1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Görülmemiş kaos olacak, maalesef…”
“Görülmemiş kaos olacak, maalesef…”

“Görülmemiş kaos olacak, maalesef…”

Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, Haziran-Temmuz aylarında ülkeyi ciddi grevler ve sorunlar beklediğine dair uyarıda bulundu.

A+A-

Ödül Aşık ÜLKER

Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli, belediyelerin, merkezi hükümet vesilesiyle batmakta olduğunu kaydederek, merkezi hükümetin, “çeşitli hilelerle” belediyelerin devlet bütçesindeki paylarını “çaldığını” söyledi.

Belediyelerin hala 2020 Ocak ayında aldığı devlet katkı payını aldığını belirten Benli, “Haziran-Temmuz aylarında, yeni hayat pahalılığı gündeme geldiğinde, belki 1-2 belediye hariç, ciddi grevler ve sorunlar bu ülkeyi beklemektedir. Bu da benim şimdiden toplumu bilgilendirme ve yönettiklerini sananlara uyarım olsun. Bu ülkede görülmemiş kaos olacak, maalesef…” diye konuştu.

Ahmet Benli, toplumun istikrara hasret kaldığını belirterek, istikrar konusunda bir umudun olmadığını da söyledi.

Reform gerekçesiyle anayasanın delinmesinin ve seçim tarihinin ertelenmesinin kabul edilebilir bir şey olmadığının altını çizen Benli, “Tabii ki tartışmalı bir dönem olacak ancak hayat kendi realiteleriyle yürüyecek, hukuk da bunu bir biçimde yönetecek. Yani 26 Haziran’ın ertesi günü yerel yönetimler yönetimsiz kalmayacak” dedi.

 

“Reform tartışmasız gereklidir, geç bile kalınmıştır”

Soru: Belediyeler reformu konusunda kaotik bir dönem yaşadık. Önünüze konan reformla sizin kafanızdaki reform arasındaki farklılıklar nedir?

Benli: Reform tartışmasız gereklidir, geç bile kalınmıştır. Bunu talep etmesi gereken unsurlar yerel yöneticilerdir çünkü reform en genel anlamda onların işlerini kolaylaştırıp, halka daha iyi hizmet vermelerini sağlayacaktır. Reformun ana teması halkın vergisinin daha etkin ve daha verimli hayata geçirilmesi üzerine olmalıdır. Yaşam kalitesini ileriye taşımış ülkelerde, o toplumlar, o devletler bunu çok yıllar önce gerçekleştirmiştir.

Hükümetin aklında reform diye bir şey yoktur, reformdan anladığı gerçekten reformla örtüşen bir şey değildir. Hükümet, hükümetlerarası protokolde önüne konan “bunu yaparsam”dan başlayan bir motivasyonla çalışmaktadır. Onu yapıp, hem reformu destekleyecek olan fona, paraya ulaşmak gibi bir gaileyle hareket etmektedir, hem de bunu yapıp itibarını yükseltmek peşindedir. Belediyeler reformu diye önümüze konan, belediyelerin birleştirilmesi ve sayılarının azaltılması büyük bir projenin sadece küçük bir unsurudur. Aslında genel anlamda ülkede “reforma karşıyım” diyen biri yok ama “reform ne olmalıdır” sorusunu sorduğunuzda hükümette bunun cevapları çok azdır.

 

“Belediyeler Birliği’nde meşru görülen bir yönetim yoktur”

Soru: O dönemde hükümet sizinle ne kadar diyalog kurdu?

Benli: Belediyeler Birliği ile görüştüklerini söylediler. Hükümet bizimle, en azından benimle istişare içinde değildir. En son aşamada, meclise ivedilik önerisiyle gelen Belediyeler Reformu dedikleri 3-4 yasa tasarısının komisyonda görüşülmesinde “ilgili tarafları çağırıp, dinlersiniz” yasal zorunluluğunda, ilk kez söz söyleme fırsatı buldum. Ondan önce böyle bir fırsat olmadı. Hükümet sürekli “Belediyeler Birliği’yle diyalog halindeyiz” dedi. Bu iki sebepten maksadına erişmeyen bir ifadedir. Birincisi, Belediyeler Birliği’nde “yönetimim” diyenleri, belediyelerin en az yarısı meşru olarak görmüyor. Belediyeler Birliği’nde meşru görülen bir yönetim yoktur. İkincisi, o meşru bulunmayan yarının kendi içinde de önemli bir kısmı uygulamalardan habersizdir ve karşıdır. Dolayısıyla “Belediyeler Birliği’yim” diyenlerin içerisindeki 3-4 belediye başkanının motivasyonu hükümetin önünü açmaktır ve reformdan haberleri yoktur. Sonuç olarak hükümet reform dediği şeyi yaparken belediyelerle kayda değer bir diyalog içinde olmamıştır, son aşamada komisyonda kendimizi ifade etme dışında…

 

“Belediyeler Birliği’nde bir işgal vardır”

Soru: Belediyeler Birliği yönetimi neden meşru değildir?

Benli: Birincisi, bu ülkedeki diğer seçimlerde ne yapılmışsa, Belediyeler Birliği'ndeki genel kurulda da o yapılmıştır. Bazı belediye başkanlarının telefonla arandığını biliyorum, oraya da müdahale edildi. Bu müdahaleli halinde bile bizim geleneksel genel kurul yapımız orada uygulanmadı yani gizli oyla bir oylamaya gidilmedi. Bu yönetime “meşru değildir” diyen 13 belediye başkanı bir basın toplantısı düzenledik. Belediyeler Birliği’nin 28 seçmeni vardır, 13 tanesi alenen basına çıktı ve “meşru değildir” dedi. Gizli oylama olsaydı bir veya birkaç belediye başkanı daha bunu söyleyecekti. Dolayısıyla bir oy daha olsaydı, yani 14 belediye başkanı olsaydı bu yönetim seçilemezdi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, hükümet oluşumlarında yaşadıklarımızın benzeri orada da yaşandı. Belediyeler Birliği’nde meşru bir yönetim yoktur, bir işgal vardır. Bu şikayet ederek durmamız gereken bir şey değildir. Bir formülle Kıbrıs Türk Belediyeler Birliği'nin birliğini tesis etmek zorundayız çünkü şu anki durumdan en çok zarar gören belediyeler ve belediye başkanlarıdır. Sizin vesilenizle bir kez daha çağrıda bulunmak isterim, Belediyeler Birliği Genel Kurulu düzgün bir şekilde yenilenmeli ve orada seçilen kim olursa olsun, bütünlüklü olarak belediyelerin hak ve menfaatlerini birlikte korumalıyız.

 

“Belediyelerin devlet bütçesindeki paylarında çok ciddi hırsızlıklar var”

Soru: Belediyelerin devlet katkısı konusunda alacakları olduğunu biliyoruz. Son durum nedir?

Benli: Belediyelerin gelirleri iki temel ayaktan oluşur, biri belediyelerin kendi bölgelerinden kendi marifetleriyle elde ettikleri gelirlerdir. İkincisi de, belediyelerin devlet bütçesindeki payıdır. Hükümetler genellikle “belediyelere para verdik” ifadesini kullanır ancak bu gerçek dışıdır. Devletin gelirlerinin kurumlar arasında bölünmüşlüğü vardır. Devletin yerel gelirlerinin %9’u belediyelerindir. Kimsenin para vermesi söz konusu değildir, devlet belediyelere paylarını verir. Belediyeler bir yandan kendi yerel gelirlerinde ekonomik krizin yarattığı daralmaları yaşarken, diğer yandan devlet bütçesindeki paylarında çok ciddi erozyonlar, çok ciddi hırsızlıklar vardır. Devlet katkısı belediyelerin bütçesinin önemli bir kısmıdır. Devlet tahmini bütçesini yapar ve o yıl yerel gelirlerinin ne kadar artacağını tespit eder ve ona bağlı olarak yeni mali yılda belediyelerin payının ne kadar artacağı ortaya çıkar. Bunlar hayat pahalılığına paralel olan şeylerdir ve dengeyi bozmaz, böyle olmalı. Ancak merkezi hükümet, çeşitli hilelerle, bu artışların önünü keserek belediyelerin paylarını çalmaktadır.

2020 yılında, 2021 yılının bütçesini planlarken, merkezi hükümet “benim yerel gelirlerim yüzde yarım artacak” dedi ve belediyelere devlet katkı payını yüzde yarım üzerinden verdi. Merkezi hükümet bir ay sonra kendi bütçesini revize etti ve “yerel gelirim % 26 artacak” dedi. 2021 mali yılı tamamlandı ve % 26 gerçekleşti ama belediyelere yüzde yarım verildi. 2021 yılında merkezi hükümet %25 buçuğu kalem oyunuyla çatır çatır çaldı.

 

“Belediyeler hala 2020 Ocak ayında aldığı devlet katkı payını almaktadır”

2022 yılında yine aynı oyunu yaptı ve bütçeyi planlarken “yerel gelirlerim % 26 artacak” dedi ve belediyelere %26 artışla katkı payının miktarını belirledi. 2022’nin ilk yarısında belediyeler personel giderlerini %37 artırmak zorunda kaldı. Bu arada mazot 3-4 kat arttı, diğer giderlerimiz de arttı. 2022’de merkezi hükümet %26 artışla katkı payını verdi ama daha yılın ilk yarısında biz personele 2021’in ikinci yarısındaki %37 hayat pahalılığını verdik. 2022’nin birinci yarısındaki hayat pahalılığını da haziran sonunda vereceğiz, merkezi hükümet %14 öngörmüştü ama yılın sadece ilk dört ayında %34.6 hayat pahalılığı gerçekleşti ve temmuza kadar %40-45 artış öngörülmektedir. Kısacası %80 kusur personel maaşı artışı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Başta mazot olmak üzere, elektrik ve diğer tüm maliyetlerdeki artış ortadadır ama merkezi hükümet belediyelere %26 pay verdi. Şimdi kurulan hükümetin ilk işi bütçeyi revize etmek olacak, “yerel gelirler minimum %60 artacak” diye bütçe yapacak. Belediyelere %26 verdiler, 2022’de minumum %34 daha çalacaklar. Bunlar milyonlarla ifade edilen rakamlardır.

Sadece bu olsa bir şey değildir, çalınmış şekliyle %26 diye tespit ettikleri devlet katkı payını da alamıyoruz. Sonuç olarak, belediyeler yıldan yıla artan, katlanan hayat pahalılıkları karşısında hala 2020 Ocak ayında aldığı devlet katkı payını almaktadır. Peki bunlar kimin marifetiyle oldu? Merkezi hükümetin marifetiyle…

 

“Merkezi hükümet bizim olan paraları bize vermiyor”

Soru: Belediyelerin kendi yerel gelirlerini düzenleyen 51/1995 Belediyeler Yasası’nın güncellenmemesi belediyelerin ne tür gelir kayıpları yaşamasına neden oluyor?

Benli: 51/95 sayılı yasanın güncellenmemesinden dolayı belediyeler hem idari açıdan hakkıyla yönetemiyorlar, hem de bütçesel olarak zorlanıyorlar. Gönyeli Belediyesi temizlik hizmetleri adı altında pek çok kalemde hizmet vermektedir, bunlar evsel atıkların taşınması, bahçe atıklarının taşınması, 65 yaş üzeri kişilerin bahçe temizliğinin yapılması, bütün kentin temizliğinin yapılması, sokakların süpürülmesi, çöp konteynerlerinin yaz aylarında yıkanması ve işletmelerin çöp hizmetlerinin görülmesidir. İlk anda 7 başlık altında temizlik hizmeti saydım, altısı için hiç paraya gerek olmadığını hayal edin, temizlik vergisini sadece evsel atıklar için aldığımızı düşünün… Yasal mevzuat düzenlenmediği için Gönyeli Belediyesi evsel atıkları Güngör’e ulaştırmak için, her seferde 1 TL almaktadır. Yasa güncellenmediği için, belediyeler yerel gelirlerini de artıramamaktadır.

Açın önümüzü… Merkezi hükümet bizim olan paraları bize vermiyor. Mesela 1.6 milyon TL trafik cezası parası var, bu para Gönyeli Belediyesi'nindir. 2020’nin yarısından beri tek kuruş alamadık. Gönyeli Belediyesi okullara toplu taşımacılık hizmeti verir ama iki buçuk yıldır devletten taşıma parasını da alamadık. Devlet, Gönyeli Stadı'na su bağlattı, 2020’nin yarısından beri onun parasını da alamadık. Askeri birliklerin su paraları da belediyelere ödenmemektedir.

Kısacası, merkezi hükümet belediyelerin gerek merkezi bütçedeki paylarını çalmakta, gerekse

belediyelerin kendilerine ait olan ve devlet bütçesi üzerinden geçerek belediyelere ulaşması gereken paraları da kendi bütçesinde aktarmaktadır. Bazı yandaş belediyelere bunlar verilmektedir ama biz hala 2020 Ocak ayında aldığımız devlet katkı payını alıyoruz. Aynı zamanda, gerekli yasal düzenlemeyi yapmayarak merkezi hükümet belediyelerin önünü tıkamaktadır. Belediyeler, merkezi hükümet vesilesiyle batmaktadır. Haziran, Temmuz aylarında, yeni hayat pahalılığı gündeme geldiğinde, belki 1-2 belediye hariç, ciddi grevler ve sorunlar bu ülkeyi beklemektedir. Bu da benim şimdiden toplumu bilgilendirme ve yönettiklerini sananlara uyarım olsun. Bu ülkede görülmemiş kaos olacak, maalesef…

 

“İstikrar konusunda bir umudumuz var mı? Keşke olsaydı”

Soru: Son kurulan hükümetten beklentiniz nedir?

Benli: Demokrasi siyasi irade ile tecelli eden, oluşan bir şeydir. Siyasi iradenin olmadığı yerlerde bir irade söz konusu değildir, bu halktan alınan bir güçtür. Diğeri herkese sıkıntı yaratır. Bu, bugüne kadar gördüğümüz en ilginç örneklerdendir. Toplumun en büyük derdi istikrarsızlıktır, özellikle merkezi otoritede istikrarsızlık… İstikrara hasret kaldık. İstikrar konusunda bir umudumuz var mı? Keşke olsaydı… Kurulan hükümet modeli ne kadar gider? O ayrı bir belirsizlik, ayrı bir kaos… Bütün bunları bir yurttaş olarak, içinde bulunduğum sorumluluğun bana verdiği gaile ile söylüyorum.

 

“Yerel seçimden önce bir genel seçim olma ihtimali de var”

Soru: Yerel seçimlerle ilgili durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benli: Seçim elimizle yarattığımız başka bir kaostur. Anayasa delinerek seçim tarihlerinin ertelenmesi, hepimiz bilelim ki, gündelik bir olay değildir. İnsanoğlunun bugüne kadar yer kürede geliştirebildiği en iyi yönetim modeli, demokratik hukuk devleti modelidir. Bu da halk iradesine dayalıdır. Bunun yegane güvencesi anayasalardır. Anayasayı delmek, bir büyük apartmanın altından kolonları sökmek demektir. Sarsılmaya başladı mı, devletin nereden çatlak alacağı belli olmaz. Dolayısıyla anayasa asla delinmemelidir.

Yerel yönetim reformuyla, seçimi farklı şeylerdir. Az önce anlattığım motivasyonla reform yapmaya kalktığınızda sonuç bu olur. Hala “şu güne yetiştireyim de şöyle bir sonuç alayım” noktasındadırlar. Reform gerekçesiyle anayasanın delinmesi ve seçim tarihinin ertelenmesi kabul edilebilir bir şey değildir. Bir takım yeni bilinmezliklere doğru gittiğimiz söyleniyor. Tabii ki tartışmalı bir dönem olacak ancak hayat kendi realiteleriyle yürüyecek, hukuk da bunu bir biçimde yönetecek. Yani 26 Haziran’ın ertesi günü yerel yönetimler yönetimsiz kalmayacak. Ben yerel seçim için net bir tarih göremiyorum, bu saatten sonra normal zamanında seçim olamaz. Yeni hükümet de aynı görüşte ise, seçimin sene sonunda olacağını söylüyorlar ama o bile net değildir çünkü ben mevcut hükümetin veya sonraki hükümetlerin sene sonuna kadar yaşayıp yaşamayacağından emin değilim. Yerel seçimden önce bir genel seçim olma ihtimali de var. İhtimalleri konuşuyoruz, belirli bir şey yoktu. Kesin olan bir şey var, artık anayasa delinmiştir ve yerel seçim tarihinde yapılamayacaktır, maalesef…

yd-destek-gorseli-428.jpg

Bu haber toplam 3438 defa okunmuştur