1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. ‘KARGAŞA, KAOS, YIĞILMA’
‘KARGAŞA,  KAOS,  YIĞILMA’

‘KARGAŞA, KAOS, YIĞILMA’

Sağlık sisteminde çok ciddi alt yapı ve personel eksikliği, organizasyon sorunları olduğunu ifade eden Lefkoşa Devlet Hastanesi Kardiyoloji Klinik Şefi, Kardiyolog Dr. Gülgün Vaiz YENİDÜZEN’e içini döktü, sağlık sistemini yorumladı

A+A-

Fayka Arseven Kişi

Lefkoşa Devlet Hastanesi Kardiyoloji Klinik Şefi, Kardiyoloji uzmanı Dr. Gülgün Vaiz, sağlıkta yaşanan sistemsizlikte önemli noktalara vurgu yaparak, “Birinci, ikinci, üçüncü basamak sağlık hizmetleri iç içe geçmiştir. Bu kargaşa bir kaos, yığılma ve kadroların verimliliğinde ciddi kayıplara neden olmaktadır” dedi.

Vaiz, ülkemizdeki kalp hastalıklarında ciddi artışın yaşandığına da dikkat çekerek, “Giderek artan kalp krizi oranları, kalp krizi yaşının 50 yaşların altına düşmesi bu konuda bizi uyarıyor, alarm veriyor’ uyarısında bulundu.

Kardiyoloji uzmanı Dr. Gülgün Vaiz ile hem kalp hastalıklarını hem de sağlıkta yaşanan sorunları konuştuk.

 ‘Bu söyleşinin amacı sadece kalp ve damar hastalıklarının bir veba salgını gibi arttığını vurgulamak değildir. Amaç; sağlık çalışanlarının çok zor, yetersiz koşullarda, adeta savaş koşullarında çalıştığını gözler önüne sermektir. Muhatabımız, sadece ve sadece toplumdur.’

  • Daha önce de kalp hastalıklarıyla ilgili ciddi uyarılarda bulundunuz. 2016 yılı kalp hastalıkları açısından nasıl bir yıl oldu? Ciddi bir artış söz konusu mu?
  • Dr. GÜLGÜN VAİZ: Kuzey Kıbrıs’ta 95 yılından beri Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi (LBND)’nde çalışan bir Kardiyolji uzmanı olarak yaklaşık 50.000 civarında hastaya ben, ekibin tümünü katarsak topluma dokunduğumuz ortaya çıkar.

Bizden önceki meslektaşlarımızın başlattığı ve bizim devraldığımız ve bizden sonra devredeceğimiz çok kutsal ve hayati, çok riskli bir bayrak taşıyoruz.

Bu söyleşinin amacı sadece kalp ve damar hastalıklarının bir veba salgını gibi arttığını vurgulamak değildir. Amaç; sağlık çalışanlarının çok zor, yetersiz koşullarda, adeta savaş koşullarında çalıştığını gözler önüne sermektir. Muhatabımız, sadece ve sadece toplumdur.

Kalp ve Damar hastalıklarının yıllara göre dağılımını, kalp ve damar hastalıkları ile ilgili rakamları ortaya koyarsak giderek artan ve ciddi toplumsal bir sorun olan hastalığın boyutlarının ne kadar çarpıcı olduğunu ortaya koyacaktır.

1990’lı yıllarda LBNDH’de yılda 70 -80 kişi, Mağusa Devlet Hastanesi’nde yılda 50-60 kişi kalp krizi geçirirken, 2000’li yılların ilk yarısında LBNDH’de yılda 100-150 kişi,  Mağusa Devlet hastahanes’inde yılda 70-80 kişi kalp krizi geçirmiştir.  2010 – 2014 yılları arasında LBND hastahanesi’nde yılda 150-200 kişi. Mağusa Devlet Hastanesi’nde yılda 70-80 kalp krizi geçirmiştir. 2014’den bu güne kadar 2016 yılı dahil yılda 250-300 kişi, Mağusa Devlet Hastanesi’nde 70-80 kişinin kalp  krizi geçirdiği tesbit edilmiştir. 2016 yılında LBND’ de kayıtlı 400 kişi kalp krizi geçirmiştir.

Girne ve Güzelyurt’ta kalp krizi geçiren hastalar  direkt  Lefkoşa’ya sevk edilmektedir ve bu rakamlara  dahildir.  Mağusa Devlet Hastanesi’nde kalp krizi geçiren hastaların acil anjiyo gerektirenleri de Lefkoşaya sevk edilmektedir.   Çünkü KKTC Sağlık Bakanlığı’na bağlı  devlet hastanelerinden Koroner Anjiyografi Laboratuvarı olan,  anjiyo ve balon ve stent uygulaması yapılabilen tek merkez  3. basamak sağlık hizmeti veren LBND Hastanesi Kardiyoloji Servisi’dir.

‘Kıbrıs Türk toplumunun kalbine yeterince özen gösterdiğini söyleyemeyiz. Giderek artan kalp krizi oranları, kalp krizi yaşının 50 yaşların altına düşmesi bu konuda bizi uyarıyor, ALARM VERİYOR.’

 

“Kalp krizi yaşı 50 yaşların altına düştü”

  • Vatandaşlar kalbine özen gösteriyor mu, yoksa hastalıkla yüzleşince mi tedbir akla geliyor?
  • Dr. GÜLGÜN VAİZ: Kıbrıs Türk toplumunun kalbine yeterince özen gösterdiğini söyleyemeyiz. Giderek artan kalp krizi oranları, kalp krizi yaşının 50 yaşların altına düşmesi bu konuda bizi uyarıyor, alarm veriyor.

Dünyada, gelişmiş ülkelerde kalp krizleri azalırken, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde artma eğilimi devam ediyor. Ülkemizde çocuk yaşlardan  başlayan obezite, giderek artan oranlarda  şeker hastalığı, moderin yaşamın getirdiği bir çok olumsuzluk, hareketsizlik,  stres, sağlıksız beslenme, alkol, sigara ve tütün ürünlerinin yaygın  ve erken yaşta  kullanımın artması kalp ve damar hastalıklarından ölümlerin artışını beraberinde getirmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü, yaşam tarzı değişiklikleri, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, normal kiloya inip, stresle mücadele ederek kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerin dörtte üçünden fazlasının önlenebileceğini söylüyor.

Günümüzde Kalp damar hastalıkları kader değildir. Değiştirebiliriz, geciktirebiliriz, önleyebiliriz.

Mucize bir reçete yoktur. Yapılacak şey kalp ve damar hastalığına sebep olan sigaranın yaşam boyu bırakılması, hareketli olmak, aile öyküsü varsa düzenli doktor kontrollerine gitmek, kalp dostu beslenmektir.

‘Ülkemizde çocuk yaşlardan başlayan obezite, giderek artan oranlarda  şeker hastalığı, modern yaşamın getirdiği bir çok olumsuzluk, hareketsizlik,  stres, sağlıksız beslenme, alkol , sigara ve tütün ürünlerinin yaygın  ve erken yaşta  kullanımın artması kalp ve damar hastalıklarından ölümlerin artışını beraberinde getirmektedir.’

 

  • Sağlık sistemindeki sistemsizlikten herkes şikayetçi. Siz uzun yıllardır en yoğun serviste hizmet veriyorsunuz. Bu sistemsizlikle nasıl baş ediyorsunuz?
  • Dr. GÜLGÜN VAİZ: Ülkemizde Kıbrıs sorunu ve sağlıkta sistem sorunu 50 yıldır  tartışılıyor. KKTC’ de sağlığa ayrılan bütçenin birçok gelişmiş, sosyal devlet anlayışına sahip ülkeden çok gerisinde olduğu bir sır değildir.  KKTC’ de sağlıkta sistemsizlikten öte sağlığın sunumunda yaygın, nitelikli ve kolay ulaşılabilir bir hizmetin verilememe sorunu da vardır. Çok ciddi alt yapı ve personel eksikliği, organizasyon sorunları vardır.   Birinci, ikinci, üçüncü basamak sağlık hizmetleri iç içe geçmiştir. Bu kargaşa bir kaos, yığılma ve kadroların verimliliğinde ciddi kayıplara neden olmaktadır. 

Dünyada ve Avrupa’da sağlık hizmetlerinde çeşitli sistemler uygulanmaktadır. Her ülke kendi olanakları, ekonomik politikaları, bakış açısı,  kadro yeterliliğine göre sistemler uygulamakta, kendi gerçeklerine uygun bir yapılanmaya gitmektedir.  Bu sistemler reel ve ülke gerçeğine uygun olmak zorundadır. Değişmez en önemli kriter sosyal devlet olmanın gerekliliği olan koruyucu hekimliğin ve tüm vatandaşlarına eşit, kaliteli, çağdaş hızlı, nitelikli,  ucuz hizmetin verilmesidir. Bu her ülkenin devletlerinin kendi ülkesine uygun organizasyon ve sistemlerle düzenlenir, planlanır...

 ‘Mucize bir reçete yoktur. Yapılacak şey kalp ve damar hastalığına sebep olan   sigaranın yaşam boyu bırakılması, hareketli olmak, aile öyküsü varsa düzenli doktor kontrollerine gitmek, kalp dostu beslenmektir.’

Ülkemizde devlet, sağlık hizmetlerinde hangi hizmetleri, ne kadarını kendisinin vereceğini, kendi veremediği hangi hizmetleri, özel sektörden temin edeceğini belirlemelidir. Sağlık Bakanlığı Kamu ve Özel sektördeki sağlık kurumlarını kendi ihtiyaçları doğrultusunda desteklemeli ve organize etmelidir.

Sosyal Devlet anlayışında kamu hizmeti,  devlet hastaneleri esastır. Devlet hastaneleri de özel hastaneler gibi çağdaş fiziki koşullara kavuşturulmalıdır. Hem devlet hem de özel güçlü çağdaş insana yakışır, kaliteli olmalıdır. Kardiyoloji Servisi hasta yatak sayısının yetersiliği, odalarının kovuş şeklinde olması,  fiziki yapısının yetresizlikleri, sağlık personel sayısının (Doktor, hemşire, personel) eksik ve az olmasıyla sorunlar yaşamaktadır. Kardiyoloji servisine yolu düşen herkes bu sorunlara şahit olmuştur.

Kardiyoloji servisi olarak nasıl çalışıyoruz? Ne yapıyoruz?  Kişisel olarak harcanan olağanüstü çabalar, 24 saat tutulan nöbetler, özel yaşamdan yapılan fedakarlıklar ve kendi sağlığını riske eden her biri bir savaş kahramanı olan sağlık çalışanlarıyla.  Yılda 2000 hasta yatırılmakta, 1800 koroner anjiyografi yapılmakta, 350 balon, stent uygulamaktadır.

‘Çok ciddi alt yapı ve personel eksikliği, organizasyon sorunları vardır.  Birinci, ikinci, üçüncü basamak sağlık hizmetleri iç içe geçmiştir. Bu kargaşa bir kaos, yığılma ve kadroların verimliliğinde ciddi kayıplara neden olmaktadır.’ 

 

‘Sağlıkta istifalar olmuştur, olmaya da devam etmektedir’

 

  • Bir dönem sağlıkta istifalar gündemdeydi. Şimdi de sağlık ve özlük hakları konusunda yeni bir gündem var. Umutlu musunuz?
  • Dr. GÜLGÜN VAİZ: Sağlıkta istifalar olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Bu konu bazı çevrelerin iddia ettiği gibi spekülasyon değil maalesef bir realitedir. Maaşların yetersizliği, çalışma koşullarının çok ağır olması meslektaşlarımızı devlet hastahanelerinden istifa edip özel sektörde çalışmaya veya ülkeden göç etmeye mecbur etmektedir.

Tüm bu sorunlar ortada dururken son bir iki yıldır ayni meslek gurubundan hekimler arasında sağlık camiasında yaratılan aşırı saldırgan, savaş dili, kin ve nefret kültürü ne yazık ki bazı medya yazarları aracılığıyla da yanlış bir yöne doğru çekilmekte ve tehlikeli bir orta yaratımaktadır. Sağlık çalışanları bölünmeye aşağılanıp, değersizleştirilmeye çalışılmaktadır. Tıbbın dili barış dilidir. Dünyada tarih boyunca çok önemli iki toplumsal değer vardır. Bunlar toplumları ayakta tutan çok ciddi önemli değerlerdir.  Bunlardan birisi sağlık, diğeri ise adalettir.  Sağlığımızı, canımızı emanet ettiğimiz doktorlara ve sağlık çalışanlarına karşı oluşturulan güvensizlik,  son derece tehlikeli ve yanlıştır. Herkesi ve herşeyi eleştirebilirsiniz.   Ancak eleştirinin amacı karşıdakini linç etmek veya yok etmek amacı taşıyorsa bunun vebali büyük olur ve sizin olur.

1963 de Kıbrıs Cumhuriyeti Hastahanelerinde görev yapan Türk sağlık personeli toplumsal çatışmalar sonucu İngiliz sömürge döneminden devralınan hastahane ve sağlık servislerinden dışlandılar.  O dönemin yönetimi doktorları özlük haklarını veremediği için çözüm olarak yarım gün hastahanede, öğlenden sonra kliniklerinde çalıştırmayı uygun buldu. O gün, bu gündür Doktorlara hakettikleri özlük hakları verilemediğinden gelmiş geçmiş tüm Hükümetler,  kamu doktorlarının klinik çalıştırmalarını devam ettirdi.  Klinik çalıştıran hekimlerden her yıl devlet vergi almaktadır. Klinik çalıştıran kamu doktorları kliniklerinde vergi levhası asmak zorundadır ve asıyorlar. Kısacası kamu doktorları resmi olarak kayıt altındadırlar.

‘Sağlıkta istifalar olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Bu konu bazı çevrelerin iddia ettiği gibi spekülasyon değil maalesef bir realitedir.’

  • Tüm siyasiler sağlıktaki hastalığa teşhisi yıllardır koydu, sağlık çalışanları, vatandaşlar ise bu sistemdeki sorunları konuşuyor. Bu sorunu çözmek gerçekten bu kadar zor mu?
  • Dr. GÜLGÜN VAİZ: Çözüm bellidir; 50 yıldır verilemeyen özlük haklarının verilmesidir. Demokrasiyle yönetilen devletlerde,  yasama, yürütme ve yargının görevleri tanımlanmıştır. Kamu hekimlerinin çalışma biçimlerini belirlemek yürütmenin görevidir. Bazı kesimler yürütmenin yapması gereken görevi yargıya havale ederek kuvetler ayrılığı ilkesini hiçe sayarak demokrasimize de zarar vermektedirler.

‘Klinik çalıştıran hekimlerden her yıl devlet vergi almaktadır. Klinik çalıştıran kamu doktorları kliniklerinde vergi levhası asmak zorundadır ve asıyorlar. Kısacası kamu doktorları resmi olarak kayıt altındadırlar.’

  • Sağlıkta uzun yıllardır hizmet veriyorsunuz. Kayıplar da oluyor. Tanıdığınız tanımadığınız birçok kişi... Bununla nasıl baş ediyorsunuz?
  • Dr. GÜLGÜN VAİZ: Doktorlar ve sağlık çalışanları da insandır. Gece saat 3’te bir doktor, bir anjiyo hemşiresi, bir anjiyo teknisyeni evinde yatağında telefon nöbetçisidir. Telefonu başucundadır. Ülkenin herhangi bir şehrinde, 50’li yaşlarda bir hasta, aynı saatte şiddetli göğüs ağrısıyla uyanmış, panik halinde 112 aranmıştır. Hasta ve ailesi ölüm korkusu içindedir. Sağlık ekibi çalan telefonlarla yola çıkıp 15 dakikada hastanenin anjiyo laboratuvarındadır. Tüm ekip genç hastanın tıkanan damarı için nasıl bir çaba gösterir bunu ekibi izleyenler bir de tanrı bilir. Hasta yakınları sizden iyi haber beklemekte gözünüzün içine bakmaktadırlar. Yapılanların hiçbir maddi karşılığı yoktur. Biz savaş koşullarında yaşayan bir meslek grubuyuz. Toplum tarafından bilinsin istedik. Duran bir kalple bizim de kalbimiz duruyor. Çalışan her kalp, bizi dünyanın en zengin ve mutlu insanı yapıyor.

 

 

 

Bu haber toplam 5335 defa okunmuştur