1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. FİNLANDİYA EĞİTİM SİSTEMİ: ALTERNATİF OLAN NEDİR? Eleştirel Bir Değerlendirme (2)*
“Çin Aşısı”ndan Sürü Bağışıklığına: Aşılar Hakkında Ne Bilmeliyim?

“Çin Aşısı”ndan Sürü Bağışıklığına: Aşılar Hakkında Ne Bilmeliyim?

“Çin aşısı” hakkında son durum nedir?Kısaca, bu aşının güvenliğine dair olumlu göstergeler bulunsa ve etkililiğe dair ilk veriler olumlu gelse de, onay süreci henüz tamamlanmamıştır ve tam sonuçların beklenmesinde fayda vardır

A+A-

Mehmet Göksu
mgoksu1998@gmail.com

Yüz yıldır benzeri görülmemiş bir pandemi sürecinde rekor hızda geliştirilen COVID-19 aşıları, pandemide tünelin sonundaki ışığı bize gösteren el fenerleri oldu. Ülkemizde de salgının tekrardan kendini gösterdiği bu günlerde hangi COVID-19 aşısının alınacağı, nasıl dağıtılacağı çok önemli gündem maddeleri hâline geldi.

Elbette ki buna paralel olarak gerek aşıların geliştirilme hızı, gerekse de sosyal medya yoluyla veya kulaktan kulağa yayılan bilgi kirliliği halk arasında bazı soru işaretleri ve endişeler oluşmasına neden oldu. Bu yazıda aşılarla ilgili bazı prensipleri inceleyeceğiz ve “Çin aşısı”ndan sürü bağışıklığına zihinlerde dolanan soruların cevaplarına bakacağız.

Bu yazıda Avrupa ve ABD’de onaylanan ve güneyden almamız öngörülen Alman-Amerika ortaklığında üretilen Pfizer/BioNTech aşısı, Türkiye’de klinik denemesi yapılan ve ülkemize de verilmesi öngörülen Çin üretimi SinoVac aşısı ve Birleşik Krallık’ta onaylanmış, Avrupa Birliği tarafından da alınması öngörülen Oxford/AstraZeneca aşılarına odaklanacağız.


Uzunca bir yazı olacağından, alt başlıklar arasında gezinip aklınızdaki soruyu arayabilirsiniz.


Aşılar nasıl çalışır?

COVID-19 aşılarının nasıl çalıştığını anlayabilmek için öncelikle bağışıklık sisteminin büyüleyici dünyasına kısaca bir göz atmalıyız.

Virüslerin yüzeyinde çıkıntılar bulunur. Bu çıkıntılar virüsün insan hücrelerine bağlanıp içeriye girmesi, enfekte etmesi için kullanılır. Ancak aynı zamanda âdeta bir parmak izi gibi bu çıkıntılar virüs türüne özgü, bireysel bir yapıya sahiptir. Bağışıklık sistemi bağlamında bu çıkıntıları “antijen” olarak adlandırırız.

Virüs vücudunuza girdiğinde, bu antijenin daha önce vücudunuzda görülmemiş yabancı bir antijen olduğu devriye olarak gezen bağışıklık hücreleri tarafından fark edilir. Bu hücreler, bağışıklık sisteminin diğer hücrelerini uyarır ve çeşitli bağışıklık süreçleri tetiklenir. Bunlardan ilki, virüse özel olmayan ancak virüsle mücadelede yardımcı olmaya yönelik genel tepkilerdir. Örneğin vücut sıcaklığının yükselmesi, yani ateşin çıkması sağlanır ki hem virüs üremekte zorlansın hem de bağışıklık sistemi daha etkili olabilsin.

Bunun yanı sıra, virüse özel iki bağışıklık yöntemi tetiklenir. Bunlardan ilki, virüsün antijenine karşılık gelecek şekilde özel antikor üretimidir. Bu antikorlar virüse ve enfekte olmuş hücrelere yapışır ve öldürülmeleri için etiket vazifesi görür. Bir diğer mekanizma, T hücresi adı verilen bir bağışıklık hücresi türünün tetiklenmesidir. Bu hücreler de gördüklerinde enfekte olmuş hücreleri öldürürler ve virüsün önünü alırlar. Tetiklenmiş bu mekanizmalarda rol alan bazı hücreler “hafıza kaydı” olarak saklanır, böylece virüs vücuda tekrar girecek olursa hemen hedef alınabilir.

Aşı yaptığımızda bağışıklık sistemimize yalnızca antijeni gösteririz ve aynı şekilde tetikleriz, ancak ortada virüs olmaz.

COVID-19 aşıları nasıl çalışır?

Şimdi çeşitli COVID-19 aşılarının mekanizmalarını açıklayabiliriz.

SinoVac aşısı:

SinoVac aşısı, aşı üretiminde kullanılan en eski teknolojilerden birine sahip olan bir inaktive edilmiş virüs aşısı. Aşının üretimi aşamasında SARS-CoV-2 virüsleri belli bir süreçten geçirilerek bir nevi “öldürülüyor”, biyolojik olarak aktif olamayacak bir hâle getiriliyorlar. Böylece virüsün enfekte etme riski ortadan kalksa da, hâlen bağışıklık sistemi tarafından tanınabiliyor ve yukarıda anlatıldığı şekilde bağışıklık oluşuyor. İnaktive edilmiş virüsler tek başlarına bağışıklık sistemi tarafından fark edilmeme şansına sahip olduğundan yanında aynı zamanda bağışıklık sisteminin dikkatini çekmek için bir “adjuvant” da enjekte ediliyor, ki bu çeşitli aşılarda kullanılmış ve güvenliği sabit bir kimyasal.

Oxford/AstraZeneca aşısı:

Bu aşı bir “canlı viral vektör” aşısı. Aşının temelinde, maymunları enfekte eden bir adenovirüs türü var (adenovirüsler insanlarda soğuk algınlığına yol açan bir virüs türü olup, bu virüs normalde insanları enfekte edememektedir). Bu virüsün yapısı değiştirilerek çoğalması imkânsız hâle getiriliyor ve çıkıntıları alınıp yerine SARS-CoV-2 çıkıntıları ekleniyor. Böylece insan vücudunda çoğalamayan, dolayısıyla hastalık yapma imkânı olmayan, ancak alışıldık dışı olduğundan bağışıklık sisteminin dikkatini çekecek ve SARS-CoV-2 antijenine karşı bağışıklık uyandıracak bir virüs ortaya çıkıyor.

Pfizer/BioNTech ve Moderna aşıları:

Bu aşılar en yeni ve bilimsel açıdan en heyecan verici mekanizmaya sahip olanlar. Aşının nasıl çalıştığını açıklamak için, önce temel bir biyolojik süreci açıklamak gerekli: Watson ve Crick’e Nobel ödülü getiren, biyolojinin “merkezî dogma”sı.

İnsan vücudunun işleyişinde vücudumuzdaki farklı proteinler anahtar rol oynar. Bu proteinlerin nasıl oluşturulacağıyla ilgili talimatları ise genetik kodumuz, yani DNA’mız verir. Bu noktada DNA’yı içinde talimatlar barındıran bir kitap olarak düşünebiliriz.

Şimdi bir atölyede olduğumuzu düşünelim, elimizde belli bir nakışın nasıl yapılacağını anlatan bir kitap var, önümüzde farklı nakışlar yapmak üzere hazır bekleyen yüzlerce işçi var. Kitabı yüzlerce işçiye paylaştıramayacağımıza göre, ilgili sayfaların fotokopisini çekip dağıtmak zorundayız. İşte bu fotokopi, DNA’yı şablon alarak genetik bilgiyi kopyalayan, ancak farklı bir kimyasal olan mRNA (mesajcı RNA). mRNA farklı ribozomlara (bunlar da proteini üreten işçiler) dağıtılarak okunuyor ve protein üretiliyor.

İşte Pfizer/BioNTech aşısı, bu noktada dahiyane bir buluşun ürünü. Virüsün çıkıntısı da bir proteinden ibaret. Bu aşı ise bir mRNA aşısı. Yani, hücrelerimizin içinde protein üreten fabrikalarımızın okuyacağı bir fotokopiden oluşuyor. Aşıyla vücudumuza giren mRNA hücrelerimizde başka herhangi bir mRNA gibi okunuyor ve hücrelerimiz hiçbir virüsle muhatap olmadan bu çıkıntıyı üretiyor. Bunu fark eden bağışıklık sistemi de güçlü bir tepki veriyor, aynı şekilde bağışıklık oluşuyor.

“Gen aşıları” genetiğimi değiştirecek mi?

Hayır. Öncelikle yukarıda açıkladığımız üzere Pfizer/BioNTech aşısına bir “gen aşısı” denemez, çünkü gen DNA’dan oluşur. Buna olsa olsa bir “fotokopi aşısı” diyebiliriz. mRNA kısa ömürlü bir moleküldür, protein üretiminde şablon olarak kullanıldıktan sonra hücre tarafından yok edilecektir. Fotokopiden (mRNA) tekrardan kitabı (DNA) oluşturmak ise son derece zor ve özel proteinler (enzimler) gerektiren bir süreç, bu DNA’yı bağışıklık engeline takılmadan tekrardan insan DNA’sına entegre etmek daha da zor. Bu enzimler ise insan vücudunda mevcut değil, dolayısıyla genlerin değiştirilmesi mümkün değil. Bu konuyla ilgili Prof. Dr. Erol Baysal’ın paylaşımlarında da bilgi bulunabilir.

Konusu açılmışken, genlerin değiştirilmesini gerçekten isteyebileceğimiz genetik hastalıklarda dahi (örneğin kistik fibrozis) bu gibi tedavilerin çok daha farklı yöntemlerle denendiğini, ortaya çıkan sonuçların bir aşı masrafından çok daha pahalı olduğunu ve günümüze dek başarı sağlanamadığını ifade etmiş olalım.

Aşıların denenmesi aceleye getirilmedi mi? Aralarındaki etki farkı nedir?

Genelde ilaç ve aşı geliştirilme süreçlerinin uzun yıllar sürmesinden dolayı, bu süreçte kamuoyunda elbette doğal olarak hızlı onaylama sürecinden kaynaklanan bir tedirginlik oluştu. Bununla birlikte, aşının hızlıca geliştirilmiş olması, klinik denemelerde aranan standartların daha düşük olduğu anlamına gelmiyor.

Aşı üretiminin ilk aşaması, aşının tasarlanması ve hayvanlar üzerinde preklinik deneylerin yapılmasıdır. Eskiden yıllar alabilen bu süreç, günümüzde gelişmiş bilgisayar teknolojileri sayesinde çok hızlanmıştır, hatta SARS-CoV-2’nin genetik yapısının Çin tarafından açıklanmasından sonraki 24 saat içerisinde ilk aşı tasarımları geliştirilebilmiştir. Sonrasında tüm bu aşılar preklinik aşamadan başarıyla geçmiştir.

İkinci aşamada ise erken faz klinik çalışmalar yer alır (faz 1/2). Bu aşamada, gönüllü ve nispeten daha küçük (Oxford/AstraZeneca örneğinde 1.077 kişilik) bir gruba aşı verilerek yan etkiler gözlemlenir, doğru dozaj belirlenir ve etkili olup olmayacağına dair göstergeler izlenir. Örneğin faz 1/2 aşamalarında söz konusu aşıların yeterli miktarda antikor ürettiğine dair veriler elde edildi.

Son olarak ise, faz 3 çalışmalar gelir. Bu aşamada büyük bir popülasyona yapılan aşının etkili olup olmadığı, kaç kişinin hastalığı kaptığına bakarak gözlemlenir. Bunun yapılabilmesi için popülasyon ikiye bölünür, bir kısmına aşı, bir kısmınaysa plasebo (etkin madde içermeyen bir enjeksiyon) verilir, iki grup karşılaştırılır. Burada söz konusu olanın standart olarak semptomatik hastalık olduğu, Oxford/AstraZeneca aşısındaki bir grup dışında asemptomatik vaka olup olmadığının kontrol edilmediğini vurgulamak gerekir. Normalde son derece uzun sürebilen bu faz, COVID-19 son derece yaygın ve hızla yayılan bir hastalık olduğundan, istatistiksel açıdan yeterli vaka sayısına erken ulaşılabilmesiyle daha erken sonlanabilmiştir.

Bunun ardından, ABD’de FDA, Avrupa Birliği’nda EMA, İngiltere’de MHRA gibi denetleyici kurumlar, klinik çalışmalardan gelen verileri inceler. Bu noktada, aşının olası yararlarıyla olası zararları teraziye konur. Aşının güvenli ve sağlayacağı yararın yeterli olduğuna bir panel bağımsız bir şekilde karar verir. Bu paneldeki uzmanlar, tıpkı sizler ve benim gibi kendileri ve ailesi verdikleri karardan etkilenecek insanlardır. Bu bağlamda 8 Ocak itibarıyla Pfizer/BioNTech ve Moderna aşıları FDA, EMA ve MHRA; Oxford/AstraZeneca aşısı ise MHRA tarafından onaylanmıştır.

Tamamlanan faz 3 çalışmalarının sonuçları, Pfizer/BioNTech, Oxford/AstraZeneca ve Moderna aşıları için hakemli dergilerde yayımlanmıştır. Pfizer/BioNTech aşısının çalışmasında 43.448 katılımcı arasında toplam 170 vaka görülmüş, bunların 162’sinin plasebo, 8’inin aşı alanlar arasında olmasından aşının %95 etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Oxford/AstraZeneca aşısı için 11.636 katılımcı arasında toplam 131 vaka görülmüş, bunlardan aşının %70,4 etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu katılımcıların bir kısmında asemptomatik enfeksiyonların da incelendiği unutulmamalıdır. Moderna aşısında ise 30.420 katılımcı arasında toplam 196 vaka görülmüş, aşının %94,1 etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ciddi COVID-19 hastalığını önleme konusunda daha da büyük başarı oranları bildirilmiştir.

“Çin aşısı” hakkında son durum nedir?

Sinovac şirketinin aşısına dair klinik çalışmalar, Türkiye, Brezilya ve Endonezya’da yürütülmektedir. Türkiye’de 13.000, Brezilya’da 13.060, Endonezya’da 1.620 katılımcı çalışmalarda yer almıştır.

İlk olarak şu noktanın vurgulanması gerekir: Bir aşının sırf “Çin malı” olduğu için kaçınılması son derece sakıncalı bir davranıştır.

Çin, tıbbi gelişmelerde son derece iddialı bir ülke olarak kendini göstermektedir ve etkililiğinin kanıtlanması durumunda dağıtımı kolay olacak bu aşı, hepimizi COVID-19’dan korumak için önemli bir araç olabilir. Üstelik SARS salgınını yaşamış bir ülke olan Çin’in SinoVac’ın da aralarında bulunduğu şirketleri, koronavirüslerle çalışma konusunda tecrübelidir.

Aşıyla ilgili olarak en önemli açıklama, 13 Ocak tarihinde Brezilya’daki çalışmayı yürüten Butantan Enstitüsünden gelmiştir. Bu açıklamada, aşı olan grupta 85, plasebo enjeksiyonu yapılan grupta 167 COVID-19 vakası görüldüğü ve aşının etkililik oranının %50,4 olduğu belirtildi. Bunun yanı sıra, yan etki açısından da yalnızca enjeksiyon bölgesinde ağrı, kısa süreli ateş veya baş ağrısı gibi etkiler görülerek güvenli bir profil tespit edildi.

13 Ocak tarihinde açıklanan %50,4’lük rakam, daha önce açıklanan %78’lik etkililik oranından daha az gözükmekte. Bunun nedeni, %50,4’lük rakama medikal yardıma ihtiyaç duymayan “çok hafif” ancak semptomatik vakaların da dâhil edilmiş olması.

Dolayısıyla aşı hâlen medikal yardıma ihtiyaç duyacak vakaları önlemede %78 etkili gözükmekte. Bununla birlikte, Pfizer/BioNTech gibi diğer klinik çalışmalarda vaka tanımları medikal yardıma ihtiyaç olup olmamasına bakmaksızın tüm vakaları içerecek şekilde tasarlandığından, diğer aşılarla karşılaştırılabilecek oranın %50,4 olduğunu söylemek mümkün.

Bu rakam, aşının onaylanması için gerekli olan %50 sınırının tam üstünde. Bununla birlikte, elimizdeki veriler yalnızca bir basın açıklamasından ibaret olduğundan, böylesi bir etkililik oranına sahip bir aşıda mutlaka sonuçların detaylı dökümünün incelenmesi gerekmektedir. Özellikle 60 yaş ve üstü risk grubundaki hastalarda da aşının etkili olup olmadığı, alt grup analiziyle belirlenecektir ve çok önemli bir noktadır. Güvenlik açısından ise, zaten gerek mekanizması, gerekse faz 1/2 çalışmaları açısından olumlu görünüm veren bu aşının güvenliğine dair endişe etmek için bir neden olmadığı görünüyor.

Bununla birlikte medyada yaygın bir şekilde paylaşıldığı üzere, aşı Türkiye’de acil kullanım onayını da almış bulunmaktadır. Türkiye’de geçtiğimiz haftalarda yapılan bir düzenlemeyle, etkililiğe dair veriler tam olarak gelmeden acil kullanım onayı verilmesi mümkün kılınmıştır. Batı ülkelerindeyse acil kullanım onayı için etkililik ve güvenlik gösteren detaylı faz 3 çalışması sonuçları gerekmektedir.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun açıklamasında ne gibi verilerin incelendiği belirtilmemiş, yalnızca “Bu kapsamda bilimsel veriler değerlendirilirken, bir yandan da ülkemize ulaşan numuneler Kurumumuz laboratuvarlarında 14 gün boyunca incelenmiştir.” ifadesine yer verilmiştir, ki preklinik çalışması tamamlanıp klinik veriler beklenen bir aşıda laboratuvar incelenmesinin vurgulanmasını anlamak güçtür.

Söz konusu aşının Çin’de yasak olduğuna dair iddialar ortaya atılmıştır ki bunlar gerçek dışıdır. Çin’de söz konusu aşı acil kullanım onayıyla binlerce kişiye yapılmış olup, bu onay faz 3 çalışmalardan önce verilmiştir.

Bunun yanında, Türkiye’de aralık ayında yapılan açıklamalarda, 1.322 kişilik bir popülasyonda 29 vaka gözlemlendiği ve bunun üzerinden %91,25 etkililik hesaplandığı anlaşılmaktaydı. Bu sayı istatistiksel açıdan yeterli değildir. Verdiği mülakatta bunu doğrulayan deney koordinatörü Prof. Dr. Akova, ara sonuçların ocak ayı ortasında beklendiğini ifade etmiştir; buna dair herhangi bir güncelleme 13 Ocak itibarıyla mevcut değildir. Nihai sonuçların ne zaman beklendiği belirtilmemiştir.

Bu noktada önemli bir konuya dikkat çekmek gerekir.

Türkiye ve Endonezya’daki klinik çalışmaların protokolü incelendiğinde yalnızca 18-59 yaş arası katılımcıların çalışmada yer alabileceği görülmektedir. Bu nedenle söz konusu çalışmalardan çıkacak bulgular, yalnızca bu yaş grubunda etkilik göstermek için kullanılabilecek olup 60 yaş üstü risk grubunda etkili olup olmadığını göstermeyecektir. Brezilya’da yapılan çalışmada ise 60 yaş üstü grupta da denenmiştir. Bu da risk grubunda etkililiğe dair Brezilya çalışmasının sonuçlarının detaylı incelenmesini özellikle önemli kılmaktadır.

Sonuç olarak, güvenli olduğu görülen bu aşının detaylı verileri açıklanana kadar özellikle risk grubunda etkililiğine dair soru işaretleri bulunmaktadır. Aşı tam olarak etkililik için onay sınırında bulunup sonuçların detaylı dökümü hafta içerisinde Brezilya’nın denetleyici kurumu olan ANVISA tarafından incelenecektir. Onaylanması durumunda bu aşıyı COVID-19’u tam olarak engellemeyip hastalığı hafifletecek bir aşı olarak düşünmekte fayda vardır. SinoVac’ın FDA, EMA veya MHRA gibi kurumlara başvuracağına dair bir açıklama henüz söz konusu değildir. Her şeye rağmen London School of Hygiene and Tropical Medicine’den Profesör Peter Smith, South China Morning Post’a verdiği beyanında Sinovac aşısının olası faydalarının potansiyel zararından daha fazla göründüğünü ifade etmiştir. Bu nedenle, bu aşının tam koruma sağlayamayabileceğinin de farkında olup, bu gözle olaya yaklaşmak gerekir.

Yan etkiler nelerdir?

Gerek Pfizer/BioNTech, gerekse Oxford/AstraZeneca aşılarının yol açabildiği yan etkiler arasında kısa süreli ateş, mide bulantısı, hâlsizlik, enjeksiyon bölgesinde ağrı, boğaz yanması yer almaktadır. Bu gibi yan etkiler, aşının çalışma biçiminin doğal bir sonucudur; çünkü hatırlamak gerekirse, aşı normal bir virüs gibi bağışıklık sistemini tetiklemektedir ve bu belirtiler bağışıklık sisteminin tepkisinin sonucudur.

Klinik çalışmaların herhangi birinde aşının yol açtığı ciddi bir yan etkiye rastlanmamıştır. Bazı katılımcılarda görülen ciddi hastalıklar zaman zaman çalışmaların durmasına yol açsa da, bunların aşıyla ilgili olmadığı tespit edilmiştir.

Özellikle iki yan etki hakkında haberler çıktığından bunları incelemek istiyorum. Öncelikle, 43.000 kişilik Pfizer/BioNTech aşı katılımcıları arasında aşıyı alan dört katılımcıda yüz felci görülmüştür. Yüz felci normalde 100.000 kişilik bir popülasyonda yılda 15-20 kez görülen bir durumdur. Dolayısıyla bu sayı yüz felcinin normal görülme sıklığıyla paraleldir ve yüz felcinin aşıyla bağlantısı olduğuna dair bir bulgu yoktur.

Aşının klinik çalışmalardan geçmesi sonrasında Pfizer/BioNTech aşısının ciddi alerjik reaksiyonlara sebebiyet verdiğine dair haberler çıkmıştır. Bunlar doğru olmakla birlikte, bu reaksiyonlar hâlihazırda ciddi alerjik reaksiyon (adrenalin taşınmasını gerektiren, yemek veya ilaç alerjisi sonucu anafilaksi) öyküsü olan insanlarda gerçekleşmiştir ve hâlen son derece nadir görülmüştür. Söz konusu alerjinin mRNA’nın hücreye girebilmesi için gerekli bir maddeyle alakalı olduğu düşünülmektedir, başka ilaçlarda yer aldığında bu madde benzer şekilde yine benzer şekilde alerjiye yol açabilmektedir. Dolayısıyla Oxford/AstraZeneca aşısında benzer bir tepki olmasına dair beklenti yoktur. Ancak sizin de bunun gibi bir öykünüz varsa, mutlaka aşıdan önce doktorunuza danışmanız tavsiye edilmektedir. Bu şekilde bir öykünüz yoksa, mevcut verilere göre endişe verici bir durum söz konusu değildir.

Peki ya uzun vadeli yan etkiler?

Aşıların uzun vadeli yan etkilerinin mevcut denemelerde ölçülmesinin mümkün olmadığı mümkündür, ki bu yeni onaylanan ilaçlar ve aşılar için sıkça geçerli olan bir durumdur, ancak bu uzun vadeli yan etkilerin olası olduğu anlamına gelmemektedir.

Aşıların normalde uzun vadeli yan etkiye neden olmaları beklenmez. Pfizer/BioNTech aşısını onaylayan FDA panelinin üyesi Dr. Paul Offit diyor ki “Düşündüğümde aklıma aşının yol açabileceği uzun vadeli bir yan etki gelmiyor. Evet, aşıların nadiren ciddi yan etkileri olabilir, ancak bunlar hep 6 hafta içerisinde kendini gösterir.”

Aşının onaylanması için potansiyel yararların potansiyel zararlardan fazla olduğuna kanaat getirilmesi gerekir. COVID-19’un bildiğimiz uzun vadeli ciddi riskleri bulunmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Erol Baysal’ın Yenidüzen’deki röportajında dile getirdiği potansiyel otoimmünite (bağışıklık sisteminin vücuttaki dokulara saldırması) endişesine dair de bir not düşmek gerekir. Bu noktada biraz teknik dil kullanmak zorundayız: Bazı mRNA aşıları güçlü bir tip I interferon tepkisi uyandırdıkları ve bu tür tepkilerle ilgili sorunlar otoimmün hastalıklarla bağlantılı olabildiği için bazı yayınlarda bu konunun incelenmesi gerekebileceği belirtilmiştir (bkz. Verbeke et al. [2019], Pardi et al. [2018]). Bu konuda elbette elimizde uzun vadeli veri olmadığından kesin konuşmak mümkün değildir. Otoimmün komplikasyonlara yol açabilecek bir diğer mekanizma olan Th2 ağırlıklı immün tepkisinin Moderna aşısında mevcut olmadığı preklinik ve klinik çalışmalarda tespit edilmiştir. Pfizer/BioNTech aşısının faz 3 çalışmasında hâlihazırda otoimmün hastalıkları bulunanlar da yer almış olup bu hastalarla ilgili bir sorun henüz bildirilmemiştir, keza herhangi bir otoimmün klinik durumdan bahsedilmemiştir. Başka çalışmalarda otoimmüniteyle bağlantılı değerlendirilmiş olan yüz felci görülme sıklığının Pfizer/BioNTech faz 3 çalışmasında yüksek olmadığına yukarıda değinmiştik, Moderna aşısında da yüksek olmadığını buna ekleyebiliriz. Kısaca, bu yönde kesin bir kanaate varmak bilimsel olarak mümkün olmasa da güçlü bir endişe oluşturacak bilimsel bulgular da bulunmamaktadır. Nitekim, MHRA onayında otoimmün hastalığı olanların özel olarak doktorlarıyla konuşmalarına dair bir tavsiye yer almamıştır. Hâlen COVID-19 aşısının olası yararlarının çok daha fazla olacağı düşünülmelidir. Prof. Dr. Erol Baysal da genel olarak ilk fırsatta aşı olunmasını tavsiye etmektedir.

Aşıyla çip takılabilir mi?

Hayır. Söz konusu iddia, internette bilindik aşı karşıtı çevrelerde bir komplo teorisi olarak ortaya çıkmış olup, gerçeği yansıtmamaktadır. Benzeri aşı karşıtı çevrelerin ürettiği başka komplo teorileri yüzünden insanların aşılardan korkması sonucu kızamık gibi hastalıklar bazı ülkelerde tekrar görülmeye başlamış, Samoa’daki bir kızamık salgınında 83 çocuk ölmüştür.

Risk grubunda değilim. Aşı olmama gerek var mı?
Kısaca, evet.

Yukarıda da vurgulandığı üzere, onay mekanizmalarından bir aşının geçebilmesi için potansiyel yararının potansiyel zararından fazla olduğuna karar verilmelidir. Başka bir deyişle, risk grubunda olmayabilirsiniz, ama yine de aşının verebileceği zarar, COVID-19’un size verebileceği zararla karşılaştırılamaz.

 

COVID-19 risk grubunda olmayan hastalarda da son derece ciddi hastalığa yol açabilmekte, ölümcül olabilmekte veya kalıcı hasara sebebiyet verebilmektedir. Bunun yanında, nispeten hafif atlatan genç hastalarda “uzun COVID” adı verilen ve uzun süreli yorgunluk, konsantre olamama gibi etkilerin yaşandığı bir sendrom gözlenebilmektedir. Aşı sizi bunlardan koruyacaktır.

Bunun yanında, aşının koruyuculuğu belirtildiği üzere %100 değildir. Sırf istatistiksel olarak aşının korumayacağı insanlar olduğu gibi örneğin bağışıklık sistemi baskılanmış insanlar özellikle COVID-19 tehlikesine açık olarak yaşamaya devam edebilir. Bu insanların hasta olmasını engellemenin tek yolu, nüfusun büyük çoğunluğunun aşı olarak sürü bağışıklığına ulaşılmasıdır. Özellikle İngiltere’de tespit edilen daha bulaşıcı varyantla birlikte sürü bağışıklığı için aşılanması gereken nüfus oranı daha da artmıştır.

Özetle, hem kendimizi hem de en riskli insanları korumak için, risk grubunda olmasak da aşı olmalıyız.

 

Aşı olduktan sonra hayatım nasıl değişecek?

Maalesef aşı olmak hemen maskelerimizi fırlatabileceğimiz, sosyal mesafeden vazgeçebileceğimiz anlamına gelmiyor. Yukarıda değinildiği üzere, aşılar genel olarak semptomatik vakalarda test edilmekte, dolayısıyla çoğu aşıda asemptomatik taşıyıcılığın ve bulaştırmanın önlendiğine dair bir bulgu yok (yalnızca Oxford/AstraZeneca aşısında bunun da ciddi derecede azaldığına dair bulgu var). Dolayısıyla salgın oluşamayacak sürü bağışıklığına ulaşılana dek COVID-19 önlemleri devam etmek zorunda olacak. Bu da, normale en kısa sürede dönebilmek için hepimizin ilk fırsatta onaylı bir aşıyı olmamız gerektiği anlamına geliyor.

Aşı ne kadar süre etkili?

Aşının ne kadar süre etkili olabileceğine dair şu anda elimizde bilgi bulunmamakta. Bu yönde bir bilgi herhangi bir aşı için mevcut sürede ölçülemezdi. Aşılar arasında herhangi bir fark olup olmayacağı konusunda da fikrimiz yok.

Diğer koronavirüslerin uyandırdığı bağışıklık süresinin kısa olması ve 12 ay sonra tekrar enfekte olmanın mümkün olması, COVID-19’da da benzer bir durumun oluşacağına dair endişeler uyandırmıştı, hastaların bir süre sonra düşen antikor seviyeleri de buna dair soru işaretleri ortaya koymuştu. Yakın zamanda yayımlanan ve mart ayında hafif atlatmış hastaları sekiz ay takip etmiş olan bir çalışma, bu hastalardaki bağışıklık hafızasının en az 8 ay devam ettiğini ortaya koydu. Bunlar elbette COVID-19 enfeksiyonuna dair bulgular olup, aşıyla ilgili ne kadar anlam ifade ettiklerini bilmemekteyiz.

 

 

 

Kaynakça

Baden, L. R. et al. Efficacy and Safety of the mRNA-1273 SARS-CoV-2 Vaccine. New England Journal of Medicine (2020).

 

Butantan Institute. Double-Blind, Randomized, Placebo-Controlled Phase III Clinical Trial to Evaluate Efficacy and Safety in Healthcare Professionals of the Adsorbed COVID-19 (Inactivated) Vaccine Manufactured by Sinovac. https://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT04456595 (2020).

 

Castells, M. C. & Phillips, E. J. Maintaining Safety with SARS-CoV-2 Vaccines. New England Journal of Medicine (2020).

 

Cohen, J., MoutinhoJan. 7, S., 2021 & Pm, 7:15. Brazil announces ‘fantastic’ results for Chinese-made COVID-19 vaccine, but details remain sketchy. Science | AAAS https://www.sciencemag.org/news/2021/01/brazil-announces-fantastic-results-china-made-covid-19-vaccine-details-remain-sketchy (2021).

 

Corbett, K. S. et al. SARS-CoV-2 mRNA vaccine design enabled by prototype pathogen preparedness. Nature 586, 567–571 (2020).

 

Hartley, G. E. et al. Rapid generation of durable B cell memory to SARS-CoV-2 spike and nucleocapsid proteins in COVID-19 and convalescence. Science Immunology 5, (2020).

 

Health Institutes of Turkey. Randomized, Double-Blind, Placebo-Controlled Phase III Clinical Trial For Evaluation of Efficacy and Safety of SARS-CoV-2 Vaccine (Vero Cell), Inactivated. https://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT04582344 (2020).

 

Independent Türkçe. Sinovac deney koordinatörü Akova: Türkiye testlerinde ara sonuçları ocak ayı ortasında açıklamayı hedefliyoruz. https://www.indyturk.com/node/293431/sa%C4%9Flik/sinovac-deney-koordinat%C3%B6r%C3%BC-akova-t%C3%BCrkiye-testlerinde-ara-sonu%C3%A7lar%C4%B1-ocak-ay%C4%B1 (2020).

 

Jackson, L. A. et al. An mRNA Vaccine against SARS-CoV-2 — Preliminary Report. New England Journal of Medicine 383, 1920–1931 (2020).

 

Pardi, N., Hogan, M. J., Porter, F. W. & Weissman, D. mRNA vaccines — a new era in vaccinology. Nature Reviews Drug Discovery 17, 261–279 (2018).

 

Polack, F. P. et al. Safety and Efficacy of the BNT162b2 mRNA Covid-19 Vaccine. New England Journal of Medicine 383, 2603–2615 (2020).

PT Bio Farma. A Phase III, Observer-blind, Randomized, Placebo-controlled Study of the Efficacy, Safety and Immunogenicity of SARS-CoV-2 Inactivated Vaccine in Healthy Adults Aged 18-59 Years in Indonesia. https://clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT04508075 (2020).

 

Verbeke, R., Lentacker, I., De Smedt, S. C. & Dewitte, H. Three decades of messenger RNA vaccine development. Nano Today 28, 100766 (2019).

 

Voysey, M. et al. Safety and efficacy of the ChAdOx1 nCoV-19 vaccine (AZD1222) against SARS-CoV-2: an interim analysis of four randomised controlled trials in Brazil, South Africa, and the UK. The Lancet, (2020).

 

Tate, N. COVID-19 Vaccine FAQ: Safety, Side Effects, Efficacy. WebMD https://www.webmd.com/vaccines/covid-19-vaccine/news/20201217/covid-19-vaccine-faq-safety-side-effects-efficacy (2020).

 

Türk Tabipleri Birliği. COVID-19 Aşılarına Dair TTB Tutum Belgesi. https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=16228f12-44ef-11eb-b786-a19f39419a42 (2020).

 

Zhang, Y. et al. Safety, tolerability, and immunogenicity of an inactivated SARS-CoV-2 vaccine in healthy adults aged 18–59 years: a randomised, double-blind, placebo-controlled, phase 1/2 clinical trial. The Lancet Infectious Diseases, (2020).

 

Bu haber toplam 3053 defa okunmuştur
OCAK 2021 | 477. Sayı

OCAK 2021 | 477. Sayı