
“Bu bir siber egemenlik meselesidir”
YENİDÜZEN’e konuşan CTP Milletvekili Ürün Solyalı, mecliste ve sokakta tepkilere yol açan Fiber Optik Protokolü’ndeki sorunların, makyajlayarak düzeltilemeyeceğini söyledi.
Ödül AŞIK ÜLKER
CTP Milletvekili Ürün Solyalı, mecliste ve sokakta tepkilere yol açan, TC ile imzalanan “Fiber Optik Altyapısının Geliştirilmesi Protokolü”nde temel sıkıntının; stratejik nitelikli kamu kurumlarının veya hizmetlerinin, son 4 yılda Bakanlar Kurulu kararları ve çok uzun vadelerle yabancı özel tekele çok ciddi imtiyaz ve yetkilerle devredilmesi modelinin veya siyasi tercihinin telekomünikasyon başlığında uygulanması olduğunu söyledi.
Solyalı, protokoldeki sorunların makyajlayarak düzeltilemeyeceğini, protokolü imzalayan Üstel’in, muhataplarıyla masaya oturup, protokolün iptal edilmesi talebini iletmesi gerektiğini ifade etti. Solyalı, “Bu işin tüm bilimsel, ekonomik, yasal değerlendirmeler yapılarak ihale usulüyle ele alınması, yerel kaynakların ve kamunun dahil olması ve ihtiyaç varsa uluslararası tecrübeden de yararlanılması gerektiğini tekrarlıyoruz. Çağrımız da budur” dedi.
Solyalı, “Bu protokol, halkın bu çağrısına rağmen, dedikleri gibi inatla ve ısrarla meclisten geçirilecekse, resmi gazetede yayımlanmadan önce Cumhurbaşkanlığı bu Onay Yasası ve Ekli Protokolü Anayasa Mahkemesi’nden görüş almak adına gönderebilir... Anayasaya aykırılık tespitleri yapılırsa de imzalamaz” diye konuştu.
Kıbrıs’ın kuzeyinde kamu tarafından temel hizmet olarak sunulacak olan hızlı, yaygın, ulaşılabilir, sürekli ve uygun internete ihtiyaç olduğunun altını çizen Solyalı, “Tartışmamız gereken mesele ‘fiber gelsin mi, gelmesin mi?’ değildir. Tartışmamız gereken mesele, bu yatırımın hangi egemenlik çerçevesi içinde, hangi süreyle ve hangi kamu gücü sınırlarıyla yapıldığıdır. Bu kamu hizmetini kim yönetecek? Yetki ve veri kimde olacak?” diye konuştu.
Solyalı, söz konusu protokolün hükümlerinin, gelecekteki mevzuat değişikliklerini fiilen zorunlu hale getirmesinin, yasama organının takdir alanını daraltabilecek bir sonuç doğurduğunu kaydederek, tüm unsurlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablonun, egemenlik, hukuk devleti, sosyal devlet ve düzenleyici otorite alanlarının eş zamanlı daralmasına işaret eden yapısal bir anayasal risk alanı olduğunu söyledi.
Ortaya çıkan tepkilere dikkat çeken Solyalı, protokolün bu şekliyle imzalanmasının doğru bulunmadığını vurguladı.
Solyalı, “Toplumsal muhalefet çok geniş bir alana yayılmıştır. Ticaret Odası, Sanayi Odası, Esnaf Odası, Müteahhitler Birliği, Mimar ve Mühendisler Birlikleri, Tabipler Birliği, Kamu sendikaları, Öğretmen Sendikaları, Siyasi Partiler ve sayısız sivil toplum örgütü, resmi olarak bu protokole karşı olduklarını açıkça beyan etmişlerdir. Bu kadar geniş bir yelpazede toplumun her kesiminin temsilcileri bu beyanı yaptıktan sonra Sn. Erhan Arıklı’nın ‘İstediğiniz kadar direnin, bu protokol geçecek’ söylemi halka açılmış bir savaş değil de nedir?” diye konuştu.
Uluslararası protokol nitelikli işlemler yapılmadan önce çok iyi hazırlık yapılması, değişikliğe uğrayamayacak metinler olarak bu anlaşmaların anayasaya, yasalara uyumluluğu ve Kıbrıslı Türkler’in iradesi korunarak önceden çalışılması gerektiğini belirten Solyalı, yürütmenin imzaladığı uluslararası protokollerin meclis tarafından değiştirilemediğinin altını çizerek, “Değiştiremeyeceğimiz bir metni gözleri kapalı imzalayan hükümet yetkilileri, iş işten geçtikten sonra, çareyi mecliste aramaya geldi” dedi.
“İmzayı atanın dar vizyonuna sıkıştırılmış bir yapı”
Soru: TC ile imzalanan “Fiber Optik Altyapısının Geliştirilmesi Protokolü” tartışmalara ve protestolara neden oldu. Protokolün içeriğinde ne var? En sıkıntılı nokta hangisi?
Solyalı: Temel sıkıntı; elektrik, hava ulaşım, kişisel veri ve e-devlet kurumu, tapu kayıtları, coğrafi veri sistemleri, yol güvenlik radar sistemleri gibi bu ülkede stratejik nitelikli kamu kurumlarının veya hizmetlerinin, son 4 yılda Bakanlar Kurulu kararları ve çok uzun vadelerle yabancı özel tekele çok ciddi imtiyaz ve yetkilerle devredilmesi modelinin veya siyasi tercihinin telekomünikasyon başlığında, yani fiber altyapı kurgusunda da uygulanmasıdır. Ekonomi, yasal ve uygulama bakımından da herhangi bir fizibilite çalışmasının yapılmayarak, kamu-özel ortaklığını öngören bir ihalenin de yapılmaması, imzayı atanın dar vizyonuna sıkıştırılmış bir yapıyı yaratıyor. Bu da çok ciddi sıkıntılar getirdi.
“Siyasi tercih”
Kuzey Kıbrıs’ın kamu tarafından temel hizmet olarak sunulacak olan hızlı, yaygın, ulaşılabilir, sürekli ve uygun internete ihtiyacı vardır. Bu tartışmasızdır. Bu mesele yerel işletmelerin oluşturacağı bir birliktelik temelinde, ama her halukarda çıkılacak bir ihaleyle yapılması öngörülen, BTHK’nın, Telekomünikasyon Dairesi’nin denetleyici ve yön verici rolünün devam ettiği, alternatif hizmetlerin hem devlet tarafından, hem de vatandaş tarafından kullanılıp geliştirilebileceği bir modelle ele alınması sözü verilmişken, bu konuda çalışmalar, değerlendirmeler başlamışken, ani bir kararla gündemdeki protokol imzalandı. Bunun siyasi bir tercih olduğu vurgulandı. Yani, Kıbrıslı Türklere ait tüm stratejik, kamu hizmet ve kurumlarının daha önce olduğu gibi, bu hükumet tarafından yabancı özel tekele devredilmesi onların siyasi tercihi.
Protokol, fiber altyapının tasarım-kurulum–işletim–bakım ve ticari model seçimi alanlarında Türk Telekom Anonim Şirketi’ne, yani özel bir yabancı şirkete çok geniş bir takdir alanı tanırken, devletin elini ayağını ve hatta ağzını bağlayan hükümler içeriyor, anayasal yetkileri gasp eden taahhütler veriliyor. Meselenin esası, devletin yetkilerinin çok zayıf hale getirildiği ve anayasaya aykırılık iddialarının çok yoğun olduğu bir belge tahtında, diğer bir kamu hizmeti olan telekom hizmetlerini bir imzayla yabancı özel tekele 25 yıl gibi çok uzun bir süre devredilmesidir. Bununla birlikte de, alternatif hizmet sunan yerel işletmelerin kapatılmaya zorlanması, kamu idaresinin gücünün yok olmasıdır.
“Yetki ve veri kimde olacak?”
Tartışmaya konu metin teknik olarak bir “fiber altyapı iş birliği protokolü” gibi sunuluyor. Ancak hukuki ve stratejik niteliği itibarıyla bu protokol, sıradan bir yatırım anlaşması değildir. Bu protokol; altyapının kurulması, işletilmesi, yurtdışı internet trafiğinin yönlendirilmesi ve teknik–ticari modelin belirlenmesi gibi alanlarda uzun vadeli, münhasır bir yapı kurgulayan; fiilen piyasa tasarlayan ve devletin düzenleme alanını daraltma potansiyeli taşıyan bir metindir.
Dolayısıyla, tartışmamız gereken mesele “fiber gelsin mi, gelmesin mi?” değildir. Tartışmamız gereken mesele, bu yatırımın hangi egemenlik çerçevesi içinde, hangi süreyle ve hangi kamu gücü sınırlarıyla yapıldığıdır. Bu kamu hizmetini kim yönetecek? Yetki ve veri kimde olacak?
“25 yıla yayılan fiili tekelleşme riski”
Bu protokolde, en dikkat çekici husus, 25 yıla yayılan fiili tekelleşme riskidir. Fiber altyapının kurulması ve üzerinden hizmet verilmesi konusunda münhasır bir yapı öngörülmekte; ayrıca yurtdışına internet trafiğinin çıkışı da fiilen tek kanalda toplanmaktadır.
Telekom sektöründe altyapı katmanında oluşan tekelleşme, sadece fiyat meselesi değildir. Bu; rekabeti daraltır, alternatif yatırımı imkansız hale getirir, düzenleyici otoritenin yaptırım gücünü zayıflatır ve zaman içinde kamu tarafını bağımlı hale getirir. Tüketiciyi de zora sokar ve tek sunucudan pahalı ve belki de geriye düşmüş bir teknolojiyle hizmet alınmasına zorlar.
Hepimiz farkındayız, 25 yıl, dijital dünyada bir nesildir. Bu sürede teknolojiler değişir, güvenlik tehditleri dönüşür, veri ekonomisi farklı bir boyuta evrilir. Siz bugün altyapı katmanını tek bir yapı etrafında kilitlerseniz, yarın devletin farklı bir modele geçme, alternatif bir omurga kurma ya da piyasayı yeniden tasarlama kapasitesi ciddi şekilde daralabilir. Bu stratejik bir risktir.
Siber güvenlik açısından bakıldığında tablo daha da hassastır. Modern güvenlik mimarileri, kritik altyapıda yedeklilik ve çoklu çıkış prensibini esas alır. Çünkü tekil bağımlılık noktaları, kriz anında en kırılgan alanlardır. Eğer bir ülkenin yurtdışı internet trafiği ve omurga altyapısı tek merkezli bir modele bağlanırsa; siber saldırı, fiziksel kesinti, jeopolitik gerilim veya teknik arıza durumlarında alternatif üretme kapasitesi zayıflar.
Dijital egemenlik...
Diğer taraftan dijital egemenlik, bir devletin stratejik olan dijital altyapı ve veri akışı üzerinde nihai düzenleme ve alternatif üretme kapasitesine sahip olmasıdır. Bu protokolde teknik ve ticari modelin belirlenmesinde, yatırımcıya geniş takdir alanı tanındığı görülmektedir. Burada devlet otoritesi devre dışı bırakılmıştır.
Model dediğimiz şey, sadece teknik detay değildir. Model, rekabetin nasıl işleyeceğini, fiyatın nasıl oluşacağını, erişimin nasıl düzenleneceğini belirler. Bu daraltma, devlet hukuken yetkili kalsa bile, fiilen seçeneklerinin olmamasını getirir. Bu da dayatmadır.
Egemenlik her zaman açık bir devirle zayıflamaz elbette. Bazen alternatif üretme kapasitesinin kaybıyla zayıflar. Bu protokolün sıkıntılı yönlerinden biri de budur.

“Fiber altyapıya karşı değiliz”
Biz fiber altyapıya karşı değiliz. Bu ülkenin güçlü, modern, hızlı bir dijital altyapıya ihtiyacı vardır. Ancak yatırım; yabancı tekelleşmeye dayalı, siber güvenlikte tekil bağımlılık yaratan ve dijital egemenliği daraltan bir modelle gelmemelidir.
Burada tartıştığımız mesele, sıradan bir yatırım protokolü değildir. Burada tartıştığımız mesele; devletin kamu hizmeti üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırları, yürütme organının anayasal sorumluluğu, yasamanın norm koyma alanının korunması ve en önemlisi devletin egemenlik alanının hangi noktada zayıflatılabileceğidir. Bu nedenle bu protokol teknik bir altyapı anlaşması değil; anayasal düzen, kamu gücü ve devlet kapasitesi açısından değerlendirilmesi gereken bir metindir.
Bu protokolün diğer bir temel sorunu, kamu hizmetiyle ilgili karar alma, planlama, uygulama, standart belirleme, fiyat belirleme ve hatta şikayet çözüm mekanizmalarının önemli bölümünü özel tekel şirkete bırakabilecek bir yapı kurmasıdır. Devletin rolü, düzenleyici ve denetleyici olmaktan çıkıp, çoğu noktada sadece bilgilendirilen veya sonradan müdahale etmeye çalışan bir pozisyona itilme riski taşımaktadır.
“Protokol, tekilleştiriyor”
İmzalanan metne “yatırım protokolü” demek kolay. Ama bunun adı gerçekte piyasa kapamadır ve bu, sadece ekonomi meselesi değildir; bu, siber egemenlik meselesidir.
Siber egemenlik dediğimiz şey, bir ülkenin dijital alanında üç temel gücü elinde tutmasıdır: altyapı üzerinde denetim, trafik akışı üzerinde alternatifli ve güvenli yönetim, düzenleme kapasitesi. Siz bunları tek bir sözleşme metniyle, tek bir özel yapının tercihine bağladığınızda; o ülkenin kriz anında, siber saldırıda, kesinti ve güvenlik risklerinde “kendi kararını kendisi verebilme” kapasitesini zayıflatırsınız.
Bugün dünyada devletler tam tersini yapıyor: Alternatifli çıkışlar, şebeke paylaşımı, açık erişim, denetim ve şeffaflık kuruyor. Malta, Güney Kıbrıs gibi küçük ada ülkeleri bu konuda çok titiz davranıyor. Zaten, AB uyum yasalarında da fiber altyapısının tekelleşmesi yasaklanmış durumdadır. Türkiye bile bunu uyguluyor. Bizde ise protokol, tekilleştiriyor.
“Uluslararası Protokoller, meclis tarafından değiştirilemez”
Soru: Bazı UBPli vekillerin komitede takındığı tavırların meclis genel kurulunda değişmiş olmasını neye bağlıyorsunuz ve bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Solyalı: Uluslararası bir belge imzalanacaksa, bunun hazırlığı çok önemlidir. Daha önce de belirttiğim gibi, tüm yönleriyle ve paydaşlarıyla konu değerlendirilir, temel hedefler, ihtiyaçlar, kurgular yapılır ve masaya öyle oturulur. Komite sürecinde çok net gördük ki, bakanlık ve hükümet bu konuda hiçbir hazırlık yapmamış ve paydaşlar komite masası etrafında ilk kez buluşmuş. Komite, neredeyse bakanlığın bir teknik alt kuruluşu gibi, ek sözleşmede neler olmalı, bu protokol nasıl değişmeli çalışmalarını yapmaya yöneltildi. Bu kabul edilebilir bir usul da değildi. Bu işler bakanlıkta ilk günden başlar ve meclis komitesine geldiğinde bitmiş birşey tartışılır.
Yasal olarak yürütmenin imzaladığı Uluslararası Protokoller, meclis tarafından değiştirilemez. Esas sorun da burada. Değiştiremeyeceğimiz bir metni gözleri kapalı imzalayan hükümet yetkilileri, iş işten geçtikten sonra, çareyi mecliste aramaya geldi.
Komite safhasında, komitenin birinci ödevi, önüne gelen herhangi bir metnin anayasaya uygun olup olmadığını veya aykırılık var mı onu tespit ederek devam etmektir. Bu komiteye paydaşların getirdiği avukatlar, komite hukukçusu ve dört muhalif hukukçu milletvekili görüş verdi. Anayasaya aykırılıkların varlığı noktasında çok ciddi ve detaylı iddialar ortaya koydu.
Komite başkanı, esas sorumluluğu bu iddiaları temize havale etmek yani Başsavcılık’tan görüş talep etmek olmasına rağmen, üzerinde kurulan baskı nedeniyle bunu yapmaktan imtina etti ve büyük yanlış yaptı.
“Kendi milletvekilini kandırmaya çalışan bir yapı”
Komite tartışmalarında hükümete mensup milletvekilleri ve Sn. Erhan Arıklı arasında ortaya çıkan temel “uzlaşı”, bu protokol kötü bir protokol ve ek protokole ihtiyaç var. Bunun yapılması için, ya Türkiye’deki muhataplarla bunun yapılacağına dair bir önanlaşma yapılsın ve taahhüt verilsin veya ek protokol metni somut bir şekilde ortaya çıksın ve onay yasası meclis gündemine o zaman getirilsin. Komite tutanaklarında bu şerh ile onay veren milletvekili mevcut. Kendi aralarındaki bu uzlaşıya bile uymayan bir hükümet yapısı var. Kendi milletvekilini kandırmaya çalışan bir yapı.
Gelinen noktada, ek protokol metni ortaya çıkmış olmamasına rağmen, cesareti kırılan hükümet milletvekilleri var. Belli ki markaja alınmış, sözler verilmiş veya belki de tehdit edilmiş. Şartlar değişmeden fikrin değişmesinin başka bir açıklaması bende yok.
Bir de komitede çok net ortaya çıktı ki, bu metnin her bir cümlesine yüklemek istenen anlam başka, yazı dili başka, amacı başka. Sadece bu konu bile, meselenin sil baştan ele alınması gereken bir mesele olduğunun resmi.
Anayasal aykırılık iddiaları...
Soru: Anayasa’ya aykırılığa dikkat çektiniz, mecliste de bu yönde açıklamalar oldu. Bunu biraz açar mısınız?
Solyalı: Bu protokolde, anayasal aykırılık iddialarını kategorik olarak açalım. İddia diyorum çünkü elbette bu konuda münhasır yetki Anayasa Mahkemesi’nindir. Bu belge incelendiğinde egemenlik (Anayasa’nın başlangıç kısmı ve Madde 3), hukuk devleti (Anayasa Madde 1, 7), sosyal devlet (Anayasa Madde 1), yürütme yetkisi (Anayasa Madde 5), yasama yetkisi (Anayasa Madde 4), tüketicinin korunması ve sözleşme özgürlüğü (Anayasa 46, 47 ve 65 ) ve eşitlik ilkesi (Anayasa Madde 8) bakımından Anayasa’ya aykırılıklar içerdiğini iddia edebiliriz.
Fiber optik altyapı protokolü, görünüşte teknik bir yatırım düzenlemesi olmakla birlikte, bütünsel etkisi itibarıyla, devletin kamu gücü kullanım alanını daraltabilecek bir kurumsal yapı kurmaktadır. Özellikle altyapı tasarımı, erişim rejimi, fiyat mimarisi ve piyasa modelinin fiilen özel bir aktörün belirleyici konumuna bırakılması; egemenliğin halka ait olduğu ve anayasal organlar eliyle kullanılacağına ilişkin ilkeyle (Anayasa Madde 3) yürütme yetkisinin kamu hizmetlerini yönetme ve düzenleme sorumluluğunu düzenleyen hüküm (Madde 5) bakımından ciddi bir gerilim doğurmaktadır. Kritik dijital altyapının, münhasır veya fiili tekil yapılar üzerinden işletilmesi, devletin alternatif model kurma, kriz anında müdahale etme ve kamu yararı doğrultusunda piyasa yapısını değiştirme kapasitesini daraltma riski taşımaktadır. Bu durum yalnız teknik bir tercih değil, egemenliğin kullanım biçiminin özel irade lehine kayması anlamına gelebilecek yapısal bir anayasal sorundur.
Protokolün oluşturduğu piyasa mimarisi, aynı zamanda hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkeleri bakımından risk üretmektedir. Devletin model kuran ve düzenleyen konumdan, sonradan denetleyen pasif konuma itilmesi; etkin denetim, öngörülebilirlik ve kamu gücü kontrolü ilkelerini zayıflatabilir (Anayasa Madde 1). Döviz bazlı fiyat yapısı ve rekabetin sınırlanma ihtimali ise, bireylerin ekonomik hayatlarını öngörülebilir normlar çerçevesinde kurabilme güvencesini aşındırabilir. Hukuki güvenlik, yalnız yatırımcı lehine değil, vatandaş ve piyasa aktörleri lehine de işletilmelidir. Aksi halde fiyat, erişim ve hizmet koşulları kamu normu yerine özel tasarruf alanında şekillenir ve bu da hukuk devletinin denge mekanizmasını zedeler.
Bununla bağlantılı olarak sosyal devlet ve tüketicinin korunması yükümlülüğü (Anayasa Madde 65), eşitlik ve ekonomik özgürlük ilkeleri (Madde 8 ve 48) ile yasama yetkisinin devredilemezliği (Madde 4) açısından da risk alanları ortaya çıkmaktadır. Rekabetin sınırlı olduğu veya altyapı bağımlılığının oluştuğu bir modelde tüketicinin korunması piyasa dinamiklerine bırakılamaz; devletin aktif düzenleme kapasitesi korunmalıdır.
Ayrıca protokol hükümlerinin gelecekteki mevzuat değişikliklerini fiilen zorunlu hale getirmesi, yasama organının takdir alanını daraltabilecek bir sonuç doğurmaktadır
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, tek bir madde ihlalinden ziyade; egemenlik, hukuk devleti, sosyal devlet ve düzenleyici otorite alanlarının eş zamanlı daralmasına işaret eden yapısal bir anayasal risk alanıdır.
“Arıklı’nın söylemi halka açılmış bir savaş değil de nedir?”
Soru: Muhalefet mecliste, pek çok kesim de sokakta tepkisini ortaya koydu, bir direniş başlattı. Pazartesi protokol yeniden meclise gelecek. Hükümetin ek protokoller olmadan protokolü onaylatma ısrarı ne anlama geliyor? Bundan sonra süreç nasıl işleyecek?
Solyalı: Bu belgeyle ilgili ortaya çıkan en somut bilgi, herhangi birinin, hükümet yetkilileri dahil, bu protokolü bu şekliyle imzalanmasını doğru bulmamasıdır. Toplumsal muhalefet çok geniş bir alana yayılmıştır. Ticaret Odası, Sanayi Odası, Esnaf Odası, Müteahhitler Birliği, Mimar ve Mühendisler Birlikleri, Tabipler Birliği, Kamu sendikaları, Öğretmen Sendikaları, Siyasi Partiler ve sayısız sivil toplum örgütü, resmi olarak bu protokole karşı olduklarını açıkça beyan etmişlerdir. Bu kadar geniş bir yelpazede toplumun her kesiminin temsilcileri bu beyanı yaptıktan sonra Sn. Erhan Arıklı’nın “İstediğiniz kadar direnin, bu protokol geçecek” söylemi halka açılmış bir savaş değil de nedir?
Ek protokol ve sair görüşme çabalarının daha protokol meclis gündemine gelmeden başlaması, bu belgenin uygun bir içerik taşımadığının somut kanıtıdır ki uzlaşıyla bitmesi de mümkün görülmemektedir.
“Sorunlar protokolü makyajlayarak düzeltilemez”
Bize göre, bu sorunlar protokolü makyajlayarak düzeltilemez. Saymış olduğum sayısız eksiklik, aykırılık, rahatsızlık temel yapılarak , imza sahibi olan Ünal Üstel’in muhatapları ile masaya oturup, bu protokolün iptal edilmesi talebini iletmesi ve bu işin tüm bilimsel, ekonomik, yasal değerlendirmeler yapılarak ihale usulüyle ele alınması, yerel kaynakların ve kamunun dahil olması ve ihtiyaç varsa uluslararası tecrübeden de yararlanılması gerektiğini tekrarlıyoruz. Çağrımız da budur.
Bu protokol, halkın bu çağrısına rağmen, dedikleri gibi inatla ve ısrarla meclisten geçirilecekse, resmi gazetede yayımlanmadan önce Cumhurbaşkanlığı bu Onay Yasası ve Ekli Protokolü Anayasa Mahkemesi’nden görüş almak adına gönderebilir. Bu daha önce Koordinasyon Ofisi protokolünde oldu. Yine, meclisten geçen İlahiyat Koleji protokolünde Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi’nden görüş istedi. Anayasaya aykırılık tespitleri yapılırsa de imzalamaz.
Ancak, şunu da ifade etmek çok önemli, uluslararası protokol nitelikli işlemlerin yapılmadan önce çok iyi hazırlık yapılması, değişikliğe uğrayamayacak metinler olarak bu anlaşmaların anayasaya, yasalara uyumluluğu ve elbette Kıbrıslı Türklerin iradesi korunarak önceden çalışılmalıdır.



















