ŞEHİRDE SANAT VAR
Bölünmüş şehrimiz Lefkoşa’nın her iki yarısında sayısız kültürel etkinlik var bu sıralar. Sonbahar ayları etkinlik zamanları. Politik alandaki uzlaşmaz atmosfere inat Kıbrıslı Türk ve Rum gençler, sanatçılar, yazarlar iş birliğine devam ediyor. Daha fazlası da mümkün elbet ama bu kadarını bile görmek içini ısıtıyor insanın. Dün akşam Kıbrıs Üniversitesi Mihalis Pieris Kültür Merkezi’nde Kıbrıslı dört kadının Anastasia Demetriadou, Cemre Arca, Hayat Sebep ve Naz Atun’un Bahçe’den Şarkılar performansını izledik. Hem besteler hem şarkı sözlerinin derinliği hem de performans kalbi kanatlandıracak güzellikteydi. Aynı akşam benim bildiğim ve gittiğim iki sergi açılışı vardı yine adanın güney tarafında ve aynı sıralar Nicosia Book Fest’in açılışı. Bugün de Lefkoşa’nın kuzeyinde gitmek istediğim iki etkinlik var ama güneydeki Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum şairlerin birbirlerinin şiirlerinden yaptıkları çevirilerin yer aldığι Yunanistan’da yayımlanan antolojinin tanıtımı için Akropolis parkındaki kitap fuarına gitmem gerekti. Bu yazıyı tamamlar tamamlamaz ise Kıbrıs Türk Fransız Kültür Derneği’nin şair Nafia Akdeniz’i konuk ettiği Gürgenç Korkmazel moderatörlüğündeki etkinliğe katılmalıyım. Ardından bir araştırma için Kıbrıs’ta bulunan Amerikalı yazar Siddharta Deb için düzenlenen bir yemeğe. Bu yoğunluk harika ama bir yandan da yorucu. Bu günler kendi içime mi çekilsem yoksa sosyalleşsem mi kararsızlığını taşırken kendimi oradan oraya hareket ederken buluyorum. Pazar günü yani bu yazıyı gazeteden aynı gün içinde okuyorsanız bugün, 8 Mart’a kadar basımını gerçekleştirmeyi umduğumuz Kayıp Şair Kızkardeşler etkinliği için Nicosia Book Festival’de olacağım. İki arada bir derede yazmaya çalışırken bunlardan söz etmesem olmazdı.
Kafamda başka bir konu vardı ama bu sabah uyandığımda. Sayısız tanışmanın çoğaltıp durduğu bir albümden söz edecektim. Öylesine çok insanla tanışıyoruz ki günümüzün şehirler, ülkeler, kıtalar arası yoğun mobilitesi içinde. İsimleri unutmamız çok olası. Dijital sosyal medya ailemize katıyoruz neyse ki pek çoğunu. Bugünün kolektif pratiği bu. Teknolojiden, Sosyal Medya’dan kaçınmak, bu çağda başka bir çağı yaşamaya çalışmak izolasyonla sonuçlanabilir ancak. Bir biçimde uyum sağlamak zorundayız bu baş döndürücü hız çağına. Sosyal Medya’da yoksan yaşamıyorsun bile denilebiliyor artık.
Artık kendi coğrafyamızın kolektif hafızasından öte dünyaya dair bir kolektif hafıza taşımalıyız ki bazı referansları anlayabilelim. Geçmişte de böyleydi bu belki ama hafıza havuzu oldukça dardı. Şimdilerde acayip bir yenilikler bombardımanı altındayız.
Yazının başında sanat etkinliklerinden söz ettim ya sanatın en önemli yani sıkıştırılmış bilgi ve duygu taşıması. Kısa bir şiir bazen on sayfalık metne bedel. Günümüzde teselli bulabileceğimiz en önemli alan sanat ve edebiyat bana kalırsa. Bunca hız ve yoğunluğun rafine edildiği alan aslında sanat ve edebiyat. Devasa gölgeler taşıyan kısacık duyumların alanı da denebilir. Pek çok ülkede sanat ve edebiyat izleyicisinin yaş oranı oldukça yüksek ne yazık ki. Etkinliklerde gözüm gençleri arıyor hep. Belki de o yaşlarda böylesi etkinliklere katılmak pek de havalı değil. Çocuklar, gençler ve yetişkinlerin dünyası geçmişe göre daha keskin hatlara mı ayrılı yoksa bana mı öyle geliyor? Bir hız alışkanlığı içinde kim sakin sakin konuşan bir yazarı izlemek ister örneğin?
Yeni söyleyiş biçimlerinin, Türkçeye nasıl çevrilir bilemiyorum ama “ Slam poetry” nin gençler arasında daha popüler olması anlaşılabilir biraz da. Zamanın temposuna daha uygun ve daha performatif bir tarz bu.
Sanatın elitizmden kurtulması ve yaygınlaşması hoşuma gidiyor bir yandan diğer yandan ise yeni ifade biçimlerinin şarlatanlığa da alan açtığını, popüler edebiyatın has edebiyatı alt etmeye çalıştığını gözlemliyorum.
Yaratıcı pratiklerin yaygınlaşması, sanatta hiyerarşilerin silikleşmesi güzel elbette. Diğer yandan da birikim, emek ve sanatsal zekanın gölgede kalması pek hayra alamet değil.
Dünya değişiyor ama bana kalırsa şiir gibi hala arkaik olanı içinde barındırabilen, zamanı aşabilen bir düzleme de ihtiyaç var. İnsan en derinlerde hala ilk çağların yaratığı çünkü; bin yılların hafızasına rağmen öyle






