1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Babutsayla özdeşleşen bir köyümüz; ÇATOZ (1)
Babutsayla özdeşleşen bir köyümüz; ÇATOZ (1)

Babutsayla özdeşleşen bir köyümüz; ÇATOZ (1)

Babutsayla özdeşleşen bir köyümüz; ÇATOZ (1)

A+A-

 

Tuncer Bağışkan

“Serdarlı Kültür ve Sanat Evi”nin Çatoz Belediyesiyle işbirliğiyle 5 Nisan, 2015 tarihinde gerçekleştirdiği 3. Bahar Şenliği vesilesiyle çoktandır gitme olanağı bulamadığım Çatoz’u ziyaretim sırasında köyün tarihi geçmişini ana hatlarıyla da olsa araştırmaya karar vermiştim. Bacanağım Osman Kerim Çatozlu olduğundan babası Goca Kerim dedeyi, annesi Bahire nineyi ve kardeşleri Hasan Hüseyin, Halil, Vasfiye ve Dervişe ablaları ziyaret ediyorduk. Çatoz’u her ziyaret ettiğimde köyün geleneksel ürünlerinden olan ve köyle özleşen babutsa, sesta, sepet ve kesme şeker ürünleri ön plana çıkarken, köyün eski bir yerleşim biriminin üzerine kurulu olduğu da bilgime geliyordu. Daha sonraki yıllarda köyde oluşturulan “Serdarlı Kültür, Sanat ve Araştırma Derneği”nin Mart 1998 ile Temmuz 2003 tarihlerinde yayınladığı “Çatoz-Serdarlı Dergisi” köy hakkında bilgi edinmeme yardımcı olmuştu. Çatoz hakkında bilgi sağlayabildiğim diğer bir kaynak ise eski sınıf arkadaşım Ünal Yusuf Barkut’un 1971 yılında A.Ü. D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümü için hazırladığı “Çatoz Ağzı” bitirme teziydi. Çatoz gerçekten Lüzinyan devrinde (M.Ö 1191 – 1489) kurulduktan sonra varlığını Venedik, Osmanlı ve İngiliz sömürge dönemlerinden günümüze kadar sürdüren bir yerleşim birimi miydi? Bir yerleşim biriminin varlığını çok uzun süre sürdürmesine alt yapı oluşturan bol su kaynaklarına sahip miydi?  Eğer bol su kaynaklarına sahip ise, Lüzinyan döneminden önce kurulmuş olması gerekmez miydi? Bu soruların yeterince yanıtlanamamış olmasının nedeniyse köy ile yakın çevresinde yeterli herhangi bir bilimsel çalışmanın yapılmamış olmasıdır. Dileğimiz, konunun önemi dikkate alınarak Kıbrıs genelindeki yerleşim birimlerinin tarihi geçmişlerinin araştırılması çalışmalarına başlanmasıdır diyelim…

KÖYÜN ADININ KAYNAĞI, SOYLULARI, NÜFUSUNUN KAYNAĞI VE ESKİ ESER ALANLARI

Köyün orijinal adının kaynağı kesin olarak bilinmiyor olması nedeniyle bugüne kadar değişik varsayımlar öne sürülmüştür.  Bir kaynağa göre köyün adının Egedeki Yunan adalarından Tinos’daki ‘Tjatos’ yerleşim biriminin adından gelme olabileceği tahmininde bulunulmuştur. Ayrıca Çatoz’a Yunanistan’dan gelen ve ‘Tjadhos’ soyadını kullanan Zen ailesinin yerleşim yeri olduğundan da söz edilmiştir. Şimdiki Çatoz’un ise, ‘Chiade’ adlı Feodal bir soyluya tahsis edilen bir Fief olduğundan en aşağı erken Ortaçağa tarihlenebileceği üzerinde de durulmuştur.

Ortaçağ kartograflarından Leonidas Attar’ın 1542 yılında ve Abraham Ortelius’un ise 1573 yılında çizmiş oldukları Kıbrıs haritasında Çatoz’un adı ‘Chiados’ olarak geçmektedir.  Leonidas Attar’ın haritasında, köydeki iki binadan birinin “İki kule arasında kapılı veya kapısız kısa bir duvar” olduğu, diğer binanın ise “bir evin sağ bitişiğinde bir kule” bulunduğu kayıtlıdır. Bu binaların tanımları ise bize bir ortaçağ şatosunu anımsatmaktadır.  Nitekim Çatoz adının kaynağıyla ilgili bir varsayım ise, köyün doğusundaki ‘Şato’ (‘Akar’) denilen bölgede sadece temelleri günümüze kadar gelebilen ve bir derebeyine ait ortaçağ şatosundan adını aldığı doğrultusundadır.
 
