1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Cenevre’den Sonra: Spekülasyonlar Evreni
Cenevre’den Sonra: Spekülasyonlar Evreni

Cenevre’den Sonra: Spekülasyonlar Evreni

Tüm bunlar, hele de ödenekli Sunday Express haberiyle yapılan “İngiltere bizi tanıyacak” yaygarası bizlere yeni dönemin tıpkı yıllar öncesi gibi spekülasyonlar evrenine giriş yaptığımızı gösteriyor

A+A-

Mustafa Özbilgehan
mustafaozbilgehan@hotmail.com

 

Özellikle ilgili şahısları düşündüğümüzde espri yapmak, tiye almak, alay etmek toplum olarak başa çıkma mekanizmalarımız içerisinde sıklıkla yer alsa da kimi zaman bu konulardaki ilerlememiz olayların seyrini bulanıklaştıracak seviyeye gelir. Bu hâl ve şartlar bugünün meseleleri için de oldukça geçerli. Cenevre’deki olaylar sadece Crans-Montana süreci gibi “çözümsüzlükle sonuçlanmış bir deneme” olarak yorumlanamayacağı gibi, aynı zamanda yıllarca geriye doğru ciddi bir gidiş oldu.

Cenevre’ye giden sokaklar ve caddeleri incelediğimizde olan biteni anlatacak gelişmeleri bulmak pek de zor değildir. Örneğin Crans-Montana süreci sonrası yapılan açıklamalar aslında bir nevi değişikliğin habercisi gibiydi. Tabii her şeyden önce Türkiye’nin gerginlik politikasının etkisi belirleyici bir faktördür. Avrupa Birliği ve Amerika ile arasındaki son dönemdeki sürtüşme, Türkiye’nin Batı ülkeleriyle belki de ilk defa bu kadar ters düşmesi anlamını taşıdığından, süreci bundan bağımsız yorumlamamak gerekir. Türkiye çok uzun yıllardır en yakın müttefiklerinden olan Amerika ile son 5 yıldır oldukça gergin dönemler yaşamakta. Brunson olayı gibi ekonomik yaptırımların ötesinde özellikle Biden’ın soykırım açıklaması Türk dış politikasının sanıyorum en büyük olaylarından biri olmuştur. Hakeza Türkiye yeni müttefikler ararken Rusya ve Çin ile arasını bozmamak uğruna yaptığı adımlar iç politikada da zararlar yaratmaktadır. Mesela Çin konusunda ilk günden beri Sinovac ısrarı, vaka sayılarının artışı ile değerlendirildiğinde bilimsellikten uzak olsa da halk gözünde pek de hoş karşılanmış değil. Aynı şekilde Uygur Türkleri meselesinin Cumhur İttifakı için tabanı oluşturan milliyetçi ve dindar kesimde yarattığı etki bugün iç politikada bedel ödemek anlamına gelir.

Bunlara rağmen Türkiye’de iktidarın devamlılığı için ihtiyaç durduğu en büyük meselenin ekonomi olduğu da su götürmez bir gerçektir. Yapılan son anketler ekonomik bir krizin varlığının halkın büyük çoğunluğunca kabul edildiğini gösterirken iktidarın 2023’e giderken en büyük önceliğinin ekonomi olması şaşırtıcı değildir. Ekonominin düzelmesi için de bu haftalarda Avrupa Komisyonu ile yapılacak görüşmelerden çıkacak kararlar bir nebze de olsun önem taşımaktadır. Bu hâlde gerek gümrük anlaşmaları ve aşı sağlanmasında yeni bir oynama, gerekse mültecilerle ilgili yapılacak finansal yardımlar masada olacak. Tabii buraya başta Doğu Akdeniz doğal gazı ile ilgili pazarlıklar olmak üzere birçok diğer önemli konunun da girebileceği önemli ihtimaller. Türkiye Batı’dan uzaklaşan tutumunu dengelemek adına masaya sert çıkışlarla giderken bir yandan da yeni insan hakları paketi gibi ortamı yumuşatıcı adımları da göz önüne iliştirmekte.

Biz bu dengenin tarafı olamayacağımızı zaten geçtiğimiz seçimlerde gördük. Gerek öncesi ve gerek sonrasında yaratılan düzlemde Cumhurbaşkanı’ndan Maliye Bakanı’na yürütme, yasama ve parti içi hemen her pozisyonun dizayn edilmesi ve kişilerin bulundukları yerler için “minnet borcu” sahibi olması aslında Kıbrıslı Türklerin çıkarlarının göz edilmemesi için yeterli sebepler. Bir “millî dava” var ise bu davaya ters düşecek şekilde birçok hareketler peşi sıra hayat buluyor. Burasının ayrı bir devletten ziyade bir alt yönetim olduğu, demokrasisinin çalışmadığı, liderinin Türkiye’den talimat aldığı, hükûmetlerin bu şekilde kurulduğu gibi iddiaların uluslararası kamuoyuna “gabak gibi” yansıtılması ve bunu destekler nitelikteki hareketler hiç de doğru sonuçlar vermezken, aynı anda masada ayrılıkçı tarafa düşmemiz (ya da artık “iyi çocuk” olmamamız) pasaportlarımızın da sorgulanmasıyla bizleri bir anda 1983 yılına götürdü. Nasıl ki hatırlanacağı üzere 1983’ten hemen sonra Denktaş masaya federal çözüm görüşmek için döndü, bugün de aynı noktaya dönmeyeceğimizin herhangi bir garantisi yok.

Yani Türkiye iç politikasında “iki ayrı devlet” retoriği çok güzel satsa da esas satış yapan şey iyi bir ekonomidir. İktidarda kalmak için çok şeyi göze alacak bir ittifak için Kıbrıslı Türklerin hakları ödenecek çok büyük bir bedel değildir, kaldı ki “dinsiz”, “imansız” ve “Rumcu” davranışları ön plana getirildiğinde açıklamasının da kolay olacağı bellidir. Rusya’nın bizi tanıması Sırbistan, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar ile yıllardır faydalandıkları ittifak ile hiç de uyuşan bir mesele değildir, özellikle Kıbrıslı Rumların Belarus’a uygulanacak yaptırımları AB içerisinde nasıl rahatlıkla veto edebildiği göz önüne alınırsa.

Tüm bunlar, hele de ödenekli Sunday Express haberiyle yapılan “İngiltere bizi tanıyacak” yaygarası bizlere yeni dönemin tıpkı yıllar öncesi gibi spekülasyonlar evrenine giriş yaptığımızı gösteriyor. Tabii yeterlilik hususunda bu spekülasyonların içimizde heyecanlandırdığı kesimin ne kadar limitli olduğu da bir gerçek olsa da Türkiye için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Sadece havuz medyası değil, Ekşi Sözlük ve Twitter gibi gündem belirleyen alternatif mecralarda da yapılan algı çalışmaları kolaylıkla sonuç alabiliyor.

Bunların dışında Crans-Montana sürecinde çözüme oluşturduğu engel herkesçe bilinen Anastasiades’in bir anda Ercan ve Mağusa limanları ile Maraş’ın gözetimde açılması önerisi ile uluslararası toplum gözünde “kral” olmasının, yine bizim üstün (!) diplomasi başarımız olduğu da bir gerçek. Yaptığı iddia edilen yolsuzluklar ve çözümsüzlük adına işi yokuşa sürmesi sebebiyle kredibilitesi ciddi şekilde sarsılan Kıbrıslı Rum liderin bu noktadan sonra tekrardan sarsılması muhakkak ki zor olacaktır.

Görünen o ki Kıbrıs sorunu bir süre buzluğa konacak, bu arada Türkiye’nin iç ve dış politikası için meze yapılmaya devam edilecek ve yine ancak buralardaki (yakın ve/veya uzak) zamanlı sonuçlara göre bir değişim söz konusu olabilecektir. Bu esnada seçimlerimize, hükûmetlerimize, kurumlarımıza müdahaleler de aynı şekilde devam edecek. Uslu olanlar ödüllendirilirken olmayanlar da utanıp sıkılmadan tecrit edilmeye çalışılacaktır.

 

 

Bu haber toplam 989 defa okunmuştur
Gaile 481. Sayısı

Gaile 481. Sayısı