1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. SEÇİM BOYKOTLARININ YANILTICI CAZİBESİ
SEÇİM BOYKOTLARININ YANILTICI CAZİBESİ

SEÇİM BOYKOTLARININ YANILTICI CAZİBESİ

(…) boykotun başarılı olması için şu üç koşul gereklidir: muhalefetin neredeyse tamamının boykotu desteklemesi, boykotun geniş çaplı bir muhalefet eylem planının parçası olması ve geniş halk kitlelerince desteklenmesi

A+A-

Yonca Özdemir

 

Siyasette "zayıfların silahları" söz konusu olduğunda, boykotların özel bir yeri vardır. Bir genel grev gibi, bir boykot da toplum içindeki popüler duyguları siyasi değişimi zorlayacak kadar güçlü bir harekete dönüştürebilir. Gandi’nin İngiliz sömürge yönetimine karşı yürüttüğü boykot, ya da Martin Luther King’in 1955’te Amerika’da başlattığı Montgomery otobüs boykotu gibi…  Ancak “seçim boykotları” tamamen farklı bir konudur. Yoğun devlet şiddeti ve baskısı olan ortamlarda seçim boykotları anlaşılabilir olsa da,  boykotlar çoğu durumda yarardan çok zarar getirirler. Seçim boykotları toplu olarak oy kullanmamanın veto kullanmaya benzediği şeklindeki yanlış bir fikri aşılarlar. Hâlbuki boykotlar otoriter yönetimlerin kontrolü ellerinde tutmasını kolaylaştırırlar ve siyasi hakların ve siyasi temsiliyetin daha da aşınmasına katkıda bulunurlar. O yüzden benim bu yazıda vurgulamak istediğim şey boykotların genellikle kötü bir seçim stratejisi olduğu hususu.

Irak’taki Ekim 2021 seçimlerinden önce Komünist Parti lideri Jassim Al-Helfi, seçimleri boykot etmenin "değişime alternatif bir yol açmaya çalışan geniş bir halk muhalefetinin zeminini hazırlayacağını ve statükonun meşruiyetini ortadan kaldıracağını” söylemişti (1).  Bu söylem çok tanıdık geliyor, değil mi? Böyle bir düşünce tabi ki anlaşılabilir ve bu düşünceye sempati de duyulabilir, ancak fazlaca iyimser ve yanıltıcı bir söylem olduğunu belirtmek lazım. Boykot yapanlar boykot planlarken ya da yaparken tabi ki belli bir siyasi etki yaratmayı planlamaktadırlar. Ancak bu etkinin bekledikleri etki yerine en istemedikleri etki olması çok daha olasıdır. Nitekim boykotlar sihirli bir değnek değildir ve aksine çoğu zaman tam da beklenenin tersinde etkiler yaratırlar.

1990-2009 yılları arasında yapılan boykotları ve boykot tehditlerini inceleyen kapsamlı bir Brookings Institution çalışmasının sonuçları seçim boykotlarının, birkaç nadir istisna dışında, boykotçular için genellikle trajik sonuçlara yol açtığını, nadiren arzulanan uluslararası ilgi veya yaptırımla sonuçlandığını ve çoğu zaman iktidar lideri veya iktidar partisinin gücünü daha da sağlamlaştırdığını kesin olarak göstermektedir (2).  2018 tarihli ve Oyun Kuramı (Game Theory) üzerine kurulu bir başka çalışma da seçim boykotu yapan muhalif grupların hemen hemen hepsinin yenilgiye uğradığını, kazananın egemen lider/parti olduğunu, bu liderin/partinin de boykot sonucu anayasayı dahi değiştirecek kadar güce kavuştuğunu ve böylece muhalefetin boykot aracılığıyla siyasi alanı iktidardaki güçlere kendi elleriyle teslim etmiş olduğunu bulmuştur (3).

Brookings çalışmasında incelenen 171 vakanın sadece 7’si boykot eden partiler için olumlu şekilde sonuçlanmıştır. Bu başarılı vakalar iki kategoriye ayrılabilir: muhalefet partisinin hatırı sayılır bir halk desteğine sahip olduğu ve boykotun sokak protestolarını, grevler ve diğer sivil itaatsizlik biçimlerini harekete geçirebilecek daha büyük bir muhalefet kampanyasının bir parçası olduğu durumlar ve ikinci olarak da seçim yasalarının seçimde yeterli çoğunluk gerektirdiği durumlar (4).

Boykotun başarılı olduğu ve ilk duruma örnek teşkil eden nadir vakalardan biri 2000 Peru seçimleridir. 2000 yılında, Peru Devlet Başkanı Alberto Fujimori on yıldır iktidardaydı ve hakkındaki yolsuzluk ve gücünü kötüye kullanma suçlamaları sebebiyle popülaritesi hızla düşmekteydi. Başkanlık seçimlerinde Alejandro Toledo, Fujimori'ye karşı yarışıyordu ve anketlerde önde görünüyordu. İlk tur seçim sonuçları iki adayın da çoğunluğu elde edemediğini gösterdiğinde, seçimlerde hile olduğu algısı da yüksek olduğundan, Toledo ikinci tura katılmayı reddetti ve Peruluları oy kullanmamaya çağırdı. Bu boykot Fujimori'ye başkanlığı verdi, ancak başkanlığı kısa sürdü. Daha fazla yolsuzlukla ilgili kitlesel gösteriler ve ifşaatlardan sonra, Fujimori altı ay sonra ülkesinden kaçmak zorunda kaldı. Ancak bu vakada boykot çok daha geniş bir siyasi stratejinin parçasıydı. Ayrıca, uluslararası camia da Fujimori'nin seçimlerini onaylamayı reddederek ve bir seçim gözlem misyonuna öncülük ederek bu boykotun başarısında önemli bir destekleyici rol oynadı.

 

Niye Boykot?

Boykot statükoyu reddetmeyi ve iktidardakilerin ülkenin içinden geçtiği krizleri daha da derinleştiren mevcut yönetme biçimini kabul etmemeyi sembolize eden bir siyasi duruştur aslında. Bu açıdan da anlaşılabilir ve saygı duyulan bir duruş olabilir. Hatta aşırı otokratik ve adaletsiz rejimlerde çok da haklı bir duruştur. Seçimler sizin kesinlikle kazanmamanız için düzenlenmiş, demokratik olmayan koşullarda ve hile karıştırılarak yapılıyorsa, “seçime girmek zaten anlamsız” diyebilirsiniz. Nitekim seçimi kimin kazanacağı öncesinden açıkça bellidir.

Zaten boykot vakaların büyük çoğunluğunda, boykot edenler algıladıkları seçim adaletsizliğini protesto etmektedirler. Çoğu zaman muhalefet, sistemin doğası gereği ve haksız yere iktidar partisine fayda sağladığına inanmaktadır. Protestocu partilerin amacı ya seçimi daha adil hala getirmektir ya da uluslararası toplumun dikkatini iktidar rejiminin haksız veya hileli uygulamalarına çekip ve bu rejimin uluslararası meşruiyetini ortadan kaldırmaktır. Bununla birlikte, Brookings araştırması, çok yüksek profilli bazı vakalar dışında, boykotçuların uluslararası camiadan çok az destek aldığını göstermektedir (5).

Boykotçular boykot sayesinde oluşacak seçime düşük katılım oranının da iktidardaki rejimin meşruiyetini azaltacağını savunurlar. Ancak seçime düşük katılım oranının bir rejimi değişmeye zorlayabileceği ve boykotun daha sonra reform veya radikal değişime dönüşebileceği konusunda herhangi bir makul kanıt bulunmamaktadır (6).

Seçime katılmak tabi ki hükümetin seçim sürecine bir miktar meşruiyet kazandırma anlamına gelir ve boykotçular bunu boykot için yeterli bir sebep olarak görebilir. Ancak muhalefetin seçime girmesinin çok sayıda parlamento sandalyesi kazanmak gibi potansiyel getirisi de önemlidir. En basitinden, katılmadığın seçimi kazanma şansın sıfırdır. Bununla birlikte, aynı anda hem rejime arzu edilen meşruiyet havasını verip hem de seçimi kaybetmek politik açıdan riskli görünebilir. Ne var ki parlamento seçimlerinde geri çekilip yasama alanını boş bırakmak çok daha riskli bir eylemdir. Üstelik rejim açıkça seçimlerde sahtekârlık yaparsa, boykot olsun ya da olmasın, seçimlerin meşruiyeti zaten kaybolur. Genelde geri çekilip seçimleri boykot etmenin amacı, hükümeti uluslararası alanda gayrimeşru hale getirmek ve böylece onu demokrasiyi destekleyen bir şekilde uzlaşmaya zorlamaktır. Fakat KKTC gibi uluslararası platformda zaten tanınmayan ve hami devlet Türkiye’nin de zaten fütursuzca belli bir partiyi destekler pozisyon aldığı bir de facto devlet için bunun ne kadar geçerli olacağı oldukça şüphelidir (7).

Bazı muhalif gruplar iktidardaki rejimi meşrulaştırmak istemedikleri için protesto olarak boykot etmeyi seçiyorlar. Ancak boykottan elde edilebilecek tek somut sonuç muhalefetin iktidar gücüne karşı herhangi bir denge sağlama şansını kaybetmesi olabilir. Seçimlere muhalefetin katılmaması ya da daha az muhalefetin katılması, genellikle yalnızca iktidarı elinde tutan kişileri ve partilerini daha büyük farkla iktidara getirmeye hizmet eder. Bu neredeyse her zaman rejim değişikliği değil, rejimin daha da otoriter ve baskıcı olması sonucunu yaratır.

Boykotun sesli olarak dile getirilmesi tabi ki sadece iktidardakilere ve muktedir güçlere karşı bir direniş değil, muhalefet partilerini de protesto etme anlamına gelebilir. Nitekim normalde muhalefet partilerinin kanalize etmesi gereken oyların bir kısmı boykot sebebiyle verilmeyecekse muhalefetin de bazı kusurları var demektir ve bu kusurları da masaya yatırmak gerekir. Nitekim kısmen rejime karşı çıkan vatandaşlar muhalefetin iç çekişmesinden veya yetersizliğinden duydukları hayal kırıklığı nedeniyle oy kullanmak istemeyip boykot yapmayı seçebilirler. Bir de genç ve potansiyel olarak ilk kez oy verecek seçmenler var ki, mevcut partilerden hiçbirini oy vermeye değer görmeyebilirler. Muhalefet mesajlarını her iki grubu da kazanacak ve yeni oylar üretecek şekilde ayarlamalıdır. Aksi takdirde kendileri boykot yapmasa da boykot yapanların yaratacağı etkilerden en çok onlar paylarını düşeni alacaktır.

 

Boykotun Olası Sonuçları

Araştırmalar ve örnekler gösteriyor ki, boykotlar yaygın bir seçim eylemi olsa da neredeyse her zaman başarısızlıkla sonuçlanmakta. Boykotlar boykotçu partileri/adayları herhangi bir hükümet rolünden uzaklaştırmanın yanı sıra, şu üç ana olumsuz sonuçtan biri veya daha fazlasına da yol açarlar: boykot eden partinin/adayların marjinalleşmesi, mevcut liderin ve partisinin daha fazla güçlenmesi ve seçim dinamiklerinde beklenmedik olumsuz değişiklikler (8).  Bu üç olası sonucu sırasıyla inceleyelim.

Birincisi, yani boykot yapanların marjinalleşmesi, yaygın bir sonuçtur. Çünkü boykot, boykot yapan muhalefet partisinin kendisini siyasi iktidar için rekabetten isteyerek uzaklaştırdığı anlamına gelir. Uluslararası destek gerçekleşmediğinde bu marjinalleşme daha da artar. Muhalefet liderleri de partiler kadar kolay bir şekilde boykot yoluyla marjinalleşebilir.

İkinci olarak, seçim boykotları genellikle iktidardakileri güçlendirmek ve onlara daha güçlü bir yönetme yetkisi sağlamak gibi istenmeyen sonuçlara da yol açma potansiyeline sahiptir. Zira seçimi boykot etmek demek, muhalefet yürütme üzerinde yasama freni olarak hareket etmemeyi (ya da bu freni küçültmeyi) seçiyor ve böylece kendi siyasi etkisini azaltıyor demektir. Yarışta muhalefetin olmaması, iktidar partisinin üstün bir çoğunluk elde etmesi için seçim alanını serbest bırakır ve anayasa değişikliğini başlatmak da dâhil olmak üzere sınırsız eylemlerde bulunmasına izin verir. Buna 2005 Venezuela seçimlerini örnek verebiliriz. 2005’te muhalefet partilerinden birinin seçimi boykot etmesi sonucu iktidar partisi parlamentodaki koltukların ezici bir çoğunluğu kazandı ve böylece sonraki beş yıl boyunca Başkan Chavez’in neredeyse istediği her yasa o parlamentodan geçti. Anayasa reformu üçte iki oy çoğunluğu gerektirdiğinden, boykot Chavez'in görev süresi sınırlarını kaldırmasının yolunu açmaya da yardımcı oldu. Venezuela’da daha sonra olanlar ve şimdiki durum malumunuz.

Aynı şekilde muhaliflere yapılan baskı ve hatta bazılarının hapse atılması nedeniyle 7 Kasım 2021 seçimlerinde Nikaragua’da da muhalefetin boykot çağrısı olmuştu. Sonuç? Oy verme oranı %65’te kaldı, ama gittikçe otoriterleşen Başkan Daniel Ortega ezici bir farkla (%76) seçimi kazanarak dördüncü kez başkan oldu. Yani, Nikaragua da Venezuela yolunda ilerliyor.

Üçüncü olası sonuç olarak da, bazı durumlarda seçim boykotu seçim dinamiklerini beklenmedik şekillerde değiştirerek yine boykot yapan grupların aleyhine durumlar yaratabilir. Örneğin, bazı durumlarda boykotlar, normalde kaybedecek olan partilerin seçimi kazanmasına veya seçim boşluğunu yeni aktörlerin doldurmasına yol açmıştır. Bu duruma en iyi örnek, Lübnan’daki Marunîlerin Suriye'nin ülke siyasetine karışmasını protesto etmek için boykot ettiği 1992 parlamento seçimleridir. Marunîlerin seçimde yer almamaları seçimden sonra Suriye yanlısı güçlerin daha da güçlenmesine hizmet etti. Bunlardan en dikkate değer olanı, o zaman yeni doğmakta olan ve şimdi Hizbullah olarak bilinen radikal Şii İslami gruptu. Hizbullah o seçimde 16 sandalye kazanarak siyasi sistemde bir yer edindi ve sonra da ülkedeki en önemli siyasi güç haline geldi.

Başka bir örnek olarak da 2000 yılında da ETA militan grubu ve onun siyasi kanadı İspanya’daki seçimlerin boykot edilmesi çağrısında bulundu. Bask bölgelerindeki düşük katılım, partisi Bask milliyetçiliğinin en büyük düşmanı olan Jose Maria Aznar'ın başbakanlık görevine seçilmesine yardımcı oldu. Böylece ETA boykotu 1975'te Franco'nun ölümünden sonra İspanya'da ilk muhafazakâr başbakanın seçilmesine sebep olmuş oldu.

 

Ne Yapmalı?

Muhalefetin iktidardaki rejimi devirmek için oldukça yaygın bir halk desteği ve eylem planı olmadıkça, seçim boykotlarının nadiren doğru strateji olduğu açıktır. Örnekler gösteriyor ki, genellikle muhalifler ve aktivistler boykot çağrısı yaparak iktidardaki otoritelere nihayetinde daha çok fayda sağlayarak ve güçlerini daha da sınırsız yapma riski oluşturarak kendi amaçlarına büyük bir zarar verme riski yaratıyorlar. Uluslararası camia da çok nadiren onları kurtarmaya istekli veya muktedirdir.

Oysaki muhalefet seçime katılmayı seçerse, yönetimde bir pay sahibi olma şansı olacaktır. Seçimlerde yer almak, iktidardakilere kendilerine karşı çıkan, daha iyi bir yönetim isteyen ve hatta yönetime talip siyasi aktörler olduğunu hatırlatır. Ayrıca muhalefet koalisyonlar inşa etmek, zararlı iç çatışmaları önlemek için birleşik bir cephe oluşturmaya çalışmak, toplumu örgütlemek gibi diğer seçim stratejilerine odaklanarak seçimi kazanmasa dahi daha demokratik bir siyasete hizmet edebilecektir.

Peki, seçmen ne yapmalı? Hedef demokrasi ve değişim ise, vatandaşlar harekete geçmeli ve kusurlu bir seçimde bile oy kullanmalıdır. Seçimler tabi ki değişimi ve demokrasiyi garantilemez. Eşit olmayan, hileli seçimlerde oy kullanmanın kötü rejimlerin davranışlarını değiştirmesine veya barışçıl bir şekilde güçlerini rakiplerine teslim etmesine yol açacağını da iddia etmiyorum. Fakat seçimler ne kadar hileli olursa olsun, sandıktan uzak durmak en fazla da demokrasiden en çok korkanları güçlendirir.

Boykotları da büyük boykotlar ve küçük boykotlar olarak ikiye ayırmak gerekir. Büyük boykot dediğimiz muhalefetin yarısından çoğunun desteklediği ya da en azından büyük bir muhalefet partisinin desteklediği boykotlara denir. Bunlar genellikle seçim sistemindeki adaletsizlik ve muhalefetin yüksek oy potansiyeli olmasına rağmen bu adaletsizlik sebebiyle kazanamayacağına olan inancı sebebiyle ortaya çıkarlar. Küçük boykotlar ise genelde küçük ve fazla oy potansiyeli olmayan partilerle özdeşleştirilen boykotlardır (9). Bu partilerin/grupların zaten seçimlerde önemli bir temsiliyet kazanması mümkün değildir. Boykot ile siyasi olarak fazla bir kayıpları olmayacağından da boykot kararını çok daha kolay alabilmektedirler. Toplumda çok ses bulmayan bu boykot çağrısının önemli bir anlam taşıması ve bir yarar getirmesi de mümkün değildir. Bunu zaten bariz kazanamayacağı bir oyunda mızıkçılık yapıp, “ben oynamıyorum” diyen bir çocuğun hareketi gibi, ya da “zevahiri kurtarmaya çalışmak” gibi de görebilirsiniz. Nitekim oy verme oranında ciddi bir düşüklüğe dahi yol açmayacak olan bu küçük boykotlar seçimlerin meşruiyetini sarsmak gibi bir amaca hizmet etme kapasitesine dahi sahip değildir.

Muhalefetin boykotçular ve boykotçu olmayanlar şeklinde bölünmesinin iktidar güçlerinin oldukça işine gelen bir durum olduğunu da belirtmek gerekir. Hâlbuki tüm muhalefetin seçimlere katılımı, uzun dönemde boykota kıyasla daha çok olumlu değişim sağlama potansiyeline sahiptir. Seçime katılım, demokratik yenilenmenin ön koşuludur. İyi bir siyasi muhalefet iktidarı kazanmak için hem seçmenleri sandık başına götürmeli hem de seçim hilelerine ve seçmenleri bastırma taktiklerine karşı hazırlıklı olmalıdır.

2022 Kuzey Kıbrıs Seçimlerinde Boykot

Özetle, geçmişteki örnekler göstermiştir ki, seçimlerin tamamen antidemokratik koşullarda yapıldığı durumlarda bile boykotun başarılı olması için şu üç koşul gereklidir: muhalefetin neredeyse tamamının boykotu desteklemesi, boykotun geniş çaplı bir muhalefet eylem planının parçası olması ve geniş halk kitlelerince desteklenmesi ve son olarak da uluslararası toplumun desteği. 2022 Kuzey Kıbrıs seçimlerinin bu koşulların hiçbirini sağlamadığı açıktır. Aşağıdaki soruları samimi olarak cevaplandırarak da 23 Ocak seçimlerinde boykotun ne kadar uygun bir strateji olduğunu değerlendirebilirsiniz:

  • Boykotçu bir grup/parti olarak toplumda yaygın bir siyasi desteğiniz var mı?
  • Uluslararası camia boykot konusunda arkanızda mı? Ya da uluslararası camianın bu seçimlere herhangi bir ilgisi var mı?
  • Seçimler tamamen demokratik olmayan koşullarda mı yapılıyor? Muhalif adayların/partilerin en azından bazıları seçim yasaklarına uğradı mı, ya da hapiste mi?
  • Boykotun arkasında yoğun bir destek var mı? Tahminen, seçimlere katılım seçimlerin meşruiyetini tehlikeye atacak kadar düşük olur mu?
  • Boykot iktidarın daha yüksek oyla iktidara gelip gücünü pekiştirmesine yol açabilir mı?
  • Boykot sonucu mecliste ezici çoğunluğu elde etmiş iktidar partisinin anayasanın değiştirilmesi yoluyla bir rejim/sistem değişikliğine yönelmesi şansı doğabilir mi?
  • Mevcut statükonun sona ermesi boykot ile daha mı mümkün?
  • Boykot yaparak federal çözüme yaklaşmamız daha mı mümkün?
  • Oy vermemeniz iradenizin siyasete yansımamasına yol açıp demokrasiyi zedelemez mi?
  • Boykot Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a müdahalesini azaltır mı, yoksa çoğaltır mı?
  • Peki, oy vermeniz demokrasi ve değişim için başka eylem ve aktiviteler yapmanıza, alternatifler aramanıza engel mi?

Kısacası, Kuzey Kıbrıs genel seçimleri için benim fikrim boykot stratejisinin seçmenler ve partiler için cazip gözükse de oldukça yanıltıcı bir seçenek olduğu yönünde. Çünkü boykotu oyları çöpe atmak ve kolektif sesi geçersiz kılmak olarak görüyorum. Boykotçu olarak çok geçerli sebepleriniz olabilir, ama unutmayınız ki boykotun sonuçları protesto ettiğiniz durumu değiştirme şansı yoktur ya da daha her şeyi daha kötüye doğru değiştirebilir. Özellikle diğer muhalif gruplar ve partiler boykotu desteklemiyorsa ve uluslararası camianın da umurunda değilseniz, boykotçu ufak aykırı bir grup olarak seçim sonuçlarının normalden daha olumsuz çıkmasına yol açabileceğinizden marjinalleşmeye ve hatta oluşabilecek olumsuzluklardan da sorumlu tutulmaya hazır olunuz. Siyasi meşruiyetin seçimle kazanıldığı bir ortamda her bir oy değerlidir, çünkü her bir oy siyasi iradenin sandığa yansımasına yol açacaktır. Oyunuzu boşa harcamayın. Bir oy bir oydur.


 

Kaynaklar:

  1. Al-Halfi, Jassim (2021, 15 Haziran). “The Case for Boycotting the Iraqi Elections,” https://blogs.lse.ac.uk/mec/2021/06/15/the-case-for-boycotting-the-iraqi-elections/.
  2. Frankel, Matthew (2010). “Threaten but Participate: Why Election Boycotts Are a Bad Idea,” Policy Paper No. 19, Foreign Policy at Brookings. Washington, DC: Brookings Institution. 
  3. Eshaghi Gordji, M.; Askari, G.; Abdi, H. (2018). “Why Is a Boycott of the Elections a Bad Idea?” Preprints https://www.preprints.org/manuscript/201808.0247/v1.
  4. Frankel (2010).
  5. Frankel (2010).
  6. Cambanis, Thanasis (2021, 21 Haziran). “The Tempting fallacy of Election Boycotts,” World Politics Review, https://www.worldpoliticsreview.com/trend-lines/29746/the-tempting-fallacy-of-election-boycotts.  
  7. Weeks, Gregory (2013, 1 Mart). “A Cautionary Tale of Election Boycotts,” Foreign Policy, https://foreignpolicy.com/2013/03/01/a-cautionary-tale-for-election-boycotts/
  8. Frankel (2010).
  9. Beaulieu, Emily Ann (2006). Protesting the Contest: Election Boycotts around the World, 1990-2002. Doktora Tezi, University of California, San Diego.

 

 

Bu haber toplam 1982 defa okunmuştur
Gaile 489. Sayısı

Gaile 489. Sayısı