
“Hükümet, kuvvetler ayrılığını tek bir tüzükle zedeliyor”
CTP Milletvekili Ürün Solyalı, UBP-DP-YDP Hükümeti'nin Cezaevi Disiplin Tüzüğü'nde yaptığı tartışmalı değişikliği YENİDÜZEN’e değerlendirdi; “Hükümet, kuvvetler ayrılığını tek bir tüzükle zedeliyor” dedi.
Recep DAL
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Ürün Solyalı, UBP-DP-YDP Hükümeti'nin Cezaevi Disiplin Tüzüğü'nde yaptığı son değişikliğin hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve yasallık ilkeleri açısından ciddi sakıncalar içerdiğini vurguladı.
YENİDÜZEN'e konuşan Solyalı, hükümetin ceza infaz sistemini hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda güçlendirmek yerine tüzüklerle cezaevi uygulamalarını sürekli değiştirmeyi tercih ettiğini belirterek, son düzenlemeyle mahkeme kararlarının sonuçlarını etkisizleştirecek yeni bir mekanizma oluşturulduğuna dikkat çekti.
Hükümetin bugüne kadar Şartlı Tahliye Tüzüğü'nde dokuz değişiklik yaptığını anımsatan Solyalı, "Şartlı Tahliye Tüzüğü'nde bugüne kadar yapılan dokuz değişiklik yetmemiş olacak ki, şimdi de Cezaevi Disiplin Tüzüğü üzerinden mahkeme kararlarının sonuçlarını değiştirecek, siyasi atama olan Cezaevi Müdürünün bağışlama yetkisini iki katına çıkaracak kadar geniş bir yetki ile Mahkeme Hükmü'nü etkisizleştirecek yeni bir mekanizma yaratılmaktadır" dedi.
“Günübirlik siyasi tercihlerle şekillenen bir infaz ve rehabilitasyon rejimi yaratılıyor”
Bu yaklaşımın istikrarlı bir ceza politikası oluşturmadığını vurgulayan Solyalı, "Bu yaklaşım, istikrarlı bir ceza politikası değil, günübirlik siyasi tercihlerle şekillenen bir infaz ve rehabilitasyon rejimi yaratmaktadır" ifadelerini kullandı.
Kuzey Kıbrıs'ta halen çağdaş bir Ceza İnfaz Yasası bulunmadığını belirten Solyalı, yürürlükteki Fasıl 286 Cezaevleri Disiplin Yasası'nın İngiliz döneminden kaldığını ve infaz rejiminin temel esaslarını belirlemek yerine ceza indirimi, bağışlama, şartlı tahliye ve benzeri kişi özgürlüğünü ve toplum güvenliğini doğrudan etkileyen alanları hiçbir temel ilke koymaksızın tüzüklere bıraktığını söyledi.
Söz konusu son tüzük değişikliğinin dayandığı Fasıl 286 Cezaevleri Disiplin Yasası'nın 4'üncü maddesine de işaret eden Solyalı, bu maddede Bakanlar Kurulu'na yalnızca "hapislerin layıkıyla nezaret altında bulundurulmaları ve beslenmeleri, yapacakları işlerin nitelik ve miktarı, hükümlülerin sınıflandırılması, cezaevlerinde işlenen disiplin suçlarının cezalandırılması ve cezaevlerinde normal düzen ile disiplinin korunmasını öngören tüzükler yapabilme" yetkisi verildiğini belirtti.
Solyalı, bu maddede bağışlama veya ceza indirimi konusunda herhangi bir düzenleme yetkisinin öngörülmediğini belirterek, "Bağışlama veya ceza indirimi ile ilgili herhangi bir yetkinin veya alanın tüzükte düzenlenebileceği belirtilmemektedir" değerlendirmesinde bulundu.
“Tüzük yoluyla sınırsız ve koşulsuz alanlar yaratılmasına imkan tanındı”
Öte yandan aynı yasanın 9'uncu maddesinin ise 4'üncü madde uyarınca çıkarılacak tüzüklerle, hapis cezası çeken bir kişinin cezasının belirli koşullar altında çalışkanlık ve iyi ahlakı nedeniyle bağışlanabileceğini öngördüğünü hatırlatan Solyalı, yasada sınırları açıkça belirlenmeyen bu düzenlemenin tüzük yoluyla sınırsız ve koşulsuz alanlar yaratılmasına imkan tanıdığını vurguladı.
"Hukuk devletinde temel hakları etkileyen konuların kapsamı ve sınırları yasa ile belirlenmek zorundadır; yürütmeye sınırsız düzenleme alanı bırakılamaz" diyen Solyalı, yapılacak tüzüklerin de yasaların çizeceği sınırlar üzerine kurulması gerektiğini belirterek, 1985 Anayasası ile Anayasa Mahkemesi içtihatlarının bu yönde açık olduğunu ifade etti.
Mevcut yasal yapının dahi Anayasa bakımından ciddi tartışmalar içerdiğine vurgu yapan Solyalı, Anayasa'nın yasama yetkisinin devredilemeyeceğini düzenleyen 4'üncü maddesi, hukuk devleti ilkesini güvence altına alan 1'inci maddesi, idarenin ancak yasa ile düzenlenebileceğini öngören 113'üncü maddesi ve Anayasa ile yasa açıkça yetki vermedikçe tüzük yapılamayacağını hükme bağlayan 122'nci maddesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bu hükümler dikkate alındığında kişi özgürlüğünü doğrudan etkileyen böylesine geniş bir yetkinin tüzükle yaratılmasının temel anayasa hukuku ile bağdaşmadığına dikkat çeken Solyalı, buna rağmen hem Şartlı Tahliye Tüzüğü'nün hem de Cezaevi Disiplin Tüzüğü'nün İngiliz döneminden kalan Fasıl 286 Cezaevleri Disiplin Yasası altında çıkarıldığını ve bugüne kadar bu şekilde uygulandığını ifade etti.
Son dönemde hükümetin özellikle şartlı tahliye sisteminde art arda değişikliklere gittiğini belirten Solyalı, bu hükümet döneminde Şartlı Tahliye Tüzüğü'nün dokuz kez değiştirildiğini ve şartlı tahliye hakkı elde etmek için öngörülen cezanın yarısını çekme şartının üçte bire indirildiğini kaydetti.
Bu düzenlemelerin ardından Mart 2026'da Cezaevi Müdürü'ne her ay için tanınan indirim hakkının da genişletildiğini anımsatan Solyalı, son değişiklikle birlikte birçok madde değiştirilirken özellikle Cezaevi Müdürü'nün "Ödüllendirme ve Bağışlama" başlıklı 157'nci maddesindeki yetkisinin önemli ölçüde artırıldığını söyledi.
Solyalı, mevcut düzenlemede iki yıl ve üzerindeki hapis cezalarında hükümlünün iyi hali ve çalışkanlığı gerekçe gösterilerek cezanın altıda biri oranına kadar uygulanabilen bağışlama yetkisinin iki kat artırılarak cezanın üçte birine kadar çıkarıldığını belirterek, Cezaevi Müdürü'ne bu yönde karar verme yetkisi tanındığını ifade etti.
“Hükümete duyulan güvensizlik, konuyu daha önemli hale getirdi”
"Burada temel tartışma bu ihtiyacın nereden doğduğudur ve bu karar verilirken hangi bilimsel temele, çağdaş ceza infaz sistemi tartışmalarına tabi tutularak bu kararın alınıp alınmadığıdır" diyen Solyalı, hukuki tartışmaların yanı sıra hükümete duyulan güvensizliğin de konuyu daha önemli hale getirdiğini kaydetti.
Hükümet kanadından yapılan açıklamaların düzenlemenin gerekçesini ortaya koyduğunu belirten Solyalı, tartışmanın asıl muhatabının İçişleri Bakanı olduğunu belirterek, "İçişleri Bakanı kayıp rolü yapmayı tercih etmektedir" dedi. Hükümet mensuplarının açıklamalarına göre cezaevinin kapasitesini önemli ölçüde aştığını, şartlı tahliye sürelerinde yapılan değişikliklere rağmen bunun yeterli olmadığını ve bu nedenle söz konusu "açılımı" yapmak zorunda kaldıklarını savunduklarını aktaran Solyalı, bu yaklaşımı sert sözlerle eleştirdi.
"Bu açıklama özrü kabahatinden büyük sözü ile eşdeğer bir açıklamadır" diyen Solyalı, cezaevlerindeki yoğunluğun yalnızca infaz sistemiyle açıklanamayacağını belirterek, sorunun yıllardır oluşturulmayan kamu politikalarının sonucu olduğunu ifade etti.
“Ülkede gerçek nüfus dahi bilinmiyor”
Bu ülkede nüfus politikasının bulunmadığını, hatta gerçek nüfusun dahi bilinmediğini kaydeden Solyalı, vize takip sistemlerinin kurulmadığını, yurt dışından öğrenci veya çalışan getiren kurum ve kişilerin idari ile cezai sorumluluk üstlenmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmadığını söyledi. Acenteleri düzenleyen bir yasanın bulunmadığını, buna karşın sürekli muhaceret affının çözüm olarak görüldüğünü ifade eden Solyalı, bunun sistemsizliği kalıcı hale getirdiğini ifade etti.
Suçun önlenmesi ve suçla mücadelede güvenlik güçlerine gerekli katkının sağlanamadığını da belirten Solyalı, tüm bu eksikliklerin sonucunda toplum vicdanında yara açan ve kabul görmeyen günlük kararların ortaya çıktığını belirterek, "Bu kabul edilebilir değildir" dedi.
“Siyasi atamayla göreve getirilen birine geniş yetkiler verilmesi kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeledi”
Yapılan değişikliğin Ceza İnfaz ve Rehabilitasyon Sistemini geliştirecek ya da çağdaş hale getirecek bir karar olmadığına dikkat çeken Solyalı, üçlü kararnameyle göreve getirilen siyasi bir atamaya böylesine geniş yetkiler verilmesinin kuvvetler ayrılığı ilkesini derinden zedelediğini kaydetti.
Bunun yalnızca yetki devri anlamına gelmediğini belirten Solyalı, aynı zamanda mahkûmun yeniden topluma kazandırılmasını sağlayacak sistemin de zarar gördüğünü vurguladı.
"Adalet sistemi, birbirini dengeleyen kurumlardan oluşur ve bir süreç gerektirir" diyen Solyalı, son değişiklikle hükümetin tek bir tüzük değişikliğiyle bu dengeyi ve süreci idari takdirle değiştirdiğine dikkat çekti.
"Böylece hükümet, tek bir tüzük değişikliğiyle bu dengenin ve sürecin üzerine idari takdiri yerleştirmektedir. Bu, kuvvetler ayrılığı anlayışını zedeleyen son derece tehlikeli bir yaklaşımdır" ifadelerini kullanan Solyalı, cezanın önemli bir bölümünü ortadan kaldırabilecek nitelikteki bağışlama kararlarında karar vericinin fiilen mahkeme yerine geçtiğini belirtti.
Solyalı, "Tüzükte öngörülen bu kadar yüksek bir bağışlama-af kararında kendisini mahkeme yerine koyan şahsın kararında, bir başka kurumun, kurulun veya mahkemenin hiçbir denetimi olamayışı da sistemi yerle bir etmektedir" dedi.
Cezaevi kapasitesinin gündeme geldiği her dönemde çözümün sınırsız yetkiler tanınarak cezaevlerini boşaltmak olarak görülmesini de eleştiren Solyalı, bunun suçun önlenmesi, denetim mekanizmalarının kurulması ve suçla mücadelede kalıcı bir sistem oluşturulması yönündeki iddialardan vazgeçildiğinin göstergesi olduğunu vurguladı.
“Ceza infaz sistemi günlük siyasi kararlarla yönetilemez”
"Nüfus, güvenlik ve denetim politikalarının olmayışının karşılığı bu olamaz" diyen Solyalı, ceza infaz sisteminin günlük siyasi kararlarla yönetilemeyeceğini ifade etti.
Bir avukat olarak cezaevi koşullarını yakından bildiğini söyleyen Solyalı, cezaevindeki hükümlülerin önemli bir bölümünün yaptıklarından pişman olduğunu ve yeniden sivil yaşama en kısa sürede dönmek istediğini anladığını belirtti.
Ancak rehabilitasyon politikalarının kamu güvenliği ve toplum vicdanı gözetilerek oluşturulması gerektiğini vurgulayan Solyalı, "Diğer tarafta da kamu vicdanı, güvenliği ve sosyal uyum gözden kaçmayacak şekilde rehabilitasyon, ödül ve teşvik sistemi konuşulabilmeli. Bu başlıklar oy uğruna ellenebilecek başlıklar olmamalıdır" dedi.
“Şartlı tahliye sistemi yeniden düzenlenmeli”
Ceza infaz sisteminin çağdaş hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınması gerektiğini kaydeden Solyalı, rehabilite olmayı başaran veya buna teşvik edilmesi beklenen hükümlüler için bağışlama kriterleri ile şartlı tahliye sisteminin yeniden düzenlenmesini istedi.
Bu düzenlemelerin Anayasa'nın öngördüğü hukuk devleti, yasallık ve kuvvetler ayrılığı ilkelerine uygun şekilde hazırlanması gerektiğini belirten Solyalı, siyasi atama yoluyla göreve gelen idari makamların karar verici konumunun engellenmesi ya da etkisinin azaltılması gerektiğini kaydetti.
Yeni sistemde mahkeme denetiminin mutlaka yer alması gerektiğini ifade eden Solyalı, çağdaş bir Ceza İnfaz ve Rehabilitasyon Yasası hazırlanarak bağışlama ve şartlı tahliye mekanizmalarının bilimsel temellere dayalı, öngörülebilir ve yargı denetimine açık bir yapıya kavuşturulması çağrısında bulundu.

























