1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. İç mimarlık ve moda… Aynı şeyler
İç mimarlık ve moda… Aynı şeyler

İç mimarlık ve moda… Aynı şeyler

İç mimarlık ve moda… Aynı şeyler

A+A-

 

Stella Aciman

O aslında bir iç mimar… Evleri ve mekânları giydiriyor. Yaratıcı, heyecanlı ve kendinden emin ve duyarlı. Henüz yolun başında olmasına karşın giysi tasarımında hızla yol alıyor, ince zevkini kumaşlara yansıtıyor… Hasan Özyalçın, iç mimarlığını ve modaya geçişini anlattı.

Kendinizi tanıtır mısınız?
Lefkoşa’da doğdum. Girne 19 Mayıs TMK’dan mezun oldum. Burada okurken meşhur ressamımız Salih Oral, Emin Çizenel gibi hocalardan ders aldım. Sonra da iç mimarlık okumaya karar verdim, Saliha Oral’ın atölyesinde yetiştim, o zamanlar pek bilinen bir meslek değildi. Türkiye’de de kurslara gittim, Hacettepe üniversitesini kazandım. 4 yıl okul süperdi benim için, 20 kişilik sınıflarda butik bir eğitimdi. Okulu bölüm birinciliğiyle bitirdim, Bilkent üniversitesinde de Prof. Dr. İhsan Doğramacı’dan ödül aldım. Sonra Ada’ya döndüm. 2 yıl askerlik yaptım; kimine göre zaman kaybı bana göre de kesinlikle ikinci bir üniversite, zordu, uzundu ama çok dolu dolu geçti. İyi ki askere gittim çünkü öncesinde akademisyen olmak gibi bir hedefim vardı, askere gidince çevremde inşaatlar vardı, onları görünce iyi ki okulda kalmadım dedim. Önce tecrübe edindim, sonra kendi ofisimi açtım. İlk zamanlar fazla iş yoktu, Lefke Üniversitesi ve GAÜ’de part time derse başladım, 2012 yılına kadar iç mimarlık yaptım.

TEMEL AYNI

İç mimarlık sonra da modacılık, nasıl böyle bir geçiş oldu?
Hiçbir farkı yoktur bence. Bize Hacettepe’de tasarım eğitimi verildi, yani tasarımın dili, temeli uluslararasıdır. Dünyanın neresine giderseniz gidin aynıdır, temeli insandır, insan vücudu, insan ölçüleri, insan hareketleri. Bunun formülünü çözen elbise de tasarlar, mekân da tasarlar, uçak, makine de tasarlar, toplum da tasarlar. Her şeye tasarı yapabilir. İyi tasarımcının bence biraz da sosyolog olması gerekir… Toplum davranışlarını ve insanları iyi etüt edebilmesi lazım. Mesela bana derler ki “hiçbir şeyden mutlu olmuyorsun.” Olamam, benim işim bu zaten, yani hep “daha iyi nasıl olabilir?” diye sorgulamak. Bu her şey için geçerli… Bu mobilya, ev, elbise için değil, iktidarlar, eğitim için de, ilişkilerde de, aşkta da geçerli.

Peki, nasıl geçiş yaptınız aklınızda var mıydı?
Yoktu ama şöyle bir şey vardı. İç mimarlık yaparken çok işler yaptık, büyük işler, çok emek harcadık. Annemle babamın desteği de vardı, ‘sabır sabır’ derlerdi hep. İş yapardık karşılığını alamazdık, işler bitmez, hizmet sektörü olduğu için müşteriden kurtulamazsınız da. Uzar gider, 4-5 yıl, hala firmalardan ve müşterilerden alacağımız var. Bir şey üretmek için enerjiniz var karşılığını alamadığınızda bu bir süre sonra sizi boğmaya başlar. Mimarlıkta projeler çok uzun solukludur ve imalat süreci çok uzarsa; siz çizersiniz, müşteri yapmaz, ödemez, bu sefer de işin kalitesi düşmeye başlar, iş biter ama artık tadı kalmaz.  Ben üretmeyi seviyorum, bir şey üreteyim ne olursa. Aslında hiç aklımda yoktu modacılık. Sonra maddi manevi anlamda düşünmeye başladım, butik bir mobilya mağazası açmak isterdim ama yıllarca birlikte çalıştığımız firmalardan hiç yeşil ışık almadım. Sonra moda tasarımı neden olmasın dedim. Modacılıkta daha az bütçeyle daha hızlı ürettiğinizi görme şansınız var. Bunda elbiseyi tasarlarsınız, müşteri gelir giyer, beğenir ve alır, üstünde sosyal medyada görürsünüz, kullanırken görürsünüz.

FARKLI KONSEPT

Modelleri siz mi tasarlıyorsunuz?
Evet. Şu anda aslında hafif bir koleksiyon oldu. Her renk, her tür kumaş var benim maymun iştahlılığımdan dolayı, ne beğenilir, terzilerimiz ne kadar üretebilir tüm bunları da düşünerek bir koleksiyon hazırlamıştım ama kışa doğru yenilikler olacak. Mağazanın konsepti de tamamen değişecek, daha marka kimliğini yaratma amacındayım, elbiselerin yanı sıra butik mobilyaların, tabloların yer aldığı bir sanat galerisi konsepti yaratmayı planlıyorum.

Atölyeniz mi var değişik yerlerde mi diktiriyorsunuz?
Anlaşmalı olduğumuz terzilerimiz var, onlar sadece bize diker, provaya gelip siparişi diken terziler ayrıdır, hazır koleksiyonu diken terziler ayrıdır.

Burayı açalı ne kadar oldu, ilgi nasıl, memnun musunuz?
Memnunum… Yabancılar çok ilgi gösteriyor, İngiliz müşterilerimiz var, her ne kadar onlar fazla alışveriş yapmasalar da çok güzel motive ederler, yerli müşterimiz de var, bazı müşteriyi de geri gönderdik, bizde akıl veren çok var, o kadar iyi bilirsen kendin yap. Bunun bazen ikilemine düşerim, ‘eğer orkestrayı yönetip şef olacaksan, buna karar vermişsen kalabalıklara arkanı döneceksin’ o yüzden kalabalıklara arkamı döndüm, herkese hitap etmiyoruz, 30 yaşın üzerinde, meslek sahibi, ayakları üzerinde duran, ne istediğini bilen bayanlara hitap ediyoruz. Müşteri buraya geldiğinde konuşması ve davranışlarını beğenmiyorsam buradan servis alamaz. Artık huzurum daha önemli. İş yaparken mutlu ve huzurlu olmak istiyorum, bu yüzden diyebilirim ki on kişiden altısını kibar bir dille gönderiyorum.

İPEK KOZASI

Kumaşlar nereden geliyor?
Yurt dışından getirtiyoruz, Fransa, İngiltere gibi.

Elbiseleri nasıl hazırlıyorsunuz?
Bir konsept belirleyip ona göre yapmamız lazım ama şu anda öyle bir şey yapmıyoruz, çünkü defile yapmak istiyorum. Defile koleksiyonu apayrı bir şeydir, daha üç boyutlu parçalar, daha görsel şeyler, onların hem üretim süreci ayrıdır hem de tasarım süreci ayrıdır. Defile konsepti için hazırlık yapıyoruz, çizimlere başladık, ufak ufak malzeme alımlarını da yapıyoruz. Kıbrıs’a özgü ipek kozasını çok kullandık, artık her yerde kullanıldı, insanlara gına geldi. Geleneksel malzemeyi sıradan değil de nasıl farklı kullanabilirim diye düşündüm ve buna karar verdim. İnsanlar tepsi ve duvar süsü dışında ipek kozasını görecekler, ilk 5 parça ipek kozasından olacak, 5 tane çok ağır abiye olacak, 5 tane daha hafif, 5 tane de gelinlik olacak. Daha önce hiç gelinlik yapmamıştım, artık yapacağım.

Müşteri burada beden bulamazsa, sipariş mi veriyor model getiriyor mu?
Burada beden bulamayan sipariş verir bedenine göre dikilir, yerli müşterilerimiz model de getirir ama Ruslar ve İranlılar model getirmez. Bizi Facebook ya da instagramdan takip edip geldiklerini söylerler. Yerli müşterilerimiz modelleriyle gelir ancak asla giymemeleri gereken modellerle gelir bazıları,  “bana sorsan ne giymemem gerekir, sana gösterdiğin resmi anlatıyor olurdum” diye söylerim müşteriye. Müşteri bazen değişik fikirlerle gelir, bu mimarlıkta da böyleydi anlatamadık, elbisede de öyle. Kibar bir dille anlatıyorum, “bunu beğenmiş olabilirsin ama bunu sana böyle yorumlarsak olmaz, biz elbise kopyalamayız, elbise kopyalamak istersen al kumaşını bir terziye git” deriz.

Nasıl kumaşlar kullanıyorsunuz?
Tafta, taşlanmış saten, dantel gibi kumaşlarımız var, yurtdışından da yeni kumaşlarım var. Bazı kumaşlar bizim ülkemize uygun değil, koku yapar, ter yapar, marka kimliğimizi oturttuğumuzda, daha organik, daha sağlıklı, kumaşları kullanacağız.

ÜÇ KAT, ÜÇE BÖLÜNMÜŞ FİYAT

Abiye kıyafetler mi yapacaksınız hep?
Hayır, kokteyl kıyafetleri de yapmaya başladık. Burası 3 kat; değişikliğe gidince abiye ve prova kısmı aşağıda olacak, yukarıda da iş kıyafetleri olacak. Siyah elbiseler, avukatlar, öğretim görevlileri ve memurlar için. Fiyatları da üçe böleceğiz, daha ekonomik olacak. Bu kolay bir süreç değil. Benim bir hayat felsefem var. ‘Bir şeyi yapacaksan başlayacaksın, hiçbir şey için doğru zaman yoktur, hiçbir zaman hayat mükemmel olmayacak, hayat budur.’

Kıyafetlerin fiyatları nedir?
600-2000 TL. arasındadır.

Yurt dışında yaşamak istemediniz mi?
Hayır, ben aileciyim, daha doğrusu beni anneannemle büyük teyzem büyütmüş. Onlar da yaşlandı, onlardan ayrı duramam. Gidip, iş yapabilirim, yaşayabilirim gücümü bilirim ama şu anda öyle bir şey istemiyorum.

KIBRIS’TA MUTLU DEĞİLİM!

Peki,  Kıbrıs’ta mutlu musun?
Değilim, kendime bir kabuk yarattım onun içinde oynuyorum ama mutlu değilim. Yaşıtlarıma bakıyorum, Avrupa’da olanları görüyorum, aklımdan geçenleri düşünürüm, sonra nelerle uğraştığıma bakarım, sinir krizi geçiririm, babam gelir beni teselli eder ve devam ederim. O kadar işler yaptım, mimari anlamda da… Bir kere devletin gözünde bir birey değilsin, üretici değilsin, sanatçı değilsin… Nesin? Ben kendimi bilirim, ben bir değerim, bir sürü şey yapabilirim. Bir noktadan sonra büyüyebilmeniz için birilerinin el vermesi gerekir. Bunlar yapılmazsa, devlet sürekli başka şeylere yardım ederse şevkiniz bir noktadan sonra kırılır. Bunları biri yapmayacak mı, yapacak. Bizim içimizden de çok büyük değerler çıkamaz mı, çıkabilir. Eminim benden çok daha yetenekli insanlar vardır etrafta, onlar yeterli maddi güçleri olmadığı için ortaya çıkamıyor. Bunları görüyorsunuz ve huzurlu olamıyorsunuz tabii ki. Mumları yakalım, parfümleri sürelim, ben de klimamı açıp oturayım… Çok güzel, böyle mutluluk olur mu? Ama yeni mezunlar var, arkadan gelenler var. İç mimarlar odası görevlerini hiçbir şekilde yerine getirmiyor. Yasal olarak sizi koruyan hiçbir yer yok. Bu meslekte aynı… Ortalık taklit ürünlerle dolu… Kabul edemiyorum bu durumu. Turistik bir Ada olduğunu iddia edeceksin, bütün dünyadan turist gelmesini isteyeceksin ve sen o parasını istediğin insanların ülkelerinde yarattıkları değerlerin kopyalarını koyacaksın önlerine çarşıda. Devlet de buna sesini çıkarmayacak.

Geleceğinizi bu Ada’da mı görüyorsunuz?
Hayal ettiğim şeylerin hepsini başaramayacağımı biliyorum ama bir tuğla koymuş olacağım. Başaramazsam o benim mutsuzluğum olacak ama yaptıklarım bir sonraki nesil için çıtayı yükseltmiş olacak.

“DİNLEMEYE VE ÖĞRENMEYE HAZIR DEĞİLİZ”

Bu toplum hazır değil mi?
Bu toplum hiçbir şeye hazır değil. Bu toplum henüz dinlemeye ve öğrenmeye hazır değil. Her şeyi bildiğini sanan bir toplumumuz var. Diline uymayan, sicili temiz olmayan adamları belediye meclis üyeliğinde görüyoruz. Bunları seçenler olduğu gibi listesine koyan partiler var. Arabam tamam, arkada Allah’a şükür dairelerim var, bu bina annemindir. Mutlu olmamam için hiçbir neden yok… Ama bu ortamda yaşayan aklı başında biri nasıl mutlu olabilir ki? Mal dediğin bir yangınla yok olabilir.

Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?
Siyasete girmemek mümkün mü? Eğer girmezsek Türkiye gibi olacağız. Orada kimse girmedi, girmedi, girmedi… Ne oldu, meydan kime kaldı? Ben AKP’nin kanallarını izlerim çünkü Halk TV.’nin ne söyleyeceğini zaten biliyorum,  önemli olan diğerlerinin ne söylediği ne düşündüğü.  Siyasete girerim veya girmem ama artık daha gözlerim açık olmalı ve daha söz sahibi olmak isterim çünkü bu belediye seçimlerinde de gördük, bizi yönetmeye kalkanları ve buna aday olanları… Onlar cüret edebiliyorsa, bizim oturmamız kendimize yaptığımız bir saygısızlık olur. Öyle bir noktada olacaksın ki, sen olmasan bile onlar o cesareti bulamayacak.

“AKP’NİN ÇARKI GİBİ”

Kıbrıs’ta çok değerli, sicilleri temiz onlarca insan var ama onlar da siyasete bulaşmıyorlar…
Siyasete girmek için bir siyası partiye üye olmanız lazım. Bu siyasi partilerin kurmuş oldukları çark AKP’nin çarkı gibidir yani o çarkın içine siz giremezsiniz. Onlara uyarsanız ancak o çarkın içinde ilerleyebilirsiniz.

Nasıl olacak peki…
Ben bugün nasıl ki tasarım, estetik anlamında bir şeyler yapmaya çalışırım, uluslar arası ilişkiler okuyan birileri de çıkıp siyasette de yeni bir şeyler yapacaktır. Biz de onların yanında olacağız o zaman.

Bu haber toplam 1278 defa okunmuştur
Adres Kıbrıs 167. Sayısı

Adres Kıbrıs 167. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler