NEREYE GİDİYORUZ?
“Eğitim, gerçeklerin öğretilmesi değildir. Düşünmek için aklın eğitilmesidir.”
Albert Einstein
Son zamanlarda skandal haberler peş peşe gelmeye devam ediyor... Yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, sahtecilik, hırsızlık, nepotizim, partizanlık, adaletsizlik gibi skandallar. Yaşanan ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu skandal haberlerin ardından hep aynı soru yeniden karşımıza çıkıyor: Nereye gidiyoruz?
Ama çocuklarımıza yönelik yaşanan korkunç skandal, bu sorunun artık yalnızca siyasetin, ekonominin ya da toplumsal yaşamın sorunları için sorulmamalı. Bugün bu soruyu, doğrudan çocuklarımızın eğitimine, geleceğine bakarak sormak ve harekete geçmek zorundayız.
Çünkü eğitim, bir toplumun geleceğini şekillendiren en önemli alandır. Okulları yalnızca matematik, Türkçe, fen bilgisi ya da din ve ahlak kültürü öğretilen binalar olarak düşünmemeliyiz. Okullar, çocukların nasıl düşüneceklerini, farklılıklara nasıl yaklaşacaklarını, sorgulamayı, eleştirmeyi, birlikte yaşamayı ve kendi özgür iradeleriyle karar vermeyi öğrendikleri kurumlardır.
Nereye Gidiyoruz?
Bu kez bu soruyu sorduran konu, doğrudan çocuklarımızı ve okullarımızı ilgilendiriyor. Çünkü basına yansıyan haberlere göre Lefkoşa Türk Maarif Koleji’nde 7. sınıf öğrencilerine verilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde “Cenaze Nasıl Yıkanır?” konusu ayrıntılı biçimde anlatılmış. Türkiye’den protokol kapsamında görevlendirmeyle adaya gelen bir din kültürü öğretmeninin, henüz 11-12 yaşındaki çocuklara ölüm, ölünün yıkanması ve kefenlenmesi gibi konuları öğrenciler açısından ürkütücü olduğu ileri sürülen ayrıntılarla aktardığı belirtiliyor. Daha da önemlisi, bazı öğrencilerin ders sırasında ağladığı ve psikolojik olarak olumsuz etkilendiği yönünde haberler var basında.
İşte tam da burada durup sormamız gerekiyor:
Bir çocuğa her şey, her yaşta ve her yöntemle anlatılabilir mi?
11-12 yaşındaki bir çocuğun dünyasına ölüm kavramını taşırken pedagojiyi, gelişim özelliklerini ve çocuğun psikolojik durumunu hiç mi düşünmezsiniz?
Çünkü öğretmen sınıfta öğrencilere yalnızca bilgi götürmez. Aynı zamanda ve esas olarak çocuğun dünyasına dokunur. Ve o dünyaya bırakılan her kelimenin, her görüntünün, her anlatımın bir karşılığı vardır. Bir çocuğun korkusunu artıran, kaygısını tetikleyen ve onu ağlatan bir anlatımın eğitimle ne alakası olabilir?
Velilerin yaşananların ardından bir araya gelerek soruşturma talep etmesi, konunun ne kadar ciddi bir hassasiyet yarattığını gösteriyor. Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası’nın da Eğitim Bakanlığı’na soruşturma çağrısında bulunması, iddiaların görmezden gelinemeyeceğini ortaya koyuyor.
Okul, çocuğun korkmayı öğrendiği yer olmamalıdır. Okulda çocuklara ölümü değil, hayatı ve hayatı sevmeyi, yaşama sevincini öğretmeliyiz... Okul çocuğun, sorgulamayı, anlamayı, düşünmeyi ve kendini güvende hissetmeyi öğrendiği yer olmalıdır.
MESELE “SİYASAL İSLAM” MESELESİDİR!..
Eğitim, bilgiyi yaşa uygun, bilimsel ve pedagojik yöntemlerle aktarabilmektir. Ama bugün mesele yalnızca bir ders meselesi değildir.
Mesele, çocuklarımızın nasıl bir eğitim ortamında yetiştirileceği meselesidir.
Mesele, çocukları korkutan, ağlatan ve velileri ayağa kaldıran eğitimde yobazlaşma meselesidir. Mesele inanç olmaktan çıkıp dogmatizme dönüşme meselesidir.
Meselenin asıl tehlikeli yönü, din ve ahlâk eğitimi adına çocuklara bağnazlığı, dogmatizmi aşılamaya kalkışmaktır.
Mesele “Siyasal İslam”ın başta eğitim olmak üzere hayatın tüm alanlarına saldırı meselesidir.
Oysa laik ve demokratik eğitim sorgulamayı, eleştirel düşünmeyi ve farklı görüşlerin bir arada barış içinde yaşamayı öğretmeyi esas alır.
Bu nedenle Eğitim Bakanlığı'nın yapması gereken açıktır: Meseleyi ciddiyetle araştırmak, varsa sorumluluğu ortaya koymak, cezalandırmak ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almaktır. Çünkü çocuklarımızın eğitiminde “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışının yeri yoktur.
Ve artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir: Çocuklara ne öğretiyoruz? Daha da önemlisi: Onlara nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Çocuklara hayatı sevmeyi öğretmemiz gerekirken, ölümü öğretiyoruz.
Eğitim korkutmak değil, aydınlatmaktır. Ve çocukların kalbine korku bırakan hiçbir eğitim anlayışı, hangi gerekçeyle sunulursa sunulsun, sorgulanmaktan muaf olamaz.
Türkiye'de uzun süredir eğitimin “Siyasal İslam”ın ablukası altında kalması, önemli ve ibretlik bir örnek olarak önümüzde durmaktadır. Müfredatta dini referansların ağırlığı, okul yaşamında farklı dünya görüşlerinin ve inanışların temsil edilmemesi ve çocukların bilimsel, eleştirel düşünceyle buluşturulmaması laik ve demokratik eğitimin okul kapısının dışında bırakılması gelmekte olan dogmatik, yobaz, bağnaz tehlikeyi işaret etmektedir.
Çünkü eğitim, çocuğa “Buna inan ve sorgulama” demek değildir.
Eğitim, “SOR”, “ARAŞTIR”, “KARŞILAŞTIR”, “ELEŞTİR”, “KENDİ DÜŞÜNCENİ OLUŞTUR” diyebilmektir.
Laiklik bu nedenle yalnızca devlet ile din arasındaki ilişkinin düzenlenmesi olarak görülmemelidir. Aynı zamanda çocuğun zihinsel özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır.
Demokratik laik eğitim, çocukları aynı düşünmesi için onları kıyma makinesinde şekillendirmek olamaz! Farklı düşünebilen, birbirlerinin farklılıklarına saygı gösterebilen ve gerektiğinde otoriteye “Neden?” diye sorabilen yurttaşlar yetiştirmektir. Laik, demokratik eğitime bu açıdan bakmak zorundayız.
Ayrıca bir ülkenin eğitim sistemi, yalnızca çocuklarına ne öğrettiğiyle sınırlı olması o eğitim sisteminin gelecek tasarımından yoksun olmasıdır. O nedenle eğitim, gelecekte nasıl bir toplum yaratmak istediğinin tasarımıdır.
LAİK EĞİTİM ÇOK ÖNEMLİDİR...
Burada laik eğitim kavramını da doğru anlamak gerekir. Laiklik, din karşıtlığı değildir. Tam tersine laik eğitim, eğitim sisteminin bütün inançlara (farklı dinlere) ve inançsızlıklara karşı eşit mesafede durması, eğitim alanını herhangi bir inancın baskınlaştırıldığı bir alana dönüştürmemesi ve çocuğun kendi düşüncesini özgürce geliştirebilmesinin önünü açmasıdır.
Bu nedenle okul, çocuğun belirli bir dünya görüşünü sorgulamadan kabul ettiği bir yer olmamalı. Farklı düşünceleri tanıdığı, bilgiyi eleştirel biçimde değerlendirdiği ve kendi özgürce kanaatini oluşturduğu bir alan olmalıdır. Çocuklara din kültürü hakkında bilgi verilebilir. Ama çocuğun zihnine korku yerleştirmek, onu sorgulamaktan uzaklaştırmak veya herhangi bir düşünceyi tartışılmaz bir tabu olarak sunmak, demokratik eğitim anlayışıyla bağdaşmaz.
DEMAKRASİ SANDIKTAN İBARET DEĞİLDİR
Yakında seçim var. Herkes heyecanlı... Adayla dizi dizi inciler gibi diziliyorlar... Ama demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gidip oy kullanmaktan ibaret değildir.
Demokrasi bir kültürdür. Bir yaşam biçimidir.
Evde başlar. Okulda gelişir. Toplumda yaygınlaşır. Çocuğun çekinmeden, korkmadan, cesaretle soru sormasına imkân vermektir demokrasi.
“BEN BÖYLE DÜŞÜNMÜYORUM” diyebilmesine izin vermektir demokrasi. Farklı inançlara saygı göstermeyi öğretmektir demokrasi.
Bir öğretmenin söylediği her şeyi sorgulanamaz kabul etmek yerine, öğrencinin “NEDEN?” diye sorabilmesini sağlamaktır demokrasi. Demokratik eğitim, çocuğa yalnızca bilgi depolamak, bilgi enjekte etmek olarak görülmemelidir. Demokratik, laik eğitim, çocuğa sorgulamayı ve nasıl sorgulayacağını, düşüneceğini ve yaratacağını öğreten eğitim sisteminin adıdır.
İşte laik eğitimin demokratik kültürle buluştuğu nokta da tam da burasıdır. Çünkü özgür düşüncenin olmadığı yerde demokrasi kültür de gelişemez.
Çocuğun zihni “Siyasal İslam”ın propaganda alanı yapılırsa, koşulsuz sorgulamadan, eleştirmeden, düşünmeden biat ve itaat eden nesiller yetişir.
Bugün “BUNU SORGULAMA” denilen çocuk, yarın kendisine dayatılan başka bir düşünceyi de sorgulamamayı öğrenir.
UNUTMAYALIM Kİ MESELE ÇOCUKLARIMIZDIR...
Bugün çocuklarımızın ihtiyacı olan şey korku değil. Onların ihtiyacı olan şey, güvenli okullar, nitelikli öğretmenler, özgür düşünce, bilimsel eğitim, demokratik değerler ve farklılıklarla birlikte yaşayabilme kültürüdür.
Çocuklarımız yarının seçme özgürlüğünü öğrenmeli. Çünkü hayatlarını seçerek yaşayacaklar. Yarının öğretmeni, doktoru, işçisi, emekçisi, mühendisi, gazetecisi, sanatçısı, siyasetçisi olmayı seçecekler. Eşlerini seçecekler. Ama hepsinden önce yarının özgür insanları olarak özgür iradeleriyle seçmeyi öğrenmelidirler.
Onlara bugün ne verirsek, yarın toplum olarak onu göreceğiz. Çocuğa sorgulamayı öğretirsek sorgulayan bir toplum yaratırız. Farklı düşüncelere saygıyı öğretirsek hoşgörülü bir toplum oluruz. Özgürlüğü öğretirsek demokratik bir toplum oluruz. Korkuyu öğretirsek ise korkularıyla yönetilen bir topluma dönüşürüz.
İşte bu yüzden mesele, bir ders saatinde ne anlatıldığından çok daha büyüktür.
Mesele, nasıl bir toplum olmak istediğimizdir. Nasıl çocuklar yetiştirmek istediğimizdir. Nasıl bir gelecek bırakacağımızdır. Ve belki de en önemlisi, okullarımızın çocuklara nasıl bir dünya vaat ettiğidir.






