1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Şair’in Evliliği
Şair’in Evliliği

Şair’in Evliliği

Şair bir insanı arzulayarak sonsuz hayaller kurabilir, o hayallerin içinde özgürce yaşayabilirdi.

A+A-

Halil Karapaşaoğlu
halilkarapasaoglu@gmail.com

I.

Ahmet,

Kızgın olduğunu biliyorum. “20 yıl sonra bu adam nereden çıktı?” diye soruyorsun. 20 yıl hangi acılardan, hangi mutluluklardan geçtiğini tahmin etmeye çalışarak seninle aramdaki mesafeleri kapatmaya çalışıyorum. Ölüyor olduğumu bilmesem bu mektubu yazar mıydım? Yazmazdım. Öleceğimi biliyorum. Kaç günümün ve kaç saatimin kaldığının hesabını tutuyorum. Bunca yıl, sana yazmamı gerektirecek hiçbir nedenim yoktu. Şimdi niye mi yazıyorum? İnsan nedensiz yaşayamaz mı? Yaşar, Ahmet… Yaşar da ben yaşayamadım. Sana annenle olan ilişkimizi, sizleri neden terk edip gittiğimi anlatmak istiyorum. Annenin, senin affına sığınmaya çalışmıyorum. Sizin beni affetmenizi umursamıyorum. “Seni ölmeden önce görebilir miyim?” dileğinde de bulunmayacağım. Sizleri hâlâ görmek istemiyorum. Bana “vicdansız, zorba, iğrenç” diyebilirsin. 30’a yakın sokak kedim, 5 tane sokak köpeğim var. Onları besliyorum her gün. Etrafımdaki insanlar “yardımsever, fedakâr, ton ton bir amca” olarak tanıyorlar beni. Hayatımdaki hiçkimse size yaşattığım acıları bilmiyor. Vicdanım, yüreğim yok mu sanıyorsun? Bilmiyorum. Hangi zaman dilimindeki “ben”in “ben” olduğunu çıkaramıyorum. Kırılmanı istemiyorum. Beni görmediğin her gün kırılmış olmalısın. O yüzden istesem de incitemeyeceğim seni. Senelerdir “hakikat”ın ne olduğunu düşündüm. Bununla ilgili şiirler ve makaleler kaleme aldım. Elindeki kâğıt parçası, 20 yıllık sancının hayattaki karşılığı… Bu mektubu zorunlu kılan senin varlığın değil… Benim kendimle ilgili olan kaygılarımın bir sonucu. Elinde duruyor şimdi!

Şair

Şairimiz 2013 yılında, “Acı Biberli Aşk” isimli şiir kitabını Türkiye’de dönemin en önemli yayın evlerinden “Parrhesia Press”den yayımlar. Parrhesia Press, şairimizin kitabını yayımlamasından 5 yıl sonra yayınevinin sahibi Hulki Aktunç’un intiharıyla kapanır. Hulki Aktunç’un intihar sebebi ne yazık ki kimse tarafından bilinmez. 1981 yılında yayımlanan “Bir Çağ Yangını” adlı romanını okuyan genç bir okurun, 2018 yılında kaleme aldığı mektupta anlattıklarına dayanamadığı ve intihar ettiği edebiyat dünyasındaki en büyük dedikodulardandır. Genç okur, Hulki Bey’e ne anlatmıştı? Hulki Bey’in hayatını sonlandırmasına sebep teşkil eden nedenin ne olduğu hâlâ tartışılmaktaydı. Mektup, Hulki Bey intihar etmeden önce yakıldığından, bu olay büyük bir sır olarak kalmıştı. Mektubu kim yakmıştı? Genç okur kimdi? Şairimizin ikinci şiir kitabının dosyası “Ahir Zaman Âlemleri”, Hulki Bey’in ölümü, yayınevinin kapanması sebebiyle yayımlanmamıştır. Hulki Bey’le derin dostlukları olan Şairimiz, Hulki Bey’in ölümünden etkilenmiş, Lefkoşa’daki evine kendini hapsetmiştir. Ölmeden, zarfın üzerine kendi adresini belirtme ihtiyacı hissetmeden bana şiir dosyasını göndermişti.

Sayın Halil Karapaşaoğlu,

Elinizde tutmuş olduğunuz dosya benim ikinci şiir kitabım olacak. Büyük ihtimalle bu son şiir kitabım! Değerlendirmeniz için size göndermiyorum. Değerlendirebilecek donanımda olduğunuzu düşünmüyorum. Bu dosyayı yayımlayıp yayımlamamak sizin elinizde! Öleceğini bilen bir şair kitabını düşünmez. Yazdığınız şiirleri ve öyküleri okumaktan nefret ediyorum. Birkaç kez okumayı denedim, devamını getiremedim. Sizinle aramdaki tek bağ şu an hayatınızı paylaştığınız kadın. Onu sevmekten bir gün olsun vazgeçmedim. Kendisine en derinden sevgilerimi sunarım. Sağlıcakla kalın.

Şair

Sırtımı, meşe ağacından yapılmış, kadife kumaşla döşenmiş sandalyeye yasladım. Mektup parmaklarımın arasından kayarak usulca mermer zemine düştü. Çalışma masam loş ışıkla aydınlanırken odamın her tarafı karanlıktı. Küflenmeye başlamış kahve fincanı, yosun tutmuş su şişesi ve yüzleri tozlanmış kitapları izlemeye başladım. Kocasını aldatan Anna Karenina’yı düşündüm uzunca bir süre. Aleksey Aleksandroviç, Anna Karenina kendisini aldattığını söylediğinde, Tolstoy’un yazdığı gibi “kindar ve soğuk” bir şekilde mi gülmüştü? Ben de kindar ve soğuk gülümsemeyle karşılayabilirdim bu durumu. Tolstoy’un bir an yalan söylediğini düşündüm. İnsan aldatıldığını öğrendiğinde kindar ve soğuk olabilirdi. Fakat nasıl gülümseyebilirdi bu ihanete? Yanakları geriye doğru çekilip, sigaradan sararan dişleri görünebilir miydi? Duvarlar yorgunluktan arkaya doğru geriliyor, sessizce çatlıyordu. Duvarların köşelerinde örümcek ağlarının biriktiğini fark ettim. Bugüne değin neden fark etmemiştim örümcekleri? Evin geri kalan kısmında başka örümcek ağları var mıydı? Farkına varmadan ben mi örmüştüm geriden şimdiye gelen ağların tümünü? Radyo’da, Giovanni Battista Pergolesi’nin “Stabat Mater” isimli kutsal eseri çalıyordu. Kadının çığlıkları buz kıracağıyla göğsüme vurmaya başlamıştı. Başımı aşağıya doğru eğdiğimde memelerimin arasından kanların aktığını gördüm. Beyaz kaput bezinden dikilmiş gömleğim kıpkırmızı olmuştu.     

II.

Şair, eşim Touchless’le (1) ne yaşamıştı? Onunla birlikte olmuş muydu? Gözleri, Touchless’in beline benimki gibi takılıp kalmış mıydı? Onun dudaklarında cırcır böceklerini, nadasa bırakılmış tarlaları görmüştüm. O tarlalarda kollarımı açarak dağlara doğru koştuğumu unutmak mümkün müydü? Şimdi karşımda duran bir Şair… Touchless ile hangi hayalleri kurmuş, o hayallerin içinde neler yaşamışlardı? Onu duygusuzca öpmesinin, onunla hayvanca ilişkiye girmesinin hiçbir manası yoktu. Hayallerinden korkuyordum. Şair’in âşık olduğum kadınla ilgili kurduğu hayalleri yüreğimi paramparça ediyordu. Hayatım boyunca insanların hayallerinden korktum sadece. Şair bir insanı arzulayarak sonsuz hayaller kurabilir, o hayallerin içinde özgürce yaşayabilirdi. Kırlarda koşan kısrağa, okyanusta bütün heybetiyle dalgaları arkasına alarak yüzen beyaz bir balinaya dönüşebilirdi muhakkak. Sözgelimi, gecenin karanlığında parlayan bir yıldız, sonbahar mevsimi, ceviz ağacının yaprağından süzülen damla olabilirdi. Tüm bu hayallerin dayanılmazlığı karşısında Touchless büyülenebilir, ayaklarının bağı çözülebilir, ruhu onun şehvetli arzusu karşısında düğümlenebilirdi. Kabul edemezdim. Dayanamazdım. Touchless’i paylaşmaktan korktuğum tek şey hayallerdi işte. Daha fazla nasıl anlatabilirim ki size? İnsanların neredeyse hepsi hayal kurmayı bırakmıştı. Gereksiz, işe yaramaz, para kazandırmaz, avare bir uğraş olarak görülüyordu hayal kurmak. Şairler… Evet… Sadece şairler kalmıştı hayal kurmaktan vazgeçmeyen. Bu yüzden Touchless’in Şair’in kollarında hayalden hayale geçip gitmesi, ölümümdü benim için.

***

Tanınmamış yayıncı ve yeteneksiz şair olan Halil Karapaşaoğlu’nun tuttuğu günlükten öğrendiğimiz kadarıyla, Şair’in ona gönderdiği mektup karşısında büyük bir depresyona girer. İçinde yaşadığı kıskançlık krizlerini yenemez. Büyük bir öfkeye kapılır. Kaput bezinden yapılmış gömleğinden akan kanla arkasında izler bırakarak yatak odasına gider. Touchless’in bağlı olduğu elektrik fişini açar. Onu son kez görmek ister. Siyah ahşap kutudan fırlayan Touchless’e, yıkılmış bina, gövdesinden koparılmış ağaç gibi bakar. Ona hiçbir şey söylemeden, elindeki dolma kalemle ahşap kutuya vurmaya başlar. Touchless’in görüntüsü, o, dolma kalemi kutuya indirdikçe belirsizleşmeye başlar. Başı kesilip yerde kontrolsüzce tepinen sığır olur. Göğsüne mermi saplanan tavus kuşunun acı çığlıklarına dönüşür. Touchless tamamen sonsuza değin yok olur. Artık hiç kimsenin hayallerinin parçası olamayacaktır.           

 

III.

Sayın Müdürüm,

Halil Karapaşaoğlu’nun evine gittiğimizde onu yatak odasında ölü bulduk. “Cross” marka, gümüş renkli, ucu altın sarısı dolma kalemle göğsüne 10 kez vurduğunu tespit ettik. Gün boyunca yatak odasında yapayalnız kalmıştı. Kan kaybından ölmüştü. Yanı başında siyah ahşap kutu vardı. Bu kutunun ne işe yaradığını bilmiyoruz. O kutuyu bulduğumuzda neredeyse ne olduğu tespit edilemeyecek haldeydi. Olay yerinde yaptığımız tahkikattan, odanın içinde sadece Karapaşaoğlu’nun parmak izlerini bulduk. Ölümün intihar olduğundan şüpheleniyoruz. Olay yerini terk etmeden, ölümün sebebini araştırmak için diğer odaları tetkik ettik. Karapaşaoğlu’nun çalışma odasında şüpheli mektup bulduk. “Şair” diye adlandırılan bir kişinin oğluna yazdığı iki mektubu emare olarak aldık. Bu mektupların biri Şair’in oğlu Ahmet’e yazılmış, diğeri ise Karapaşaoğlu’nun kendisine. İkinci mektupta Şair’in, Touchless diye bir kadınla yaşadığı aşkın itirafı var. Touchless’in kimliğini tespit edemedik. Bu konudaki soruşturmamız devam etmektedir. İlk mektupta ise Şair’in oğlu olduğu anlaşılan Ahmet’i ve annesini neden terk ettiği yazılıydı. Şair’in yıllar önce ünlü bir sanatçı olduğunu yaptığımız araştırmadan öğrendik. Mektupta edindiğimiz bilgiye göre, Şair Parrhesia Press yayınlarından şiir kitabı çıkartmış. O şiir kitabı kendi dönemi içinde Şair’e büyük bir ün getirmiş. Karısı ile Şair’in arası Touchless ismindeki kadından ötürü açılmış. Şair’in şiirlerinde yaşamadığı olayları yaşamış gibi okuyucularına aktarmasından karısı, Şair’in bütün sırlarını ifşa etmekle tehdit etmiş. Şair, karısının tehditlerine dayanamamış. Kariyerinin bir anda bitmesinden korkmuş. Evini terk etmek zorunda kalmış.

Polis Memuru Ali Demir

IV.

 

Ali Demir: Babanla ilgili ne biliyorsun?

Ahmet: Onun hakkında konuşmak istemiyorum.

Ali Demir: Konuşmak zorundasın. Ortada bir intihar var.

Ahmet: Allah kahretsin onu. Adını dahi duymak istemiyorum.

Ali Demir: Konuş! Yoksa gün yüzü görmezsin!

Ahmet: Babam olacak herifin ruh sağlığı iyi değildi. Kendisini Şair sanıyordu. Hayatı neredeyse yoktu. Yemek yemek ve tuvalete gitmek dışında odasından çıkmıyordu. Buna rağmen, çeşitli işlerde çalıştığını, yabancı ülkelere gittiğini, farklı kadın ve adamlarla ilişkiye girdiğini yazıyordu şiirlerinde. Kendi kendine yayın evi kurup, şiir kitabı bastı. Bu kitabın kendisini önemli bir edebiyatçı yaptığını düşünüyordu. Dönemin gazetelerine parasıyla ilanlar verip hakkında haberler, hatta yazılar yazdırttı. En sonunda bir kadına âşık olduğunu düşünüyordu. Bunların hepsi hayal ürünüydü. Gerçekle hiçbir bağlantısı yoktu. Annem buna dayanamadı. Babam 20 yıl Barış Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yatılı olarak kaldı. Yıllarca hastaneden kaçma planları yapmış. Dün de kaçmış. Bir ev kiralamış. Orada kendini gebertmiş.

Polis memuru Ali Demir tedirginlik ve şaşkınlık içinde Ahmet’e “Babanın adı Şair değilse, neydi o zaman?” diye sorar.

Ahmet: “Halil Karapaşaoğlu” diye öfkeyle Polis Memuru Ali Demir’i yanıtlar.

 

(1) Touchless, “Ahir Zaman Âlemleri” isimli şiir dosyasında “Hislerin Dokunulmazlığı; Boş Bir Anatomi Denemesi” şiirinin ilk dipnotunda, Şairimizin Yeryüzündeki üçüncü eşi, Siborgland’daki ilk eşi olarak belirtilmiştir. Siborgland ise Şairimizin dosyasında bulunan distopyanın adı, bölüm ismi olarak geçmektedir.

Bu haber toplam 625 defa okunmuştur
Gaile 456. Sayısı

Gaile 456. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler