1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. SERENAD BAĞCAN
SERENAD BAĞCAN

SERENAD BAĞCAN

SERENAD BAĞCAN

A+A-

Simge Çerkezoğlu

Serenad Bağcan, küçük yaştan itibaren müzikle uğraşan ve müzisyen bir ailenin içinde doğan bir isim. Fazıl Say’ın bestelerine sesiyle hayat veren sanatçı. Türkiye’nin önde gelen şairlerinin duygularına adeta tercümanlık eden Bağcan’ı dinlemek Nazım Hikmet’in memleket özlemine, Metin Altıok’un hayatı sorgulayışına şahit olmak demek. Onu dinlemek Cemal Süreyya’nın yasadışı aşkına, Turgut Uyar’ın arzularına tanıklık etmek demek…  

Uzun bir müzik kariyeri olan Serenad Bağcan, toplumun geneli tarafından “Fazıl Say’ın eserlerine eşlik eden güzel sesli kadın” olarak anılıyor. Kendisi için de Say’ı tanımak hayatının önemli dönüm noktalarından birini oluşturuyor.
“Fazıl Say benim için pencereleri açan adam oldu. Aslında hep kafamda vardı. Kendi kendime büyük kitlelere konserler vermek istiyorum diyordum. Türkiye’de Kültür Bakanlığı Devlet Çok Sesli Korosunda sanatçıyım. Bu sayede toplu olarak dinleyicilere konserler veriyordum. Fakat tek başıma büyük kitlelere konser vermem mümkün değildi. Böyle bir hayalim vardı. Ancak kendi kendime böyle bir niyet koydum ve bir hafta sonra Fazıl’dan bana bu yönde teklif geldi. Şu an bu hayalim gerçekleşiyor.”

Müzisyen bir aileye doğan Bağcan’nın neredeyse ailesinin tüm fertleri müzisyen. Çocuk korosu ile başlayan müzik kariyeri hiç kesintiye uğramadan bu günlere geldi ve adeta zirveye ulaştı. 
“Ben aslında nelerden zevk aldığımı çocukluğumda keşfettim. Toplu olarak yapılan işler beni çok etkiliyordu. Özellikle müzik çok ulvi, çok tanrısal bir şey. Çok şanslıyım ki her gün yetmiş kişiyle birlikte olup şarkı söyleyebiliyorum. Bu da çok özel ve güzel bir şey.”

ETNİK ŞARKILAR

Daha çok halk müziği söyleyen, bunun yanında dünya müziklerini de Türk dinleyicisi ile buluşturan Bağcan, daha önce Bellapais Manastırı’nda verdiği etnik bir konserle Kıbrıslı Türk dinleyicilerle buluşmuştu. Hem çok sesli müzik yapan hem de etnik şarkılar söyleyen Bağcan, ikisinin çok farklı deneyimler olduğunu anlatıyor. 
“Etnik şarkılar söylemek çok başka bir şey. Bu şarkılarda bizim kendi kültürümüz var. Anadolu insanının saf duyguları ve hisleri var. Çağımız çok çabuk ilerliyor. Anadolu halkının duygular, hisler ve arınmışlıkları kayboluyor. O türküleri söylediğim zaman temiz saf Anadolu insanının duygusu günümüzdeki insanlara aktarılıyor. O yüzdem bu türküleri söylemeyi çok seviyorum. Hepsi öğretici birer şarkı. İçlerinde hayata dair çok önemli öğretiler var.

Herhangi bir albümünde yer almamakla birlikte benim çok sevdiğim Kıbrıs’ın önemli türkülerinden biri olan  “Mağusa Limanı” Bağcan tarafından çok güzel seslendiriliyor. Türkünün hikayesi kendisini de çok etkilemiş görünüyor. 
“Mağusa Limanı türküsünün hikayesini duymak beni çok etkilemişti. Söylemeyi de çok sevdim. Her sahneye çıktığımda Mağusa Limanı türküsünü söylemeden inmiyorum. Muhakkak söylerim. Daha önce halam Selda Bağcan da aynı türküye albümünde yer vermişti. Ondan çalıştım. Elbette taklit etmeden çalıştım. Sonra ikimizinkini de dinledim. Yorumlarımızın çok farklı olduğunu düşünüyorum.”

Müzisyen bir ailenin içinde doğan Bağcan’nın esas mesleği ise eczacılık.    Ancak müzik şu anda mesleğinin tamamen önüne geçmiş durumda…
“Mesleğim eczacılık ama hiç yapmadım fakat şu anki durumumun eczacılığa çok katkısı oldu. Kendimi çok geliştiren, devamlı okumayı seven ve eğitimlere katılan biriyim. O eczacılık eğitimi olmasaydı gittiğim eğitimlerdeki bilgileri alamazdım. Şuna inanıyorum ki hayatımızda her şey olması gerektiği gibi, olması gerektiği anda oluyor. Eczacılık eğitimi bana metot sağladı. Bunun yanında dostlar, arkadaşlar kazandırdı. Buradaki konsere Kıbrıslı arkadaşım Yıldız Özalp aracılığıyla geldim. Bu arkadaşlıklar dostluklarla yeni insanlarla tanışıyorum.”

*********************************
 

“FAZIL, PENCERELERİ AÇAN ADAM”

Fazıl Say’la çalışmanın müthiş bir duygu olduğunu söyleyen Bağcan, zaman zaman müzikal anlamda sınırlarının zorlandığını da sözlerine eklemeden geçmiyor.
“Tabii ki Fazıl Say beni kişisel olarak zorlamıyor ama müziği ile beni zaman zaman zorladığı oluyor. Her albümde her şarkıda kendimi aşmak durumundayım. Birlikte güzel bir uyum sağladık diye düşünüyorum. O bestelerini yazarken artık beni ve sesimi tanıyarak yazıyor. Ben ona beni zorla, yeter ki zorla diyorum. Sınırlarımın zorlanmasından çok hoşlanıyorum. İkinci albümde, Yeni Şarkılar albümünde de tam öyle oldu. Kendimizi zorladık. Devamında neler olacak ben de şaşkınlıkla bekliyorum. Onun sayesinde kendimi yeniden keşfediyorum. Yine de onun şarkılarını yorumlamak çok zor. Hatta benim bir hayalim var. 80 yaşımıza geldiğimizde ben onun bir eserini dört nota içinde söylemek istiyorum. Seksen yaşımda artık diyafram kalır mı bilmiyorum ama bunu yapmayı çok isterim.”

İlk Şarkılar ve Yeni Şarkılar hep şiirler üzerinden yazılan eserler… Bağcan bu eserleri seslendirirken adeta duygusal bir boyuta geçiş yapıyor. Sanki ruhani boyuta ulaşıyor. Neler hissettiğini kendi ağzından dinliyoruz.
“Şarkıları okuduğum andan çok, asıl şarkılar için hazırlandığım aşamada ben çok derbeder oluyorum. İlk Şarkılar albümünde hazırlanırken çok depresyona girdim. Bir ay boyunca o şairlerin hayatlarına girdim. Hissettikleri çaresizlikleri, onların üzerlerine yüklenen baskıları üzerimde hissettim.  Bu durum hem beni çok sarstı hem de çok sinirimi bozdu. O duygular içinde şarkı söylerken yorumlar gelmeye başladı. Böylece ilk şarkılar şekillendi. Her zaman ilk başta özellikle de şairlerin hayatları beni çok zorluyor. Onların yakınmaları oradan oraya sürülmeleri acılar çekmeleri içimi acıtıyor… Ben de o şarkıları yorumlarken gerçekten olayları yeniden yaşıyor gibi oluyorum.”

“HİSSETMEK”

Tüm bu şiirler içinde, çok derin lirizmlerin saklı olduğu eserler var. Bağcan da benzer duygular içinde şairlerin sesi oluyor.
“Zaten ben hissetmezsem o duygu seyirciye nasıl geçecekti ki. O zaman dinleyen herhangi bir konsere gelmiş gibi olurdu. Herhangi bir konseri dinlemiş ve alkışlayıp gitmiş gibi hissederdi diye düşünüyorum. Ben o duyguları hissedeceğim ki karşı tarafa aktarabileyim. Onlar da hayatlarına dair, hayatlarımıza dair farkındalıkla konserden ayrılabilsinler.”

Fazıl Say ile çalışmaya devam edeceğini söyleyen Bağcan, zamanla yeni sürprizlerle bizlerin karşısına geçmeyi planladıklarını da sözlerine ekliyor.
“Fazıl Say’la birlikte çalışmaya devam edeceğiz tabii. Onun şimdi dünya turneleri var. Ne zaman yeniden şarkılar yaparsa o zaman yeniden çalışacağız. Zaten bir Hermias Efsanesi, Yunus Sırtındaki Çocuk eseri var. Henüz küçük yaşta Fazıl Say’ın okuduğu bir Anadolu efsanesidir. Ege’de Güllük’te geçer. Bir yunus balığı ile denizde kaybolan küçük çocuğun hazin sonunu anlatır. Bir Sait Faik var. İlk Şarkılar ve Yeni Şarkılar var. Nazım Hikmet oratoryosu var. Toplamda Fazıl Say’ın beş eserinin solistiyim. Bakalım zamanla daha neler olacak.”

Bu haber toplam 2011 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 216. Sayısı

Adres Kıbrıs 216. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler