1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Toplumsal kaos kaçınılmaz”
“Toplumsal kaos kaçınılmaz”

“Toplumsal kaos kaçınılmaz”

Sosyolog ve Siyasal Bilgiler Uzmanı Hakan Gündüz, Hükümet’in sağlık ve ekonomi alanında birçok sorun varken, uğraştığı ‘krizlere’ dikkat çekti

A+A-

Fayka Arseven KİŞİ

Sosyolog, Siyasi Bilimler Uzmanı Hakan Gündüz, sağlıkta ve ekonomi alanında birçok sorun varken, hükümetin uğraştığı sorunların başka olduğunu ifade etti ve “toplumsal kaosun” kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Daha pandemi hastanesi olmadığını, ekonomik anlamda iyileşme olmadığını dile getiren Gündüz, “Açık sistemde kapalı yaşıyoruz.  Kimse Para harcamak istemiyor. Çünkü o paraya ihtiyaçları olabilir. Toplum tüketim alışkanlıklarını minimize ediyor çünkü geleceğe güvenle bakılamıyor. Çaresizlik başladı. Piyasa rahatlatılmazsa büyük bir patlama beraberinde gelecektir” dedi.

 “Son olay geçtiğimiz pazartesi sabah bitmeliydi. Hükümet bitecekse bitecekti, görevden alınma olacaksa geçtiğimiz pazartesi sabah olacaktı.  Siyaseten bir bedel ödenecekse Meclis’e gelmeden bu iş bitmeliydi. 40 yıllık siyasi bir miras. Ne yazık ki siyaset yapma tarzımız bu.”

Özel uçak krizi olayına da değinen Gündüz, “Olay siyaseten anormal. Ama bu olayı Kıbrıs Türk toplumunun yaşaması normal… Çünkü biz hiçbir zaman siyaseten ortaya çıkan bir olayın vahametini siyasetçiye ödetmedik. Siyasi geleneğimizde böyle bir durum yok.” şeklinde konuştu.

 “Oysa ki bizim iddiamız demokratik hukuk devleti olduğumuzdur” ifadesinde bulunan Gündüz, “Oysa ki bizim iddiamız demokratik hukuk devleti olduğumuzdur. Demokratik hukuk devletlerinde bir siyasal bedel varsa kesin biçimde ödenir.  İki şekilde ödenir. Ya bunun sorumlusu istifa eder ya da anında görevden alınır. Ama devletin tepeden tırnağa hiçbir noktasında böyle bir gelenek yok.”

Vurgusunda bulundu.

Bu hafta Sosyolog, Siyaset Bilimler Uzmanı Hakan Gündüz ile toplumu ve siyasette yaşanan gelişmeleri konuştuk.

 “Peki pandemi sürecine ülke olarak bizim pozisyonumuz nedir? Stratejilerimizi önceden belirleyemediğimiz için siyasal kargaşalar yaşadık. Basit bir karar için 8-10 saatlik Bakanlar kurulları yaşandı. Buradaki sert tartışmalar toplumun bilgisine geldi. Toplum kendini güvende hissetmedi”

 

  • YENİDÜZEN: Herkes 1 Temmuz’a dışa açılıma kilitlendi. Toplum psikolojisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Hakan GÜNDÜZ: Böyle zamanlarda toplumsal psikoloji çok çabuk değişir. Dünyanın da çok sık yaşadığı bir durum değil. Ama diğer ülkelerde sağlık, siyasal sistemler devreye girdi. … Çok zorluk geçiren ülkeler, yanlış politika güdüp zarar gören büyük devletler de oldu. Ancak bir şekilde güçlü siyasal yapıları ve sistemleriyle mücadelede sona doğru geliyor. Ama bu sona geliş hastalığın biteceği anlamında değil olası durumlar karşısında tedbirler alındı,stratejiler her türlü belirlendi. Uzmanların ortaya koyduğu gerçeklere göre hastalığın hemen biteceği yok. Ama burada önemli olan hastalığı karşılama ve mücadele edebilme gücüdür. Bu da sağlık sisteminin ve hastalığın, pandeminin gerektirdiği sağlık koşullarını sağlamakla mümkün olur. Son geldiğimiz nokta kapanarak, toplumdan ve dünyadan izole olarak bu süreci geçiremeyeceğimiz noktasıdır.
    Bu süreç beraberinde büyük bir ekonomik krizi getirir. Bu büyük ekonomik krizin aşılabilmesi de hastalığın aşılmasından çok daha zor olur. O yüzden “ikisinin bir arada gidebilmesi ilkesi” kesinleşen nokta. Olay bize geldiğinde evet, izole olduk, tedbirlerimizi aldık, ancak tedbirlerimizi alarak ekonomik çarkları çalıştırmaya da mecburuz. Bu yüzden de ilelebet hastalık bitene kadar, aşı bulunana kadar kapanmanın doğru bir strateji olmadığı gerçeğiyle mücadele ederek insanlar bu sürece devam edecek.  Örneğin Dünyaya pandeminin çok yoğun yaşandığı ülkelere bile en hassas noktalardan biri eğitim yılı bile açılarak bitti.

 “Sağlık Bakanlığı ‘önlem aldık’ diyor ama net bir şey ortaya koyamıyor. Bir taraftan da sağlık tedbirlerini yapılan eleştirenler çok net. Ama bu eleştirilere cevaplar net değil. Haliyle toplumda güven hissinin olması mümkün değil.”

 

“Peki pandemi sürecine ülke olarak bizim pozisyonumuz nedir? Stratejilerimizi önceden belirleyemediğimiz için   siyasal kargaşalar yaşadık. Basit bir karar için 8-10 saatlik Bakanlar kurulları yaşandı. Buradaki sert tartışmalar toplumun bilgisine geldi. Toplum kendini güvende hissetmedi Tedbirler nasıl alınacaktı, kapanacak mıydık? Kapanmayacak mıydık? Kapandık, neler açılacaktı, neler açılmayacaktı? Hastanemiz tamam mıydı, değil miydi? Sağlık çalışanlarına destan yazdıkları için methiyeler düzerken, bir taraftan da sağlık alt yapısı ve personel sayısı açısından hazır olmadığımız söylendi.
Biz bugün halen daha pandemi hastanesine gerek var mıdır, yok mudur?  Varsa Ne zaman hazır  olacak? Nerde olacak? Bunlarla ilgili bir sürü şey söylendi, tarihler verildi. Ama görüyoruz ki ortada hiçbir şey yok.  Şimdi de birkaç ay içerisinde proje ve ihale aşamasına gelinecek deniyor. Ama hiçbir şey belli değil. Sonuç olarak 1 Temmuz’da açıldıktan ve havalar soğuduktan sonra bir dalganın gelmesi gayet muhtemeldir. Yani bu denli sıkışık bir ortamda gerekli önlemleri alamadığımızı görüyoruz.

 Büyük bir ekonomik çıkmaz var. Toplum olarak da siyaseten de “Açılalım ve bunalımdan kurtulalım” dedik. Aslında teoride açılmış ama gerçekte kapalı olan bir yapı var. Bu da bizi ekonomik anlamda çok büyük felakete doğru gitmemize neden oluyor.”

 

Sağlık Bakanlığı ‘önlem aldık’ diyor ama net bir şey demiyor. Hükümet de bir sürü çelişkili ve belirgin olmayan şeyler söylüyor. Bir taraftan da sağlık tedbirlerini yapılan eleştirenler çok net. Ama bu eleştirilere cevaplar net değil. Haliyle toplumda güven hissinin olması mümkün değil.”
1 Haziran itibarıyla birçok işyerini ve toplumsal faaliyeti açtık ama toplumu öyle bir psikolojiye getirdik ki aslında kapalıyız. Kimse alış veriş etmiyor, kimse alışkanlıklarına geri dönmüyor. Bunun tümüyle dönmesi beklenemezdi ama aslında özellikle reel ekonomi bir beklenti içerisindeydi. Açılalım ve bunalımdan kurtulalım. Aslında teoride açılmış ama kapalı olan bir yapı var. Bu da bizi ekonomik anlamda çok büyük felakete doğru gitmemize neden oluyor. ,

“Felaket olur”

 

“Özellikle toplum, ekonomik anlamda planını, programını, ayakta kalma mücadelesini işlerin açılacağı ve düzeleceği üzerine kurdu. Zorluklarla bu dönemi aşacağını, ondan sonra işlerin düzeleceğini, kredisini ödeyeceğini hesapladı. Günün sonunda devletine güvenerek yapılan bu hesaplar çökerse işte felaket o zaman çok çok büyük olur.”

 

  • YENİDÜZEN: Hükümet pandemi süreci boyunca baskı altında mıydı? Çünkü muhalefet kaç kez işbirliği çağrısı yaptı, toplum kararlara uydu. Ama yapılması gerekenler yapılmadı. Neden yapılmadı?
  • Hakan GÜNDÜZ: Hükümet yaptığını düşünüyor. En büyük sıkıntı bu… Tedbirleri aldığını ve ortada pozitif bir durumun hükümetin icraatlarından kaynaklandığını varsayıyor. “Biz tamamız, test sistemimiz tamam, bu olası durumları karşılayacağız” inancıyla herhangi bir şey yapılmıyorsa, toplumun tansiyonunu düşürücü ufak tefek yanıltmacalarla zaman kazanırsınız. Özellikle toplum, ekonomik anlamda planını, programını, ayakta kalma mücadelesini işlerin açılacağı ve düzeleceği üzerine kurdu. Yani planı programı da bunun üzerine kuran ve zorluklarla bu dönemi aşacağını ondan sonra işlerin düzeleceğini, kredisini ödeyeceğini hesaplarsa ve günün sonunda bunlar çökerse işte felaket o zaman çok çok büyük olur.

 “Açık sistemde kapalı yaşıyoruz. Para harcamıyorlar. Çünkü o paraya ihtiyaçları olabilir. Tüketim alışkanlıklarını minimize ediyorlar çünkü geleceğe güvenle bakmıyorlar. Çaresizlik başladı. Piyasa rahatlatılmazsa büyük bir patlama beraberinde gelecektir.”

 

  • YENİDÜZEN: Şimdi turizmciler, esnaf sokakta… Toplumsal ayaklanma daha büyük olacak mı?
  • Hakan GÜNDÜZ: Tünelin ucu görünmedi bir türlü. Baktıkça, ışığı göremedikçe çevreler, ekonomik çevreler sesini duyurmaya çalışıyor. Gerçekten ekonomik anlamda bir toparlanma olmazsa, sağlık sektörü gerçekten iyileştirilmezse ve bunlar olumsuz şekilde seyrederse çok büyük toplumsal kaosun olması kaçınılmazdır. Kaos felaketle eşdeğerdir. Ama bu gidişatla bu anomali içerisine girmemiz de çok normaldir. Çünkü bu böyle çok gizliden ilerleyen bir durum değildir. Çok nettir görülebilmektedir.  Aç olan, batan, çaresiz kalan insan tepki gösterecektir.
    Bunlar belli ama bizim bugünlerde uğraştığımız gündemler de belli. Bunları izledikçe “Derdimiz ne siyasetimiz ne ile uğraşıyor? İzledikçe toplumun yakın geleceğe güven içerisinde bakmasını bekleyemeyiz. Bu da işte her şeyi etkiliyor. Bunun için az önce söylediğimiz gibi açık sistemde kapalı yaşıyoruz. Para harcamıyorlar. Çünkü o paraya ihtiyaçları olabilir. Tüketim alışkanlıklarını minimize ediyorlar çünkü geleceğe güvenle bakmıyorlar. Çaresizlik başladı. Piyasa rahatlatılmazsa büyük bir patlama beraberinde gelecektir.

“Siyasal vahametimizin göstergesi”

 

 “Meclisi izledikçe Netflix dizilerine gerek kalmadığını düşündüm. Meclisi benim gibi izleyen varsa bu net görülüyor. Ortada siyasi bir çaresizlik var. Çok büyük bir siyasi beceriksizlik var. Siyasal tıkanmışlık var.”

 

  • YENİDÜZEN: Hükümet son özel uçak krizinden sonra çalkalandı. Bu krizi nasıl yorumlarsınız?
  • Hakan GÜNDÜZ: Meclisi izledikçe netflix dizilerine gerek kalmadığını düşündüm. Meclisi izleyenler varsa bu net görülüyor. Ortada siyasi bir çaresizlik var. Çok büyük bir siyasi beceriksizlik var. Siyasal tıkanmışlık tıkanmışlığın göstergesidir. Bu olay bir ‘son hal’dir. Sıkışıklığa gösterilen tepkidir. Hükümetin kendi içerisinde, muhalefet ve toplumunda sabrın taşma noktasıdır.  Bu yaşananlar yeni olgular değil.  En basiti 4’lü hükümet döneminde de bir sürü benzer olay kamuoyu bilgisine ulaştı. Hiçbiri açıklığa da ulaşmadı. İşler tıkandı. ‘Düzelir’ diye devamda ısrar edildi ve sonunda bir olay vesile oldu. Hükümeti bitiren sadece o olaymış gibi hep onun üzerinde tartıştık. Şimdi de sadece bu olay üzerinden tartışıyoruz.

Son olay geçtiğimiz pazartesi sabah bitmeliydi. Hükümet bitecekse bitecekti, görevden alınma olacaksa geçtiğimiz pazartesi sabah olacaktı. Siyaseten bir bedel ödenecekse Meclis’e gelmeden bu iş bitmeliydi. Ama siyaset yapma tarzımız bu. 40 yıllık siyasi bir miras”

Olaydan çok siyasetin bunu karşılama biçimidir vahim olan. Düşünün böyle bir olay oldu, olay geçtiğimiz pazartesi sabah bitmeliydi. Hükümet bitecekse bitecekti, görevden alınma olacaksa geçtiğimiz pazartesi sabah olacaktı.  Siyaseten bir bedel ödenecekse Meclis’e gelmeden bu iş bitmeliydi. Ama siyaset yapma tarzımız bu. 40 yıllık siyasi bir miras bu.
Bu bizim siyasal vahametimizin bir göstergesidir. Bunu tartışmamalıydık. Toplumun içinde bulunduğu bu normal dışı durumdan nasıl kurtulacağını tartışıyor olmalıydık. Ama biz çok değerli bir haftayı bu tuhaflığı tartışarak geçiriyoruz. Bakan görevden alınacak mı, yerine kim atanacak? Özel uçakla gelenler yatırım amaçla mı, eğlence alamayınca mı, yoksa yanlarında getirdikleri birtakım şeyler yüzünden mi geldiler? Bunlarla ilgili dedikodular oldu. Çünkü siyaset cevapları veremedi. Ortaya bir boşluk çıkınca dedikodu, varsayımlar ortaya çıktı. Bu da hem siyasal hem de toplumsal güvensizliği yeniden tavan yaptırdı.
Olay siyaseten anormal. Ama bu olayı Kıbrıs Türk toplumunun yaşaması normal… Çünkü biz hiçbir zaman siyaseten ortaya çıkan bir olayın vahametini siyasetçiye ödetmedik. Siyasi geleneğimizde böyle bir durum yok. Oysa ki bizim iddiamız demokratik hukuk devleti olduğumuzdur. Demokratik hukuk devletlerinde bir siyasal bedel varsa kesin biçimde ödenir.  İki şekilde ödenir. Ya bunun sorumlusu istifa eder ya da anında görevden alınır. Ama devletin tepeden tırnağa hiçbir noktasında böyle bir gelenek yok. Bugüne kadar her iktidar döneminde benzer, onlarca olay oldu ve hiçbir siyasal bedel ödenmedi ve ödetilmedi.

Hükümet krizi devam edecek…

 “Oysa ki bizim iddiamız demokratik hukuk devleti olduğumuzdur. Demokratik hukuk devletlerinde bir siyasal bedel varsa kesin biçimde ödenir.  İki şekilde ödenir. Ya bunun sorumlusu istifa eder ya da anında görevden alınır. Ama devletin tepeden tırnağa hiçbir noktasında böyle bir gelenek yok.”

 

Şimdi Üstel de diyor ki; Niçin ben?  Bu olay diğerleri gibi birkaç gün konuşulur, unutulurdu. Kıbrıs siyasetine baktığında işler böyle gidiyor. Çünkü demokratik bir hukuk devleti olduğumuz sadece lafta.  Üstel görevden alındı ama çok direndi çünkü bundan önce onlarca durum karşısında o sorumlular görevlerine devam etti. Onlarca olay oldu ve hiçbir siyasal bedel ödenmedi ve ödetilmedi. Şimdi Üstel de diyor ki; “Niçin ben? Birkaç gün konuşulur, unutulurdu”.
Aynı durum düşünün kusurlu olduğunu düşündüğünüz bir bakanı görevden alacaksınız bir hafta sürüyor. Hükümet krizi olmasa alınmayacak. Krizden çıkmak için görevden alıyorsunuz. Beraberinde hakkında onlarca soruşturma dosyası olan bir başka siyasiyi bir başka bakanın yerine de atamak istiyorsunuz. Başsavcıya bir telefon bile etmiyorsunuz. Ortağınız çıkıp bundan haberim olmadı diyor. Sonuç yine trajikomedi, yine kargaşa, yine hükümet krizi. Söz konusu insanların kan davası.

Üstelik hükümet krizi hafta başından itibaren başka bir durum olarak devam edecek.
Kıbrıs siyasetine baktığında işler böyle gidiyor. Çünkü demokratik bir hukuk devleti görünümü yok.
Evinde sigortasız dadı çalıştırdığı için İsveç Ulaştırma Bakanı istifa etti. Seçim vaatlerinden birini yapamadı diye Japonya Başbakanı istifa ediyor. Alışveriş merkezinin çatısı çökmesi sonucu 54 kişi hayatını kaybetti, Letonya Başbakanı istifa etti.      
Kurumsal istifanın, siyasal etiğin olduğunu bunlara bakarak anlarsınız. Bunların olmadığı ama demokratik hukuk sisteminin olduğunu lafta söylediğimiz sistemde bizim tartıştığımız konular bunlar. Niçin oldu bunlar? Çünkü bir siyasi parti çıktı. Bunlar genç, belli bir siyasi geçmişi olan ama o siyasi mirası kabullenmeden, o siyasi mirasın ve mevcut siyasetin en büyük defosunun temiz ve şeffaf siyaset olduğunu varsayarak yola çıktılar. Kudret Özersay ve arkadaşları. Aslında başında bu kadar iddialı olarak Kıbrıs’ın siyaset yapma şekli açısından hata yaptılar. Çünkü 40 yıllık geleneğin, temiz ve şeffaf siyasetin bu kadar uzak olduğu bir ülkede bunu politikanızın temeline koyup oy alıp iktidar da olursanız o zaman beklenti büyük olur. Şimdi benzer her olayda bu vaatler hatırlatılıyor. Haliyle hükümet krizleri kendini gösteriyor. İki hükümet döneminde de yaşananlar ortada. Ama pandemi ile toplumsal psikoloji öyle bir noktaya geldi ki kimsenin bu olaylara tahammülü yok. Çünkü toplum şu anda büyük bir bedel oluyor. Alıştığımız sus payı da yok. Normal zamanda bu olaylar çıksaydı bu krizi bertaraf ederdik. Çünkü siyaset yapma tarzımız ne yazık ki bu. Bugün her şeyi düzgün yapsak bile bu siyaset çok uzun zamanda değişir. Düşünün ki tepeden tırnağa tüm siyaset alanından bahsediyoruz.  Bugün temiz ve şeffaf siyaset gömleğinin bize çok büyük gelme nedeni bu. Bu sadece bir parti ile değil tüm siyasal alana yayılması gerekir. Siyaset yapma tarzımızı ve ilkelerimizi değiştirmemiz gerekir Çünkü yarın benzer olaylar yine olacaktır.

 “Eğer çok niyetliyse istifa edebilir”

“Cumhurbaşkanı neden bunu istedi? Gereklilik nedir? Şuan geçerlilikte, yürürlükte olan tarih uzlaşılarak alınmış bir tarihtir. O tarihte neden uzlaşıldı, şimdi neler değişti? Şu an itibarıyla Cumhurbaşkanın bu çağrısı hala havada.”

 

  • YENİDÜZEN: Cumhurbaşkanı da çıktı ve dedi ki ‘Cumhurbaşkanlığı seçimini öne alabiliriz’... Hükümet krizi bir yandan devam ediyor. Toplumun gündeminde veya umurunda mı seçimler? Ya da bu süreçte Cumhurbaşkanının istifası söz konusu olur mu?
  • Hakan GÜNDÜZ: Toplum aslında evdeyken huzurluydu. Topluma karışmayarak huzurluydu… ee büyük siyaset dehası olan Platon boşuna altını çizmedi; “mutluluk ancak mutlu bir toplumda mümkün olur.” Toplum hareketlendiği anda bu olayları yaşıyoruz.
    Cumhurbaşkanı neden bunu istedi? Gereklilik nedir? Şuan geçerlilikte, yürürlükte olan tarih uzlaşılarak alınmış bir tarihtir. O tarihe neden koyduk, şimdi neler değişti?
    Cumhurbaşkanı çıkıp diyor ki; “Ağustos’ta seçim yapalım.” Gerekçe “belirlenen tarihte pandeminin yoğunlaşma ihtimalinin güçlenmesi. Seçim yapılamaması ve bu durumunda birçok icraatı etkileyen bu sıra dışı durumun devam etmesi. Gerekçe güçlü.
    Eğer bu kabul görmezse, bu gerekçeye olan inancı Cumhurbaşkanının hareket tarzını belirleyecektir.  İhtimallerden biri de istifadır. Bunun gerekliliğine istifa edecek kadar inanıyorsa istifa edebilir, seçim süreci çalışmaya başlar.
    Şu an itibarıyla Cumhurbaşkanın bu çağrısı hala havada.
     
  • YENİDÜZEN: Özel uçakla gelme meselesinde bir bakan ‘karar var’ dedi, diğeri ‘yok’…Bakanlar mı yoksa topyekûn hükümetin istifası söz konusu mu olmalıydı?
  • Hakan GÜNDÜZ: Sorunun tam anlamıyla ne olduğu ne yazık ki belli değil. Hükümetin bir kanadı diyor ki ‘karar alındı’, diğeri ‘yok alınmadı’… Sıkıntı o. Evet, Bakanlar Kurulu karar alsaydı, hükümetin istifasını konuşabilirdik. Ama malum siyasal anlayışı da az önce anlattık. Ancak falan bakanın uhdesindeydi ile hükümet sorumluluktan kaçamaz. Kaçamadı da zaten.
    Ama böyle bir politika yapma tarzında bu dağınıklıkta, bu gelişi güzellikte, bu hukuksuzluk alışkanlığında ‘geçsin bu günler belki herkes yerinde oturur’ mantığı bizim içinde bulunduğumuz olağanüstü durumlarda felakettir.
    Burada ortaya çıkan bir olumluluk var. İstisnai 2 durum yaşadık. Geçen hükümet, ki dörtlünün Başbakanı da bunu yanlışlamadı, usulsüzlük iddiası nedeni ile bitti.  Şimdi benzer bir usulsüzlük bu hükümeti bitme noktasına getirdi. Bir bakan görevden alındı. Soruşturma dosyası olan bir bakanın atanması veto edildi.
    Dileyelim ki bunlar emsal olsun ve siyaset yapma tarzımızdaki bu konudaki vahamet kırılsın.
Bu haber toplam 3866 defa okunmuştur