
Kimi kurtarmak istiyorsunuz?
Hükümetin Cezaevi Tüzüğü’nde yaptığı değişikle müdüre verilen cezalarda indirim yetkisinin artırılması tartışma yarattı; bu değişikliğin belirli kişi veya kişileri korumak için yapılma ihtimali gündeme oturdu.
Recep Dal
UBP-DP-YDP Hükümeti’nin Cezaevi Tüzüğü’nde yaptığı değişiklik, cezaevi müdürüne verilen indirim yetkisini genişletti. Açık bir “yargı müdahalesi” olarak yorumlanan düzenlemeyle, iyi hal ve çalışkanlık gerekçesiyle hükümlülerin cezalarının üçte birine kadar bağışlanmasının önü açıldı; 3 Ağustos itibarıyla tahliyeler başladı.
Uygulama sonrası murat edilen amaç yoğun şekilde tartışılırken, “cezaevi yoğunluğunu azaltmak”, “birilerine menfaat sağmak” ve “seçim öncesi siyasi hesaplara hizmet etmek” görüşleri başı çekiyor. Amacın anlaşılması için YENİDÜZEN’in ulaşmaya çalıştığı cezaevlerinden sorumlu İçişleri Bakanlığı yetkilileri ise sorularımızı yanıtsız bıraktı.
Düzenlemenin hemen ardından yaklaşık 7 aydır boş bulunan Merkezi Cezaevi Müdürlüğü görevine Ahmet Tosun’un atanması da dikkat çeken bir başka detay oldu. Ceza indirimi yetkisi verilen makamın başına yeni bir ismin getirilmesi, “zamanlama tesadüf mü?” sorularını beraberinde getirirken, hukuk çevreleri tek kişinin geniş takdir yetkisine sahip olmasının sakıncalı olabileceği uyarısında bulundu.
Konuyla ilgili ilk eleştiriyi yapan HP Genel Başkanı Kudret Özersay, düzenlemenin kimler için yapıldığının açıklanması gerektiğini belirterek, “Şu anda cezaevinde olan birileri için mi, yakında cezaevine gireceğini anladığınız birileri için mi?” diye sordu. Özersay, “iyi hal” ve “çalışkanlık” gibi kriterlerin keyfi değerlendirmelere açık olduğuna dikkat çekti; “Müdürü padişah konumuna mı sokacaksınız, hukuk devletinde böyle bir şey mi olur?” dedi.
CTP Milletvekili Ürün Solyalı ise düzenlemenin hukuk devleti, yasallık ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri açısından ciddi sakıncalar taşıdığını belirtti. YENİDÜZEN’e konuşan Solyalı, “Hükümet, kuvvetler ayrılığını tek bir tüzükle zedeliyor” diyerek, cezaevi müdürüne verilen geniş yetkinin mahkeme kararlarının sonuçlarını etkisizleştirebileceğini vurguladı.
Cezaevlerinde yetkili sendika olan KTAMS Başkanı Güven Bengihan ise YENİDÜZEN’e özel yaptığı açıklamada; düzenlemenin seçimlerle bağlantılı olduğunu vurgulayarak, “Mahkumları bile seçim yatırımı olarak kullanıyorlar” dedi. Bengihan, Cezaevi Tüzüğü’nün son altı yılda dokuzuncu kez değiştirildiğini belirterek, yapılan düzenlemenin mahkeme kararlarına müdahale anlamı taşıdığını ifade etti.
Eski Ombudsman Emine Dizdarlı da değişikliğin kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeleyebileceği uyarısında bulundu. Dizdarlı, “Cezaevi müdürü, bağımsız mahkeme tarafından verilen kararı değiştiremez” diyerek, kesinleşmiş mahkeme kararlarının idari bir makam tarafından değiştirilmesinin yargı bağımsızlığı açısından sakıncalı olduğunu söyledi.
Avukat Aslı Murat ise tartışmanın yalnızca tahliyelerle sınırlı olmadığını belirterek, “İhtiyaç dönemsel tahliyeler değil, herkese eşit uygulanan yeni bir infaz sistemidir” dedi. Murat, infaz kurallarının siyasi ihtiyaçlara göre değil, ölçülebilir, denetlenebilir ve herkes için aynı şekilde uygulanacak bir yapıya kavuşturulması gerektiğini vurguladı.
Hükümet kanadından açıklama yapan tek isim olan Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı ise eleştirileri reddederek, cezaevi müdürüne bu yetkinin yeni verilmediğini savundu. Arıklı, “Hapishane müdürüne cezaları indirme yetkisi 2005’ten beri var” diyerek, değişikliğin yalnızca indirim süresiyle ilgili olduğunu ve yetkilerin artırılmadığını ileri sürdü.
Hükümetten tartışmalı tüzük hamlesi
Ulusal Birlik Partisi (UBP) – Demokrat Parti (DP) – Yeniden Doğuş Partisi (YDP) Hükümeti’nin Cezaevi Tüzüğü’nde yaptığı değişiklikle birlikte cezaevi müdürünün hükümlülere yönelik ceza indirimi yetkisi genişletildi; daha önce cezanın altıda biri oranında uygulanan bağış hakkı üçte bire çıkarıldı. Yeni düzenleme kapsamında tahliyeler 3 Ağustos 2026 itibarıyla başladı.
Tüzük değişikliğiyle, iki yıl veya daha fazla hapis cezası çeken hükümlülerin iyi hali ve çalışkanlığı gerekçe gösterilerek cezalarının üçte birinin cezaevi müdürü tarafından bağışlanabilmesinin önü açıldı. İki yıldan az cezası bulunan hükümlüler için de aynı oranlı bağış hakkı getirildi. Bir aydan fazla toplam cezası bulunan hükümlüler bu düzenlemeden yararlanabilecek.
Ayrıca 2-6 yıl arası cezalarda her yıl için bir ay, 6 yıl üzeri cezalarda ise her yıl için iki ay ek indirim imkânı sağlayan “müteraki bağış” uygulaması da düzenlemeye eklendi.
Adam öldürme, taammüden adam öldürme, adam öldürmeye teşebbüs, uyuşturucu, soygun, ırza geçme, ırza geçmeye teşebbüs ve cinsel suçlar ise kapsam dışında bırakıldı.
Asıl amaç ne?
Hükümetin yaptığı düzenlemenin gerekçesi tartışma konusu olurken, değişikliğin neden ve kimler için yapıldığı soruları gündeme geliyor.
Cezaevlerinin kapasitesinin dolduğu ve yeni tahliyelerle cezaevi yükünün azaltılmasının hedeflendiği iddiaları dile getirilirken, yaklaşan seçimler öncesinde ceza indirimi alan hükümlüler ve ailelerinin siyasi bir hesapla hedeflendiği yönünde de değerlendirmeler yapılıyor.
Özellikle kapsamı genişletilen ceza indirimi yetkisinin, “belli kişilere avantaj sağlamak amacıyla mı hazırlandığı” sorusu kamuoyunda tartışılıyor.
Tüzük değişikliğinin ardından dikkat çeken atama
Düzenlemeyle ilgili dikkat çeken bir diğer gelişme ise Merkezi Cezaevi Müdürlüğü makamına yapılan atama oldu.
Yaklaşık 7 aydır boş bulunan Merkezi Cezaevi Müdürlüğü görevine, tüzük değişikliğinin hemen ardından Ahmet Tosun atandı. Resmi Gazete’de yayımlanan üçlü kararnameye göre Tosun, 1 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla göreve başladı.
Tüzükle birlikte ceza indirimi yetkisi verilen makamın başına yeni bir ismin atanması, kamuoyunda “zamanlama tesadüf mü?” sorusunu beraberinde getirdi.
Merkezi Cezaevi Müdürlüğü görevini Tosun’dan önce Fatih Erdoğan yürütüyordu. Erdoğan’ın görevden ayrılmasının ardından yaklaşık 7 ay boyunca makam boş kalmıştı.
Hukukçulardan “sakıncalı değişiklik” uyarısı
Hukuk çevreleri ise ceza indirimi yetkisinin mahkemeler dışında idari bir makam tarafından kullanılmasını sakıncalı buluyor.
Bağımsız mahkemeler tarafından verilen cezaların, siyasilerin atadığı bir cezaevi müdürünün değerlendirmesine bırakılmasının hukuk devleti ilkeleri açısından tartışmalı olduğu belirtiliyor. İndirimin “iyi hal” ve “çalışkanlık” gibi değerlendirmelere bağlanmasının, ölçütlerin ne kadar tarafsız ve denetlenebilir olduğu sorusunu da beraberinde getirdiği ifade ediliyor.
Ceza indirimi gibi ciddi sonuç doğuran bir kararın tek kişinin inisiyatifine bırakılmaması gerektiği vurgulanırken, uygulamanın siyasi etkilerden uzak tutulmasının önemine dikkat çekiliyor.
Yetkili bakanlık soruları cevapsız bıraktı
Öte yandan YENİDÜZEN’in konuyla ilgili görüş almak için ulaştığı İçişleri Bakanlığı yetkilileri açıklama yapmaktan kaçındı. Bakanlık yetkilileri yöneltilen sorulara da yanıt vermedi.

HP Genel Başkanı Kudret Özersay:
“Bu düzenlemeyi kim yahut kimler için yaptınız?”
Konuyu ilk gündeme getiren kişi Halkın Partisi (HP) Genel Başkanı Kudret Özersay oldu. Özersay, düzenlemenin kimler için yapıldığının açıklanması gerektiğini vurgulayarak, "Bu düzenlemeyi kim yahut kimler için yaptınız?" diye sordu.
Kişisel sosyal medya hesabından açıklama yapan Özersay, UBP-DP-YDP hükümetinin yaptığı tüzük değişikliğiyle cezaevi müdürüne iki yıldan uzun süre hapis cezası alan kişilerin cezalarının üçte birini bağışlama yetkisi verildiğini belirtti. Bu yetkinin mevcut veya yakın zamanda cezaevine girecek belirli kişileri kapsamak amacıyla hazırlanıp hazırlanmadığını sorgulayan Özersay, "Şu anda cezaevinde olan birileri için mi, yakında cezaevine gireceğini anladığınız birileri için mi?" ifadelerini kullandı.
Düzenlemenin yargı bağımsızlığına zarar vereceğini kaydeden Özersay, mahkemenin verdiği cezanın ardından cezaevi müdürünün cezanın bir bölümünü bağışlayabilmesinin yargı kararlarını anlamsızlaştıracağına dikkat çekti. Özersay, "Mahkeme karar verecek ama müdür bağışlayabilecek. Mahkemenin yargılamasının ve karar almasının anlamı ne o zaman?" dedi.
Cezaevi müdürünün hükümet tarafından atanan tek bir kişi olduğuna dikkat çeken Özersay, bu kadar geniş bir yetkinin herhangi bir kurul yerine tek bir kişiye verilmesini eleştirdi. Müdüre tanınan bağışlama yetkisinin "iyi hal ve çalışkanlık" kriterine bağlanmasını da değerlendiren Özersay, bu ölçütlerin keyfi olduğunu öne sürerek, "Müdürü padişah konumuna mı sokacaksınız, hukuk devletinde böyle bir şey mi olur?" ifadelerini kullandı.
Özersay ayrıca, düzenlemenin adam öldürme, adam öldürmeye teşebbüs ve cinsel saldırı gibi suçları kapsamadığını ancak sahte diploma, sahte evrak düzenleme, dolandırıcılık ve benzeri suçlardan hüküm giyenleri kapsayacağına dikkat çekti.
Düzenlemeyi "en hafif ifadeyle skandal" olarak nitelendiren Özersay, bunun seçim yatırımı olmanın ötesinde belirli kişileri bağışlamaya yönelik bir adım olduğunu öne sürdü. Özersay, "Devlete, adalete ve hukukun üstünlüğüne olan inanç kırıntılarını ayaklar altına almak pahasına bunu yapıyorsunuz. Yazıklar olsun hepinize" açıklamasında bulundu.

CTP Milletvekili Ürün Solyalı:
“Hükümet, kuvvetler ayrılığını tek bir tüzükle zedeliyor”
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Ürün Solyalı da, UBP-DP-YDP Hükümeti'nin Cezaevi Disiplin Tüzüğü'nde yaptığı son değişikliğin hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve yasallık ilkeleri açısından ciddi sakıncalar içerdiğini vurguladı.
YENİDÜZEN'e konuşan Solyalı, hükümetin ceza infaz sistemini hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda güçlendirmek yerine tüzüklerle cezaevi uygulamalarını sürekli değiştirmeyi tercih ettiğini belirterek, son düzenlemeyle mahkeme kararlarının sonuçlarını etkisizleştirecek yeni bir mekanizma oluşturulduğuna dikkat çekti.
Hükümetin bugüne kadar Şartlı Tahliye Tüzüğü'nde dokuz değişiklik yaptığını anımsatan Solyalı, "Şartlı Tahliye Tüzüğü'nde bugüne kadar yapılan dokuz değişiklik yetmemiş olacak ki, şimdi de Cezaevi Disiplin Tüzüğü üzerinden mahkeme kararlarının sonuçlarını değiştirecek, siyasi atama olan Cezaevi Müdürünün bağışlama yetkisini iki katına çıkaracak kadar geniş bir yetki ile Mahkeme Hükmü'nü etkisizleştirecek yeni bir mekanizma yaratılmaktadır" dedi.
Bu yaklaşımın istikrarlı bir ceza politikası oluşturmadığını vurgulayan Solyalı, "Bu yaklaşım, istikrarlı bir ceza politikası değil, günübirlik siyasi tercihlerle şekillenen bir infaz ve rehabilitasyon rejimi yaratmaktadır" ifadelerini kullandı.
Kuzey Kıbrıs'ta halen çağdaş bir Ceza İnfaz Yasası bulunmadığını belirten Solyalı, yürürlükteki Fasıl 286 Cezaevleri Disiplin Yasası'nın İngiliz döneminden kaldığını ve infaz rejiminin temel esaslarını belirlemek yerine ceza indirimi, bağışlama, şartlı tahliye ve benzeri kişi özgürlüğünü ve toplum güvenliğini doğrudan etkileyen alanları hiçbir temel ilke koymaksızın tüzüklere bıraktığını söyledi.
Söz konusu son tüzük değişikliğinin dayandığı Fasıl 286 Cezaevleri Disiplin Yasası'nın 4'üncü maddesine de işaret eden Solyalı, bu maddede Bakanlar Kurulu'na yalnızca "hapislerin layıkıyla nezaret altında bulundurulmaları ve beslenmeleri, yapacakları işlerin nitelik ve miktarı, hükümlülerin sınıflandırılması, cezaevlerinde işlenen disiplin suçlarının cezalandırılması ve cezaevlerinde normal düzen ile disiplinin korunmasını öngören tüzükler yapabilme" yetkisi verildiğini belirtti.
Solyalı, bu maddede bağışlama veya ceza indirimi konusunda herhangi bir düzenleme yetkisinin öngörülmediğini belirterek, "Bağışlama veya ceza indirimi ile ilgili herhangi bir yetkinin veya alanın tüzükte düzenlenebileceği belirtilmemektedir" değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan aynı yasanın 9'uncu maddesinin ise 4'üncü madde uyarınca çıkarılacak tüzüklerle, hapis cezası çeken bir kişinin cezasının belirli koşullar altında çalışkanlık ve iyi ahlakı nedeniyle bağışlanabileceğini öngördüğünü hatırlatan Solyalı, yasada sınırları açıkça belirlenmeyen bu düzenlemenin tüzük yoluyla sınırsız ve koşulsuz alanlar yaratılmasına imkan tanıdığını vurguladı.
"Hukuk devletinde temel hakları etkileyen konuların kapsamı ve sınırları yasa ile belirlenmek zorundadır; yürütmeye sınırsız düzenleme alanı bırakılamaz" diyen Solyalı, yapılacak tüzüklerin de yasaların çizeceği sınırlar üzerine kurulması gerektiğini belirterek, 1985 Anayasası ile Anayasa Mahkemesi içtihatlarının bu yönde açık olduğunu ifade etti.
