1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Tıpta alternatif bir dal… AKUPUNKTUR
Tıpta alternatif bir dal… AKUPUNKTUR

Tıpta alternatif bir dal… AKUPUNKTUR

Tıpta alternatif bir dal… AKUPUNKTUR

A+A-


Stella Aciman

Akupunktur uygulamalarını hayatımın belli dönemlerinde kullandım ve faydasını da gördüm. Bir zamanlar ehil olmayan ellerle yapılan akupunktur tedavileri artık sadece doktorlar tarafından yapılıyor. İşte, Dr. Didem Gülmez Numanoğlu bu doktorlardan biri…

Kendinizi tanıtır mısınız?
1996 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 2003-2006 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi’nde halk sağlığı uzmanı olarak görev yaptım. 2006 yılından sonra, bir buçuk yıl öncesine kadar Samsun’da akupunktur, nöral terapi ve ozon terapisi üzerine kendime ait olan kliniğimde hasta kabul ediyordum.

Kıbrıs’a ne zaman geldiniz?
Bir buçuk yıl önce kalp ve damar cerrahı olan eşimle geldik.

Neden akupunktur?
Bir akrabamın bel ve boyun bölgesinde birden fazla bel fıtıkları vardı. Fakat ameliyat edilecek düzeyde değildi. Ağrılardan malulen emekli olma aşamasına gelmişti, ağrı pompalarıyla yaşamını sürdürebiliyordu. Ve nöral terapi aldı o dönemde. Bu terapi sonrası halamın tekrar işine dönmesi, hatta yoga yapabilmesi üstüne bu konuda araştırmaya yöneldim. Tamamlayıcı tıp üzerine ilk maceram nöral terapiyle oldu. İki yıl süreyle bu eğitime katıldım ve nöral terapi üzerine uluslar arası sertifika alan ilk 20 hekimden biri oldum. Sonra nöral terapi yaparken birçok akupunktur bölgesini kullandığımızı fark ettim. Yeditepe Üniversitesi’nde Sağlık Bakanlığı’nın açtığı akupunktur kursuna gittim, bu arada Almanya’ya gittim çünkü Almanya Çin’den biraz daha farklı bir akupunktur yöntemi uyguluyor. Orada da eğitim aldım ama sonra baktım ki hala bir takım eksiklikler var, ozonla bu olayı genişlettim. Şu anda her üç tedavi yöntemini aktif olarak kullanıyorum.

Akupunktur ne tür rahatsızlıklara iyi geliyor?
Akupunkturun çok geniş bir yelpazesi var. 160 tane hastalıkta aktif olarak kullanıyoruz, 140 hastalıkta da tamamlayıcı olarak, diğer tedavilere ek olarak veriyoruz. Ama bana en çok başvuran hastaların bel-boyun fıtıkları, kalça bölgesi ağrıları, siyatik hastaları, ağrılı veya donuk omuz durumları, migren, astım dahil her türlü alerjiler, yüz felci gibi durumları oluyor. Kanserde kullanıyoruz fakat daha çok radyoterapi, kemoterapiye destek olarak, bu ilaçların yan etkilerini önleyici şekilde kullanıyoruz. Çünkü bağışıklık sistemini güzel destekliyor akupunktur, ağrıları da azaltıyor. 

Kozmetik alanda da kullanılıyor mu akupunktur?
Tabii kullanıyoruz. Bu yöntem yaklaşık on yıl önce Amerika’dan çıktı. Kırışıklıkları gidermede ve cildi gençleştirmede akupunktur kullanılıyor. Kozmetik akupunktur hasta grubumuz biraz farklı. Yüzünün mimiklerinin bozulmasını istemeyen, doğal görünmek isteyen ama yine de genç görünmek isteyen kişiler daha çok beni tercih ediyorlar. Çünkü hiçbir şekilde ilaç kullanmıyoruz bu kişilerde. Yüze uygulamadan önce akupunkturu vücuda uyguluyoruz. Vücudu bir check-up’tan geçiriyoruz. Bu sırada hangi organın düzgün çalışıp çalışmadığını, hangisinin az çalıştığını, enerji yeterli mi; bunları tespit edip önce vücutta bir denge oluşturuyoruz. Daha sonra yüze geçiyoruz çünkü dengelenmiş bir bedenden yüze uyarı vermenin artıları çok fazla. Karaciğerin enerjisi az, orayla uğraşmak yerine direkt yüze kanı ve enerjiyi yönlendirebiliyor. Bu şekilde yaptığımız tedavilerde kırışıklıklar, kaz ayakları, cildin sarkması, dudak üstü çizgileri gidiyor. Boyun bölgesine uygulayabiliyoruz. Karın estetiğinde kullanıyoruz. İlk seanstan başlayan bir değişim oluyor, bunu da hastaya çektiğimiz resimlerle gösteriyoruz. Kişiyi 5-10 yaş arası gençleştiriyoruz. İlk olarak bir ay içinde 10 seans uyguluyoruz. Sonra ayda veya bir buçuk ayda bir tek seanslık tekrarlarla geriye sarmaya devam ediyoruz. Hiçbir yan etki olmadan kişi, daha dinç, diri, sağlıklı genç bir görünüme sahip oluyor. 35 yaş sonrası için bu yöntemi öneriyoruz.

Akupunktur artık tamamlayıcı tıp olarak kabul edildi mi?
Evet, artık Türkiye’de bir kanun var; tıp fakültesi mezunu değilseniz akupunktur sertifikası alamazsınız. Yeditepe ve Gazi Üniversite’leri bu işle ciddi olarak ilgileniyor ve eğitimini veriyor.

Kıbrıs’ta akupunktur yapan doktor var mı?
İki kişinin bu alanda çalıştığını duydum ama o kişilerin doktor olduklarını sanmıyorum, ne tür tedavi yaptıklarını da bilmiyorum.

Kıbrıs’ta en çok hangi alanda size geliyorlar?
En çok kozmetik akupunktur ve kilo sorunu için geliyorlar. Ondan sonra da ağrılı hastalıklar için geliyorlar.

Akupunktur özel iğnelerle yapılıyor aslında ama son yıllarda lazer de işin içine girdi…
Elektrik simulasyon ve lazer kullanıyoruz. Özellikle çocuk hastalarda lazeri tercih ediyoruz çünkü iğne çocuklara çok itici geliyor. Mesela astım problemi var, kortizon kullanmak istemiyor aile veya çocuğun kortizon kullanmamasını gerektiren bir durumu olabiliyor; bu durumlarda lazeri kullanıyoruz.

Lazer kullandığınızda iğne kullanmıyorsunuz, noktalar aynı mı?
Evet, lazer kullanırken iğne kullanmıyoruz ama noktalar aynıdır. Ama ben yine de iğneli akupunktur yapmayı tercih ediyorum. Çünkü onun etkisi yüzde yüzdür, ama lazerde %90-95’dir. 

Şimdi gelelim akupunkturla sigara bırakmaya… Akupunkturla sigara %100 bırakılıyor mu?
Hepimizin vücudunda nikotin reseptörleri vardır, yani nikotini alıp çalışan hücreler var. Vücuttaki bazı mekanizmalar nikotine bağımlı. Benim vücudum belli bir miktar nikotini salgılıyor ve bu yüzden reseptör dediğimiz algılayıcı hücreler işlevlerini yerine getirebiliyorlar. Ama sigara içen bir insanın reseptörlerini uyaracak nikotin dışarıdan geliyor. O yüzden vücut nikotin üretmeyi bırakıyor. Sigarayı bırakmaya karar verdiğiniz zaman nikotini dışarıdan alamadığınız için ön dört gün kadar-ki ilk 4 gün çok zor bir süreçtir-bir süre vücut nikotinden yoksun bir süre yaşıyor. İşte o dönemde sinirlilik oluyor, iştah artıyor, uyku düzeni bozuluyor, kabızlık oluyor, gibi, gibi… Siz sigarayı bıraktığınız dönemde akupunktur yaptırmaya karar verirseniz akupunktur kendi nikotininizi salgılatıyor. Hiç bu sıkıntıları yaşamadan sigarayı bırakmış oluyorsunuz ama burada nikotinin etkileri fiziksel; acıkmak, sinirli olmak, depresyon gibi… Ama o kararlılık aşaması yine size ait. Biz uygulamaya başlamadan önce kişilerle uzun bir ön görüşme yapıyoruz. Ben hastalarıma ‘bu paket burada, siz de burada oturuyorsunuz; hiçbir güç bunu alıp içmenizi engelleyemez. Bu sizin kararınız. Ben üstüme düşeni yaparım, nikotin yoksunluğunu, fiziksel etkileri yok ederim ama sigarayı içip, içmemek sizin kararınızdır’ derim. Bu şekilde bir görüşme yapıyoruz, sabah hiç sigara içmeden gelmesini istiyoruz. ‘Bu dört gün sanki beni görecekmiş gibi kendinizi programlayın, her sigara içmek istediğinizde lütfen beni arayın, gerekirse gelin, görüşelim ve bir seans daha akupunktur yapalım’ diyorum. İlk dört günden sonra kişi biraz daha rahat bir döneme giriyor ama on günlük tehlike hala devam ediyor. Bu arada seanslarımıza günaşırı devam ediyoruz. 14 gün sonunda vücut kendi nikotinini salgılamayı beceriyor. Depresyona, iştah kapamaya karşı tedavilerimiz bir ay sürüyor.

Peki, zayıflamaya gelirsek…
Bu konuda akupunktur Türkiye’de çok lanse edildi, o yüzden akupunktur deyince akla hemen zayıflama geliyor. İlk başta iştah kapatarak başlıyoruz. Ama burada da bıçakla kesmek gibi bir şeyden bahsedemeyiz. Kan şekeriniz düşmez, eliniz ayağınız titremez, açlıktan halsiz kalmazsınız. Ama yine de o çikolata orada duruyorsa, yiyip yememek kişiye kalmış oluyor, aynen sigarada olduğu gibi. Akupunktur büyük oranda iştahı kapatıyor, tatlı isteğini yok ediyor. Aynı zamanda kişide bu açlığı ve tatlı isteğini tetikleyen seretoninin azalmasıyla ilgili bir durum var. Bunu kilosu fazla olan insanlarda çok sık görüyorum. Biz o yüzden seretonini arttırıcı tedaviyi yani depresyonu önleyici tedaviyi mutlaka ekliyoruz ki kişinin seretonini arttığı zaman zaten yiyecek isteği de azalıyor, tatlı isteği de azalıyor, daha mutlu oluyor, yaptığı diyetten hiç rahatsız olmuyor. Kişinin metabolizmasını hızlandırıyoruz.

Metabolik sendromu çözer mi?
Metabolik sendromu çözmek için sadece akupunktur yetmez. Nöral terapi ve ozonla desteklemek gerekiyor.

Nöral terapi nedir?
Nöral terapi 1940’lı yıllarda Almanların bulduğu bir terapi yöntemi. Burada prokain isimli acı bademden elde edilen bir ilaç kullanıyoruz. Bu ilaç sayesinde vücudu tamamen normal çalışır bir düzeye getiriyoruz. Normalde sizin hücreleriniz 40-90 mili voltluk birer potasyum pilidir ve o hücreye her uyarı geldiğinde bu potasyum pilinin enerjisi 40’a kadar düşer ve gelen uyarıyı bir sonrakine iletir. Diyelim ki kalınbağırsağınıza uyarı geldi, artık çalış, tuvaletini yap diye. Hücreler çalışır, barsak hareket eder ve kişi tuvalete gider. Fakat herhangi bir blokaj varsa vücutta gelen sinyal işlev göremez. Sürekli bir parazit sinyal oluşur orda. Ve ondan sonra da bağırsağın çalışması tamamen durur. İşte burada kronik kabızlıkla, diyareyle veya migrenle, eklem ağrılarıyla karşılaşırız biz. Ya da kişi bize kronik yorgunlukla gelir. Biz bütün bu blokajları çözeriz. İnsan doğduğu zaman boş bir bardak gibidir. Hiçbir toksini yok, stresi yok… Bütün sistemler çok ekstrem bir durum yoksa tıkır tıkır çalışıyor. Fakat zaman içinde strese giriyor, hava kirliliğine maruz kalıyorsunuz, sular kirleniyor, ilaç kullanıyorsunuz ve vücudunuz çalışamaz hale geliyor. Bu daha çok otuzlu yaşlardan sonra başlıyor. Bir ameliyat, üzücü bir durum, bir diş probleminden sonra bu bardak taşıyor.  Nöral terapinin yaptığı şey vücuda tamamen bir format atıp düzgün çalışmasını sağlamaktır.

Ozon terapisinin insana ne gibi faydaları var?
Ozon üç moleküllü bir oksijen. Biz bunu kana verdiğimizde yirmi saniye içinde tekrar iki moleküllü oksijen olarak bağlanıyor ve kan hücreleri içinde vücuda taşınıyor. Fakat üç moleküllü bir yapı iki moleküllü bir yapıyla birleşirken birtakım bağlar parçalanıyor ve çok yüksek enerjili bir kan elde ediyoruz. Ve bu enerjiyi vücuda verdiğimiz zaman kan gitsin veya gitmesin bütün hücreleri yenileme özelliğine sahip. Ve hastalıklara yol açan oksijenin yanlış yanması sonucu oluşan radikalleri vücuttan atıyor. Bunu yaptığınız zaman kanserden de, romatizmal rahatsızlıklardan korunabiliyorsunuz veya yaşlanmaya bağlı organ çalışma sorunları varsa onlar da düzelebiliyor. Bu yöntemi özellikle diyabet hastalarında çok kullanıyoruz. Çünkü diyabetik ayaklarda o bölgedeki kanlanma iyice azalıyor, dolayısıyla oksijen gitmiyor ve daha çok hasar oluyor. Yorgunluk da çok güzel bir detoks yöntemi, aynı şekilde anti-aging de iyi bir yöntem. Kalp ve astım rahatsızlıklarında, sedef, egzama gibi durumlarda farklı bir yöntemle uygulayıp vücudun bozulmuş olan bağışıklık sistemine format atma şansına sahibiz.

Bu haber toplam 2231 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 190. Sayısı

Adres Kıbrıs 190. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler