1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. “Lefkara Nakışı’ndan daha iyi güven arttırıcı bir ortak değer olamaz”
“Lefkara Nakışı’ndan daha iyi güven arttırıcı bir ortak değer olamaz”

“Lefkara Nakışı’ndan daha iyi güven arttırıcı bir ortak değer olamaz”

Kıbrıslı Türklerin “Lefkara Nakışı”, Kıbrıslı Rumların ise “Lefkaritika” olarak adlandırdığı, kökleri 14. yüzyıla uzanan bu geleneksel el sanatını, aynı adlı araştırma kitabının yazarı Şenay Ekingen ile konuştuk.

A+A-

Murat OBENLER

“Kitabın şansı değerli hocamız Gülgün Serdar'dır”

Uzun yıllardır Lefkara ile ilgili adanın kuzeyinde Türkçe olarak bir araştırma kitabının yayınlanmamasını garipsemiştim. Bunu aslında bir yazar olmayan sizin düşünerek, büyük bir sevda ile kendinize görev bilerek bunu araştırmalar sonucunda yayınlamanız her açıdan önemlidir. Bu süreç nasıl başladı?

Şenay Ekingen: Bu kitabın bu şekle bürünmesi aslında beni birilerinin edebiyatçı-yazar-emekli eğitimci Gülgün Serdar hocamıza yönlendirmesiyle olur. Gülgün hocanın annesi Hatice A. Refik (Necati) hanımın Viktorya İslam İnas Sanayi Mektebi’nde ilk nakış hocalarından olması ve kendisinin de bu mirasa özel hassasiyet/merak göstermesinden dolayı kendi arşivinde de olan o zamanın kayıtları da dahil birçok belgeye ulaşmamı sağladı. Onun kitaba dokunuşu, bilgi-belge katkısı, değerlendirmeleri bu kitabın kalite değerini ve dil açısından değerini arttırdı. Kitabın şansı Gülgün Serdar oldu.

Lefkara ağızdan ağıza bilgilerle yayıldı,1900’lü yılların ilk çeyreğine kadar pek kayıtlı değildi, anneden kıza, kuşaktan kuşağa anlatı/öğretiyle geçen bir kültürel gelenekti. Müşterisi daha çok varlıklı kişilerdi ve yurtdışına gönderilirdi. Araştırmacı, Orta Çağ Tarihçisi Ahmet Hilmi’nin bana aktardığına göre Lüzinyan/Fransız kasabasının bu nakışa başkentlik yaptığını ve onunla Venedik dantelinin birleşiminden ortaya çıktığını/doğduğunu biliyoruz. Semra Bayhanlı ve Ahmet Hilmi’nin Naci Talat Vakfı’nda açtıkları “Orta Çağda Kıbrıs’ın Kadınları-Kıbrıs’ın Kadın Kahramanları” sergisi sırasında Fransız Kraliçesi’nin yastığında Lefkara nakışı olduğunu fark etmem üzerine kraliçeler, Lefkara ve ne zaman,nerede olduğunu araştırarak bizlere Semra hanımın fırçası sayesinde onu aktardı. Lefkara köyünün Fransa’da Lüzinyan adlı bir kardeş köyü de vardır.

Sizin tespitlerinize göre Lefkara ile ilgili kaynakların yazım dil olarak dağılımı nedir?

Ben de bilgileri (Akademisyen Nilden Eminer’in çok değerli gönüllü tercüme yardımı ile) yabancı kaynaklardan elde ettim. İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Yunanca bu dillerin başında gelir.

kullan-1-001.jpg

“Lefkara’nın kökeni neresidir sorusuna yapılan araştırmada 1. sırada Kıbrıs, 2. sırada Fransa’nın kuzeyi çıkıyor”

Kıbrıs’taki varlığı ya da Kıbrıslı Lefkara işinin doğuşu nasıl oldu?

Ekingen: Lefkara keten kullanıldığı için ve işçiliği de (emek yoğun) fazla olduğu için pahalı bir hediyelik eşyadır. Kaynaklara göre Kıbrıs adasındaki beyaz nakış ile Venedik danteli (Dantel Venüs) kaynaşmasından(amalgame) ortaya çıkıyor. Kıbrıs’a gelen Venedik asilzadelerinden bir/birkaçı bu danteli Kıbrıslı kadınlara öğretiyor ve bu 8 köyde Lefkara nakışı yapılmaya başlanıp yurtdışına satışı yapılıyor. İkinci bir rivayete göre ise asilzedeler yerli halka bu nakışı göstermiyor ama yerli halk bunu göz hırsızlığı ile çalıyor ve kendi beyaz nakışına amalgame ediyor. Bu dantel beyaz nakış ile buluşunca nakışın içini etkiliyor ve bu bir marka oluyor. 1920’lerin başına kadar Lefkara’nın dışını Dantel Venüs etkilemedi. Önce kalın kalın bağlamalar varken daha sonra daha kibar hale geldi. Venedik dantelinin adaya ikinci gelişinde (Luricina-Kiracıköy civarları) nakışın dışını da etkiledi. Ben eski nakışlardan (1962 öncesini kast ediyorum) yola çıktığımda ilk 1922’de Amerika’dan gelen bir fotoğrafı kitabımda kullanıyorum. Kıbrıs’ta çalışan bir maden mühendisi (veya eşi) Kalavason köyünden aldığı bu püsküllü Lefkara nakışını Amerikadaki evine götürür. Benim Büyükhan’daki dükkanıma yine bir Kıbrıslı Rum bir kadın tarafından püsküllü bir nakış gelir ve benden bunu tamir etmemi isterler. Üst kattaki tekstil dizayn eğitimi alan rahmetli terzi abimiz Aziz Hasan Mevlütler beye bunu sorduğumda bana zarar verebileceğim riskiyle dokunmamamı tavsiye etti. Ben de sadece fotoğrafını çekerek nakışı kadına geri verdim. Araştırmacı Ahmet Erdengiz’in Milan Katedrali’ne sorduğu Lefkara’nın kökeni neresidir sorusuna yapılan araştırmada 1. Sırada Kıbrıs, 2. Sırada Fransa’nın Kuzeyi çıkıyor. Yani Lefkara nakışı Kıbrıs’ın bir bölgesinde doğan, yoğun işçiliği, kullanılan malzemesi ve otantik(Ortaçağ) desenleri bünyesinde barındıran özel bir nakış çeşididir.

kullan-2-001.jpg

“Lefkara Nakışı’nı “Ev Sanayi” olarak herkes komşusuyla birlikte işlerdi. Bu yerinden üretim, kontrol ve teslimat çok iyi bir sistemdi”

Hasan Kahvecioğlu’nun annesi Zalihe Hasan ile köylüsü Margaru’nun Lefkara’da birlikte işledikleri zamanlardan da biraz bahsetmenizi rica edeceğim. Lefkara ortak kültürümüz olduğuna göre ortak yaşam zamanlarına biraz daha fazla değinelim isterim.

1930-40’lı yıllarda karma köy olan Lefkara’da ve civardaki 6-7 köyde daha bu nakış birlikte işlenirdi. Öykülerde ve fotoğraflarda herkesin komşusuyla birlikte işlediği görülür. K/T Lefkaralılar 1964’te göç ettiler. Sizin de bahsettiğiniz Hasan Kahvecioğlu’nun annesi Zalihe Hasan hanım 1963’te göçmen olarak gittiği Köfünye’de de birçok kadına bu nakışı öğretti, iş yaptırdı ve Lefkara’ya teslim etti. Bu yerinden üretim, kontrol ve teslimat çok iyi bir sistemdi.

1-19-of-37x.jpg

“Leonardo Da Vinci’nin Lefkara’dan aldığı ve “Son Akşam Yemeği” tablosunda masada görünün Lefkara nakışı (Da Vinci Deseni olarak) dünya sanat tarihinde de görünür olmuştur”

Leonardo da Vinci’nin Lefkara sevgisi de bu nakışın dünya literatürüne girmesinde katkısı oldu diye düşünüyorum.

Rivayete göre İtalyan sanatçı Leonardo da Vinci’nin 1481’de Lefkara’dan alarak Milan Katedrali sunağına konmak üzere Papa’ya hediye ettiği ve Son Akşam Yemeği diye de resmettiği tablosundaki masadaki Lefkara nakışı böylece (Da Vinci Deseni olarak) dünya sanat tarihinde de görünür olmuştur. Yine Lefkara nakışının önemli bilgilerine Kraliçe 2. Elizabeth’e hediye edilmek üzere işlenen örtüde rastlarız. Onu işleyen köylü ekibinde 3 K/T ve 3 K/R vardı. Kıbrıslı Rum kadınların yanı sıra bir de kara çarşaflı bir kadın görünür. Onu İngiltere’den sorup soruşturdum ve Çayırova’lı kadınlara da doğrulattım ki bu İngiliz Kraliçesi’ne işlenen örtü de birlikte işlenmiştir. Diğer K/T üretici kadınlar Ayşe Mustafa Tavşan ve Müzeher Mustafa Tavşandır.

En ilginç hikayelerden birisi de Lefkara civarındaki köylerden birinde birisi K/T, birisi de K/R olan iki genç kadının bir Lefkara nakışlı gelinliği birlikte işleyerek her ikisinin de kendi düğünlerinde bu gelinliği giydiğidir. Birlikte işler, birlikte üretir ve birlikte kullanırlardı. Tabi ki buna benzer çok hikaye vardır. Yani üretim sistemini tarihden miras bulduk. Bir kaynakta Lefkara’nın üretim şeklini “Ev Sanayi” diye tanımlar. Kadınlar kadar üretim ağında erkekler de vardır. Vudada ünlü nakışçı Yusuf vardı. Eskiden Lefkara’nın da içinde olduğu bu 8 köyde kadınıyla erkeğiyle çoluğu çocuğuyla, nenesi kızı torunuyla üç kuşak bu nakışla uğraşıyor ve hayatını kazanıyordu.

Geçmişi çok eskilere dayanan bu Kıbrıslı kadınların dayanışması ve iş bölümü ile işlenen nakışın günümüzdeki karşılığı nedir?

Eskiden tüccarın da tercihi olarak bu iş belli bir bölgede imece usulü yapılırdı. Günümüzde kadınlar bu işi yapabilmek adına görev bölümü de yapıyorlar. Geçmiş yıllarda aile içinde çocuklara öğretme yöntemi daha sık görülürdü. 

kullan-4.jpg

“Daha Sanayi Devrimi yapılmamışken Lefkara için 'Nakış Sanayi Bölgesi' ibaresi kullanılıyordu”

İşin ticari boyutuna bakacak olursak İngiliz Sömürge İdaresi’nden günümüze bu kültürel miras nasıl tanıtıldı, pazarlandı ve süreçte neler değişti? Günümüzde adanın güney ve kuzeyinde nasıl devam ediyor bu kültürel mirasla ilişkimiz?

Daha öncesine de gidecek olursak 1936 basımı yabancı bir kaynak kitapta dünyada daha Sanayi Devrimi yapılmamışken Lefkara için “Nakış Sanayi Bölgesi” ibaresi kullanılıyordu. Lefkara işi pahalı olduğu için Kıbrıs’ta sadece zenginlerin evinde bulunurdu.

İngiliz döneminde insanların çalışmasına çok fazla müdahale edilmedi. Eğitimine de yatırım yapıldı. Yurtdışına pazarlanması konusunda daha çok erkek tüccarları görüyoruz. Bu pazarlamayı yapan bir Kıbrıslı Rum kadının bu konuda yazdığı kitabı okurken topladığı nakışları dağ köylerinden evine götürürken hırsızlar kendini fark etmesin diye kıyafetlerinin içine sakladığını/kıyafetini ters çevirdiğini yazar. Bu kadın Mısır’a da satış yapıyordu. O dönemde satış fiyatını İngiliz hakim belirlerdi(alt-üst satış fiyatı ve kategorizasyon-fiyat skalası vardı). Çok yakın zamana kadar da bu fiyatların Güney Kıbrıs’ta Tarım Ofisi altında belirlendiği bilgisi vardır. Vahşi serbest piyasa koşullarına karşı devlet tarafından korunan bir üründür çünkü kültürel bir mirastır ve Kıbrıs’a özgü bir markadır. 

Dönemin Kıbrıs’ta maden çıkarıp dünyaya pazarlayan CMC Firması çalışanlarını da Lefkara’yı Amerika’ya hediyelik eşya olarak taşıdığını görüyoruz. Amerika’da yaşayan eski Lefkara pazarlamacısı bir ailenin(Dedesi hem kışta evde nakışı işler hem de pazarlardı) yeni kuşak üyesi bana annesinin 14-16 yaşlarında kendisine bu nakışı öğrettiğini ve 26 yaşına kadar evde birlikte işlediklerini söyledi.

Kıbrıs’ta Lefkarayı yurtdışına pazarlayan Türk nakışçısı da vardı. Yine bu nakışı yurtdışına pazarlayan kişilerden birisi de Arsal’ların büyük dayısı olan Hüseyin Retvan sürgündeki Padişah Vahdettin’in Avrupa’daki evine gider Lefkara nakışını satar ama sonrasında Vahdettin bu işin arkasında Jön Türkler’in olduğunu düşünerek hemen evini terk eder.

Viktorya’dan mezun emekli İngilizce öğretmeni Emete Dereliköylü,Bodamyalı  olduğundan dolayı Türkçe yanında hem Rumca hem İngilizce hem Fransızca hem de nakışı bilen kimliğiyle bana yabancı kaynaklardaki bilgilere erişim noktasında çok katkıda bulundu. Bir kaynağı araştırırken Emete hocanım Lefkara nakışında ortak kullandığımız bazı isimlerin Fransızca kökenli olduğunu ve bunun da Lüzinyanlar’a kadar dayandığını söyledi. Lefkara nakışının Luricina’ya taşınması sürecinde ise Venedik danteli(iğne işi) yapan bölge halkının albenisi yüksek Lefkara’ya döndüğünü yazıyordu. Luricinada da iğne işinin yerini büyük oranda Lefkara nakışı almıştı. (Az miktarda da olsa iğne işi de işlenmeye devam etti)

Güneyde devletin ve yerel yönetimlerin Lefkara’yı sahiplenmesi maksimum düzeydeyken kuzeyde devlet desteği sıfır, yerel yönetim bazında ise minimum düzeyde.

kullan-5.jpg

“Lefkara bu adanın prestij ürünüdür. Tanıtım için Lefkara nakışı gibi Orta Çağ desenlerinden de oluşan, orijinal, zengin, zarif, estetik, dünyaca bilinen, Kıbrıs’ın ortak kültürel mirasından daha iyi bir malzeme olamaz”

Kıbrıs’ın bu ortak kültürel mirasına adanın kuzey ve güneyinde gerek merkezi gerekse yerel yönetimler bazında nasıl destekler veriliyor, sahiplenme derecesi ne seviyededir?

Lefkara köyü adanın güneyinde olduğu için Güney Kıbrıs (Merkezi ve bölge belediyeleri) bunu kültüründe, turizminde, ticaretinde yoğun şekilde kullanıyor. Tabi ki üretim seviyesi de buna paralel olarak yoğun gidiyor. İlgili STÖ’ler de aktif çalışıyor. Adanın kuzeyinde yerel yönetimlerin desteği sıfır olmasa da bu örneklerin parmakla sayılabilecek kadar sınırlı olduğunu söylemeliyim. Sahiplenmede coğrafya çok önemlidir. Mehmetçik Belediye Başkanı kendi başkanlığı döneminde Lefkara Evi’ni açtı(Çok önceleri sahiplenerek açılması gerekirdi), 2025’te Dikmen Belediye Başkanı Yüksel Çelebi, Dohni Lefkara Atölyesi üzerinden belediyeye getirdiğimiz Lefkara Yarışması yaparak bu nakışı yapan kadınları destekleme projemizi kabul etti. Kadınlarımız bu nakışı rutin olarak işliyor ama yarışma, kazanma ayrı bir motivasyon sağlar, tanırımı arttırır,cesaretlendirir, örnek olur. Geçtiğimiz yıl yaptığımız yarışmamız çok iyi geçti. Bunu gelenekselleştirmek gerekir. Bunların dışında çok ciddi bir katkı ortada yok. İKD ile bunu “Dohni Deresi” konsepti ile yapabilmek için konuşuyoruz. Coğrafi yerlere isim verilmesi çok önemlidir. Büyükhan Lefkara Çarşısı denemez mi? Sahiplenme meselesi de yönetimlerin işi ama vizyon sahibi yönetici gerekir. Tanıtım için Lefkara nakışı gibi Ortaçağ desenlerinden de oluşan,orijinal, zengin, zarif, estetik, dünyaca bilinen, Kıbrıs’ın ortak kültürel mirasından daha iyi bir malzeme olamaz. Lefkara bu adanın prestij ürünüdür ve Lefkara’dan yapılan hediyeler hep çok özel olurdu. Lefkara nakışına hak ettiği değer verilmiyor. Bir de maalesef koyu renkte deseni de bilmeden işlenerek Lefkara işi diye pazarlanan alakasız işler de vardır. Tabi piyasada ne kadar çok kalitesiz de olsa Lefkara işinin “ticari ürün” olarak alınıp satılıyor olması tanıtıma katkı yapar ama yöneticilerin orijinal kültürel ürün olarak Lefkara nakışına(doğru bilgi-doğru üretim-doğru uygulama) sahip çıkmasıdır esas mesele.

kullan-6.jpg

“Sahada zaman zaman eksik veya yanlış bilgiler dolaşıyor”

Yine kitapta da bir önsöz yazısı olan gazeteci abimiz Hasan Kahvecioğlu’nun saptamalarından yola çıkarak bu Kıbrıs’a ait ortak mirasla ilgili kuzeyde bir ayrışma, parçalanma, bölünme ve/veya toplum mühendisliği çalışması olduğunu söyleyebilir miyiz?    

Bizde doğru bilgiyi sahiplenen çok fazla kurum olmadığı için Lefkara nakışını sonradan tanıyanlar farklı şeyler söylüyorlar. Bilinçli bir toplum mühendisliği olduğunu düşünmüyorum. Eğer köylerde varsa da bunlar maksatlı girişimlerdir. 40 yıldır bu işi yapan (Kooperatifte de birlikte idik) birisi olarak sahada zaman zaman eksik veya yanlış bilgiler dolaştığını da gözlemliyorum.

kullan-7.jpg

“Adanın kuzeyinde üretim ağında çok ciddi bir azalma/daralma var”

Eskiden ticaret tüccarlar üzerinden yapılıyordu. Şimdi nasıl sürüyor ticaret? Aracıların durumu nasıl değişime uğradı?

Adanın kuzeyinde üretim ağında çok ciddi bir azalma/daralma var. Toptancı tamamen piyasadan çekildi (2008’deki güneydeki kriz bahane edilerek Rum tüccar kuzeye iş vermeyi kesti). Bizim ekonomik durumumuzun zayıf olması, Pandemi vs. son yıllarda üretimi daha da azalttı.

Kooperatifçilik bir model olarak kullanılamaz mı? Bu iş için iyi bir model olduğunu düşünüyorum. Size göre doğru yöntem(ler) nelerdir?

Kooperatifçiliğin özü üretimdir. Bu üretimi geliştirmek, hammaddeyi daha ucuza alabilmek, piyasaya çok maliyet ödemeden ulaşabilmek, tanıtımları yurtdışında yapabilmek için kurulan bir kâr birliğidir. El sanatları ile ilgili kuzeyde ciddi bir kooperatif yoktur. Benim sistemimi de bir miktar kümelenme diye nitelendirebiliriz. Bazı arkadaşların işleri de bana gelir, satılır ve ücreti onlara verilir. Bir miktar da ben üreterek pazarlarım.

kullan-8.jpg

“İş kalitesi yüksek olan üreticilerin listesinde önceliğin bana verilmesi için çabaladım”

Sizin 40 yılı bulan Lefkara sevdanız ve ticaret hayatınızın başarılı bir şekilde bugünlere gelmesinin sebepleri nelerdir?

Öncelikle işimi kurduğum zaman üretim ağımı kurmaya çalışırken yaptığım bir tesbit ile ilerledim. Kıbrıs el sanatları ile ilgilenen kuruluş veya kişiler arasında 2 güçlü taraf vardı. Üretim için alanda yer bulmaya, üretici seçmeye çalışırken birçok yerde karşıma çıkıyordu. Bilinen adı ile 1962 de kurulan kooperatif el sanatlarımız ve Pile, Pergama üzerinden akan üretim ağı ve Güneyden eski köylülerine, üreticilerine gönderilen işler. Bu iki üretim ağını delip yer bulmak elbette biraz zor olacaktı. Yer bulduktan sonra ise hiçbir farkımız olmayan bu el işlemesinde iş kalitesi yüksek olan üreticilerin listesinde önceliğin bana verilmesi için çabaladım. Lefkara nakışını bugüne kadar taşıyabilmemin temeli bu olsa gerek. Bir de Lefkara lüks bir üründür. Ben de bu el sanatları işini başka şeyler de üretip-satarak sübvansiye ettim ve bugünlere kadar ayakta kalabildim. Sadece Lefkara nakışı ile kalsaydım herhalde sürdüremezdim.

kullan-9.jpg

“Nakışı sonradan öğrenenlerde standart ve kalite de bozulmuş oluyor. Bir millet kültürünü korur ve yeni kuşaklara doğru aktarabilirse varlığını devam ettirebilir”

Otantiklik ve sadelik, ince detaylar, görsellik, zenginlik yani kısaca kalitede hangi durumdayız?

Burada hem çalıştırıcı hem dağıtımcının etkinliği önemlidir. Bir iğne eksik battığında görüntünün ne kadar değişeceğini, kesme yapmaktan kaçındığında ne olacağını dağıtımcının bilmesi gerekir. Eskiden dağıtımcı işinizi alır ama size hatanızı söylerdi ki bir daha olmasın. Lefkaralı arkadaşlarla konuştuğumuzda bu ticaretin de merkezi konumundaki ve aynı zamanda nahiye de olan Lefkara’nın nakışının bir standardı olduğunu, bunu annelerinden öğrendiklerini ve bunun dışına çıkılmadığını söylerler. Bu 7-8 köyün de kendi içerisinde standartları vardı çünkü hepsi aynı deseni yapmazdı. O köydeki deneyimliler gençlere bu desenleri yapmayı öğretirdi. Hareket içinde bu gelenek kayboldu. Bilenlerin işlemesi de kaybolunca bu daha da dağılmış olacak. Nakışı sonradan öğrenenlerde bu standart ve doğal olarak kalite de bozulmuş oluyor.

UNESCO, 2009’da Lefkara nakışını somut olmayan kültürel miras listesine aldı.  Bizde de bu işi bilen eskilerin(teker teker göçüyorlar) bir araya gelerek bu yaşayan kültürü kayıt altına almakla işe başlanması gerekir. Bir grup Lefkara sevdalısı Kıbrıs El Sanatları Koruma Derneği(ELKO)ni kurduk ve bu tür konuları gündemine aldı. Bu çatı altında eğitimler alınıyor, araştırmalar yapılıyor. Bir millet kültürünü korur ve yeni kuşaklara doğru aktarabilirse varlığını devam ettirebilir. Lefkara da bu kültürün ana çemberinde yer alır.

kullan-10.jpg

“Bu işin ustaların elinden çıkan bir eğitimle bir enstitü üzerinden öğretilmesi gerekir. Bu alanda bir müzemiz bile yok”

Eğitim her gelişimin temelidir. El sanatlarının öğretildiği kadın kurslarının olduğunu biliyorum. Lefkara nakışı layık mı görülmüyor, uygun mu görülmüyor yoksa bir üstü örtülü “kara liste” mi vardır? Bir enstitü modeli ile bu rahatlıkla tüm köylere gidebilir.

Her şey eğitimle başlar. Rehberler Birliği’ne birkaç kez eğitim çalışması yaptık, Turizm Bakanlığı’nın düzenlediği rehberlik kursuna katılan adaylara bir sunum yaptık. Eğitimde doğru bilgi ile geleceğe taşınabilecek doğru resmi bir kayıt yoktur.  Bu işin ustaların elinden çıkan bir eğitimle bir enstitü üzerinden öğretilmesi gerekir. Teknikleri Hardanger(Hidenger) ile karıştırarak değil, Lefkara’nın kendi tekniklerini kullanmak gerekir. Yaptığının karşılığını da alabildiği bir yer olması gerekir. Sağlıklı bir araştırma(kayıt-belgeleme-yayma) da yapılması gerekir. Bu belgeleri, bilgileri, uygulamaları sergileyeceğimiz bir müzemiz yok. Kuzeyde devletin Lefkara’ya katkısı sıfır. Bu konuda bazı müzeler açan üniversitelerden umutluyum.

Güney Kıbrıs’ta AB destekli projelerin de etkisiyle Lefkara ile ilgili iyi bir bilinçle yetişen gençler de bu kültürel mirasa haliyle sahip çıkıyor ( kendi evine alıyor, hediye ediyor, kendi sektörel-turizm, sanat, dekorasyon(iç mimari), hediyelik eşya vb. alanlarında kullanıyor)

kullan-11.jpg

“Çift toplumlu çalışmaların daha fazla yoğunlaştırılması, ortak sergi açılması, ara bölgede kültür-sanat çalışmaları için salon çok iyi olur”

Kıbrıs’ta BM Genel Sekreteri Guterres’in son Kıbrıs’ta iki liderle yaptığı temaslar sonucundaki açıklamada karşılıklı “Güven Yaratıcı Önlemler” in hayata geçirilmesi de yine gündeme geldi.Kıbrıstaki çatışmalı konular veya ayrılıkların karşısına Lefkara gibi ortak kültürümüzün önemli bir değerini koymamız gerekmez mi? Ara bölgede veya uygun bir yerde açılacak ve içinde K/R ile K/T ustaların/eğitmenlerin birlikte üreteceği, eğitimler vereceği üç dilli bir Lefkara Akademi/ Enstitü/ Müze/ Eğitim Evi harika bir ivme yaratmaz mı?

Bugün tüm önerilerin yanında çift toplumlu çalışmaların daha fazla yoğunlaştırılması, ortak sergi açılması, ara bölgede kültür-sanat çalışmaları için salon ve tabi ki yaşlılarımızı oraya taşıyıp el sanatlarımızı yaşatmaya çalışmak çok iyi olur. Anılar içinde, tutabilenin elinde iğne iplik, sandıklardan gelenlerle açılacak sergiler vs. olabilir. Bunu İki Toplumlu Kültür Teknik Komitesi kesinlikle gündemine almalıdır.  

Bu haber toplam 496 defa okunmuştur