1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Şimdi Eski Türküleri Söyleme Zamanı
Şimdi Eski Türküleri Söyleme Zamanı

Şimdi Eski Türküleri Söyleme Zamanı

Hasan Bilgehan: Sınıflı toplumların çarkı kurulalı beri, o çarkın dişleri arasında hep benzer biçimlerde eziliyoruz

A+A-

Şimdi Eski Türküleri Söyleme Zamanı

Hasan Bilgehan

hasan@mordamla.com

 

Pir Sultan Abdal, “Bozuk düzende sağlam çark olunmaz.” demişti. Emekçi, Orta Anadolu oyun havalarından bir ritim eşliğinde “Oylar kurşun oldu bize.” diyordu. Devrimciler belki yüzyılı aşkın bir süredir “Seçim çare değil, devrim!” diye haykırıyor.

Neden biz hep bu eski türküleri söyleyip duruyoruz?

Çünkü sınıflı toplumların çarkı kurulalı beri, o çarkın dişleri arasında hep benzer biçimlerde eziliyoruz. Çağlar, coğrafyalar, devletler, siyasi düzenler değişiyor, onların hep üstte bizim hep altta olduğumuz doğrusu, tezgâhların hep bu aşağılık başaşağılığı korumak için kurulduğu doğrusu değişmiyor. Primordiyal olanın bu denli aktüel olması bu yüzden.

Doğruların bu kadar eski olması, gerçeklerin çok eski olmasından.

Oligarşi dışı bireylere getirilen karalamalar, saldırılar, sosyal ağların da yardımıyla hızla somut tepkilere dönüştü. Bu tepkiler çok kısa bir süre içinde ‘UBP Darbesi’ olarak adlandırıldı. Bu adlandırma, devletin pek bir gayri-faşist olduğunu imliyorsa, yanlıştır.

Bu ülkede seçimler hiçbir zaman demokratik olmadı. Daha da ötesi: Burjuva seçim sistemi hiçbir zaman demokratik olmadı. En az anti-demokratik halinde en az anti-demokratik coğrafyada bile!

(Bundan birkaç ay önce seçimlerde dezavantajlı grupların katılımı konusunda eğitim için ülkeye gelmiş bir yabancı uzmanın tercümanlığını yaparken, “Seçim seçim diyorsunuz da, seçimlerin sosyal yapıyı sadık bir şekilde yansıttığına inanıyor musunuz?” diye sormuştum. İşi dünyada seçimleri desteklemek olan uzman açık bir şekilde inanmadığını söylemiş ve söylediğini verilerle desteklemişti.)

“İleri demokratik” denilen ülkelerde de, dezavantajlı grupların en dezavantajlısı olan yoksul kitlelerin nüfustaki oranıyla parlamentodaki oranı arasında dağlar kadar büyük bir ters orantı var.

Faşizm bu son seçim kararlarıyla kendini unutanlara kendini hatırlattı.

Ortada bir ‘UBP Darbesi’ yok, kesintisiz bir devlet ve iktidar geleneği var. Egemen sınıflar seçimlerde, çıkar ortakları dışındakilere karşı hile ve baskıyı şu veya bu oranda hep kullandılar. Bu son kararlar faşizmin kendi ‘demokrasicilik oyunu’nu bile kendi koyduğu kurallara göre oynayamayacak kadar pervasız olduğunu gösterdi, hepsi bu.

Faşizm denen katır öyle inatçıdır ki iki üç makyaja pabuç bırakıp sahneyi terk etmez, bu son çiftesi kendini ağır hissettirdi, ama aslında en “yumuşak” göründüğü zamanda bile en “pek” çiftelerini savurup duruyordu.

İnanmayan, alanlarda coplanan, yumruklanan yüzlere baksın. Onlar marjinaldir, diyen, işsizlik ve yoksulluk bukağılarına karşı en küçük homurdanışların tepesine inen coplara baksın.

Fırıncıya söyleyin ekmek de vermesin!” Bunu söyleyemiyorlarsa, kendilerini yeterince güçlü hissetmedikleri için. Söyledikleri zaman da oldu. Ekmeksiz bırakmak şurada dursun, krematoryumlarda sinir gazı dumanlarıyla boğdukları da oldu.

Seçimlerde kendilerinden olmayana bu zamana kadar tanıdıkları “özgürlük”ler de ya kendilerini yeterince güçlü hissetmedikleri içindi ya da parlamentoculuk oynayanların sokaklardan uzak durması işlerine geldiği için.

(Şu yazıyı yazdığım bilgisayar programı bana ‘krematoryum’ sözcüğü yerine ‘yakmalık’ sözcüğünü kullanmamı öneriyor. Yerinde bir öneri! Yakmalıklar, öldürmelikler, açbırakmalıklar hep bizim için. Seçilmelikler, arpalıklar, hükümsürmeklikler hep onlar için.)

Faşizmin bu son çiftesi, umalım ki bize düzenin değiştiğini, mücadele biçimlerinin de değişmesi ve şimdi parlamentoların asıl mücadele yeri olması gerektiğini söyleyenlere faşizmin dünyanın hiçbir yerinde kendi rızasıyla iktidardan el çekmediğini hatırlatsın. Faşizmin sözlüğünde “barış”ın ancak hasımlarının dizleri üzerine çöktüğü zaman gerçekleşen bir teslim alma eylemi olduğunu hatırlatsın.

Bunu hızla hatırlayan kitleler şu yazının yazıldığı gece saatlerinde sokakları haklı öfkeleriyle çınlatıyor.

(Elbette boykot taktiği, ikiyüzlü parlamenter rejimlerce de gerçekleştirilse, seçimler için tek taktik değil. Parlamentoların da yasal alanın da muharebe meydanının bir parçası olduğunu bize kimse değilse Lenin gösterdi. Ama faşizm koşullarında, parlamenter mücadeleyi başat mücadele taktiği olarak benimsemek şu kadim ve kötücül legalist sıfatını hak ediyor.)

Şu eski Boykot ritmi şu eski “Seçim çare değil, devrim!” sloganına hiç bu kadar yakışmamıştı!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1007 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler