1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Sosyal Medyayı Kullanım Amacımız?
KKTC’deki Akademisyenlerin Genel Durumuna Bir Bakış

KKTC’deki Akademisyenlerin Genel Durumuna Bir Bakış

KKTC’de yükseköğretim bir şekilde pandemiyi atlatsa da, ilerleyen yıllarda hayatta kalabilmesi giderek zorlaşacaktır.

A+A-

 

                                                                              Ayten  Yapıcıoğlu
ayapici@hotmail.com

 

Bir zamanların “eğitim adası” olan KKTC’de yükseköğretim oldukça zor dönemlerden geçmektedir. Gerek TL’nin döviz karşısındaki çöküşünün getirdiği hayat pahalılığı, gerek Türkiye’nin son yıllarda çok sayıda vakıf üniversitesine sahip olması, gerekse de oluşumunda yerli halkın bir suçu bulunmayan fuhuş ve kumar “cenneti”, KKTC üniversitelerinin cazibesini özellikle Türkiyeli öğrenciler açısından ciddi biçimde azaltmış durumdadır. Bu koşullar yeni kurulan üniversitelerin büyüme kapasitelerini ciddi biçimde sınırlandırırken köklü üniversiteler küçülme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bunun eğitim sektöründen dolaylı olarak beslenen gıda sektörüne, ev sahiplerine ve eğlence sektörüne vereceği zarar da kaçınılmazdır. Hali hazırda pandemi koşulları hem yükseköğrenimi hem de onunla iç içe olan diğer sektörleri baltalamıştır. Bu balta ise en çok akademisyenleri kesmektedir. Bu yazıda, çoğu örgütlü olmadıkları için, örgütlü olan azınlıkları da “başka bir dünyada” olduğu için sesleri duyulmayan KKTC akademisyenlerinin boğuşmak zorunda kaldıkları koşulları ele alacağız. Elbette aralarında rastlantısal biçimde akademisyen olmuş, “düz memur” mantığından kurtulamamış insanlar da mevcuttur. Ancak, önemli bir kısmı tanınmamış bir ülkenin üniversitelerinde çalışıp dünyanın en saygın bilim dergilerinde çalışmalar yayınlamayı başaran (unvan uğruna kolaya kaçıp paralı dergilerde yayın yapanlar hariç), bölümlerine ABET, ASINN, FIBAA ve AACSB gibi dünya çapında geçerli kaliteli eğitim akreditasyonlarını kazandıran, öğretmeye yetenekli, vasıflı insanlardır. Ancak ne yaptıkları işlerin kıymetini bilen vardır, ne de seslerini duyan. KKTC akademisyenlerinin seslerini duyuramamalarının temel sebebi elbette örgütsüz olmaları, daha doğrusu örgütlenmeye kalkıştıkları anda patronları ya da rektörleri tarafından kapı dışarı edileceklerini bilmeleridir. DAÜ’deki akademisyenler gibi örgütlü olanlar da vardır ancak DAÜ’nün örgütlülüğü de ne yazık ki “kendine Müslüman” olmaktan öteye geçmemektedir. Bu can alıcı örgütlülük farkından dolayı bu yazıda KKTC akademisyenlerini iki ayrı grupta incelemek gerekmektedir: DAÜ’dekiler ve diğerleri…

DAÜ’deki akademisyenlerin durumu

DAÜ’deki akademisyenler sendikalıdır. Maaşları tatminkâr, iş yükleri makuldür. Diğer üniversitelerde patronun ya da rektörlüğün baskıları karşısında yapayalnız olan meslektaşlarından çok daha insanca koşullarda çalışmakta, çok daha insanca koşullarda yaşamaktadırlar. Bütçeleri devlet güvencesi altındadır. Bununla birlikte DAÜ son 15-20 yılda ülke siyasetine müthiş “cevherler” kazandırmıştır. Bu cevherlerden biri AKP’nin isteğiyle kendi partisini parçalayarak bir gecede ısmarlama siyasi parti kurmuştur mesela. Diğer ikisiyse el ele kol kola iktidar koltuğuna oturur oturmaz ilk icraatları kendi “kazanılmış haklarını” güvenceye almak için DAÜ’deki sözde “siyaset yasağını” kaldırmak olmuştur. DAÜ, bünyesinden bir Başbakan iki Başbakan Yardımcısı çıkarmıştır ancak bunların hiçbiri diğer üniversitelerdeki meslektaşlarının halini zerre kadar umursamamıştır. DAÜ’nün “solcu” sendikası ise son rektörlük seçimlerinde üniversitenin siyasete ve hükümetlere göbekten bağlı vaziyetinde bazı ufak oynamalar yapmayı öngören adaya tahammül edememiş, kendisini sırtından hançerleyerek “ben hükümetten parayı koparırım merak etmeyin” diyen adayı seçtirmiştir. DAÜ’ye girebilmek KKTC’deki akademisyenlerin en az %80’inin arzusudur. Fakat DAÜ münhal açtığı zaman hem vakıf yönetimi, hem rektörlük hem de bölümler genellikle gelecek vaat eden bir bilim insanından faydalanmak arayışıyla değil, sırtını siyasilere dayamış birinin (vasıfsız bile olsa) hayatını sağlama almasının önünü açma arayışıyla hareket eder.  Diğer üniversitelerde olduğu gibi DAÜ’de de meslek kalitesi dünya çapında olan insanlar da görev yapmaktadır, ancak KKTC’nin yoz siyaseti her devlet kurumunu yuttuğu gibi DAÜ’yü de yutmuştur. Her şeye rağmen, DAÜ’nün akademisyenine verdiği değer yadsınamaz. Yayın ve araştırmalara teşvik sağlar, yurt dışındaki konferanslara katılım için ödenek sağlar, tez yönetimlerini ödüllendirir, ekstradan bir iş yüklemesi gerekirse bunun ek ücretini öder ve akademisyenlerine insan muamelesi yapar.

Diğerlerinin durumu

KKTC’nin diğer üniversitelerinde çalışan akademisyenler (LAÜ de dâhil olmak üzere) sektördeki küçülmenin sancılarını ağır biçimde yaşamaktadır. Patronların kar hırslarından ötürü iş yükleri sürekli artmaktadır. Başka ülkelerde idari sekretaryanın, hatta bizzat öğrencilerin kendilerinin yaptıkları işleri bile onlar yapmaktadır.  Ders yükleri giderek artmakta, verdikleri ders sayısı sürekli çoğalmaktadır. Devlet bu insanların sırtlarına bu yükün yüklenmesini engellemek için hiçbir şey yapmamaktadır. Çünkü o da illaki bir gün üniversite patronlarından para talep etmeye (13’üncü maaş ödemek için, iktidar partilerine seçim kampanyasını yürütecek para bulmak için ve benzeri sebeplerle) mahkûmdur. Özel üniversitelerdeki akademisyenlerin ihtiyat sandığı yatırımları, eğer şanslıysalar, asgari ücret üzerinden yapılmaktadır. Buna karşı haklarını aramaya çalışırlarsa anında kapı dışarı edilirler. İş yükleri dünya ortalamasının 2-3 katıyken aldıkları maaş dünya ortalamasının dörtte-beşte biridir. Günlerinin çoğu şehirlerarası yollarda geçer çünkü ya patronlarının kar hırsı uğruna şiddetle uygulanan “personel azaltma” politikaları yüzünden işten çıkarılmış ve kendi şehirleri dışında bir üniversiteye girmek zorunda kalmıştırlar, ya da rektörlüğün tacizine ve baskısına daha fazla dayanamayıp kendi üniversitelerinden can havliyle kaçıp ilk buldukları alternatif üniversiteye girmişlerdir. Girdikleri üniversitede 5-10 yıl kalabilecek kadar şanslı olan akademisyenler ise kendi aralarında tek bir şey konuşurlar: İşten atılma sırasının kimde olduğunu. Patronun ya da rektörün canı tasarruf yapmayı çeker, bu insanlar işten çıkarılır. Patronun ya da rektörün siyasi partisini desteklemedikleri için de işten çıkarılabilirler, yerlerine daha az maaşla çalıştırılacak yeni mezun birisi bulunduğu için de işten çıkarılabilirler. Zaten üniversite yönetimi bu insanlara sözleşmelerinin bir nüshasını bile vermez ve hak arama kapılarını sonuna kadar kapatır. Yönettikleri tezlerin, yayınladıkları araştırmaların ve üzerlerine yüklenen ekstra iş yükünün tek karşılığı “sevaptır” çünkü ya hiç biri için tek kuruş ödenek verilmez, ya da yönetim bir yolunu bulup bu ödenekleri “zaruret” nedeniyle “başka fonlara” aktarır. Bu insanlar akademisyenliğin en temel gereksinimi olan uluslararası konferanslara bile gidemezler çünkü bu patrona ya da rektöre “masraf çıkarır”.  Bazı üniversitelerde aylarca maaşlarını alamazlar ve patronları tarafından “empati yapın” çağrısı alırlar. Bazılarındaysa seçim zamanlarında dekanları ya da bölüm başkanları tarafından patronlarının sosyal medya paylaşımlarını paylaşmaya zorlanırlar.

Sonu nereye varacak?

KKTC’de yükseköğretim bir şekilde pandemiyi atlatsa da, ilerleyen yıllarda hayatta kalabilmesi giderek zorlaşacaktır. Bu da hali hazırda eğitim ve bilim kurumları olmaktan çıkıp kar odaklı ticarethanelere dönen üniversitelerdeki akademisyenleri patronların ve rektörlüklerin insafına terk edecektir. Türkiyeli öğrencilerin KKTC’ye gelme talebindeki düşüş buradaki üniversiteleri uzun vadede birer küçük kolej haline getirecektir. Bunun yansımalarıysa akademisyenlere çok daha büyük iş yükü, çok daha düşük yaşam standardı ve pek çoğunun yurt dışına zorunlu göçü olarak yaşanacaktır. Kısa vadede KKTC’nin ya da Kıbrıs Sorununun statüsünde mucizevi bir gelişme yaşanması KKTC üniversitelerini çok daha geniş ölçekte bir öğrenci popülasyonu için cazip hale getirebilir. Ancak bu mucize gerçekleşmezse, KKTC’deki yükseköğrenim sektörünün büyümesi ve dramatik bir daralmadan kurtulması yine bir mucizeye bağlıdır. Bu mucizeyi beklerken, kendi üyelerinin masasının tozu alınmadığı için bile elini masaya vurabilecek kapasiteye sahip memur ve öğretmen sendikaları, DAÜ-SEN ve diğer sendikalar bu insanlara destek çıkmanın bir yolunu aramayı düşünürlerse bundan bir zarar görmezler. Siyasi partiler ve hükümetler de ülke akademisyenlerinin yararına bir düzenleme, hiç değilse asgari hukuk kurallarının işleyebileceği bir çalışma yaşamı tasarlamayı denerlerse günaha girmezler. 

Bu haber toplam 1527 defa okunmuştur
Gaile 476. Sayısı

Gaile 476. Sayısı