Çatoz’da gerçekleştirdiğim kısa süreli görüşmeler sırasında köy ile yakın çevresindeki bazı yerleşim birimlerini saptamam da mümkün olabildi. Çatoz’un çevresindeki Karga Tuzu mevkiinde bir yerleşim yeri ile antik bir mezarlık alanı ve Yeniceköy-Çatoz ve Görneç arasında ise antik bir yerleşim yeri bulunuyor. Araplar Damı mevkiindeki tepede ise Osmanlı dönemine ait altın sikkelerin bulunduğu bilgime getiriliyor.

Ünal Yusuf Barkut’un “Çatoz Ağzı” mezuniyet tezi ise, Osmanlı döneminde Çatoz’a yerleşenlerin Konya-Karaman’dan geldikleri bilgilerini içermektedir. 

Şu gerçektir ki, Çatoz köyü, Osmanlı, İngiliz, Cumhuriyet ve daha sonraki dönemlerde varlığını bir Türk yerleşim birimi olarak sürdürmüştür, sürdürmeye de devam etmektedir. Köyün Müslüman/Türk nüfusu Osmanlının 1831 yılı nüfus sayımında 148 kişi (Kadınlar ile kızlar sayım dışı), 1891 sayımında 415 (+5 Rum), 1901 sayımında 479 (+ 5 Rum), 1911 sayımında 522 (+2 Rum), 1921 sayımında 533 (+10 Rum), 1931 sayımında 514 (+ 3 Rum), 1946 sayımında 721, 1960 sayımında 842 (+ 2 Rum), 1973 sayımında 907, 1978 sayımında 869, 1996 sayımında 994 ve 2006 sayımında 1041 kişi olarak belirlenmiştir.

Köyün adının, Çatoz’un sevilip sayılan bir siması ve 1950 – 1959 yılları arasında muhtarı olan Mustafa Mehmetali Serdar’ın soyadından dolayı 1958 yılında ‘Serdarlı’ olarak değiştirildiğini de öğreniyorum.

ORTA VE GEÇ TUNÇ DEVRİ YERLEŞİM YERİ VE MEZARLIĞI

Araştırmacı yazar Jack C. Goodwin yayınladığı “An Historical Toponymy of Cyprus” kitabında, bölgede M.Ö 1900 – 1050 yılları arasına tarihlenen Orta ve Geç Tunç Devirlerine ait yerleşim yeri izlerinin bulunduğunu kaydetmiştir. Nitekim geçtiğimiz günlerde Çatoz ile Ayharida (Ergenekon) arasındaki “Mezarın Yanı” tepesinde gördüğüm seramik kırıkları da Geç Tunç devrine aitti.
 
Çatoz’da antik bir mezarlık alanının varlığını Niyazi Çoban’ın evinin temelleri kazılırken antik bir mezarda bulunan kalıntılardan öğrenmiştim. Çok yıllar önce bilgime getirilen mezar buluntuları ise M.Ö 1600 – 1050 yılları arasına tarihlenen Geç Tunç Devrine ait Miken seramikleri ile Mezoptamya üzerinden Kıbrıs’a getirilen Mısır kaynaklı siyah renkli bir silindirik mühürdü. Geç Tunç Devrinde Kıbrıs’ta zengin bakır kaynakları bulunması itibarıyla komşu ülkelerle ticari ilişkilere girmiş, bu nedenle de altın devrini yaşamıştı. Mısırlılar ile Anadolu’da yaşayan Hititlilerin başkenti Hatuşaş’ta (Boğazköy) bulunan yazılı tabletler, Kıbrıs’ın Geç Tunç Devrine bir açıklık getirmiştir. Suriye’deki Ras Şamra kazılarında II. Bin yılının ikinci yarısına ait bir Kıbrıs Kolonisinin saptanmış olması ve XVIII. Sülalenin kurucusu olan Mısır kralı III. Tutmosis’e (M.Ö 1484-1450) ait haraç listelerinde Mısır’a haraç olarak bakır gönderen Alasya’dan (Kıbrıs’tan) bahsedilmesi, III. Tutmosis’in Suriye ile Filistin’i alırken Kıbrıs’ı da ele geçirmiş olduğuna işaret etmektedir. Ancak III. Tutmosis’in ölümüyle Kıbrıs Mısır’dan kopup Aşağı Suriye ile Mezopotamya’da yaşayan Mitannilerin eline geçmiştir. Bu döneme Mısır ile Mitanni Kralı I. Artatama arasında yapılan çivi yazılı antlaşma metninde (M.Ö 1425-1405) Kıbrıs’ın o sırada bağımsız olduğu, adaya salgın bir hastalığın yayıldığı, Mısır ile arasında ticarete dayalı bir dostluğun bulunduğu, Mısır’a bakır ihraç ettiği ve Mısır’dan gümüş ile kıymetli madenler satın aldığı kayıtlıdır. Mısır hakimiyetinden sonra ada Hitit kralı III. Tutalya döneminde (M.Ö XV. Yüzyıl) Hitit İmparatorluğu’na bağlanmış, bu hakimiyet ise Hitit İmparatorluğunun deniz kavimlerinden Frik ve Gaşkalar tarafından yıkıldığı M.Ö 1180 yılına kadar devam etmiştir. Hitit tabletlerinde, Kıbrıs’ın Hitit krallarının düşmanı olan şahısların sürgün yeri olduğu, II. Murşili zamanında (M.Ö 1345-1310) istiklalini kazanmış olmasına karşın Muvattali zamanında (M.Ö 1310-1285) tekrar Hitit hakimiyetine girdiği, zaman zaman deniz kavimlerinden olan Mikenler ile Akaların hücumuna uğradığı kayıtlıdır. Bu devirde ayrıca Yunanistan ile Anadolu’da yaşayan Akalar da Kıbrıs’a gelerek koloniler kurmuşlar, geldikleri ülkelerle de ticari ilişkilerini sürdürmüşlerdir. 

ERKEN BİZANS BAZİLİKAL KİLİSELERİ

Antikalar Dairesi yıllıklarında gerçekleştirdiğim çalışmalar ile bazı Çatozlularla görüşmelerim sırasında, Çatozlu Ali Galliga ile Hüseyin Mulla Hasan’ın, Çatoz ile Maratovouno (Ulukışla) arasındaki ‘Petrera’ mevkindeki arazilerinde çift sürerlerken sabanlarına Erken Hıristiyanlık bazilikasına (kilisesine) ait Transena – Thorakion adıyla bilinen iki adet bezemeli mermer levhanın takıldığını öğrenmiştim.  Bulunan mermer levhaların eski eser tüccarları aracılığıyla Antikalar Dairesi’nin eline geçmesi üzerine, orada arkeolojik bir kazı yapılmasına karar verilir. Köylülerin ifadelerinden, bu kazıda sadece tarlanın sahibi olan Hüseyin Mulla Hasan’ın çalışmasına izin verilirken, kazı alanına ait bir sütun parçası da bu kişinin evinin avlusundaki molozların içinde bulunur.  O yıllarda kazı alanı tellenmiş olmasına karşın, daha sonraki yıllarda bu teller kaldırıldığından yerini belirlemem mümkün olmaz. Bu alanda 1-12 Kasım 1962 tarihleri arasında Antikalar Dairesi tarafından kazı gerçekleştirmiş olmasına karşın yağmurların başlaması üzerine başlatılan kazı yarım kalır. 1963 yılında ise toplumlar arası çatışmalar başladığından, sınırda kalan bu yerde bir daha kazı gerçekleştirilemez. Antikalar Dairesi’nin 1963 yılı raporunda,  burada gerçekleştirilen kazılar sırasında açığa çıkarılan üç sahınlı bazilikal yapı ile burada bulunan eserlere dayanılarak kilisenin Erken Hıristiyanlık dönemine tarihlendirildiği (M.S V-VI. yüz yılara) ve bu kilisenin, Baf kazasına bağlı Peyia, Kurium ve Lysi (Akdoğan) köylerindeki bazilikalarla benzediği belirlemesinde bulunulur. Ayrıca baziliktanın diğer bir benzeri ise 2007 yılında Kırklar Tekkesi türbesinin üst başında yapılan toprak kaldırma çalışmaları sırasında da açığa çıkar.

Bu arada köyün güneybatısındaki Ağılı Dere mevkiinde de bir kilise harabesinin bulunduğu Çatoz’da ikamet eden Yılmaz Derebeyi tarafından bilgime getirilmiştir. Burada gördüğüm mimari yapılara ait bol miktarda siyah renkli iri çakıl taşları, seramik kırıkları, yaşlı zeytin ağaçları ve iç kısmı sert bir sıvayla sıvanmış antik bir su havuzu dikkatimi çekiyor.  Bu kalıntılar ile su havuzunun bir kilise ile zeytinyağı imalathanesi olabileceği izlenimi edinmiş olmama karşın, arazinin sürüldükten sonra incelenmesi halinde daha sağlıklı sonuçlara varılması mümkün olabilecektir diye düşünüyorum.

SU YOLLARI

Çatoz ile yakın çevresinin çok zengin su kaynaklarına sahip olması itibarıyla bu bölgenin yaklaşık 3600 yıl süreye iskan edilmesine alt yapı oluşturduğu anlaşılmaktadır.  Girne Sıra Dağlarından vadiler ile dereler (Aglıdere/Ağılısu, Çakıllıdere, Gaz dere, Karsdere, Köydere, Kocadere, Enli Dere, Boğaz Deresi, Chinarlik kiolu/Hacıefendi deresi, Sevlik Kiolu/Çevlikolu Deresi, Hra/Kira deresi, Oxou/Öküz deresi, Oxious/Döksüz dere, Zeytin Kolou/Zeytinkolu deresi) aracılığıyla gelen sular yer altı su kaynaklarını beslerken, Değirmenlik ile Salamis arasında uzanan Roma su kemerlerinin de köyden geçmesi, su kaynaklarını daha bir zenginleştirmekteydi. Köyün neredeyse her bir yerinde su arklarına rastlanmaktadır. Bunların iç kısımları suyun akışını kolaylaştırmak, arkların güçlendirilip uzun yıllar işlevlerini sürdürmelerini sağlamak ve su sarfiyatının önlenmesi amacıyla çok sağlam olan yağlı kireç, kum ve muhtemelen süt karışımıyla yapılan bir harçla sıvanmışlardır. Kireç taşının söndürülüp kırk gün süreyle dinlendirildikten sonra kum ve sütle karıştırılması halinde çok sağlam bir sıva harcının elde edildiği de bilgime getiriliyor. Bilgime getiren diğer bir su arkları ise köyün batısındaki İpraci kıracında bulunmaktadır. Ayrıca caminin bulunduğu yerden çıkan suyun Durmuş Dede’nin olduğu “Şato” bölgesine aktığı, oradan da kanalın doğuya yöneldiği kaydedilmiştir. 
Uzak mesafelerden köye su taşıyan, ya da bölgenin suyunu ihtiyaçlı bölgelere yönlendiren ve altlarındaki tünellerle birbirlerine bağlı olan “sıra kuyular” da köyün doğusundaki Durmuş Dede’nin türbesinin bulunduğu Şato (Akarlar) bölgesinde saptanmıştır. Bunların ‘Ceneviz Kuyuları’ adıyla bilinmesi eski bir su sisteminin parçası olduklarına işaret etmektedir. Güneyden ve kuzeyden bu bölgeye sıra kuyular aracılığıyla gelen sular buradaki “Hacı Fellah Çeşmesi” adıyla bilinen sarnıca boşalmakta, oradan da ‘Haraylar” adıyla bilinen su arkları aracılığıyla doğuya yönelmektedir. Buradaki Hacı Fellah sarnıcının çok sert olan derzleri, onun da geçmişinin çok eskilere dayandığına işaret etmektedir. 1937 yılı itibarıyla köyün su ihtiyacının bu sarnıçtan sağlanması ve şimdi bile burada bir su sızıntısının olması da güçlü bir yer altı su kaynağına sahip olduğuna işaret etmektedir. Köyde ‘Frenk Kuyusu’ adıyla bilinen bir kuyunun varlığı da bilgime getirilmiştir.

KÖYÜN ESKİ YENİ İLKOKULLARI

Köyün ilk inşa edilen ilkokulu 1908-1909 yıllarında yeniden inşa edilen caminin kuzeybatı köşesinde idi. Bu ilkokulun ise, Hasan Behcet’in “Kıbrıs Türk Maarif Tarihi” kitabında söz ettiği 1880’li yıllarda dini eğitim veren okul olduğuna şüphe yoktur. Köyün şimdi bile kullandığı ikinci ilkokulu 1931 yılında yapılmıştır. Köyün üçüncü ilkokulunun ise 1936 – 1937 yıllarında yapıldığı bilgileri edinilmektedir.Bu bina 1936 – 1964 yılları arasında ilkokul, 1964 – 1974 yılları arasında Köy Kadın Kursu ve 1990 yılından itibaren santral olarak kullanılmıştır. Daha sonra boşaltılan bu bina 20.12.2007 tarihinde “Serdarlı Sağlık ve Kültür Derneği”nin kullanımına verilmiştir. Bu okul ise 2009 – 2012 yılları arasında gerçekleştirilen proje çerçevesinde AB katkılarıyla restore edilmiş ve Folklorik malzemelerin ziyaret amacıyla sergilendiği “Serdarlı Kültür ve Sanat Evi”ne dönüştürülmüştür.

(Devam edecek)

Bu haber toplam 449 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 209. Sayısı

Adres Kıbrıs 209. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler