1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Grup Yorum sözcüsü Cihan Keşkek “Bu Düzen Değişecek” dedi ve vurguladı; “Parlamento Yıkılmalı”
Grup Yorum sözcüsü Cihan Keşkek “Bu Düzen Değişecek” dedi ve vurguladı; “Parlamento Yıkılmalı”

Grup Yorum sözcüsü Cihan Keşkek “Bu Düzen Değişecek” dedi ve vurguladı; “Parlamento Yıkılmalı”

Grup Yorum sözcüsü Cihan Keşkek “Bu Düzen Değişecek” dedi ve vurguladı; “Parlamento Yıkılmalı”

A+A-

Simge Çerkezoğlu

Cihan Keşkek yılmaz bir optimist, ben ise ölümsüz pesimist. Bu şartlar altında benim için sohbet Thomas Moore’un Utopia romanını okumak, olmayacak şeyleri düşlemek gibi geçiyor. O anlatıyor ben dinliyorum. Cihan Keşkek söylediklerinin bir gün mutlaka gerçekleşeceğine inanıyor;  “görürüz ya da görmeyiz bilemem ama bu düzen değişecek” diyor.

Grup Yorum üyelerinin başka sanatçılardan farkı var. Onlar kalpleri devrim için çarpan insanlar. Düzenlerini sorgulamak, irdelemek ve ezilenin yanında olmak üzerine kurmuşlar. Bu düzen Cihan Keşkek’in dediği gibi değişir mi değişmez mi ben bilemedim, sıramı size devrettim. Yazması benden, okuyup karar vermesi sizden…

ÖRGÜTLÜ GRUP

Halkın içinden ve örgütlü bir grup oluşunuz sizi başkalarından ayıran en temel iki özelik olarak öne çıkıyor…

Bahsettiğiniz konu çok önemli bir şey. İki temel noktamız var; halkın içinden ve örgütlü olmamız. Aslında bu iki kilit nokta otuz yıldır Grup Yorum’u ayakta tutan ve var eden nedenler. Grup Yorum halk gibi yaşar, halkın içinden gelir, halkla birlikte öğrenir, öğretir ve örgütlü olarak işlerini onlarla birlikte yapar. Bu bizim için vazgeçilmezdir. Amacımız nasıl ki ozanlar geçmişte halkın içinden ve mücadele ederek geldiyse bu geleneğin bizlerle birlikte devamını sağlamak. Biz sadece Grup Yorum değiliz, bizim gibi düşünen sanatçılarla da yolumuza devam ediyoruz. Halkla gezen, halkın sorunlarını dinleyen, onların mücadelesini veren, gerçekleri ortaya çıkaran ve bedel ödeyen bir tarzımız var. Örgütlülük ise bizim belkemiğimiz. Örgütlü olmasaydık 1985’den bugüne otuz yıl içinde birimiz ayrılsak, grubu bıraksak Yorum da ya tükenir ya da dağılmaya yüz tutardı. Böyle olunca otuz yıl boyunca bir grubun, bu kadar baskı gören, saldırıya uğrayan, üyeleri tutuklanan, ölüm tehlikesi geçiren, kurşunlanan ve eziyet çeken devrimci bir grubun ayakta durması mümkün olmazdı. O nedenle örgütlü olmak bizim için çok derleyici. Biz bir aileyiz, tüm albümlerimizde büyük ailemize teşekkür ederiz. Burada grup görünen on üç kişi ama sadece bu kişilerden oluşmuyor. Cezaevindeki arkadaşlarımız, Avrupa’daki örgütlülüğümüz, tüm Anadolu’daki demokratik kitle örgütünden dostlarımız, ailelerimiz, devrimciler, mücadeleciler… Sonuçta Yorum çok geniş bir kolektivizm… Bu örgütlülük tabii ki bizi diri, genç tutan ve ayakta tutan nedenler.

Sizin de söylediğiniz gibi grubun kuruluşundan bu yana hep engellerle karşılaştınız. Birileri cezaevine alındı, birileri serbest kaldı. Bu noktada merak ettiğim hayatı nasıl yaşadığınız? Hep tetikte bir yaşam mı sürdürüyorsunuz?

Evet, ama tetikte bir yaşam derken bunu artık abartılı şekilde ele almıyoruz. Öyle yaşıyoruz, savaş koşullarına uygun yaşamak gibi. Biz ne kadar öyle yaşıyoruz, bu tartışılabilir tabii ama sonuçta devrimcilerin böyle yaşaması gerekiyor. İlk başlarda kulağa zor gibi gelebilir ama zamanla belli bir yöntemi ve tarzı öğrenip, gelişip kendimizi eğiterek belli kültüre sahip olarak durumun  yaşam tarzı olması gerektiğinin bilincine varıyoruz. O nedenle de kapitalistlerin nasıl bir yaşam biçimi varsa, devrimcilerin de kendine özgü yaşam biçimleri var. Bu kendi yaşam alanımızı yaratmak demek oluyor.  Kendi giyim tarzımızı, konuşma biçimimizi, esprilerimizi, mekânlarımızı bir anlamda kendi kültürümüzü yaratıyoruz. Halk bahçeleri yapıyoruz mesela… Halk kendi ekiyor biçiyor ya da spor merkezleri kuruyoruz, çocuklardan orkestra oluşturuyoruz… Bunun gibi alternatiflerimizi yaratarak direniyoruz. Kuru kuruya kenara çekilip, saksıda yaşamaktan, olacakları beklemekten bahsetmiyoruz. Zaten öyle hayat insanı bitirir, tüketir. Biz ise var olan gücü de arkamıza alarak büyük bir halk denizinde nasıl güçlü yapı oluşturulabileceğinin ifadesiyiz. Bunu tercih ediyoruz o yüzden ayaktayız. Her şeye rağmen büyük projelere imza atabiliyoruz.

POPÜLER KÜLTÜRE SAVAŞ

Sizin yanınızda sadece binlere ulaşan kitleler değil pek çok sanatçı da var. Hem toplum hem de sanat anlamında bu kadar geniş kitlelere ulaşıyor olmak çok güçlü olduğunuz hissini uyandırıyor mu?

Hissettiriyor tabii yaptığımız işin karşılığı olmasaydı, karşılığında böyle bir şey göremeseydik orada biraz yıkık ve ezik olurduk. Değerimiz küçük olurdu. Oysa bugün arkamızda kitlelerin oluşu, halkın bizi sahiplenişi bütün o baskılara tekrar dirayetle kalkıp karşı durmamızı sağlıyor. Gerek sanat ve kültür alanında gerekse de başka alanlarda insanlar grup Yorum’u seviyor ve destekliyor. Grup Yorum onlarla birlikte ve onlar için var. Bizle birlikte sanatçılar da pek çok soruna göğüs geriyor. Bazen insan derman ve güç bulamayabilir ama bizim çocuklar da var, Yorum’cular da var deyince onlar için de başka bir yansıması oluyor. O nedenle her zaman onlarca sanatçı dostumuz bizimle sahnede yer alır. Bizim tarzımız budur. Düzen onları, burjuvazi ya da kapitalistlerin sahnesinde var edeceğine onlar devrimcilerin sahnesinden halka seslensinler. Bizim sahnemizden, bizim sözlerimizle ve türkülerimizle konuşsunlar diyoruz. Böylece popüler kültüre de savaş açmış oluyoruz.

KOLLEKTİF YAŞAM

Biraz da bestelerinizden bahsedelim. Her sözünüzle bir şeyler irdeleniyor. Sizi bir anlamda toplumsal sorunlar mı besliyor?

Tabii ki toplumsal sorunlar besteleri doğuruyor. Halk ve yaşanan her şey sadece acılar değil bazı güzellikleri de anlatıp ifade ediyoruz. Halk sanatçıları gibi. Halk gibi yaşadığınız için malzeme ve üretim sorunu çekmezsiniz. Önünüz derya denizdir. Sizi besleyen sürüyle kaynak vardır. İnsan görüyorsa, mücadelesini ediyorsa, emek harcıyorsa, halkla birlikte bir şeyler yapabiliyorsa ve yalnız da değilse o zaman üretim sorunu çekmez. Bestelerimizi yaparken de yaşadığımızı müziğe döküyoruz. Bir kişiden üç kişiden çıkar, o kolektifleşir gelişir. Biri beste yapar, söz yazar, iki kişi bağlamayı alır, hadi diğeri gitarı getirir, bütün grup buna dahil olur. Stüdyoya girilir ortaya bir şey çıkar. Sonra o başka arkadaşlara dinletilir, içerideki arkadaşlara da dinlettirilir ve karşılıklı bir iletişim doğar.

Her konserinizde “Bağımsız Türkiye” hayalinizden bahsediyorsunuz. Bu neye tekabül ediyor? Bu ifade ile neyi kastetmek istiyorsunuz?

Bağımsız Türkiye aslında 1970’li yıllardaki Mahirlerin, Denizlerin idealleri onların sloganlarıydı. Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye diyorlardı… Ülkemizde başka bir emperyalizme bağımlılık söz konusu. Çarpık bir kapitalizm var. Kendi ağır sanayisini oluşturan, kendi ayakları üzerinde duran ve henüz kendi proletaryası üzerinde var olan bir ülke değiliz. O nedenle kapitalist bir ülkeyiz de diyemiyoruz. Çarpık kapitalizm, göbekten emperyalizme bağlı bir ülkeyiz.  Dolayısı ile şu an tüm gelişmeler de bunun üzerinden değerlendirilmeli. İlk başta emperyalizme karşı bağımsızlık olmalı. Bağımsız Türkiye bu demek. Bunun ilk koşulu Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Rum, Ermeni, Süryani, halk anlamında ne varsa hepsinin birlikte olduğu bir ülke. Bundan sonraki aşama “Demokratik Halk İktidarı” süreci. Burjuvaziyi yavaş yavaş defetmek, halk adına alanlara el koymak ve herkesin eşit yaşayabileceği, herkesin iş aş bulabileceği, huzurlu ve güvenli yaşayabileceği ilerdeki toplumun alt zeminlerinin yavaş yavaş örülme süreci. Son olarak da sosyalist bir ülke idealimiz var. Yine de en başta bağımsızlığımızı elde etmeden, hiçbir sanayi kuruluşunu defetmeden, bağımlılığımızı ortadan kaldırmadan ve emperyalizm güçlerini ortadan kaldırmadan, bağımlı ekonomik ve askeri anlaşmaları iptal etmeden zaten bu olamaz. Önce bu bağları koparmak istiyoruz, o nedenle bağımsız Türkiye’ye ihtiyaç var. Buradan da sadece bir Türklük anlaşılmasın. Tüm halklar ve milliyetleri kastediyoruz. Ülkemizin adı Türkiye o yüzden bağımsız Türkiye diyoruz. En sonunda da isteyen ulusun ve milletin kendi vatan toprağında kendini ifade edebileceği topluluklar da olabilir tabii. Lenin’in “her ulusun kendi geleceğini tayin hakkı” sözü gibi de genel bir perspektifimiz var.

“BEKLENEN DEĞİŞİM”

Böyle bir şeyin mümkün olabileceğine inanıyor musunuz?

Tabii ki inanıyoruz. Toplumlar buna eviriliyor. Bunun süresini bilemeyiz ve söyleyemeyiz. Bunun süresi için de yaşamıyoruz. Bir kere insan mutlu olduğu için devrimcilik yapar. Huzurlu olmak, yaşadığım sürece hesap sordum diyebilmek için yaşar. Her gördüğüne boyun eğmektense en azından daha onurlu, namuslu, temiz insanların içerisinde bir alternatif bulup yaratmak için yaşamak ister. Bunlar da insanlar için özlenen ve önemli şeylerdir. Aynı zamanda zaten bilimin ve tüm toplumsal tarihin kuralı gereği de evirilme olacaktır. İlkel toplum, köleci topluma, köleci toplum feodal topluma ve o da kapitalist topluma dönüşmüşe ve kapitalist toplumun ifadelendirildiği gibi en üst aşamasında, en yoz, en şovenist, en gerici ve saldırgan aşamasındaysak tüm yeryüzü toprağının işgal edildiği, paylaşıldığı ve artık paylaşılacak alanların neredeyse kalmadığı emperyalizmin hüküm sürdüğü dönemdeysek ve bu durum insanları son derece yoksunlaştırıyor, yozlaştırıyor, katlettiriyor ve öldürtüyorsa o zaman “şiddet yeni bir toplumun evresidir” diyen Marx gibi biz de halkların şiddeti ile emperyalizme karşı bu yeni toplumu kurmakla yükümlüyüz. Elbette bunun için örgütlü mücadele gerek ama sonuçta tüm bunlar insanın, tarihin ve toplumların gelişimi, değişimi ve bilimsel bir kuralın devamı, o nedenle de inanıyoruz. Bu düzen değişecek. Başımızda hep bu adamlar kalmayacak.  Bakın şu an tüm dünyada ayaklanmalar var. Kapitalistler bu yüzyılı ayaklanmalar yüzyılı olarak ifade ediyor. Ortadoğu’da, Türkiye’de, Batı Amerika’da, İspanya’da, Yunanistan’da … Bunların sebebi var. Demek ki değişecek. İlk başta ayaklanacaklar tepki verecekler. Sonra örgütlenmeyi de öğrenecekler. Tüm bunlar beklenen değişimin aşamaları.

Kendinizi hangi partiye yakın gördüğünüzü sorabilir miyim?

Hiçbir partiye yakın değiliz. Biz oy vermiyoruz. Ben on altı yıldır bu gruptayım. Benim bildiğim hiçbirimiz bugüne kadar hiçbir partiye oy vermedik. Muhtarlıklarda ve yerel belediyelerde farklıyız. Mahallede devrimciler söz sahibiyse, halkla ortak bir birliktelik varsa orada muhtarlığı alırsın. Bir şeyler yaparsın. Ya da benzer olay ilçe belediyesi için de geçerlidir. Yüklenirsin, şekil verirsin ve halkla birlikte önünü açar ilerde kuracağın düzenin uygulamalarını o belediyede yaparsın. Ulusal seçimde başbakanlık ya da cumhurbaşkanlığı seçiminde bunu nereye koyacaksın. Parlamento ile bu işin çözülemeyeceğine inanmıyoruz. Parlamentoya giren peygamber bile olsa ona da çorabını ters giydirip geri yollarlar. Düzen onların düzeni, kural onların kuralları ve yasalar da onların. İki farklı cümle bile kurmanız hemen saf dışı olmanız anlamına geliyor. Kendileri gibi düşünmeyenlerin ne hale geldiklerini gördük. Cumhurbaşkanlığı seçimi de bir oyun. Bize göre parlamento yıkılmalı. Halk kendi yönetimini oluşturmalı. Ancak halkın ayaklanması ile bir şey olabilir. Yoksa hepimiz parlamentoya girelim yine olmaz. Hiçbir toplum gerçek sosyalizmi parlamento ile kurmadı. O yüzden parlamentoya karşıyız.

Bu haber toplam 1347 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 172. Sayısı

Adres Kıbrıs 172. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler