
Kıbrıs Rum Toplumunda Dil ve Kimlik Tartışmaları
Kıbrıs Rum toplumu ile Yunanistan arasında iletişimin yoğunlaşmasıyla birlikte dil ekseninde bir “alt” ve “üst”, ya da “yüksek” ve “aşağı” hiyerarşisi ortaya çıktı.
Niyazi Kızılyürek
[email protected]
“Dil varlığın evidir.”
Martin Heidegger
Kısa bir süre önce bir grup Kıbrıslı Rum genç Atina’da bir bara giderler, bira söylerler ve “gunna” isterler. Yunanlı barmen Kıbrıslı Rum gençlerin ne istediklerini anlamaz. “Gunna” sözcüğünü bilmez. Güzel İngilizce konuşan Kıbrıslı Rum gençler meramlarını İngilizce olarak anlatmaya çalışmışlarsa da “gunna” alamadılar. Sonunda gençlerden biri babasını arayarak, Yunancada “gunnaya” ne denir diye sorar. “Ksirous karpous” (kuru yemiş) dendiğini öğrenir ve mesele hallolur. Biralarını kuru yemişle yudumlayan gençler “gunnayı” bilmeyen Yunanlı barmenle “Kalamara” diyerek dalga geçerler...
Bu olay, bundan 30-40 sene önce yaşansaydı, Yunanlı barmen Kıbrıslı Rum gençlerle dalga geçecekti. Onları doğru dürüst Yunanca bilmeyen “köylü Kıbrıslılar” olarak aşağılayacaktı. Üstelik, Kıbrıslı Rum gençler de Kıbrıs Yunancası konuştukları için utançtan yerin dibine batacaklardı. Çünkü, “Kıbrıs Yunancası”, yani Kıbrıslı Rumların kullandığı diyalekt, çok uzun yıllar Yunanlılar tarafından küçümsenip aşağılanıyordu. Kıbrıslı Rumlar da bu diyalekti konuştukları için kendilerini “aşağı” görüyorlardı. Fakat, son yıllarda bu konuda büyük bir değişiklik oldu. Kıbrıslı Rumlar artık “Atina ağzı” ya da standart Yunanca konuşmak için hiçbir çaba sarf etmedikleri gibi, Kıbrıs Yunancası konuşmaktan haz alıyorlar, kendilerini bu dilsel özelliklerinde kendi evlerinde hissederler.
Bu değişimin elbette birçok nedeni vardır...
Kıbrıslı Rumların kendilerine has Yunanca konuşmaları çok eskilere dayanır. Arap saldırıları sonucu Bizans İmparatorluğu’ndan kopmaları ve uzun yıllar Luzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar ve İngilizler gibi farklı yönetimler altında ve nüfus gruplarıyla birlikte yaşamaları, ayrıca, 1830 yılında kurulan Yunan ulus-devletinden ayrı ve uzak olmaları, adada Yunancanın Kıbrıs Rum versiyonunun güçlenip gelişmesine yol açtı.
Bütün bunların yanı sıra, Modern Yunan devleti kurulduktan sonra Yunanistan’da devam eden dil sorunu Kıbrıs Rum toplumunu da etkiledi. Yunanistan’da bir yanda Bizans döneminde kullanılan ve “yüksek dil” olarak görülen Katharevusa, diğer yanda da halk dili olarak görülen Dimotiki kullanılıyordu ve bu durum Yunan kültür ortamında adete bir dil savaşına neden oluyordu. Dimotikiyi savunanlar ile Katharevusa da ısrar edenler arasında uzun yıllar devam eden “dil savaşı” ancak Yunan Cuntası yıkıldıktan sonra sona erdi ve 1976 yılında Dimotiki Yunanistan’ın resmi dili oldu.
Kültür Milliyetçiliği ve Dil
Helen milliyetçiliği dil ve kültür birliğine dayalı bir ulus anlayışı geliştirdiği için, ulusu tanımlayan başlıca temel kriterler ortak dil ve kültür olarak belirlenmişti. Bu ulus anlayışı, “siyasi ulus” anlayışından farklı olarak, ulusun sınırlarını dil ve kültür temelinde çizer. Örneğin, 19. yüzyılın Alman milliyetçileri Alman ulusunu tanımlarken, “Almancanın ulaştığı her yer Alman’dır” diyorlardı. Benzer bir kültür-milliyetçiliği bazı Pantürkçüler de görülür. “Turan” ülküsünü dil ve kültür birliği üstünden tanımlıyor ve Türk dil ve kültürünün var olduğu her yeri kapsayacak bir “Türk Birliği” tahayyül ediyorlardı. Örneğin, Ziya Gökalp Türk dilinin çınladığı her yeri “Türk Vatanı” sayıyordu.
Helen milliyetçileri de ulusun birliğini ortak dil ve kültür üstünden tanımlıyorlardı. Ortodoks dini ile Yunanca dilini paylaşan herkes Helen ulusuna aitti ve aynı devlet çatısı altında bir araya gelmeliydi. Kıbrıslı Rumların Enosis talebi de esas itibaren Helen milliyetçiliğinin “kültürel benzerlik” argümanlarına dayandırılıyordu. “Anavatanla birleşme” arzusu “kültürel aynılık” argümanı ile gerekçelendiriliyordu. Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan ile milli bütünlük (Enosis) sağlamak için mücadele ettikleri yıllarda “Yunanistan’da ne varsa biz de de olmalı” anlayışından hareketle, okullarda dersleri Katharevusa dilinde yapıyorlardı. Fakat, Yunanistan’daki tartışmalardan etkilenen Kıbrıslı Rumlar arasında Dimotiki dilini kullanmak isteyenler de vardı. Eğitim sisteminde Dimotiki’ye yer vermek yasak olduğu için çeşitli sorunlar yaşanıyordu. Örneğin, on bir yaşında bir ilk okul talebesi iken Dimotiki diyalektinde yazmak isteyen Glafkos Kliridis, cezalandırılarak okuldan uzaklaştırılmıştı.
Kıbrıslı Rumlar okullarda Katharevusa öğreniyor, Dimotikiyi kullanıyor ve gündelik hayatta da Kıbrıs Yunancası konuşuyorlardı. Hatta, Kıbrıs Yunancasının “kentli” ve “köylü” olan türleri de vardı. Yani, bir tür “iki-dillilik” söz konusu idi.
İngiliz döneminde milliyetçiliğin yükselişiyle birlikte eğitim ve kültür yaşamına Yunanistan’ın eğitim sistemi ve kültür ortamı damgasını vuruyordu. Okul kitapları Yunanistan’dan geliyor, Yunan eğitim müfredatı uygulanıyordu. Buna rağmen, Kıbrıs Yunancası ile kaleme alınan çok önemli şiirler yayınlanıyordu. Örneğin, Vasilis Mihailidis ve Libertis gibi ünlü şairler şiirlerinde Kıbrıs Yunancası kullanıyorlardı ve Kıbrıslı Rumlar bu şiirleri büyük bir keyifle okuyorlardı.
Fakat, Kıbrıs Rum toplumu ile Yunanistan arasında iletişimin yoğunlaşmasıyla birlikte dil ekseninde bir “alt” ve “üst”, ya da “yüksek” ve “aşağı” hiyerarşisi ortaya çıktı. Kıbrıs Yunancası konuşan Kıbrıslı Rumlar “aşağı” görülüyor, “köylü” denilerek aşağılanıyorlardı. Atina ve Selanik’te yüksek öğrenim görmeye giden öğrenciler kullandıkları diyalekt yüzünden kendilerini rahatsız hissediyorlar, Yunanlılar gibi konuşmaya çalıştıklarında da Katharevusa ile Kıbrıs Yunancası karışımı tuhaf bir eksersiz ortaya çıkıyordu.
Öte yandan, sömürge yönetimi, zaman zaman da Kıbrıs Türk liderliği ve Türkiyeli diplomatlar Kıbrıslı Rumların kullandığı dilden hareketle, Kıbrıslı Rumların “Helen” olmadığını, “tuhaf bir lehçe konuşan Levantenler” olduklarını ileri sürüyorlardı. Kıbrıslı Rumların Enosis talebine karşı dile getirilen bu görüşler karşısında dönemin okur-yazar Kıbrıslı Rumları, Kıbrıs Yunancasının köklerinin Kadim Yunan ile Bizans İmparatorluğu’na uzandığını ve aslında Helen kimliklerinin bir kanıtı olduğunu ileri sürüyorlardı. Kıbrıs Yunancasının farklılaşmış olmasını Arap saldırılarıyla Bizans’ta kopmalarına, Konstantinopolis’e uzak düşmelerine ve yabancı fetihlere bağlıyorlardı.
Yunanistan’da ise hiç kimse Kıbrıslı Rumların “Helen” olduğunu yadsımıyordu ama yine de Kıbrıs’ta konuşulan Yunanca yüzünden Kıbrıslı Rumlar hor görülüyorlardı.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşu, “Kültür Enosisi” ve Farklılığın Boy Göstermesi
1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte Enosisin yasaklanması ve Kıbrıslı Rumların Yunanistan ile birleşme hayallerinin suya düşmesinden sonra, Kıbrıs Rum toplumuna yön veren elitler siyasi olarak gerçekleşemeyen Enosisin kültür alanında gerçekleşmesi gerektiğine inanıyor ve Kıbrıslı Rumların eğitim ve kültür yaşamını “Kültür Enosisi” anlayışıyla Yunanistan’a eklemlemeye çalışıyorlardı. Orta eğitim öğrencileri düzenli olarak Yunanistan’ı ziyaret ediyor ve Yunanlı “kardeşleriyle” bir araya geliyorlardı. Kıbrıslı Rumlar yüksek eğitimlerini Yunanistan’da yapmaları için burs programlarıyla teşvik ediliyorlardı. Kültür-Enosisi dogmasından hareketle Kıbrıs’ta üniversite kurulmasına karşı çıkılıyor, adada kurulacak bir üniversitenin Kıbrıslı Rumları “anavatandan” uzaklaştıracağından korkuluyordu.
Fakat, Kıbrıslı Rumların Yunanistan ile yakın teması benzerlikten çok farklılıkların görülmesine neden oluyordu. “Anavatan Yunanistan’ı” zihinlerinde bir ideal olarak yaşatan Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan’ı ziyaretlerinde ülkenin tahayyüllerinde yaşattıkları ülkeden çok farklı olduğunu, Kıbrıslı Rumlardan daha az gelişmiş bir ülke olduğunu görüyorlardı. Yunanlılarla bir araya gelince, karakter özelliklerinin de farklı olduğunu idrak ediyorlardı. En önemlisi, Kıbrıslı Rumların konuştuğu Yunancanın Yunanistan’da konuşulan standart Yunancadan farklı olduğunu incitilerek deneyimliyorlardı. Yunanlılar, Kıbrıs Yunancası konuşan Kıbrıslı Rumları küçümsüyorlardı...
Toplumsal olguların yanı sıra, 1960 yılında yaşanan siyasi gelişmeler de “Kültür Enosisinin” temellerini sarsıyordu. Kıbrıslı Rumlar 1960’lı yıllarda Yunanistan tarafından düş kırıklığına uğratılmışlardı. İlk büyük düş kırıklığı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu olmuştu. Yunanistan Türkiye ile birlikte imzaladığı Zürih Anlaşmasıyla Enosisin yasaklanmasını, Kıbrıslı Türklerin azınlık değil siyasi eşit toplum olmasını, Türkiye’nin garantör ülke statüsü elde etmesini ve adaya asker göndermesini kabul etmişti. İkinci büyük düş kırıklığı ise, Türkiye’nin 1964 Ağustos’unda Dillirga bölgesini bombalaması esnasında Yunanistan’ın sessiz kalmasıydı.
Bu arada, adaya gizlice sokulan Yunan askerleri ile de sorunlar yaşanıyordu. Kıbrıslı Rumlar Yunanlı askerlerin hal ve gidişatından memnun değildi. Aralarındaki farklılık kullandıkları dile de yansıyordu.
İşte böyle bir ortamda Kıbrıslı Rumlar Yunanlılardan söz ederken “KALAMARA” demeye başladılar. Bir zamanlar, eli kalem tutan, okumuş kişi anlamına gelen “KALAMARA” sözcüğü, şimdi olumsuz bir içerik kazanmıştı.
Bu yıllarda Kıbrıs Rum toplumunda yeni bir siyasi bilinç oluşmaya başladı. Kıbrıslı Rumlar kuruluşunda benimsemedikleri Kıbrıs Cumhuriyeti devletini yavaş yavaş kucaklamaya ve Enosise sırtlarını dönmeye başladılar. Nitekim, Başpiskopos Makarios 12 Ocak 1968 tarihinde Enosis arzulanır olmakla beraber gerçekleştirilebilir değildir diyerek bağımsız Kıbrıs’a işaret ettiğinde, toplumun ezici çoğunluğu peşinden giderek o yıl yapılan seçimlerde kendisini %95 gibi bir oyla yeniden cumhurbaşkanı seçtiler.
Kırılma Noktası ve Kıbrıs Yunancasının Yükselişi
Gelgelelim, bir kırılma noktasından söz edilecekse, bu elbette 1974 yılında Yunan Cuntasının Makarios’a karşı yaptığı darbedir. Bu darbeden sonra Türkiye’nin adayı coğrafi ve demokratik olarak ikiye bölmesi, Kıbrıslı Rumlar açısından büyük bir felaket olmuştur ve Yunanistan’a bakışı köklü olarak değiştirmiştir. Her şeyden önce, tarihi Enosis talebi tarihe karışmıştır ve devlet milliyetçiliği diyebileceğimiz yeni bir milliyetçilik yükselişe geçmiştir. Artık Kıbrıslı Rumlar kendilerini Kıbrıs Cumhuriyeti ile özdeşleştiriyorlar. Devletin sembollerine sahip çıkıyorlar. Ayrıca, toplumun süratle sosyo-ekonomik kalkınma yönünde büyük hamleler yapması, Kıbrıslı Rumların özgüvenini pekiştirmiş, hatta kendilerini Yunanistan’dan daha üstün görmelerini sağlamıştır.
Yunanistan’da olduğu gibi, Kıbrıslı Rumlar da 1976 yılında Dimotiki’yi resmi dile seçerek Katharevusaya veda etmişlerdir. Fakat, eğitim kitapları Dimotiki diyalektinde hazırlanmış olmasına karşın, sınıflarda artık Dimotiki ile Kıbrıs Yunancası bir arada yer alıyor. Öğrenciler Dimotiki dilinde yaptıkları derslerde tartışmalara Kıbrıs Yunancası ile katılıyorlar. Ayrıca, Kıbrıs Yunancası sadece bir konuşma dile olmaktan çıkarak, kültür yaşamına da yerleşmiştir. Son yıllarda yapılan araştırmalar edebiyatta, tiyatroda, sinemada, basında, şiirde ve reklamlarda Kıbrıs Yunancasının sık sık kullanıldığını göstermektedir.
En önemlisi, artık ne Yunanlılar Kıbrıslı Rumları Kıbrıs Yunancası kullandıkları için küçümsüyor, ne de Kıbrıslı Rumlar kendilerini daha aşağıda görüyorlar. Kıbrıslı Rumlar Atina’da büyük bir rahatlık içinde “gunna” talep edebiliyorlar. Öten yandan, Kıbrıs Yunancasında yazılmış “Vouni” adlı edebiyat eseri Yunanistan’da yılın kitabı seçilebiliyor.
Sonuç olarak, Kıbrıs Rum toplumunda iki-diyalektli bir dil durumu söz konusudur. Dimotiki ile Kıbrıs Yunancası kullanılmaktadır ve her diyalektin kendine has bir işlevi vardır.
Yine de hala milliyetçiliğin bıraktığı kötü mirasın izlerine rastlıyoruz. Kıbrıs Yunancası kullanımına itiraz eden ve bu dili kullananları “milli bilinçten kopmuş” kişiler olarak gören Helen milliyetçileri vardır. Öte yandan, Kıbrıs Yunancası kullananlar arasında da dil milliyetçiliği yapanlar vardır. Kıbrıs Yunancasını “Kıbrıslı” kimliğin bir göstergesi olarak ileri sürüyorlar. Fakat, bu görüşler toplumun geniş kesimleri tarafından kabul görmüyor. Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs Yunancası konuşurken artık tereddütte kapılmıyor ve kendilerini evlerinde hissediyorlar. Fakat, buradan hareketle farklı bir “milli bilinç” geliştirme eğilimi içinde değildirler. Kıbrıslı Rumlar bir yandan ayrı bir devletin yurttaşları olarak devlet bilincine sahiptirler ama öte yandan da kültürel kimliklerinin Yunanlılarla pek çok ortak unsuru bulunduğunun farkındadırlar. Kısacası, toplum uzun yıllara yayılan kimlik ve dil gerilimlerinden çıkarak bir senteze kavuşmuşa benziyor. Hem Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin yurttaşları olarak ayrı bir siyasi kimlikleri olduğunu, hem kendilerine has kültürel özellikleri olduğunu, hem de Yunanlılarla genel olarak “kültürdaş” olduklarını uyumlu bir şeklide bağdaştırabiliyorlar...




















