1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Oyunculuk, empatinin vücut bulmuş hali”
“Oyunculuk, empatinin vücut bulmuş hali”

“Oyunculuk, empatinin vücut bulmuş hali”

Kıbrıslı sanatçı Nectarios Theodorou, fiziksel tiyatro alanında öne çıkan isimlerden biri.

A+A-

Kıbrıslı sanatçı Nectarios Theodorou, fiziksel tiyatro alanında öne çıkan isimlerden biri. Çocukluk merakıyla başlayan tiyatro yolculuğunu, Londra’da aldığı eğitimle derinleştiren sanatçı, bugün yalnızca oyunculuğuyla değil, yönetmenlik çalışmalarıyla da özgün üretimlere imza atıyor. Onu ses getiren oyunu Personne ile tanıdım. Bu röportaj hem sanatçıyı daha yakından tanıma hem de çalışmalarının Kıbrıs’ın kuzeyine taşınma arzusunu konuşma fırsatı sundu.

Genç sanatçı Theodorou, sahneyle kurduğu bağın çok erken yaşlara uzandığını anlatırken, hayatının adım adım nasıl şekillendiğini samimi bir dille paylaşıyor. Onun hikâyesi, mantık ile tutku arasında yapılan bir tercihin izlerini taşıyor.

personne-pic-2-festival.jpg

“Her zaman oyuncu olmak istedim. Okul yıllarımda, küçük yaşta dans etmeye başladım; ardından tiyatro kurslarına katıldım. Aynı zamanda bilimde de çok başarılıydım. Üniversite eğitimime Atina’da biyoloji üzerine başladım. Ancak zamanla oyuncu olma isteğim ağır bastı. Üçüncü sınıfa geldiğimde biyolojiyi bıraktım ve Londra’ya taşındım. Orada eğitimimi tiyatro üzerine tamamladım. Bir süre orada çalıştıktan sonra Kıbrıs’a döndüm. Burada da oyunculuk yapmaya devam ediyorum.”

Sadece oyuncu olarak değil, tiyatroda yönetmen kimliğiyle de öne çıkan sanatçı, Londra’da kurduğu ve bugün Kıbrıs’ta faaliyetlerini sürdürdüğü Liminal Theatre / Liminal Creative Productions adlı şirketinin hikâyesini de paylaşıyor.

“Aslında kendimi bir tiyatro yaratıcısı olarak tanımlıyorum. Ancak pratikte daha çok oyuncu olarak çalışıyorum. Yıllar içinde farklı projelerde yer aldım ve yönetmen kimliğimi de güçlendirdim. Londra’da sanat alanında bir şirket kurdum, daha sonra bu şirketi Kıbrıs’a taşıdım. Böylece kendi yarattığım projelerde oyunculuk ve yönetmenliğin yanı sıra yapımcılık ve yöneticilik gibi farklı alanlarda da üretim yapma imkânı buldum. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, Kıbrıs’ta tiyatrocu olarak hayatı idame ettirmek kolay değil; özellikle de benim gibi bağımsız bir tiyatrocu için. Bu nedenle farklı üretim biçimleri geliştirmek gerekiyor. Ben de bunu başarmaya çalışıyorum.”

 

“Tiyatro bir keşif yolculuğu”

Theodorou, oyunculuğu sadece rol yapma pratiği olarak görmüyor. Bunu “empati yapmanın vücut bulmuş hali” olarak açıklıyor.  Bu yaklaşım, tiyatroyu sadece sahnede sergilenen performans olmaktan çıkarıp, derin bir içsel yolculuğa dönüştürüyor. Deneyimlerini ise kendisine ve başkalarına açıldığı keşif alanı olarak tarif ediyor.

“Tiyatro benim için gerek aktör gerekse de yönetmen olarak bir yolculuk hali. Bu yolculukta kendimi ve başka şeyleri keşfediyorum. Sürekli araştırmalar yapıyorum. Kendimi de aradığım, bulduğum, kendim üstüme araştırma yaptığım da oluyor. Böylece kendimi keşfediyorum, yönümü belirliyorum. Oysa normal bir hayatın akışı içinde tüm bunları yapmak mümkün olmayabilirdi. Benim için tiyatro bir keşif yolcluğu, daha derinlere inme durumu. Oyuncular olarak sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da işimize katıyoruz. Çok farklı karakterlere bürünebiliyoruz. Yeri geldi mi tamamen başka biri oluyoruz. Bu da ancak empati, diğerinin duygusunu hissetme, öğrenme ile mümkün oluyor. Tabii her zaman bu mümkün değil ama bence mesleğimizde ideal olan bu. Ben de mümkün olduğu kadar buna erişebilmek için çok çalışıyorum.”

img-7291.jpg

“Her iki oyun kimlik arayışına gönderme yapıyor”

Bağımsız bir tiyatrocu olarak zaman zaman Kıbrıs Tiyatro Kurumu ile de çalışan sanatçı, şu sıralarda Lefkoşa’da William Shakespeare’in On İki Gece oyununda rol alıyor. Ayrıca Personne adlı tek kişilik bir oyunu da bulunuyor.

Personne isimli oyunu kendi şirketim üzerinden yarattım. Şirket olarak ilk çalışmamızdı. Oyunu Limasol’da birçok kez sahneledik; Lefkoşa’da ise şu ana kadar yalnızca bir kez sahnelendi. Ancak yeniden Güney Lefkoşa’da sahnelemek ve Kuzey’e de taşımak istiyorum. Meslektaşım George Siena ile birlikte yarattığımız bu oyun, tek kişilik bir performans ve tamamen benim oyunculuğumdan oluşuyor. Japon yazar Yukio Mishima’nın Bir Maskenin İtirafları adlı eserinden esinlenerek oyunlaştırdık. Aslında bu kitap, Mishima’nın otobiyografik unsurlar taşıyan bir anlatısı. Japonya’da zor koşullar altında yaşayan ve kendini keşfetmeye çalışan bir bireyin hikâyesini anlatıyor. Eşcinsel kimliğe sahip olması ve bunun o dönemde tabu olması, karakterin içsel çatışmasını derinleştiriyor. Ancak oyunu yalnızca cinsel kimlik üzerinden okumamak gerekir. Oyun, özünde kimlik arayışına ve bireylerin toplum içinde taktıkları maskelere odaklanıyor. Bastırılmış duygulara ve iç dünyalara yöneliyor. Bu yönüyle sadece cinsel tercihlerle değil, insanın sakladığı tüm yönleriyle ilgili. Hikâyede, gerçek benliğini gizleyen bir karakterin içsel çatışması ele alınıyor. Sonuçta hepimizin içinde sakladığı şeyler var. Oyuna Personne adını verdik. Fransızca bir kelime; hem “kişi” hem de “hiç kimse” anlamına geliyor. Aynı zamanda tiyatrodaki “maske” ya da “persona” kavramına da bir gönderme içeriyor. Aynı zamanda On iki Gece isimli oyununda da rol alıyorum. Kıbrıs Tiyatro Kurumu’nun sahnelediği bu yapımı, belirli tarihlerde Türkçe üst yazıyla da sahneye taşıyoruz. William Shakespeare’e ait olan bu oyun, komedi türünde bir aşk hikâyesi. İskoçyalı yönetmen Owen Horsley eseri adapte etti; olaylar bir barda geçiyor ve mekânın adı da Olivia. Oyunda aşk hikayesi yanında toplumsal cinsiyet rolleri sorgulanıyor.”

 

“Londra’da fiziksel tiyatro üzerine eğitim aldım”

Sanatçının performanslarında beden dili, metinlerin önüne geçiyor. Bu durumun ona nasıl bir özgürlük alanı sunduğunu merak ediyorum.

“Eğitimimde beden dili üzerine yoğunlaştım. Londra’da fiziksel tiyatro üzerine eğitim aldım. Bu tiyatro türünde beden hareketi, jest ve mimikler ön plana çıkar; oyunlarda sözden çok bedenle anlatım yapılır. Bu yaklaşım, Jacques Lecoq’un geliştirdiği oyunculuk tekniklerinden de etkilenir. Bedenimiz bir araca dönüşür; böylece sizin de söylediğiniz gibi, metinden önce beden konuşur. Bazen bu tür performanslar tamamen sessiz de olabilir. Bu performanslar bir yönüyle psikolojiye dayanır ve doğrudan duygulara temas eder.”

personne-pic-4-festival.jpg

RÖPORTAJ FOTOĞRAFLARI: DOĞAN SAMER

Bu haber toplam 639 defa okunmuştur
Etiketler :