1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Sanatın varoluş amacı birleştirmektir” 
“Sanatın varoluş amacı birleştirmektir” 

“Sanatın varoluş amacı birleştirmektir” 

Adanın kuzey ve güneyinde yaşayan iki sinemacı yıllardır yaptıkları ortaklıklar ve hayata geçirdikleri ortak işler ile son olarak Stelios Vakfı’ndan ödüle de layık görüldüler.

A+A-

Murat OBENLER

“Sanem Çelik en büyük ilhamım oldu. Ailemden gizli iki yıl haftada iki kez İstanbul’a uçarak kurslara katıldım. Kıbrıs’ta da bu işin bölümünü okudum”

Ülkemizin yeni kuşak sinemacılarından birisi olarak bize biraz sinemaya başlama hikayeni paylaşabilir misin?

Ömer Evre: İlham olarak Sanem Çelik ile başladı. 1997’de TV’deki Sanem Çelik’in başrolünü paylaştığı Kara Melek ve ardından Aliye dizisini izlemem ile ona olan hayranlığım giderek attı ve benim Sanem Çelik ile tanışmam için ya yönetmen ya da oyuncu olmam gerektiğine karar vererek düşünsel olarak sinema yolculuğum başladı. Aileme TV-Sinema okuma isteğimi söylediğimde “O kadar yıl okuyacaksın da yani BRTK’ya kameraman olacaksın” diyerek ret cevabını alınca Akdeniz Üniversitesi’nde Harita Kadastro okumak için Antalya’ya uçtum. Gazetede gördüğüm bir ilan ile gönlümde yatan aslana ulaşmanın farklı bir yolunu keşfettim. Ünlü oyunu Ayla Algan kendinden oyunculuk eğitimi alan öğrencilerini kadrosunda da yer aldığı Aliye setine götürüyordu. İlk uçakla İstanbul’a gittim ve 2005 yılında bu kursa kaydoldum. Haftada iki günü kurs için İstanbul’da geçirip sonra Antalya’ya dönerek iki yıl geçti (Ailemden gizli olarak). Ayla Algan bizi sete götürdüğünde tüm ekiple tanıştık. Orada oyunculuğun bana göre olmadığına kanaat getirip kamera arkasında ilerlemeye karar verdim. O dönemde MSN.com sitesi vardı ve bizler setten birini seçiyorduk. Bana kurgucu Erol Vatan abi çıktı ve İstanbul’a gidince Şafak Film adlı kendisinin sahibi olduğu meşhur kayıt stüdyosuna gittim. Kurslardan  da belgemi alınca, hem seti hem de yapım stüdyosunu görünce artık bu bölümü okumamın zamanı geldiği düşüncesiyle tapu kadastroyu bırakıp YDÜ’de TV-Sinema okumak için Kıbrıs’a geldim. Burada hocalar üstüme titriyordu çünkü ben işi biliyordum.

 

“İnsan hep ünlü bir yönetmen-oyuncu olacak diye uğraşmak yerine bazı manevi tatminlerin, değerli işler yapmanın ve insan biriktirmenin peşinde koşmalıdır”

Normalde öğrenciler okula başlar, sete giderek orada deneyim kazanır ve mezuniyet sonrası bu işe girer ama sende tam tersi olmuş. Okula başladığında hem kurs diploman hem de sektörel deneyimin vardı.

Evre: Hocamız Fevzi Kasap’ın çektiği “Erenköy Belgeseli” adlı filmde bizler de çalıştık. O filmi Datça Film Festivali’ne gönderdik. Filmi beğenen kişileri YDÜ’ye çağırıp filme bir etkinlik yapalım dedik. Gelenlerden birisi hem iyi belgeselci hem de Kara Melek’in yapımcısı Ertuğrul Karslıoğlu çıktı diğeri de yönetmen Biket İlhan’dı.(Onun da Sanem Çelik ile çektiği Ayın Karanlık Yüzü filmi vardı). Tüm bunların bir rastlantı olamayacağını ve bir gücün beni Sanem Çelik’e yaklaştırdığını ve önüme çeşitli yollar açtığını hissettim. Yazları Türkiye’ye giderek Şafak Filmde de stajımı yaptım. O dönemde de yönetmen ve eğitmen Hilal Saral ile tanıştık ve bu ekiple Kıbrıs’ta oyunculuk eğitimleri düzenledik. Arada “Söz’ün Son Kadını: Bedia Hanım” adlı belgeseli yine Fevzi Kasap hocamızla birlikte güzel bir ekip olarak yaptık. Çok iyi bir iş yaptık ve benim için de bu belgesel çok anlamlıdır. Kıbrıs'ın ilk Türk kadın gazetecisi olan Bedia Okan Göreli'nin hayatını 90 yaşında kendisine izletmek benim için çok değerliydi. Aslında insan hep ünlü bir yönetmen-oyuncu olacak diye uğraşmak yerine bu tür manevi tatminlerin, değerli işler yapmanın ve insan biriktirmenin peşinde koşmalıdır.

george-omer.jpg

“Öğrencilik dönemimde sürekli işler yaptım. Kıbrıslı Rumlarla ilk kez okulda öğrenciyken çalışmaya başladım”

Çok aktif bir öğrenci-yönetmen yaşamın olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Evre: Okul yıllarımda Genç TV’ye 4 adet dizi yaptık. Aşkın Utancı, Aşka Veda, Şah-Mat ve Hayatım Yalan adlı diziler de benim için iyi deneyimler oldu.  Genç TV’nin ödül töreninde iki kez “Yılın Gelecek Vaad Eden Genç Yönetmeni” Ödülü’nü almıştım. 
Benim bitirme projem ise “Güney Aşkı” adlı kısa filmdi ve bu projede internetten bulduğum Mihalis Egoumenides ile filmi çektik. Kıbrıslı Rumlarla ilk kez okulda öğrenciyken çalışmaya başladım. Kıyafetlerimizi Sadiye Destur ablamız yapmıştı. Bu bizim için çok önemli bir katkı idi. Bu filmim ile İstanbul’daki Lions Kısa Film Yarışması’nda En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü’nü aldım. 

 

“İlk defa Kuzey Kıbrıs’ta kurulan yerli bir yapım ve Kıbrıslı bir yönetmenin çektiği uzun metraj sinema filmi Türkiye’de bir kanala satıldı. Oyuncu Giorgos Anagiotos ile 7 yıldır arkadaşlık, dostluk ve iş ortaklığımız devam ediyor”

Kariyerinde birçok ilki barındıran “Savaşın İki Yüzü” filmine ayrı bir parantez açmamız gerekiyor.

Evre: “Savaşın İki Yüzü” Projemizi ilk kısa film(yarışmaya göndermek için) sonra da uzun metraj olarak çektik. Muhtar Ömer Meraklı’nın yardımlarını hiç unutamam. Orada da Sami Hamidi ile çok iyi bir ortaklığımız oldu. Kısa filmde Rum karakteri İtalyan oyuncu Pedro Jimenez'i getirerek ona oynattık. Kayıp şahıslar ve Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasındaki ortak acıları konu alan filmimle 10. Uluslararası Lions Kısa Film Yarışması'nda Barış ve Dostluk Ödülü’nü kazandım. İntergaz’ın sponsorluğunda da uzun metrajı çektik. Sami Hamidi,Dila Danışman,Ayla Algan,Batuhan Aydar,Mahmut Gökgöz ve Meriç Başaran gibi isimlerle ilk uzun metraj filminizi çektik. Oyuncu Giorgos Anagiotos ile de bu ilk ortak işimiz oldu. Yıl 2019 idi ve bugüne kadar da bu arkadaşlık, dostluk ve iş ortaklığımız devam ediyor. Bu filmi Kıbrıslı yapım şirketim OE Prodüksiyon üzerinden FOX TV’ye sattık. İlk defa Kuzey Kıbrıs’ta kurulan yerli bir yapımın ve Kıbrıslı bir yönetmenin çektiği bir uzun metraj sinema filmi Türkiye’de bir kanala satışı yapıldı. Böylece oyuncularımız ve ekibimizi de ödedik.

 

Senin aslında çok da bilinmediğini düşündüğüm bu ülke sinemasına oyuncu da yetiştiren bir oyuncu atölyen de var. Bu da bana göre bu alanda çok değerli bir girişim.

Evre: Evet. 2017 yılında Ayla Algan Atölye’yi kurduk ve Kıbrıs’ta Oyunculuk Eğitimleri’ne başladık. Alp İlkman, Hüseyin Oktay ve Sami Hamidi bizim atölyemizden çıktılar. Hem Türkiye’de sektörde işler yapıyorlar hem de bizim filmlerimizde oynuyorlar.

 

Giorgos’un hikayesini de kendinden dinlemek isterim. Oyunculuk okumaya ne zaman karar verdiniz?

Giorgos Anagiotos: Başlangıçta Atina'ya, bununla tamamen alakasız bir alan olan elektrik mühendisliği eğitimi almak için gitmiştim. Ancak ondan keyif almıyordum; aynı zamanda, yapmayı gerçekten seveceğim bir şeyin arayışı içindeydim. Tiyatroyu işte böyle keşfettim; o dünyanın beni büyülediğini fark edince de bu alanda eğitim almaya ve sonrasında da bunu bir meslek olarak icra etmeye karar verdim.

 

“İnsanı gerçekten bir oyuncu haline getiren şey, sektörde ortaya konan işler ve mezuniyet sonrasında gösterilen yoğun çabadır”

Atina’daki drama eğitimi yıllar size ne gibi deneyimler kazandırdı? Okulunuzu nasıl değerlendirirsiniz? Fırsat olsaydı Avrupa’nın farklı şehirlerindeki drama okullarından birinde okumak ister miydiniz?

Anagiotos: Son derece seçkin tiyatro profesyonelleriyle birlikte harika bir okulda eğitim görmüş olmaktan dolayı kendimi şanslı hissediyorum. Okul bana, bu muazzam alandaki yolculuğuma başlamam için gereken temel araçları ve ilk adımları sağladı. Ancak nihayetinde, insanı gerçekten bir oyuncu haline getiren şey, sektörde ortaya konan işler ve mezuniyet sonrasında gösterilen yoğun çabadır. Okulumun yurt dışındaki herhangi bir kurumla eşdeğer düzeyde olduğuna inanıyorum; ne de olsa tiyatro sanatının doğum yeri olan Yunanistan'da eğitim aldım.

tuvaldeki-sir-filmi.jpg

Kariyerinize nasıl başladınız?

Anagiotos: Mezuniyet sonrası, 2009 yılında Atina'daki çeşitli küçük tiyatrolarda sahne almaya başladım. Aynı dönemde, Yunanistan'ın ilk ve büyük başarı yakalayan internet dizisinde rol aldım ve çeşitli televizyon yapımlarında küçük roller üstlendim. Eş zamanlı olarak, Kıbrıs'ta da dizi ve tiyatro projelerinde yer alarak kendime yeni kapılar açtım. 2011 yılında Yunanistan ekonomik krizin etkisi altına girince ve kriz nedeniyle iş imkanları azalınca, Kıbrıs'a dönme kararı almak zorunda kaldım. Bir iş diğerini getirdi ve o tarihten bu yana Kıbrıs'ta televizyon, sinema ve tiyatro alanlarında aralıksız çalışmaya devam ediyorum. 

 

“Kıbrıs'ta sadece tiyatro ve sinemadan geçimini sağlamak son derece zordur”

Kıbrıs’ta sadece sinema ve/veya tiyatroda oyunculuk yaparak insan geçimini sağlayabilir mi yoksa mutlaka dizi oyunculuğu, sunuculuk ve reklam filmlerinde oynaması mı gerekir?

Anagiotos: Kıbrıs'ta sadece tiyatro ve sinemadan geçimini sağlamak son derece zordur. Bence televizyonda da çalışmak gerekir. Ben televizyon dünyasını asla küçümsememiş biriyim; çünkü orayı mesleğimizin bir parçası olarak görüyorum.

george-and-me-2.jpg

“Ömer ve ben, her iki toplumda gerçekten istenirse harika işler başarabilme ve harika ortaklıklar kurulabileceğinin bir örneğini teşkil ediyoruz”

Kıbrıslı Türk Yönetmen Ömer Evre ile ne zaman ve nasıl tanıştınız? Sinema alanındaki iki toplumlu iş birliklerine baktığımızda sizinki en eskilerden birisi değil midir? Toplamda 3 filmde mi ortaklığınız var?

Anagiotos: Ömer’le ilk filmin yapım süreci sırasında tanıştım. Belirli bir rol için oyuncu arıyordu ve bir arkadaşımız bizi bir araya getirdi. Daha sonra ben de yapım tarafında Ömer’e katıldım ve harika bir filme imza attık. Ömer, Sir Stelios tarafından düzenlenen bir yarışmaya denk gelmişti; biz de katılmaya karar verdik ve ödülü kazandık. Bu durum bizi film yapmaya devam etme konusunda motive etti, böylece ikinci bir filmin yapımına giriştik. Ömer’le ilişkim ve iş birliğimiz mükemmel düzeyde; artık onu bir dostum olarak görüyorum. İnanıyorum ki, her iki toplum da gerçekten isterse harika işler başarabileceğimizin ve harika ortaklıklar kurabileceğimizin bir örneğini teşkil ediyoruz.

 

Evre: “Biz sanat yapıyoruz, siyaset değil”

Anagiotos: “Sanatın varoluş amacı yalnızca birleştirmektir”

Artık azalsa da zaman zaman Kıbrıs’ın güneyinde yaşayan Kıbrıslı Rum oyunculara Kıbrıs’ın kuzeyinde yer alan yapımlarda yer almaları konusunda baskılar yapıldığı da kulağımıza geliyor. İyi haber ise sinema ve tiyatro için yapılan ortak projelerde iki toplumdan yer alan oyuncuların sayısındaki gözle görülür artış. Sen böyle şeyler yaşadın mı?

Evre: Biz sanat yapıyoruz, siyaset değil. Acının sınırı yok temasıyla yol çıkmıştık. Ben Giorgos ile hiç böyle bir olumsuzluk yaşamadım. “Tuvaldeki Sır” süreci de bizim için güvenli geçti.

Anagiotos: Kişisel düzeyde, Kıbrıs Rum tarafından yöneltilen eleştirilerin hedefi olduğumuzu hiç hissetmedim. Yakınımdaki insanların benim bir sanatçı olduğumu anladıklarını; çalışmalarımı ve bu alandaki konumumu bildiklerini, ayrıca, niteliği ne olursa olsun giriştiğim her türlü iş birliğine saygı duyduklarını hissediyorum. Elbette her iki tarafta da münferit olaylar yaşanabilir; ancak ben şahsen bu tür şeylere kulak asmıyorum, çünkü sanatın varoluş amacı yalnızca birleştirmektir. Özellikle de Ömer ile birlikte, iki toplumdan bireyler arasındaki dostluğu ve romantik ilişkileri öne çıkaran filmler yaptığımız düşünüldüğünde, bu durum bilhassa geçerlidir.

bogazici-ff-2.jpg

Akademisyenlik de öğrencilik gibi sürekli işlerle geçiyor gördüğüm kadarıyla.

Evre: Haklısın.10 yıldır DAÜ İletişim Fakültesi öğretim görevlisi olduğum için oradaki öğrencilerle de yerli yapımlar yapmayı sürdürdüm. Danışman olarak yer aldığım “Angonimin Mürveti” ve “Odamdaki Yabancı” adlı yerli yapım öğrenci filmlerini yaptık. “Zehir” diye uyuşturucu konusunda bir farkındalık filmi yaptık.

img-6712.jpeg

“Tuvaldeki Sır’da Türkiye ile Kuzey ve Güney Kıbrıs’tan oyuncular birlikte rol aldı. Sanatla sınırları aşmayı ve filmlerim aracılığıyla bu tür ortak işleri çok önemsiyorum”

Güncel projeniz “Tuvaldeki Sır” filmine gelebiliriz artık. Bu film de yine içinde ilkleri (Antalya FF, Cannes Market, Frankfurt FF, Stelios Ödülleri vs.) barındırıyor.

Evre: Tuval'deki Sır (The Secret on the Canvas) filmimin çıkış hikayesi Semra Bayhanlı’nın "Orta Çağ'da Kıbrıs'ın Kadınları- Kıbrıs'ın Kadın Kahramanları" adlı resim sergisindeki eserlerindeki kırmızı elmadır. Senaryoyu oradan yola çıkarak yazdım. Sanat, hafıza ve geçmişle yüzleşme temalarını işlediğimiz 2025 yapımı filmin başrollerinde Cemal Hünal, Hatice Tezcan ve Devrim Nas yer almaktadır. Altıner Dereliköylü filmimize yapımcı desteği verdi. Giorgos Anagiotos de filmde rol alıyor. Filmimiz böylece Türkiye ile Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs’tan oyuncuların birlikte rol aldığı bir yapıya büründü. Sanatla sınırları aşmayı ve filmlerim aracılığıyla bu tür ortak işleri çok önemsiyorum. Prömiyerimizi 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde özel gösterim olarak yaptık, sonrasında Boğaziçi Film Festivali’nde gösterildi. KKTC yapımı filmler Türkiye’deki film festivallerinin ulusal ve uluslararası yarışma kategorilerinde yarışmakta sıkıntı çekiyorlar o yüzden Türkiyede bu iki festivalde yer almak bizim için bir başarı oldu. Özellikle Antalya’da Türkiye’nin önemli yapımlarıyla aynı salonlarda filmimiz gösterildi. Kırmızı halıda oyuncularımız yürüdü, sinemaseverlerin sorularını cevapladı, ilgiyle karşılandı, fotoğraflar çektirdi ve basına demeçler verdi. Altın Portakal’daki galayı o yüzden çok değerli buluyorum.

bogazici-ff-1.jpg

“Filmin Antalya’da başlayarak Boğaziçi, Cannes Film Market ve Frankfurt festivalinde devam eden yolculuğu hem bizim hem de ülke sineması adına çok önemli”

Cumhurbaşkanlığı’nın maddi destekleriyle Cannes Film Market’e gittiniz. Çok önemli bir uluslararası temas olduğunu tahmin ediyorum. Cannes’in ne gibi kazanımları oldu?
Cumhurbaşkanımız Tufan Erhürman’ın destekleriyle mayıs ayında Cannes Film Market’e katıldık. Bu film ticariden çok tanıtım filmi gibi görüyoruz. Türkiye’nin 2026 Sinema Kataloğu’nda da filmimiz Kıbrıs yapımı (Made in Cyprus) olarak yer aldı ve Cannes’de dünyanın dört bir yanından film sektör profesyonellerine dağıtıldı. Ülkemizin değerli oyuncusu Hatice Tezcan ile orada yer almak hem onun için hem de benim için inanılmaz bir deneyim oldu. Hem Kıbrıs Cumhuriyeti hem de Türkiye Cumhuriyeti stantlarına giderek orada zaman geçirdik, sektörden insanlarla tanıştık, farklı temaslar kurduk. Sonrasında prestijli Frankfurt Türk Film Festivali’ne katıldık. Birçok ünlünün de katıldığı festivalde Türkiyeli ve Kıbrıslı oyuncuların birlikte yer aldığı filmimizle ülke sinemamızı başarıyla temsil ettik. Filmin Türkiye’deki yayın haklarını TRT’ye satma çalışmalarımız olumlu bir zeminde devam ediyor.

Anagiotos: Filmimizin bu harika festivallere uzanan yolculuğuyla ilgili yalnızca gurur duyuyorum. Yakında Kıbrıs'ımızda, şahane bir mekânda gösterilecek olması beni daha da gururlandırıyor. Bu yolculuk hem yurt dışında hem de Kıbrıs'ta eserimizin geniş kitlelere ulaşmasını kesinlikle sağlıyor; bu da harika bir durum. 

kapak-2-001.jpg

“Kuzey Kıbrıs’ta sinemaya gerekli desteğin verilmemesi bizleri çok üzüyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sinema fonlarından faydalanabilme alternatifim önümde duruyor”

Cannes Market’te Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti stantları arasında gidip gelirken bir arafta olma hissiyatı da oluştu mu?

Bu yıllardır oluşuyor zaten. Biz ülkedeki az sayıda sinemacıdan biriyiz. Ancak sinemanın tanıtım ve turizm üzerindeki önemli etkileri dünyada kavranmışken Kuzey Kıbrıs’ta sinemaya gerekli desteğin verilmemesi bizleri çok üzüyor. Turizm Bakanlığımızdan Türkiye Turizm ve Kültür Bakanlığı nezdinde daha somut desteklerin olacağı girişimler bekliyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Sinema Ofisi var ve sinemaya profesyonel düzlemde yapıyorlar, filmlere(projelere) her aşamada destek verip bu filmleri festivallerde tanıtıyorlar. Eurimages’den destek alıyorlar. Benim Kıbrıslı bir sinemacı olarak önümdeki fırsatları değerlendirmemden daha doğal bir şey olamaz. Güney Kıbrıs’ta bir şirket kurarak Kıbrıslı Rum yapımcı arkadaşım Giorgos ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sinema fonlarından faydalanabilme alternatifim önümde duruyor. Nasıl ki insanımız yasal ve hakkı olarak sağlık, market, ulaşımda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin imkanlarından faydalanıyor benim de bir sinemacı olarak bu imkanlara erişim hakkımı kullanmam gerekir.

 

“Bu ödül iki toplum arasında var olabilecek bağı ve ortak yolu ortaya koyma yönündeki çabalarımızın da bir takdiridir”

Stelios Vakfı’nın dağıttığı prestijli ödüllerden birisini de aldınız. Bu sizleri ortak yapımlar konusunda hangi açılardan motive ediyor?

Evre: Ödül töreni sırasında Kıbrıs’ın iki sinemacısı olarak Cumhurbaşkanı Hristodulidis ile tanıştık, bizlere yakın ilgi gösterdi. Paradan daha önemli iletişimsel bağlantılar da kuruyorsunuz. Düşünün bir ülkede ödül töreninde Cumhurbaşkanı yanınıza gelip sizle yakından ilgileniyor.
Anagiotos: Sir Stelios'tan bu ödülü almak, belki de şu anki en büyük ayrıcalıklarımızdan biri. Bu ödül, sıkı çalışmalarımızın yanı sıra iki toplum arasında var olabilecek bağı ve ortak yolu ortaya koyma yönündeki çabalarımızın da bir takdiridir. Bu iş birliğinin gelecekte de süreceğinden eminim; şimdiden başka projeler üzerinde çalışıyoruz ve bunların da büyük bir başarıya ulaşacağına inanıyorum, çünkü bu işi büyük bir sevgiyle yapıyoruz.   

antalya-altin-portakal-gala.jpg

 “Hem oyuncu hem yapımcı hem de insan olarak Giorgos’a çok güveniyorum. 2027’de iki ortak film projemiz var”

Kıbrıs'taki iki toplumlu film yapımlarının geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce önümüzdeki yıllarda daha fazla ortak yapım görecek miyiz?  Sizin projeniz nedir?

Anagiotos: Evet, sanırım öyle ve bunu umuyorum. Ömer ile harika bir başlangıç yaptığımızı hissediyorum; çizdiğimiz bu yolun gelecekte başka yapımcılarla da devam etmesini umuyorum.
Evre: 2027 yılına yönelik ortak projemiz vardır. Giorgos’un benimle birlikte ortak yapımcısı olacağı bir komedi bir de dram film çekme projemiz var. Senaryosunu benim yazacağım ortak Hellim kültürümüzün öne çıktığı bir komedi düşünüyorum. Güney’de yine birlikte dizi gibi, yarışma programı çekimi gibi düşüncelerimiz de vardır. Ben hem oyuncu hem yapımcı hem de insan olarak Giorgos’a çok güveniyorum. Hikayemin başladığı oyuncu olan Sanem Çelik’li bir film yapma hayalim de devam ediyor.

 

Genç oyunculara ve özellikle Kıbrıs'ta oyunculuk kariyeri yapmak isteyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunurdunuz?

Anagiotos: Gençlere her zaman sevdikleri işi yapmalarını tavsiye ederim. Yaptığınız işten keyif almak çok önemlidir; sevdiğiniz şeyi bir mesleğe dönüştürmeyi başarırsanız bu daha da güzeldir. Kuşkusuz bu, oldukça zorlu ve çetin bir alandır; buna dayanabilmek ise sabır ve sağlam bir irade gerektirir.

Bu haber toplam 785 defa okunmuştur