1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. KIRNI MEZAR KAZISI
KIRNI MEZAR KAZISI

KIRNI MEZAR KAZISI

KIRNI MEZAR KAZISI

A+A-

 

Tuncer Bağışkan

Bugünkü yazımda 13 Ekim – 5 Kasım 1992 tarihleri arasında Girne kazasına bağlı Kırnı köyü Hüsnü Kayası Cemelön mevkiindeki antik bir mezarda Eski Eserler ve Müzeler Dairesi adına başkanlığımda gerçekleşen kazı üzerinde duracağım. Aslında 1963-1974 yılları arasında Türk mevzilerinin hemen önündeki ara bölgede olan bu nekropol (mezarlık) alanında soyulan mezarlarda kazı yapma fikri 1986 yılında gündemime gelmişti. 10 – 26 Eylül 1986 tarihleri arasında Bakanlar Kurulu kararıyla Kıbrıs’a davet edilen A.Ü. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Kutlu Emre’ye Kuzey Kıbrıs genelindeki eski eser alanlarını gezdirirken, Girne kazasında arkeolojik kazı yapmaya en elverişli yerlerden birinin Kırnı’nın üst başında bulunan Hüsnü Kayası Cemelön mevkiindeki Geç-Orta Tunç devirlerine ait nekropol alanı olduğu belirlemesinde bulunmuştuk. Verimli geçen bu diyaloğun bir sonucu olarak 1987 yılında Ankara Üniversitesi’nde okuyan Kıbrıslı bazı arkeoloji öğrencisine sorumluluğumdaki Kumarcılar Hanı’nda teorik ve pratik bilgiler içeren bir müzecilik kursu vermiştim. Ayrıca bu öğrencilerin arkeolojik kazı konusunda ilk kez bilgi sahibi olmalarını sağlamak amacıyla 9-18.8.1988 tarihleri arasında bu alanda bir kazı gerçekleştirerek müzelerimize 111 adet eski eser de kazandırmıştım. Bu kazı sırasında nekropol alanında soyulmuş bir başka mezar saptadığımı 8.9.1988 tarihli kazı raporumda Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’ne şu şekilde bildirmiştim:“Hüsnü kayasındaki Cemelön mevkii, arkeolojik kazı yapmak için zor bir yer olmasına karşın çok zengin buluntular veren bir nekropol (mezarlık) alanı olduğundan kazı yapmaya değer bir bölgedir. Ancak soyulanların dışında kalan açılmamış mezarların saptanmasında zorluk çekilmektedir. Bu bölgedeki mezarlar bilinçsizce kazılıp soyulduğundan çoğu mezarların bazı bölümlerinin açılmamış veya temizlenmemiş olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle kazı çalışmaları sırasında belirlediğim bu nitelikteki bir mezarın yan odalarının soyulup soyulmadığının tespiti için önümüzdeki aylarda burada bir kazı yapılmasının yararlarına inanmaktayım.”

Ancak zamanın müdürlük makamının ‘akıl hocaları’ çalışmalarımı engelleme moduna ayarlandıklarından bu kazıyı ancak 13 Ekim – 5 Kasım 1992 tarihleri arasında Kazı İşleri Şube Amiri sıfatıyla gerçekleştirebilmiştim. Kazı sırasında bulduğum toplam 132 adet eski eseri sorumluluğumdaki Haydarpaşa eski eser deposuna taşıdıktan sonra konservasyonlarını gerçekleştirmiş, envanterlerini yapmış, fişlere kaydetmiş, mezarın planını çizmiş, fotoğraflarını çekip filmlerin negatiflerini arşivlemiş ve bilimsel araştırmalarını yapmıştım. Amacım ise Kırnı ile Çamlıbel’deki mezar kazıları üzerine yaptığım araştırmaları üyesi bulunduğum Halksanatları Derneği’nin yayın organı olan Halkbilimi dergisinde yayınlamaktı. Ancak o sırada asistanım olarak kazıya katılan arkeologlar dairemizde geçici işçi olarak çalıştırıldıklarından herhangi bir iş güvenceleri yoktu. Bu nedenle onlara ileriye dönük kariyer imkânı sağlamak ve böylesi mesleki çalışmaların sicillerine işlenmesine olanak yaratmak amacıyla, tamamladığım araştırmamı kendi adlarına kullanmalarına 1993 yılı itibarıyla onay vermiş, ayrıca bunu Ankara Üniversitesinden Prof. Dr. Armağan Erkanal ile Prof. Dr. Hayat Erkanal’a da bildirmiştim. Böylece bu çalışma 1995 yılında Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından İ. Metin Akyurt ile Bahattin Devam anısına yayınlanan “Eski Yakın Doğu Kültürleri Üzerine İncelemeler” anı kitabı makaleleri arasında yer alıyor. Ancak şu anda Girne Kalesi’ndeki bir odada sergilenen mezarda bulunan 132 adet eski eserlerin tanıtım levhasında, bu mezarın Eski Eserler ve Müzeler Dairesi adına başkanlığımdaki bir ekiple kazıldığı bilgilerine yer verilmediğini de yenile öğrendiğimi belirtmiş olayım.

1992 YILI KIRNI MEZAR KAZISI

Mezar Yolu (Dromos) kazısı

Kırnı köyünün kuzeybatısındaki Hüsnü Kayası Cemelön mevkiinde daha önce saptadığım havara toprağa oyulmuş oda mezarın kurtarma kazısına başkanlığımdaki bir ekiple 13.10.1992 tarihinde başlıyorum. Doğudaki ana mezar odasının soyulduğu biliniyor olmasına karşın, ana mezar odasının batısındaki kazılmamış mezar yolunun (dromos) güney ile kuzey duvarlarında başka mezar odalarına ait giriş kapılarının bulunup bulunmadığı bilinmiyordu. Bu nedenle dikdörtgen planlı mezar yolundaki dolgu toprağın kaldırılmasıyla işe başlanıyor. Kazı sırasında dolgu toprağın üst katında kırmızı perdahlı seramik kırıklarındaki kazıma (ensize) bezemeler beyaz bir macunla enkrüstasyon tekniğiyle doldurulmuş olması, Eski Tunç Devri’nin ikinci yarısına (M.Ö 2075 – M.Ö 1900) ait bir mezarda çalıştığımıza işaret etmekteydi. Dolgu toprakta daha da derinleştikçe Eski Tunç Devrine ait kırık çanak çömlek parçalarının yanı sıra, Orta Tunç Devrine (M.Ö 1900-1650) ait boya bezemeli seramik kırıkları da açığa çıkmaya başlıyor. 120 cm derinliğe ulaştığımızda M I A (Mezar 1 A) olarak numaraladığım mezar yolunun doğusunda bulunan ana mezar odası giriş kapısını kapatan kapak taşının üst kısmı meydana çıkıyor. Dolgu toprak içerisindeki moloz taşlar 140 cm derinlikte yoğunlaşıyor. Derinleşme çalışmaları sırasına ana mezarın giriş kapısının kuzey köşesinde seramik kırıkları ile in-situ (orijinal yerinde) olmayan insana ait iki adet kemik parçası bulunuyor. Tabana ulaşıldığında dromosun batı duvarı altında basamak şeklinde bir seki saptanıyor. Böylece dromosun planının Lapithos (Lapta) nekropolündeki Tunç devri mezarlarıyla benzer olduğu anlaşılmış oluyor.

Mezar I B kazısı

Mezar yolunun güney duvarında bulunan bu mezarın girişindeki kapak taşının üst kısmı 125 cm. derinlikte açığa çıkarken, 180 cm. derinlikte ise ana toprağa ulaşmış oluyoruz. Kapak taşının kenarındaki boşluklar ‘fellik’ taşlarla doldurulmuş durumdaydı. 185 X 145 cm ebadında olan mezar odasındaki niş içersinde küçük bir kız çocuğuna ait olduğu sanılan kemik kalıntıları, mezarın ortasında ise Eski Tunç Devrine tarihlenen 26 adet ölü hediyesi bulunmuştur. Niş içindeki iskelet kuzey-güney yönüne yatırılmış olup, yüzü doğuya doğru çevrilmiş durumdaydı. İskeletin boyun kısmında 69 adet boncuktan oluşan ve cam hamuru ile fayanstan yapılmış bir kolye vardı. İn-situ olarak ele geçen kemik kalıntılarının çoğu, toprağın kireçli ve rutubetli olması nedeniyle erimiş ve parçalanmış durumdaydı.

Mezar I C kazısı

M I B odası temizlendikten sonra bu mezarın karşısında ve mezar yolunun kuzey duvarında bulunan M I C odasının girişi oraya çıkıyor. Mezar odasının girişi kapak taşıyla kapatılmış olup çevresindeki boşluklar fellik taşlarla doldurulmuş durumdaydı. Ayrıca kapak taşının önünde bu taşa destek görevi gören taşlar da vardı. 100 X 65 cm ebadında ve tek kişilik olan mezar odasının ortasında silindirik ve uzun boyunlu büyük bir testi vardı. Burada bir erkek çocuğuna ait olabileceğine inanılan çok küçük iki kemik parçası ve 25 adet ölü hediyesi ele geçiyor.

Mezar I A ana oda kazısı

Mezar yolunun doğusundaki ana mezar odasının giriş kapısı, diğer iki mezar odasının kapısı gibi bir kapak taşıyla kapanmış durumdaydı. Ancak kapak taşının kapısının gerisinde olması nedeniyle ilk gömüden sonra da mezar odasına gömü veya başka nedenlerle girilmiş olabileceğine işaret etmekteydi. Mezar odasındaki kazı çalışmalarında Eski ile Orta Tunç devirlerine ait seramikler ele geçmiştir. Bu mezarda, diğer odalardan farklı olarak üç gömü katı tespit edilir.  Her üç katta da çok sayıda kırık seramik parçası ile dağınık durumda kemik parçaları vardı. Bu katların üzeri ise kalın bir dolgu toprakla örtülü durumdaydı. Mezar odasının duvarında üç ayrı niş vardı. Güney duvarında bulunan 1 numaralı niş mezar tabanından daha yüksekti. Nişin tavanında bulunan ve mezarın dışına açılan baca şeklindeki delik moloz taşlarla doldurulmuştu. Mezar odasının güneydoğusu duvarında bulunan 2 numaralı niş mezar tabanıyla ayni seviyedeydi. Mezar odasının kuzeydoğu duvarındaki 3 numaralı niş ise mezar tabanından daha yükseğe oyulmuştu. Buradaki niş tavanında da dışarıyla irtibatlı olan baca şeklinde bir delik vardı. Bu nişte çeşitli hayvan ile insan kemikleri ve seramik eşyalar ele geçmiştir. Bu mezar odası ile mezarın yolunda bulunan Eski ile Orta Tunç devirlerine ait bazı seramik kırıklarının aynı kapların parçaları oldukları belirlemesinde bulunuyorum. Dolayısıyla önceleri mezar odasında bulunan sağlam durumdaki kapların bir sonraki gömü sırasında kırılıp mezar odasının dışındaki mezar yoluna atıldığı anlaşılmış oluyor. Mezar odasında bulunan Eski ve Orta Tunç devirlerine ait buluntular ile kemiklerin değişik gömü katlarında kırık ve karışık olarak ele geçmesi, mezar odasının büyük bir olasılıkla antik dönemlerde soyulduğuna, ya da tekrar gömü yapılırken katların dağıtıldığına işaret etmekteydi. Bu mezar odasında 81 adet ölü hediyesi bulunuyor.
Böylece 13 Ekim 1992 tarihinde başlayan kazı çalışmaları 5 Kasım.1992 tarihinde sona ermiş oluyor. Mezarın ölçüleri alındıktan sonra bulunan eski eserler sorumluluğumdaki Haydarpaşa eski eser deposuna taşınıyor. Daha sonra bunların konservasyon, tümleme, belgeleme, birimsel araştırma ve mezarın plan çizimleri yapılıyor. Böylece bu eserler Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’nün alt kat koridoruna konan bir vitrinde ve geçici etkinliklerde sergileniyor. En sonunda ise Girne Kalesinde sergilenmek suretiyle turizmin hizmetine sunulmuş oluyorlar.

MEZAR BULUNTULAR

Mezar kazısında bulunan ölü hediyeleri arasında kaseler, testiler, emzikli kaplar (süt kabı), çaydanlık, Pyksis (süs eşyalarının muhafaza edildiği kutu), ağırşaklar, madeni eserler ve kolyeler yer almaktadır. Mezar odalarında en çok bulunan kaseler olmuştur. Bunlar birbirleriyle benzer olmakla birlikte çoğunluğu kırmızı perdahlıdır. Genellikle yarım küresel gövdeli, ip deliği tutamaklı, bezemeli, ya da bezemesizdiler. Bazılarının içleri ile ağız kenarları siyah renkli olduğu gibi, kırmızı ve siyah perdahlı olanlar da vardır. Bezemesiz olan kırmızı perdahlı kâseler yaygın olarak Eski-Orta Tunç Devirlerine tarihlenen Karmi, Lapithos (Lapta) ve Khriysilou-Ammos’da bulunanların benzerleridir. Bezemeli kaselerin ‘insize’ (kazıma) motifleri ‘enkrüstasyon’ tekniğinde beyaz renkli bir macunla doldurulmuştur. Bunların benzerlerine Denya, Lapithos ve Alambra’da rastlanmıştır. Bu tip kaselerin tutamaklarının yanlarında kazınarak yapılmış ‘U’, ‘V’, ‘+’ ve ‘-’ işaretlerinin atölye, ya da çömlekçi işaretleri olduğu öne sürülmüş ve bunların benzerlerine Filistin Gezer’de de rastlandığı arkeoloji literatürüne girmiştir. Mezarlarda ayrıca açık krem-bej hamurlu, astarlı ve boya bezemeli kaseler de bulunmuş olup bunlar Orta Tunç devrine aittirler.

Kazıda bulunan bezemeli / bezemesiz testiler, ya tek kulplu, ya çift kulplu, ya kırmızı perdahlı, ya da boya bezemelidir. Testiler genellikle yuvarlak veya gaga ağızlıdır. Bu tipler  Kıbrıs genelinde yaygın olarak Vounos, Lapithos, Karmi, Dikomo, Denya, Lefkoşa Ayia Paraskevi, Alambra, Dali, Arpera, Curium ve Mesarya’da bulunmuşlardır.

Kazıda tunçtan yapılmış mızrak uçları, bıçak (kama), balta, çeşitli kazıma ile yontma aletler ve iğneler bulunmuştur. Mızrak uçlarından biri bükülmüş durumdaydı. Bu devre ait mızrak uçları ile kamaların bazı mezarlara kıvrılmış bir şekilde konmasının sebebinin, o mızrağın sahibinin vefat ettiği ve bu aleti bir daha kullanmayacağı düşüncesiyle yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir.
M I B odasında bulunan 69 adet kolye boncuğundan iri olanlar cam macunundan, küçük olanlar ise fayanstan yapılmışlardır. Cam hamurundan olanlar yeşilimsi-mavi renkli, fayanslar ise kırmızı kahverengi, mavi ve sarı renklidirler. Fayansların Kıbrıs kaynaklı olmayıp Suriye, Lübnan ve Mısır’dan ithal edilmiş olabileceği tahmininde bulunulmuştur.  

SON SÖZ

Yaklaşık 350 yıl süreyle en az üç kez ölü gömme amacıyla açılıp kapanan bu mezara ölülerin öte dünyada kullanmaları amacıyla konan araç gereçlerin, Lapta, Karmi, Denya, Vounos, Dikomo’daki Mavro Nero, Ay. Paraskevi, Alambra, Dali, Arpera, Kurium ve Mesarya mezar buluntularıyla benzer oldukları belirlemesinde bulunulmuştur. Böylece bu yerlerde yaşayan insanların Erken Tunç Devri II’den bağlayarak (M.Ö 2070) Orta Tunç Devri II’nin başına kadar (M.Ö 1725) Mısır, Filistin, Girit ve Anadolu’nun çeşitli merkezleriyle ekonomik ve kültürel ilişki içinde oldukları bir kez daha kanıtlanmış oluyor.

Kırnı kazısı boyunca, hatta daha sonrasındaki yıllarda bile bu nekropolün ait olduğu yerleşim birimini aramış olmama karşın bir türlü bulamamıştım. Ayni şekilde Hector W. Catling tarafından Kırnı’da saptanan Orta veya geç Tunç devri kalesinin yerini de saptayamamıştım. Ancak 2011yılının Mart ayında Kırnı’da gerçekleştirdiğim bir araştırma sırasında köyün en eski kalesinin, Hüsnü Kayası Camelön mevkiinde kazmış olduğum nekropol (mezarlık) alanının kuzeydoğu bitişiğindeki Çallı Beleng mevkiindeki tepede bulunduğunu Kırnılı Mehmet Fehmioğlu’ndan öğreniyorum. Böylece Kırnı Çallı Beleng Orta-Geç Tunç devri kalesi sakinlerinin ölülerini Hüsnü Kayası Cemelön nekropolüne gömdüklerini de 23 yıl sonra belirlemiş oluyorum.

Bu haber toplam 900 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 170. Sayısı

Adres Kıbrıs 170. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler