
Dijital cinsel şiddet
Aile Danışmanı ve Cinsel Danışman Uzm. Nilsu Atıcı yazdı: Dijital cinsel şiddet
Bir fotoğrafın izinsiz paylaşılması, istenmeyen cinsel mesajlar, yapay zekayla üretilen sahte görüntüler ya da bir partnerin mahremiyet üzerinden tehdit etmesi. Dijital cinsel şiddet, sanal dünyada başlayıp gerçek yaşamda derin izler bırakabiliyor. Peki, teknoloji çağında onayı ve mahremiyeti ne kadar koruyabiliyoruz?
Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve dijital iletişim araçları hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Duygularımızı ifade ediyor, ilişkiler kuruyor, fotoğraflarımızı paylaşıyor ve kendimize ait alanlar oluşturuyoruz. Ancak iletişimi kolaylaştıran bu araçlar, başkalarının sınırlarını ihlal etmek ve cinselliği bir kontrol ya da tehdit aracına dönüştürmek için de kullanılabiliyor. Üstelik dijital ortamda gerçekleşen şiddetin etkileri, ekran kapandığında sona ermiyor.
Dijital Şiddet / Teknoloji Destekli Cinsiyete Dayalı Şiddet Rehberi, dijital araçlar kullanılarak gerçekleştirilen, kolaylaştırılan veya ağırlaştırılan şiddetin fiziksel, psikolojik, sosyal ve cinsel sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Bu çerçevede dijital cinsel şiddeti yalnızca internet üzerinden gönderilen rahatsız edici mesajlarla sınırlı düşünmemek gerekiyor. Çünkü söz konusu olan, kişinin cinsel özerkliğinin, mahremiyetinin ve kendi bedeni üzerindeki söz hakkının ihlal edilmesidir.
Dijital cinsel şiddet hangi biçimlerde karşımıza çıkıyor?
Bir kişiye onayı dışında cinsel içerikli mesajlar, fotoğraflar veya videolar göndermek; cinsel talepleri reddedildiğinde ısrarcı olmak; kişinin bedeni, dijital yaşamı veya cinsel yönelimi üzerinden aşağılayıcı yorumlarda bulunmak dijital cinsel şiddetin farklı görünümleri arasında yer alıyor. Kişinin görüntülerini izni olmadan paylaşmak, paylaşmakla tehdit etmek veya bu görüntüleri kullanarak ondan para, yeni görüntüler ya da cinsel davranışlar talep etmek ise şiddetin ve cinsel zorlamanın ciddi biçimleridir.
Burada önemli bir ayrıntı var: Bir görüntünün başlangıçta onayla paylaşılmış olması, onun daha sonra başkalarına gönderilmesine izin verildiği anlamına gelmez. Bir kişi partneriyle kendi isteğiyle bir fotoğraf paylaşabilir; ancak bu durum fotoğrafın başkalarına gösterilmesine, sosyal medyada yayımlanmasına veya tehdit amacıyla kullanılmasına onay gösterdiği anlamına gelmez. Onay, her durumda ve her davranış için ayrı değerlendirilmesi gereken bir sınırdır.
Günümüzde yapay zekâ teknolojileri de bu şiddetin yeni biçimlerini ortaya çıkarıyor. Bir kişinin yüzünün başka bir bedene yerleştirilerek cinsel içerikli sahte görüntüler oluşturulması, gerçekte hiç yaşanmamış cinsel davranışları yaşanmış gibi sunulması veya bu içeriklerin çevrimiçi ortamlarda yayılması, kişinin itibarını ve ruhsal iyilik halini hedef alabiliyor. Görüntünün gerçek olmaması, yaşanan zararı ortadan kaldırmıyor. Kişinin görüntüsünün cinsel içerikli bir materyalde onayı dışında kullanılması, mahremiyet ve cinsel özerklik açısından ciddi bir ihlaldir.
Dijital cinsel şiddet bazen romantik bir ilişkinin içinde, sevgi veya kıskançlık adı altında da normalleştiriliyor. Partnerin sürekli konum istemesi, telefonun şifresini talep etmesi, özel yazışmaları kontrol etmesi ya da görüntülü görüşmeler sırasında cinsel davranışlar için baskı kurması, ilişkinin doğal bir parçası olarak görülmemeli. Güven, bir kişinin dijital yaşamını bütünüyle denetleme hakkı vermez. Sevgi, kontrol etmek; yakınlık, sınırları ortadan kaldırmak değildir.
Peki, sorumluluk kimin?
Dijital cinsel şiddet söz konusu olduğunda sıklıkla yanlış sorular soruyoruz; ‘neden o fotoğrafı gönderdi?’, ‘neden görüntülü konuşmayı kabul etti?’, ‘neden hesabını gizli tutmadı?’ oysa asıl sormamız gereken, bir kişinin görüntülerini paylaşma hakkını kendinde nasıl gördüğü ve neden başka birinin sınırlarını ihlal etmeyi seçtiğidir.
Bir kişinin dijital ortamda bulunması, fotoğraf paylaşması, flört etmesi veya cinsel içerikli bir ilişki yaşaması şiddete maruz bırakılmasını haklı çıkarmaz. Güven ilişkisi içinde paylaşılan bir görüntünün kötüye kullanılması da sorumluluğu görüntünün sahibine yüklemez. Şiddetin sorumluluğu, şiddeti uygulayan kişiye aittir. Mağduru suçlayan yaklaşım ise yaşanan ihlali görünmez kılarken yardım istemeyi ve destek aramayı da zorlaştırabilir.
Bununla birlikte, dijital cinsel şiddetle mücadelede yalnızca bireylerin alacağı önlemlere bırakılmaz. Dijital platformların etkili bildirim ve içerik kaldırma mekanizmaları geliştirmesi, kişilerin mahremiyetini koruması ve şiddet uygulayan hesaplara karşı sorumluluk alması gerekir. Hukuki ve kurumsal destek mekanizmaları da erişilebilir olmalıdır. Özellikle çocukların ve gençlerin dijital onay, güvenli alan, sınırlar ve güvenli ilişkiler konusunda yaşlarına uygun, bilimsel temelli ve kapsayıcı bir cinsel eğitim alması büyük önem taşıyor.
Dijital cinsel şiddete maruz bırakılan kişilerin önceliği güvenlik ve destek olmalı. Böyle bir durumla karşılaşıldığında kişi, kendisini güvende hissediyorsa ilgili mesajları, bağlantıları ve ekran görüntülerini kanıt olarak saklayabilir; içerikleri platforma bildirebilir ve güvendiği kişilerden ya da ilgili uzman ve kurumlardan destek alabilir. Acil bir tehdit veya fiziksel güvenlik riski varsa güvenlik önlemleri öncelik kazanır. Kanıt toplamak ya da şikayette bulunmak için kişinin kendisini daha fazla tehlikeye atması beklenmemelidir. Herkesin destek arama süreci ve ihtiyaçları farklı olabilir; kararlar kişinin güvenliği ve tercihleri gözetilerek ele alınmalıdır.
Sonuç olarak dijital dünya, gerçek yaşamdan ayrı bir alan değil; ilişkilerimizin, kimliğimizin ve haklarımızın bir uzantısıdır. Dolayısıyla dijital ortamda da onaya, güvenli alana, eşitliğe ve insan onuruna saygı göstermek zorundayız. Teknolojinin gelişmesi, sınırlarımızın önemsizleştiği anlamına gelmiyor. Aksine, yeni araçlar karşısında bu sınırları daha iyi anlamamız gerekiyor.
Çünkü bir fotoğrafı paylaşabilmek, onu başkalarının kullanımına sunma hakkı vermez. Bir ilişki yaşamak, sınırsız erişime izin vermek değildir. Bir ekrana dokunmak, başka bir insanın hayatında geri alınması güç izler bırakabilir.
Dijital dünyada özgürlük, yalnızca istediğimizi paylaşabilmek değil; istemediğiniz bir paylaşımın, tehdidin veya cinsel davranışın hedefi olmadan var olabilmektir. Onay, ekranın dışında kalmamalı.




























