1. HABERLER

  2. SEÇİM 2022

  3. Boykot etmenin ve oy kullanmanın ötesinde seçimler
Boykot etmenin ve oy kullanmanın ötesinde seçimler

Boykot etmenin ve oy kullanmanın ötesinde seçimler

Çağay Dürü yazdı | Oy vermek mi yoksa seçimi boykot etmek mi gerçek bir iktidar için daha avantajlı bir durum yaratır? Boykotun sonuçları neler olur?

A+A-

Travmatik ve yıkıcı etkiler bırakan bir cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bu kez milletvekili seçimleri için sahne kuruldu. Elbette son cumhurbaşkanlığı seçiminde olup bitenlerin etkisinin toplum üzerinde bu denli yıkıcı olmasının çeşitli nedenleri var.

Birincisi Türkiye tarafından yapılan müdahalenin aleniyetiydi. Bu aleniyet, geçmiş seçimlerde yapılan müdahalelerin (Berberoğlu’ndan Eroğlu’nun adaylıktan çekilmesine) daha somut olarak görülmesine, deyim yerindeyse “yeniden yaşanıyormuşçasına” bilinç düzeyine çıkmasına neden oldu.

İkincisi, yapılan müdahale seçimi kazananları da henüz çok farkına varmak istemeseler ve sözcüklere dökmekten kaçınsalar da dehşete düşürdü. Çünkü oyunun kurallarının değişmekte olduğunu sezdiler. Elbette buradaki değişim özellikle iktidarın ortaya çıkardığı “ikbalin” nasıl bölüşüleceğiyle ilgili. Bunun seçimi kazananların tabanındakiler için önemini tek bir sözcükle anlatabiliriz: yaşamsal. Çok fazla haksızlık yapmak istemem, ikbal dışında sağ cenahın yaşadığı bu dehşetin hem “Kıbrıslılık kültürü” üzerinden günlük yaşama müdahale endişesi hem de Denktaş-Eroğlu dönemlerinde, Türkiye’deki iktidarların bazen rızası, bazen de çaresizliğiyle yaşanan “İktidar hissiyatının” yitirilme korkusuyla da ilişkili olduğunu düşünüyorum. Nitekim UBP’nin seçim sloganının (İktidar Bizim İşimiz) Türkiye’ye de verilmiş (elbette bilinçdışı süreçlerin bir tezahürü olarak) bir mesaj özelliği var.  

Üçüncüsü, özellikle sol cenah, bir kez daha Kıbrıslıtürklerin siyasi iradesinin durumuyla yüzleşmiş oldu: İradenin nerede olduğu demeyeyim, nasıl şekillendiği-şekillendirildiği meselesi. “Bu memleket bizim” demeye neden ihtiyaç olduğu, bir toplumun kendi ülkesinde neden bunu söylemek zorunda kaldığı gerçeği (kimisi bu gerçeğe işgal diyor, kimisi Kıbrısırumların uzlaşmazlığının bir sonucu olarak görüyor, kimisi Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğünden yakınıyor, kimisi TC-KKTC ilişkilerindeki eşitsizlikten dem vuruyor, kimisi de durumu KKTC’yi şu anda yönetenlerin basiretsizliğine bağlıyor; her halükarda bu gerçekliğin acıtıcı olduğu açık) bir kez daha ortaya çıktı.

“Bu memleket bizim” demeye neden ihtiyaç olduğu, bir toplumun kendi ülkesinde neden bunu söylemek zorunda kaldığı gerçeği bir kez daha ortaya çıktı.


Yukarıda aktardığım on yıllara yayılan travmadan/müdahaleden ve acıtıcı olduğu için yadsınmaya müsait gerçeklikten en çok etkilenen veya etkilendiğinin farkında olan kesim, Kıbrıs’ı yurdu belleyen sol/sosyalist/barışsever ideolojiyi benimseyenler olagelmiştir. Bu etkinin yadsımanın gölgesinde iki tür yapılanma ortaya çıkardığını düşünüyorum. Birincisi sadece seçimlere odaklı, parlamentodaki milletvekili sayısına odaklanan siyasi partiler, ikincisi de genellikle her türlü örgütlü yapıdan uzak duran, daha radikal politikaları savunan, zaman zaman nihilist ve püriten özellikler barındıran gruplar veya bireylerin ortaya çıkması. Önümüzdeki seçim özelinde bu kamplarda yer alanların bize önerdiği iki şey var. İlk grupta yer alan ve seçime giren siyasal partiler, değişimin onların hükümete gelmesiyle olası olduğunu söyleyerek bizden oy kullanmamızı istiyor. İkinci gruptakiler ise, oy kullanmanın bir işe yaramayacağı ve seçime katılanlar arasında bir fark olmadığı için seçimleri boykot etmemiz gerektiğini söylüyorlar.

Bu iki önerinin sahipleri, seçimden sonra ne yapılacağının, yani içinde bulunduğumuz acı gerçekliği dönüştürmek için sol/sosyalist/barışsever hareket(ler)in hangi yöntemleri kullanacağı, kimlerle ittifak kurması gerektiği, toplumsal devinimin nasıl sağlanacağı sorularına net yanıtlar vermek durumundadırlar. Çünkü bu seçimin ortaya çıkaracağı sonuçların, yani kimin kaç milletvekili kazanacağının veya boykot oranının ne olduğunun tek başına dönüştürücü olmayacağı çok açık. Önemli olan toplumun en geniş kesimlerini harekete geçirerek (ki yukarıda ikinci maddede aktardığım nedenlerle doğru argümanlar kullanılırsa sağ tabandan da belli oranda katılım sağlamak mümkün) acıtıcı gerçekliğe günlük hayat pratiği içinde kesintisiz nasıl müdahale edileceği ve bu gerçekliğin nasıl değiştirileceğidir. Bu yapılmadığı zaman, sadece seçime odaklı siyaset, ülkenin içinde bulunduğu gerçekliği yadsıdığı ve misal Norveç’teki seçimlere katılıyormuş gibi bir seçim programı ortaya koymaktan öteye gidemediği için toplumu harekete geçirmekte, umut olmakta yetersiz kalacak, böylelikle en azından bir kesim için boykotun zeminini yaratacaktır.

"Bence boykot fikrinin arkasındaki öfkenin esas nedeni statüko gibi görünse de hedefi sol partilerdir; sağ partilerin boykottan bir ders çıkarması ümit ediliyorsa bunun izaha muhtaç bir beklenti olduğu açık"

Boykotçu kesim de boykotun boyutu ne olursa olsun, bugünkü koşullarda (yukarıda söz ettiğim acı gerçeklikten söz ediyorum) topluma pro-aktif bir perspektif sunmamış olacaktır. Sadece bir şey yapmamayı önerdiği ve egemenlerin umurunda olmayacağı, hatta ekmeğine yağ süreceği için boykotun statükoyu daha da kalıcı hale getireceği yadsınmış olacaktır. Belki boykotun, sol siyasetten duyulan memnuniyetsizliğe bir yanıt olarak işlev görmesi ve onu dönüştürmesi beklenebilir (bence boykot fikrinin arkasındaki öfkenin esas nedeni statüko gibi görünse de hedefi sol partilerdir; sağ partilerin boykottan bir ders çıkarması ümit ediliyorsa bunun izaha muhtaç bir beklenti olduğu açık). Bu durumda da sağ siyaseti oy oranın artmasına yardım ederek ödüllendirmek göze alınmalıdır, çünkü boykot esasen sol taban içinde propaganda edilmekte ve yankı bulmaktadır.

Uzun lafın kısası, bugün sadece oy vermek (sadece seçim odaklı, günlük hayat pratiğinden ve acı gerçeklikten kopuk siyaset) ve boykot (edilgen püritizm) üzerinden meseleye bakmak, bir madalyonun iki yüzü olmaktan öteye gidememektedir. Asıl olan, acı gerçekliği kabullenmek, bunu dönüştürmek için ne yapılacağını düşünmek/konuşmak/uzlaşmak, bir iktidar tahayyülü yaratmak, bir araya gelmek ve günlük hayat pratiği içinde kesintisiz bir siyasal hareket yaratmaktır. Günlük hayat pratiği içinde örgütlü davranışlarla gerçek bir iktidar hedefleyerek, oy vermek ve boykotun ötesini görmek, seçimlerde nasıl bir tavır takınılması gerektiği konusunda yardımcı olacaktır. Bu perspektifle, seçimdeki davranışla ilgili kişiler kendilerine şu soruları sorabilir: Oy vermek mi yoksa seçimi boykot etmek mi gerçek bir iktidar için daha avantajlı bir durum yaratır? Boykotun sonuçları neler olur?

 

Bu haber toplam 1019 defa okunmuştur