1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Kamu ve özel hastaneler tek çatı altında yönetilmeli”
“Kamu ve özel hastaneler tek çatı altında yönetilmeli”

“Kamu ve özel hastaneler tek çatı altında yönetilmeli”

Dr. Dizdarlı, “Sağlık sektöründeki kamu ve özel tüm hastanelerin birlikte düşünülüp görev tanımlaması gerekmektedir. Bunun yapılabilmesi için de tamamının Sağlık Bakanlığı çatısı altında yönetilmesi gerekmektedir” diye konuştu.

A+A-

Ödül AŞIK ÜLKER

Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Eski Başhekimi Dr. Bülent Dizdarlı, yeni coronavirüs- COVİD 19 salgını süresince bütün kamu ve özel hastanelerin Sağlık Bakanlığı çatısı altında yönetilmesi gerektiğini söyledi.

Kolan Hastanesi’nin kamulaştırılması konusunu da değerlendiren Dr. Bülent Dizdarlı, “Ben bütün kamu ve özel hastanelerin bu dönemde Sağlık Bakanlığı’ndan yönetilmesinin en doğru karar olacağını düşünüyorum” dedi.

Yenidüzen’in sorularını telefoniyen yanıtlayan Dr. Dizdarlı, “Sağlık sektöründeki kamu ve özel tüm hastanelerin birlikte düşünülüp görev tanımlaması gerekmektedir. Bunun yapılabilmesi için de tamamının Sağlık Bakanlığı çatısı altında yönetilmesi gerekmektedir” diye konuştu.

PCR denilen ve %98 doğru sonuç veren testlerin 4-5 saatte sonuç verdiğine dikkat çeken Dr. Dizdarlı, testlerin YDÜ ve DAÜ de yapılabildiğini ve söz konusu testleri yapma yetkisinin onlara da acilen verilmesi gerektiğini kaydetti.

Dr. Bülent Dizdarlı, tecrübesizlik nedeniyle atılması gereken adımların 7-15 gün gecikmeli atıldığını söyleyerek, şunları söyledi:

Ben bazı hakların bu dönemde askıya alınması gerektiğine inanıyorum. Evet altı ay önce bunu söylesem aklımdan şüphe ederdim ama bugün bu lazım. Bakın kısmi sokağa çıkma yasağı var. Dinleyen de var dinlemeyen de. Gerçi otorite birden bire değil de yavaş yavaş OHAL durumuna geçiyor ama dediğim gibi zaman kaybediyoruz. Bugün 28 Mart. İlk  vakayla 10 Mart’ta tanışmıştık. 18 gün önce bu kararı alsak şu anda çok daha iyi durumda olacaktık. Yine de geç değil.”

  • Soru: Öncelikle hükümetin coronavirüse karşı refleksini ve ilk anda aldığı tedbirleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterince hızlı hareket edildi mi?
  • Dr. Dizdarlı: Yeni tip korona salgını Çin’de Ocak ayı başında tanımlanmış , Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) bir süre sonra bunun bir “PANDEMİ” yaratacağını ilan edip “En çok sağlık sistemi kötü olan ülkelerin risk altında kalacağını” duyurmuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün bu uyarısı çok mantıklıydı. Ne var ki onlar bile İtalya gibi gelişmiş bir sağlık sistemine sahip ülkenin aymaz yöneticileri olacağını hesaplamamışlardı. İtalya’ya başlangıçta İngiltere, kısmen de Almanya eşlik edince hastalığın merkezi kısa zamanda Çin’den önce Avrupa’ya taşındı. Şimdi ise ABD de patladı.

“Yine tıp öğrencilerini, hemşirelik okulu öğrencilerini çağırıp hızlı eğitimden geçirerek yedek güç olarak hazır tutmamız gerekir. Bu yedek güce emekli hekimleri de katabiliriz. Zira iş kontrolden çıkar, mevcut sağlık kadrosu yorulur, paniğe girerse bir B planınız olması lazım. Deneyimsizlik hep 7-15 gün arkadan gelinmesine sebep oluyor”

“Erki elinde tutanlar nedense yardımı kabul etmedi”


Bu sürede biz olayları sosyal medyadaki haber ve videolardan izlemeye başladık. Açıkçası o dönemde çok da hazırlık yapmadık. Evet kapılarda gelen gidenin ateşine bakan termal kameralar vardı ama sonrasında ne yapacağımıza dair bir planlama yoktu. İki Toplumlu Sağlık Komitesi anlaşmış, adanın iki tarafındaki siyasi irade kendi giriş noktalarını bu hastalığın girişine yönelik tedbir almakla yükümlü kılmıştı. Türkiye’nin aldığı tedbirler de bize güven veriyordu. Nitekim bizde ilk vaka Salamis Bay Hotel’e gelen Alman turistlerde görüldü. İyi ki de görüldü. Bu sayede kendi lokal vakamız oluşmadan eksikliklerimizi konuşup tartışmaya başladık. Bu tartışma sırasında da vakit kaybımız oldu. Örneğin kimlere nasıl test yapacağımıza ya da en önemlisi nereyi karantina hastanesini yapacağımıza bir türlü karar veremedik. Sağlık Bakanlığı kısıtlı kadrosuyla bir şeyler yapmak istedi. Ama neticede yoruldular. Bunu söylerken kimseyi de suçlamıyorum. Böylesine global bir sorunla ilk kez karşı karşıya kalıyorduk. Hiç bir tecrübemiz yoktu. Ve en önemlisi yenmemiz gereken kendi egolarımız vardı. Erki elinde tutanlar nedense yardımı kabul etmedi. Bütün bunları aşmak zamana mal oldu.

“Kolan Hastanesi’nin kamulaştırıldığı açıklandı. Ancak ben bütün kamu ve özel hastanelerin bu dönemde Sağlık Bakanlığı’ndan yönetilmesinin en doğru karar olacağını düşünüyorum”

 

“B planınız olması lazım”

  • Soru: COVID-19 Koordinasyon Kurulu 10 maddelik yeni kararlar aldı. Bu kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Dr. Dizdarlı: Olumlu ama biraz eksik buluyorum. Bunlar 15-20 gün önceden alınması ve uygulanması gereken kararlardı. Ama dediğim gibi ilk kez böyle bir şeyi tecrübe ediyoruz. Mesela, az önce de söylediğim gibi bütün özel hastanelerin tek merkezden idare edilmesi yani bir nevi oralara el konulup Sağlık Bakanlığı’nca yönetilmesi kararını da bekliyordum. O zaman bu karar alınmadı, bir kaç gün sonra (dün) Kolan Hastanesi’nin kamulaştırıldığı açıklandı. Ancak ben bütün kamu ve özel hastanelerin bu dönemde Sağlık Bakanlığı’ndan yönetilmesinin en doğru karar olacağını düşünüyorum.
    Yine tıp öğrencilerini, hemşirelik okulu öğrencilerini de çağırıp hızlı eğitimden geçirerek yedek güç olarak hazır tutmamız gerekir. Bu yedek güce emekli hekimleri de katabiliriz. Zira iş kontrolden çıkar, mevcut sağlık kadrosu yorulur, paniğe girerse bir B planınız olması lazım.
    Deneyimsizlik hep 7-15 gün arkadan gelinmesine sebep oluyor.

 

 “Sağlık sektöründeki kamu ve özel tüm hastanelerin birlikte düşünülüp görev tanımlaması gerekmektedir. Bunun yapılabilmesi için de tamamının Sağlık Bakanlığı çatısı altında yönetilmesi gerekmektedir”

 

“Nalbantoğlu yaralıdır, bu savaşı tek başına vermesi mümkün değildir”

  • Soru: Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi karantina hastanesine dönüştürüldü. Hastanenin donanımı ve altyapısı bu salgına karşı mücadele için yeterli mi?
    Dr. Dizdarlı:
    Ben emekli olalı bir sene oldu. Şu an bıraktığımdan o günden daha iyidir demem mümkün değildir. Her ne kadar bu sürede bazı yatırımlar yapılmışsa da sağlık sistemimizin amiral gemisi ciddi bir yangından yeni çıkmıştır. Yoğun bakımı, anjiyo departmanı, kalp damar cerrahisi ve ameliyathaneleri zarar görmüştür. Her ne kadar yoğun bakım servisi tekrar açılma noktasına gelmişse de hastanemiz yaralıdır. Bu bakımdan coronavirusle verilen savaşı bu hastanemizin tek başına vermesi mümkün değildir. Sağlık sektöründeki kamu ve özel tüm hastanelerin birlikte düşünülüp görev tanımlaması gerekmektedir. Bunun yapılabilmesi için de tamamının Sağlık Bakanlığı çatısı altında yönetilmesi gerekmektedir.
    En baştan beri söylüyorum, bence karantina hastanesi Pendaya yani Cengiz Topel Hastanesi olmalıydı. Geniş bahçesi, giriş çıkışının kontrol altında tutulma kolaylığı olmasıyla en cazip yer orasıydı. Ancak, yoğun bakımı servisi ve tomografi cihazı olmaması, yapısının koğuş sistemi olması nedeniyle önerime sıcak bakılmadı. Oysa oraya bir tomografi taşınabilirdi. Yoğun bakımı kuracak, koğuşları da tek kişilik odalar haline çevirecek zamanımız vardı. Uzman hekimler orayı takviye etmeliydi. Yapılmadı. Yapılsa salgın sonrası bölgeye donanımlı bir de hastane kazandırılmış olacaktı. Arada Mağusa Hastanesi olacak kararı da çıktı ama yapılmadı. Yaralı ancak buna karşın KKTC’nin en üst düzey hastanesinin öncelikle bir kısmı kapatılarak karantina merkezine dönüştü. Artık bundan dönüş yok. Sonrasında hastanenin tamamı karantina hastanesine dönüştürüldü. Balon patladı mı yama tutmaz.

“Kronik hastaların tedavilerinin aksamaması için planlama yapılmalı”

  • Soru: Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nden hizmet alan hastaların hastanenin karantina hastanesi olmasının ardından tedavilerinin aksamaması için ne yapılmalı?
  • Dr. Dizdarlı: Kanser hastaları Onkoloji Merkezi’nde, ana binadan tamamen ayrılar. Diyaliz hastaları ise şu anda tamamen hastaneden ayrılmış bölümlerinde, arka kapıyı kullanarak tedavilerini alıyorlar. Thalassaemia hastalarının da merkezi ayrı.
    Diğer bölümlerden hizmet alan özellikle kronik hastalıkları olanların tedavilerinin aksamaması için planlama yapılmalı. Bu nedenle özel hastanelerin bir süre Sağlık Bakanlığı çatısı altında toplanması kronik işleri ve Covit-19 dışı sağlık sorunlarının buralarda giderilmesi şart gibi duruyor. Aslında belki de en doğrusu Yakın Doğu Hastanesi’nin tamamının devlet tarafından kiralanması, rutin bütün işlerin buralarda yapılmasıdır. Onkoloji ayrı bir bina olması nedeniyle yerinde kalabilir. Ancak tüm diyaliz makinelerinin de bir başka özel hastaneye taşınıp, Thalassaemia hastalarıyla birlikte orada hizmet verilmesi daha uygun olacaktır diye düşünüyorum.
     
  • Soru: Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde servislerdeki hemşirelerin dönüşümlü olarak servislerde ve karantinada görev aldığı, dolayısıyla öncelikle hastanede sonrasında genel anlamda toplumda yayılma riskinin artabileceği endişesi var...
  • Dr. Dizdarlı: Haklılar. Hemşire arkadaşlarımız görevden kaçmıyorlar. Ancak onlar da hekimler gibi hastalığı evlerine taşıma konusunda endişeli. Lefkoşa Türk Belediyesi’nin bu konuda Lefkoşa bölgesinde bir yurt tesis etme yönünde çalışmaları olduğunu memnuniyetle işittim. Aynı şekilde diğer bölgelerde de zaten boş olan otellerden birisi tahsis edilebilir. Vardiyaları dışında dinlenmeleri sağlanabilir. İnanın sağlık çalışanları olayın bilincindedir. Ailelerini bulaşma riskinden korumak için bir süre onları görmemeye çoktan razıdırlar.

“YDÜ ve DAÜ’ye testleri yapma yetkisi acilen verilmeli”

  • Soru: Yapılan hızlı testler konusunda da bir kafa karışıklığı var. Pozitif çıkan vakalar hastanede yeniden test edildi ve çoğu negatif çıktı. Hızlı testler kimlere yapılmalı, nasıl kullanılmalı? Tüm toplumun taranması yönünde de görüşler var...
  • Dr. Dizdarlı: Bu konuyu bende yeni öğreniyorum. PCR denilen testler 4-5 saatte %98 doğru sonuç veriyor. Ancak günde 125 tane yapılabiliyor. Oysa aynı cihazdan YDÜ ve DAÜ’de de var, onlara da bu testleri yapma yetkisi acilen verilmelidir. Hızlı testlerde güvenilirlik sorunu olduğunu son Salamis örneğinde gördük. Çok test yapmak iyi olur ama güvenilir sonuç almak kaydıyla…

 

“Otorite yavaş yavaş OHAL durumuna geçiyor ama zaman kaybediyoruz” 

 

“Bazı hakların bu dönemde askıya alınması gerektiğine inanıyorum. Evet altı ay önce bunu söylesem aklımdan şüphe ederdim ama bugün bu lazım. Bakın kısmi sokağa çıkma yasağı var. Dinleyen de var dinlemeyen de. Gerçi otorite birden bire değil de yavaş yavaş OHAL durumuna geçiyor ama dediğim gibi zaman kaybediyoruz”

 

  • Soru: Artık yerel vaka var. Kimin virüsü taşıdığını bilmiyoruz. Zaman zaman sosyal medya hesabınız üzerinden OHAL kararı alınması gerektiğini söylüyorsunuz. Alınan tedbirler, kısmi sokağa çıkma yasağı yeterli değil mi?
  • Dr. Dizdarlı: Benim OHAL talebimin nedeni sokağa çıkma yasağı kadar karar alma mekanizmasının içine düştüğü durumdu. Düşünün ki otorite bir karar alıyor, ama bireyler “anayasal hakkım var ben yapmam” diyor. Karantina Merkezi dahi bu sebepten tam üç defa kâğıt üstünde yer değişti. Kararsızlık yaşandı. Hangi görevlinin, hangi koşulda, nerede ne kadar çalışacağı konusunda sıkıntılar yaşandı. Ben bazı hakların bu dönemde askıya alınması gerektiğine inanıyorum. Evet altı ay önce bunu söylesem aklımdan şüphe ederdim ama bugün bu lazım. Bakın kısmi sokağa çıkma yasağı var. Dinleyen de var dinlemeyen de. Gerçi otorite birden bire değil de yavaş yavaş OHAL durumuna geçiyor ama dediğim gibi zaman kaybediyoruz. Bugün 28 Mart. İlk  vakayla 10 Mart’ta tanışmıştık. 18 gün önce bu kararı alsak şu anda çok daha iyi durumda olacaktık. Yine de geç değil.

“Halkı hep panik yapmamaya çağırdık, galiba en büyük yanlış buydu”

 

“Artık tüm gayretin virüsle geç temas etmek olması yönünde çaba gösterilmesi, bu sayede hem direnç kazanma, hem de sağlık servislerimizi yeterli kullanma yoluna gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yavaş yavaş tüm toplum bu virüse karşı bağışıklık kazanacak. Bu arada en az kaybı yaşamak için gayret göstermeliyiz”

 

  • Soru: Karpaz bölgesinde kısmi sokağa çıkma yasağına uyulmadığı ve bunun sonucunda vaka sayısında ani artış yaşandığı söylendi. Bölge önce karantinaya alındı, ardından bölgede tam sokağa çıkma yasağı ilan edildi. “Geç değil” diyorsunuz ancak yaşananlar ve halkın içine düştüğü panik durumuna bakınca yavaş mı hareket ediliyor, yeterince iyi organize olunamıyor mu? Gelişmelere bakarak yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bundan sonra bizi neler bekliyor olabilir?
  • Dr. Dizdarlı: Yani orada Alman turistlerle gezen rehber ve/veya şoför nasıl kontrol edilmedi anlamış değilim. Allah’tan sorumlu bir belediye başkanı vardı da hepimizi felaketten bir nebze korudu. Kısa zamanda tüm bulaşanların kontrol edilmesi için olağan üstü çaba harcandı. Bu başkanı hiç tanımam ama gerçekten gördüğüm yerde teşekkür edip kutlamak isterim. 
    Biliyor musunuz, siz daha soruyu sorarken aklımdan şu geçti, biz halkı hep panik yapmamaya çağırdık ama galiba en büyük yanlış buydu. Aksine panik korkuyu, korku da tedbiri getirirdi.
    Yaşananlara baktığımda bizim de bir nevi doğal seleksiyona girmek üzere olduğumuzu görüyorum. Artık tüm gayretin virüsle geç temas etmek olması yönünde çaba gösterilmesi, bu sayede hem direnç kazanma, hem de sağlık servislerimizi yeterli kullanma yoluna gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yavaş yavaş tüm toplum bu virüse karşı bağışıklık kazanacak. Bu arada en az kaybı yaşamak için gayret göstermeliyiz.

“Ölüm beklenen bir durum”

  • Soru: Kuzey Kıbrıs’ta COVİD-19’dan ilk ölüm de gerçekleşti. Kuzey Kıbrıs’taki ikinci bilinen vaka olan erkek Alman turist 67 yaşında hayatını kaybetti. KOAH ve hiper tansiyonu olduğu da açıklandı. Bu konuda ne söylemek istersiniz, korkulan ama beklenen mi oldu?
  • Dr. Dizdarlı: Bu beklenen bir durum. Hatta WHO istatistiklerinizde verilen %3 vefat oranını düşündüğünüzde bizim 61 hastada tek kayıp vermemiz bir başarı gibi görülebilir. Tabi bu arada bazı yaşlı ölümlerinin nedenini gözden kaçırmamışsak.

“Yaz aylarında rehavete kapılmak doğru olmayacak”

  • Soru: coronavirüsün havaların ısınmasıyla azalacağı veya ortadan kalkacağı söyleniyor ancak sıcak ülkelerde hala yeni vakalar görülmeye devam ediyor. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?
  • Dr. Dizdarlı: Virus farklı bir virüs. Elde ettiğimiz bilgiler sıcakta yavaşlayacağı ama kaybolmayacağı şeklindedir. Şu anda sıcak olan ülkelerde de salgın olması bize bunu gösteriyor. Bu nedenle yaz aylarında rehavete kapılmak doğru olmayacaktır.
     
  • Soru: Bu sorunun ne zaman biteceğini öngörüyorsunuz? Sizce hayat ne zaman normale dönecek veya dönebilecek mi?
  • Dr. Dizdarlı: Genel anlamda virütik enfeksiyonlara bakıldığında bir parabol (çan) eğrisi çizdikleri ve her yıl kazanılan toplumsal bağışıklığa göre boyları kısalan eğriyi çizerek tekrarladıkları görülür. Domuz Gribini hatırlayınız. İlk çıktığı zamanki kadar yoğun değil. Oysa hâlâ var. Tam koruyucu aşısı bulunana kadar da bu tip hastalıklarla birlikte yaşayacağımızı da bilmeliyiz.

“Umarım normale döndükten sonra yaşananlar unutulmaz”

  • Soru: Sağlık alanında başka neler yapılması gerekir?
  • Dr. Dizdarlı: Kendi kendimize bir soru sormanın zamanı geldi diye düşünüyorum. Yumurta kapıya dayanınca her şeyin başının sağlık olduğunu hatırladık. Her taraftan yardım alarak, kampanyalar düzenleyerek sağlık sistemimizi güçlendirmeye çalışıyoruz. Oysa bunu normal zamanlarda yapsak şimdi ne kadar rahat olacaktık. Umarım normale döndükten sonra bu günlerde yaşananlar unutulmaz, siyasilerimiz sağlık sistemimizi geliştirecek bütçeyi yaratır. 
     
  • Soru: Son olarak hükümetin aldığı ekonomik tedbirler hakkında ne söylemek istersiniz?
  • Dr. Dizdarlı: Ben sağlıkçıyım. Bu konuda bazı fikirlerim olsa da ulu orta konuşmam yanlış olur. O kısmı yorumlamayı ekonomistlere bırakalım. Herkes işini yapsın. İnanın böyle olursa kaostan daha kolay çıkarız.

 

 


(Fotoğraf: ARŞİV)

Bu haber toplam 5198 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler