1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yetişemediklerim Kalsın… Çünkü Benim de Bir Ömrüm Var
Yetişemediklerim Kalsın… Çünkü Benim de Bir Ömrüm Var

Yetişemediklerim Kalsın… Çünkü Benim de Bir Ömrüm Var

"Hâlâ içimde susturamadığım savaşlar var. Hâlâ yetişmeye çalıştığım, kendime fazla yüklendiğim günler oluyor. Ama artık bir şeyi daha iyi biliyorum; insan, en çok kendine acımasız davrandığında yoruluyor."

A+A-

“Yetişemediklerim kalsın…

Benim de bir ömrüm var.”

Geçtiğimiz gün bu iki satıra rastladım. İçimde uzun zamandır sessizce dolaşan bir düşüncenin kapısını araladı.

Şimdi balkonumdayım.

Yaz akşamı ağır ağır omuzlarına geceyi alıyor. Ufukta güneş, dağın ardına usulca çekiliyor. Gökyüzü hiçbir telaş göstermeden rengini değiştirirken, yeryüzünde insanlar çoktan yarının peşine düşmüş durumda. Daha bugün bitmeden yarının listeleri hazırlanıyor; hafta sonu planlanıyor, gelecek hafta hesaplanıyor, yetişilecek işler çoğalıyor.

Bir tek hayat, hep erteleniyor.

Ne garip…

Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken, en çok kendimizi geride bırakıyoruz.

Bazen düşünüyorum; bütün bu koşuşturmanın içinde gerçekten nereye varıyoruz?

Ne kadarını başarıyoruz, ne kadarını sadece yetişmiş görünmek için yapıyoruz? Ve en önemlisi…

Bu telaşın içinde kendimize ne kadar yer bırakıyoruz?

Beni tanıyanlar çoğu zaman “mükemmeliyetçisin” der. Belki haklılar, belki de değil. Çünkü ben kusursuzu aramaktan çok, emeğimin hakkını vermeye çalışıyorum. Yazıyorsam içime sinsin istiyorum. Çalışıyorsam eksik kalmasın diyorum. Okuyorsam öğreneyim istiyorum.

Ama hayatın sessizce öğrettiği bir gerçek var:

Hiçbir şey bütünüyle tamamlanmıyor.

Ne işler…

Ne insanlar…

Ne de biz…

Bu yıl bana en çok bunu öğretti.

Bazı cümleler yarım kalabilir.

Bazı hayaller bekleyebilir.

Bazı planlar ertelenebilir.

Ve bazı günler, sadece nefes almak için yaşanabilir.

Eksik kalan bir iş, insanın değerini eksiltmez. Yetişilemeyen bir gün, hayatın anlamını azaltmaz. Her şeyi kusursuz yapamamak, başarısızlık değildir. Bazen yüzde seksen, insan ruhunun kaldırabileceği en sağlıklı tamamlanmışlıktır.

Çünkü insan makine değildir.

Dinlenmeye, susmaya, vazgeçmeye, yavaşlamaya da hakkı vardır.

Biz ise; çoğu zaman çocuklarımızın geleceğini düşünüyoruz, ailemize yetişmeye çalışıyoruz, dostlarımızı ihmal etmemeye uğraşıyoruz. Herkes için bir şeyler yaparken sessizce kendimizden uzaklaşıyoruz.

Peki ya biz?

En son ne zaman kendimize “Nasılsın?” diye sorduk?

En son ne zaman aynaya sadece eksiklerimizi görmek için değil, kendimizi sevmek için baktık?

 

Belki de en büyük ihmal, kendimize yaptığımız ihmal.

Her sabah uzun listeler hazırlıyoruz. Bugün şunu yapacağım, bunu bitireceğim, buna da yetişeceğim diyoruz. Gün bitiyor. Liste bitmiyor. Sonra da eksik kalanların yükünü omuzlarımıza alıp uyuyoruz.

 

Oysa hayat, yapılacaklar listesinden ibaret değil.

Hayat bazen yalnızca bir fincan kahvedir.

Bir yaz akşamında balkona düşen serinliktir.

Dağın ardında usulca kaybolan güneşi birkaç dakika sessizce izleyebilmektir bence.

Kimsenin acele etmediği o birkaç dakikada, zamanın bize yeniden nefes vermesidir.

Belki de gerçek zenginlik budur.

Görebilmek…

Durabilmek…

Ve hiçbir yere yetişmeye çalışmadan, sadece o ana ait olabilmek.

Çünkü yarın sandığımız kadar kesin değil.

Bugün ise elimizdeki tek hakikat.

Bu yüzden yetişemediklerim biraz daha kalsın.

Eksiklerim de benimle yürüsün.

Hayat benden kusursuz olmamı değil, yaşamamı istiyor.

Ve ben artık biliyorum…

İnsan bazen en çok, hiçbir yere yetişmeye çalışmadığında kendine yetişiyor.

Yavaşlamayı öğrendim.

Gerektiğinde eksik kalmayı…

Yanılmayı…

Hata yapmayı…

Ve bazen yarım bırakmanın da hayatın doğal bir parçası olduğunu…

Kolay mı oldu?

Hayır.

Hâlâ içimde susturamadığım savaşlar var. Hâlâ yetişmeye çalıştığım, kendime fazla yüklendiğim günler oluyor. Ama artık bir şeyi daha iyi biliyorum; insan, en çok kendine acımasız davrandığında yoruluyor.

Eskisine göre kendimi daha az hırpalamayı öğrendim.

Çünkü benim de bir hayatım var.

Bir kez bahşedilmiş, geri dönüşü olmayan bir ömür…

Sizin de öyle.

Bu yüzden bırakın bazen masa dağınık kalsın, bir iş yarına sarksın, bir hayal biraz geciksin. Her şey tamamlanmak zorunda değil!

Çünkü eksik kalan bazen sadece bir iştir; ama tükenen, insanın ruhu olursa onu tamamlamak çok daha uzun sürer.

 

“Benim de bir hayatım var.” derken, beni bu hayata getiren en kıymetli insana da kalbim dönüyor.

8 Ağustos…

Bugün sevgili annemin doğum günü.

Böyle günlerde sevinçle hüzün birbirine karışıyor içimde. Kutlarken hep biraz çekinirim; annesini gökyüzüne emanet etmiş yüreklerin sızısını incitmek istemem.

Bu yüzden bugün, annesi melek olmuş herkesin özlemine gökyüzüne uzanan içten bir selam bırakıyorum.

Hayatta olan annelerin kıymeti bilinsin; sesi duyulabiliyorken, eli tutulabiliyorken, sarılabiliyorken…

Ve annemle birlikte bugün doğan herkese sağlık, huzur ve umutla dolu nice yaşlar diliyorum.

Çünkü anne, insanın ilk evidir.

Ömür ne kadar yorarsa yorsun, insanın kalbi hep o kapıya dönmek ister.

Öyle değil mi?

Satırların yarenliğinde yeniden görüşünceye değin, sağlıkla ve hoşça kalın…

Bu haber toplam 568 defa okunmuştur