçe konusunda olumsuz görüş verebilirdi, Senato’dan olumsuz görüş alan rektörün kendine çeki düzen vermesi ya da görevi bırakması gerekirdi. DAÜ’de demokratik yapı kurduk ama denetim ayağı çalışmıyor. Senato’nun, Rektör’ün getirdiği öneriyi reddetmesi ya da ÜYK’nın bütçeyi onaylamaması veya Senato’nun Rektör’ün görevden alınması gerektiğini söylemesi darbe olarak algılanıyor. Halbuki bu darbe değildir, yetkisi vardır. Rektör görevini layıkıyla yerine getiremiyorsa, bütçe açığı büyüyorsa, üniversiteyi batağa doğru sürüklüyorsa, elbette ki Senato uyarı verebilir, güven oylaması isteyebilir, görevden alınmasını da önerebilir. Bütün demokratik yapılarda bu vardır ancak Senato bu yetkisini kullanmıyor, “üzmeyelim, kırmayalım, biraz daha zaman verelim” diyor.

 

“Hayat pahalılığını vermemek sorunu çözmeyecek”

Soru: Siz Rektör Hocanın ile bu konuları görüştünüz mü?

Doç. Dr. Hoşkara: Tabi, Ocak ayında Rektör’e, “hocam sizi çalışan seçti, itirazımız yok. Ama artık bu iş çalışana dokunacak. Hiç söylemediğiniz bir tablo ile üniversiteyi karşılaştırıyorsunuz. Çözümünüz de maaş kesintisi, hayat pahalılığını vermemek olacak, bunlar da sorunu çözmeyecek. Kapsamlı bir çözüme ihtiyacımız var. Bizim önerimiz, erken seçime gidin, durumu anlatın. İkna ederseniz ve çalışan yine sizi seçerse devam edin. Size muhalif olanlar da şansını kullansın. Üniversiteyi, sukûnet içinde, uzlaşıyla çözüme hazırlayalım. Fatura acı olabilir ama kurumu hayatta tutmak ve hataları düzeltmek daha önemli, yoksa yapıyı kaybedeceğiz” dedik ama Rektör, her şeye rağmen pozisyonuna sahip olmayı tercih ediyor.

 

“Öğrenci sayısı 2016’dan bugüne kadar, 8 binden 4 bine düştü”

Soru: Son aylarda, DAÜ-SEN’in çözüm paketi üzerinde bazı görüşmeler, müzakereler yaptınız ama bunun sonuçlandırılamadığını söylüyorsunuz. Üniversite yönetimi nasıl bir katkı yaptı? Rektörle ayrıldığınız nokta nedir?

Doç. Dr. Hoşkara: Bizim çözüm olarak yıllardır söylediğimiz şey, aslında VYK’nın Aralık 2018’de Rektörlük’e karar olarak gönderdiği konulardır, birim bütçe- birim kadro, performans yönetmeliği. Nerede problem olduğunu tespit etmek ve çözmek gerekir. Ya gelirlerinizi artıracaksınız ya da giderlerinizi azaltacaksınız. Üniversitelerin temel hedefi gelirlerini küçültmemektir. Son 4-5 yıldır gelirler azalıyor. Rektör “ben her şeyi çok iyi yönettim, sorun hayat pahalılığıdır” diyor. Bu gerçek bir tespit değil. Rakamları stabil bir para birimine çevirirseniz, giderlerin artmadığını, gelirlerin azaldığını görürsünüz. Üçüncü ülkelerden gelen öğrenci sayısı 2016’dan bugüne kadar, 8 binden 4 bine düştü. Bugünkü rakamla, bu yaklaşık 500 milyon TL’lik bir gelir kaybı anlamına geliyor. Sorunu HP ile izah edemezsiniz, gelirler azalmıştır.

 

“Sorunu kabullenmek zor olabilir ama kabullenmediğinizde batışa doğru gidersiniz”

Sorunu kabullenmek zor olabilir ama bunu kabullenmediğinizde batışa doğru gidersiniz. Eğer başarılıysanız, gelirleri artırırsınız veya korursunuz, başarısızsanız gelirler azalır, sonra küçülmek istersiniz veya giderleri azaltacak tedbirler alırsınız. Onu da yapmazsanız, kapatırsınız. “Bir şey olmaz. Birileri gelir bizi kurtarır” diyemezsiniz. Kimse KTHY’yi kurtarmadı. Hiç kimse Kıb-Tek’i kurtarmak için çaba göstermiyor. DAİ, DAK’ı üniversitenin kendisi gözden çıkardı, Doğa Koleji’ne devretti. İlkokulu yönetemedik ve devrettik. Bugün ne diyoruz? “Yeniden ilkokul açalım, kolej açalım çünkü çok talep var. Üniversitede öğrenci harçları 70 bin TL, kreş ve ilkokul 140 bin TL”. “DAİ, DAK’ı kapatalım, üniversiteyi kurtaralım” noktasından “yeniden açalım, üniversiteyi kurtaralım” noktasına geldik. Doğru zamanda, doğru işi yapmak ve kurumları yaşatmak önemli. Dalgalanmalar olabilir, o dalgaları atlatacak yapısal güçte olmamız lazım. Bizim DAİ’yi, DAK’ı da korumamız gerekirdi, şimdi arkasından ağlıyoruz.

DAÜ-SEN olarak en önemli amacımız, bir devlet üniversitesi olan DAÜ’yü önce hayatta tutmak, yaşamını sürdürmesini sağlamak. Sonra iyi yönetimle, bugünün sorunlarını geleceğe yönelik

çözmek. Bunun dışında başka çözümler ararsanız, orada bir kaybediş olur.

 

“Borç ihtiyacının bir kısmını iç borçlanma ile karşılamayı kabul ediyoruz”

Soru: Öneriler paketinizde geri ödenmek kaydıyla personel maaşlarından kesinti yapılması yani iç borçlanma da var. Şimdi maaşlara hayat pahalılığı yansıtılmadan ödeme yapıldı.

Doç. Dr. Hoşkara: Hayat pahalılığını vermemek rektörün önerisiydi, “HP vermeyelim ve sorunu çözelim” diyor. Biz de, sorun hayat pahalılığı değil diyoruz ama içeride hayat pahalılığını verecek para olmadığını da biliyoruz. Üniversitenin önümüzdeki dönem içinde bulunduğu krizi aşabilmek için yaklaşık 60 milyon Dolar borçlanması gerekiyor. Biz ilkesel olarak bu borç ihtiyacının bir kısmını iç borçlanma ile karşılamayı kabul ediyoruz, ancak Rektör’ün önerisindeki gibi bir uygulamanın kabul edilemez olduğunu da vurguladık ve Rektörün önerisini reddettik. Rektör üç dönem hayat pahalılığı vermeyip, 2024 bütçesini denkleştirme önerisi getirmişti. Sorun bu değil ki. Üç dönem hayat pahalılığı verilmezse, maaşlar dolar olarak hesaplandığında %70-80 azalmış olur. Böyle bir tabloda hiç kimse DAÜ’de kalıp çalışmak istemez. 4-5 yılda biriken bir sorunu, bir yıllık bir paketle çözemezsiniz. Biz Rektör’ün paketini reddettik ve kendi önerimizi yaptık. VYK’ya sunduk, uzlaştık. “Sadece içeride adımlar atarak sorunu çözemeyiz, devletin de hatalarını düzeltmesi lazım” dedik ve hükümetin de masaya gelmesini sağladık.

 

“Hükümet rekabet dezavantajlarını çözecek adımları atmak zorundadır”

Soru: Nedir beklentiniz?

Doç. Dr. Hoşkara: DAÜ, devlet tarafından rekabet açısından dezavantajlı noktaya getirildi. Bugün özel sektörün sahip olduğu imkanlar, bir devlet üniversitesi olan DAÜ’nün elinde yok. Özel üniversiteler, kabul edin ya da etmeyin, maaş beyanlarını asgari ücret üzerinden yapıyor. Bir profesöre asgari ücret verdiğini iddia ediyor. Bu, özelle devlet üniversitesi arasında yılda 150 milyon TL fark yaratıyor. Ayrıca emekli olan hocalarımız, sosyal sigortadan maaşını alıp, özel bir üniversitede çalışabiliyor,ancak aynı koşullarda DAÜ’de çalışamıyor.  Bunun gibi koşullar DAÜ’yü rekabet açışından ciddi anlamda dezavantajlı yapıyor. Hükümet rekabet dezavantajlarını çözecek adımları atmak zorundadır.

 

“Başbakan, önerilerimizin hepsini hayata geçirmeye hazır olduğunu söyledi”

Soru: Hükümet yetkilileri ile görüştüğünüzde ne gibi tepkiler aldınız?

Doç. Dr. Hoşkara: Çözüm önerileriyle ilgili paket hazırlanmadan Eğitim Bakanı Nazım  Çavuşoğlu, Başbakan Ünal Üstel ve Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile görüştük, istişarede bulunduk. Derdimizi anlattık, onların derdini dinledik. “Ne olursa, ne yapılırsa kurumu hayatta tutarız, olmazsa tutamayız” diyerek hükümete taleplerimizi ilettik. Geldiğimiz noktada, Başbakan’ın, Eğitim Bakanı’nın, bütün paydaşların da olduğu bir toplantı yaptık. Rektör’ün önerilerinin hayat bulmasının mümkün olmadığını, sendika ve VYK’nın uzlaştığı çerçevede bir yol yürütülmesi gerektiğini beyan ettik. Başbakan Ünal Üstel, önerilerimizin hepsini hayata geçirmeye hazır olduğunu söyledi.

Geçiş sürecinde DAÜ’nün borçlanabilmesi lazım, tüm mali sorunu içeriden çözmemiz mümkün değil. Nakit akışı için, devlet DAÜ’ye borçlanma yetkisi versin. Bize göre 2 yıl buna ihtiyaç olacak. Hükümet bunu verme konusunda ikna oldu ama 700 milyon TLlik bütçe açığını nasıl kapatacağımızı, yapısal dönüşümü görmek istedi. Sendika bu konuda daha kararlı. 700 milyon TLlik açığı kapatmamız lazım. Sadece borçlanmayla olmaz, gelirler artmalı, giderler azaltılmalı.

DAÜ’nün 90lı yıllardan birikmiş, ödenmemiş bir vergi borcumuz var. Devlete vergi borcumuz olduğu için YÖDAK yeni program önerilerimizi değerlendirmiyor. Bakanlar Kurulu’nun da sorumluluğu var çünkü bütçeyi Bakanlar Kurulu onaylıyor. Yasamız ayrıca, “bütçede açık olursa Bakanlar Kurulu kararıyla açık kapatılır” diyor. Yaşananlar hükümetlerin de yarattığı sorunlardır. Vergi mahsuplaşması formülü ile bunu temizlememiz lazım. Devletin vergi yükümlülüğümüz kadar DAÜ’ye katkı aktarması lazım, 2009’da ve 2010’da öyle yapılıyordu, sonra değişti. Devlet hiç bir özel üniversiteden istemediğini, kendi üniversitesinden istediğinde sorun var demektir. Devlet bizden vergi alıyor ama kendi kurumuna yatırım yapmıyor, yatırımı da üniversitenin yapması gerektiğini söylüyor. Eğer yatırımı DAÜ yapacaksa, vergi oranı kadar devletin destek vermesi lazım.

Ayrıca, Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden bize aktarılan emekliler var. Bu, hiçbir üniversitenin sırtında olmayan bir yük. Bu da, yılda yaklaşık 40-45 milyon TL demek. Rekabet edebilmemiz için devletin bunu DAÜ’nün üstünden alması lazım. Yeni bir düzen kuralım, rekabet edebilme koşullarını yeniden sağlayalım, içerideki sorunlarımızı çözelim, bir geçiş programıyla hedefe ulaşalım ve DAÜ hem idari, hem de mali açıdan özerk olsun.

Rekabet edebilirlik anlamında, sosyal sigorta emeklisi hocalarımız diğer üniversitelerde çalışabiliyorsa, ya DAÜ’de de çalışabilmelidir ya da hiç bir üniversitede çalışamamalıdır.

Devlet bunu yapamıyorsa, o zaman rekabet dezavantajını çözmek için DAÜ’ye başka bir imkan sunulması lazım. DAÜ’nün, yüksek öğretimde kaliteyi koruyan bir çıta olma rolü var. Özel sektör kalite ve nitelik anlamında aşağıya doğru gidiyor, YÖDAK da görevini yapamıyor. DAÜ akredite olduğu için, özeller de olmak zorunda kalıyor. Biz listelere girdiğimiz için, onlar da girmek zorunda kalıyor. Aksi takdirde, DAÜ aşağıya giderse, tüm üniversiteler aşağıya gider ve sektör tamamen çöker.

 

“Hükümet yaparsa, biz de sorumluluğu paylaşırız ve iç borçlanmaya katkı koyarız”

Soru: Hükümet olumlu yanıt mı verdi?

Doç. Dr. Hoşkara: Başbakan da, Eğitim Bakanı Çavuşoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Taçoy, Maliye Bakanı Müsteşarı ve Cumhurbaşkanı da bunları yapacaklarını söyledi.

Hükümet bunları yaparsa, biz de sorumluluğu paylaşırız ve iç borçlanmaya katkı koyarız. Fiilen para olmadığı için, tamamını bankadan borçlanmak yerine, kısmen çalışandan borçlanılacak. Borç maliyeti azaltılacak. Hedefe ulaştıktan sonra, dört yıllık bir takvimle kesintiler çalışana verilecek ya da emekli olduğu gün verilecek. DAÜ-SEN olarak önerdiğimiz, üniversitenin geleceğini kurtarmak için kapsamlı bir çözümdür, hem dışsal, hem de içsel sorunu çözecek.

Eksik olan, Rektör’ün yapısal dönüşümle ilgili atması gereken adımları atmamasıdır. En son toplantıda, Eğitim Bakanı, “birim bütçe-birim kadro çalışmasını ve performans yönetmeliğini hazırlayın, getirin” dedi. Ayrıca yetkili sendika seçimi oldu, yönetsel sendika DAÜ Per-Sen protokol taslağı için zaman istedi, itirazlar ortaya koydu. Rektör gerekli çalışmaları yapmadığı için ekler oluşmadı, diğer yetkili sendika itiraz etti ve müzakereler durdu.


“DAÜ-SEN için olmazsa olmaz, rekabet edebilme imkanlarının sunulmasıdır”

DAÜ-SEN olarak, bizim için olmazsa olmaz, rekabet edebilme imkanlarının sunulmasıdır. Eğer hükümetten talep ettiklerimiz yapılmazsa, mevcut koşullarda biz içte ne yaparsak yapalım, rekabet edemeyiz ve dönüp dolaşıp aynı noktaya geliriz. Hedefimiz kurumu yaşatmaktır. Sürdürülebilir bir yapıya dönüşmemiz lazım. Devletin bize sunabileceği en önemli imkan, vergi mahsuplaşması, yasal değişikliklerle rekabet koşullarını sağlaması, kaliteye dayalı bir rekabetçi kaynağa ulaşma imkanı ve faizsiz veya çok düşük faizle borçlanabilme imkanıdır. Bunlar  yapıldığında, gerisi bizdedir, o zaman kurumu yaşatabiliriz. Biz devletten ek olanak istemiyoruz, devletten talep ettiğimiz şey, rekabet edebilme açısından dezavantajlı unsurları gidermesi ve geçmişten gelen, hükümetlerden de kaynaklanan sorunların sorumluluğunu üstlenmesidir.

 

“(Hükümet) Bize niyetlerinin özelleştirme olmadığını söyledi”

Soru: Mayıs ayında yaptığımız röportajda, “hükümet adım atmazsa, niyet özelleştirmedir” demiştiniz. O günden bu güne yaşananlara baktığınızda, düşünceniz nedir?

Doç. Dr. Hoşkara: Bize niyetlerinin özelleştirme olmadığını, taleplerimize karşılık vereceklerini söylediler. Bunu test etmemiz gerekiyor. Biz içte kendi üzerimize düşeni yapıp, sonra hükümetin ne yapacağını test etmemiz lazım.

 

“Rektörün başarısız olduğunu biz söylemiyoruz, tablo söylüyor”

Soru: Şu anda süreci kilitleyenin istifaya çağırdığınız Rektör Hocanın olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Doç. Dr. Hoşkara: Evet, Senato’nun da, VYK’nın da rolü var. Bütçe açığını yaratan veya bütçeyi yöneten biz değiliz. Rektörün başarısız olduğunu biz söylemiyoruz, tablo söylüyor. Bütçe açığı büyüyor, rektör gerçekten başarısız. Bu bizim iddiamız değil, ortada veriler var. 2023’te 410 milyon TL açığı olan bir bütçe onaylandı, 6 ayda açık 345 milyon TL olarak gerçekleşti. DAÜ Mali İşler Ofisi açığın 700 milyon TL olacağını söylüyor. Bu tabloda rektörün “ben başarılıyım” demesi normal bir şey değil.

 

Kamu görevini ihmal...

Soru: Konuyu yargıya taşıyacağınızı açıklamıştınız. Bu konuda son durum nedir?

Doç. Dr. Hoşkara: DAÜ-SEN olarak, DAÜ’nün bile bile bu noktaya getirildiğine inanıyoruz. Rektör, yaptıklarını yapmaya devam ederse, bütçe açığının büyüyeceğini bilmemesinin imkan ve ihtimali yoktur. Biz bunu kamu görevini ihmal olarak nitelendirdik. Rektör’ün şahsına, kamu görevini ihmalden Gazimağusa Kaza Mahkemesi’nde tazminat davası açtık. Aynı zamanda kurumsal olarak rektörlüğü, VYK’yı ve Bakanlar Kurulu’nu da davalı konuma getirdik, onlar da bu ihmale göz yumduğu için. Bu dava dosyalandı.

 

“DAÜ-SEN tüm üyeleri için bireysel davaları üstlenecek”

Ayrıca bir alacak davası da açıyoruz. Maaşımıza hayat pahalılığı yansıdı, bordroda çıktı ama maaşlar kesinti yapılarak ödendi. Bu, çalışanın rızası dışında yapılan bir kesintidir, alacağımızdır. Bu alacak davaları ayrıca bireysel davalardır ve sendikamız tüm üyeleri için bu bireysel davaları üstlenecektir.

Tabi ki bu davalar  üniversitenin leyhine olan şeyler değil. Biz uzlaşıyla ve akıl yoluyla krizi 31 Temmuz’dan önce çözelim dedik, ama bizden kaynaklanmayan nedenlerle bu hedefe ulaşılamadı. Herkes sorumluluğunu yerine getirsin. DAÜ-SEN yönetimi olarak, müzakere sonuçlanır, tünelin sonunda ışık belirir ve protokol imza aşamasına gelirse, üyeye gideceğiz. Üye bunu reddederse istifa ederiz, başka bir sendika yönetimi gelir, başka bir formülle çözmeye çalışır. Bir çözüm planı hazırlamak kadar, bunu kimin uygulayacağı da önemli bir konudur. Çalışanların bu planı uygulayacak yönetime güven duyması gerekir. Rektörün orada kalmasının yegane yolu çalışandan güven almaktır, aksi takdirde orada kalamaz. Rektör bunu yapmazsa, biz üyelerimize protokolü oylatırken, rektöre güven konusunu da soracağız. Kendi üyemizin güven duymadığı bir rektöre gidip paramızı emanet etmeyiz. Üye “güvenebilirsin” derse, ben de protokolü imzalarım.

 

“Makamda kalma ısrarı insanları kötü noktaya götürüyor”

Rektör, hep yasalara uygun hareket etmekle övünüyordu. Hep bunu söyledi ama 31 Temmuz itibarıyla, ihlal edilmeyen yasa, tüzük, toplu iş sözleşmesi kalmadı. Dolayısıyla, bugüne kadar kendini en fazla savunduğu özelliği artık ortadan kalktı. Maalesef makamda kalma ısrarı insanları kötü noktaya götürüyor.

 

“Üniversiteyi yönetenler, Senato, ÜYK, VYK, Bakanlar Kurulu sorunu çözmek istiyorsa, gereğini yapmak durumundadır”

Soru: DAÜ-SEN olarak bundan sonra ne yapmacaksınız?

Doç. Dr. Hoşkara: Durumu anlatmaya ve çareyi söylemeye devam edeceğiz. Yetkili merciler sorunları çözmek isterse gereğini yapacak. Üniversiteyi yönetenler, Senato, ÜYK, VYK, Bakanlar Kurulu sorunu çözmek istiyorsa, gereğini yapmak durumundadır.

yd-destek-gorseli-2-20230806115609.jpg

Bu haber toplam 7586 defa okunmuştur