Mevcut yasal yapının dahi Anayasa bakımından ciddi tartışmalar içerdiğine vurgu yapan Solyalı, Anayasa'nın yasama yetkisinin devredilemeyeceğini düzenleyen 4'üncü maddesi, hukuk devleti ilkesini güvence altına alan 1'inci maddesi, idarenin ancak yasa ile düzenlenebileceğini öngören 113'üncü maddesi ve Anayasa ile yasa açıkça yetki vermedikçe tüzük yapılamayacağını hükme bağlayan 122'nci maddesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bu hükümler dikkate alındığında kişi özgürlüğünü doğrudan etkileyen böylesine geniş bir yetkinin tüzükle yaratılmasının temel anayasa hukuku ile bağdaşmadığına dikkat çeken Solyalı, buna rağmen hem Şartlı Tahliye Tüzüğü'nün hem de Cezaevi Disiplin Tüzüğü'nün İngiliz döneminden kalan Fasıl 286 Cezaevleri Disiplin Yasası altında çıkarıldığını ve bugüne kadar bu şekilde uygulandığını ifade etti.
Son dönemde hükümetin özellikle şartlı tahliye sisteminde art arda değişikliklere gittiğini belirten Solyalı, bu hükümet döneminde Şartlı Tahliye Tüzüğü'nün dokuz kez değiştirildiğini ve şartlı tahliye hakkı elde etmek için öngörülen cezanın yarısını çekme şartının üçte bire indirildiğini kaydetti.
Bu düzenlemelerin ardından Mart 2026'da Cezaevi Müdürü'ne her ay için tanınan indirim hakkının da genişletildiğini anımsatan Solyalı, son değişiklikle birlikte birçok madde değiştirilirken özellikle Cezaevi Müdürü'nün "Ödüllendirme ve Bağışlama" başlıklı 157'nci maddesindeki yetkisinin önemli ölçüde artırıldığını söyledi.
Solyalı, mevcut düzenlemede iki yıl ve üzerindeki hapis cezalarında hükümlünün iyi hali ve çalışkanlığı gerekçe gösterilerek cezanın altıda biri oranına kadar uygulanabilen bağışlama yetkisinin iki kat artırılarak cezanın üçte birine kadar çıkarıldığını belirterek, Cezaevi Müdürü'ne bu yönde karar verme yetkisi tanındığını ifade etti.
"Burada temel tartışma bu ihtiyacın nereden doğduğudur ve bu karar verilirken hangi bilimsel temele, çağdaş ceza infaz sistemi tartışmalarına tabi tutularak bu kararın alınıp alınmadığıdır" diyen Solyalı, hukuki tartışmaların yanı sıra hükümete duyulan güvensizliğin de konuyu daha önemli hale getirdiğini kaydetti.
Hükümet kanadından yapılan açıklamaların düzenlemenin gerekçesini ortaya koyduğunu belirten Solyalı, tartışmanın asıl muhatabının İçişleri Bakanı olduğunu belirterek, "İçişleri Bakanı kayıp rolü yapmayı tercih etmektedir" dedi. Hükümet mensuplarının açıklamalarına göre cezaevinin kapasitesini önemli ölçüde aştığını, şartlı tahliye sürelerinde yapılan değişikliklere rağmen bunun yeterli olmadığını ve bu nedenle söz konusu "açılımı" yapmak zorunda kaldıklarını savunduklarını aktaran Solyalı, bu yaklaşımı sert sözlerle eleştirdi.
"Bu açıklama özrü kabahatinden büyük sözü ile eşdeğer bir açıklamadır" diyen Solyalı, cezaevlerindeki yoğunluğun yalnızca infaz sistemiyle açıklanamayacağını belirterek, sorunun yıllardır oluşturulmayan kamu politikalarının sonucu olduğunu ifade etti.
Bu ülkede nüfus politikasının bulunmadığını, hatta gerçek nüfusun dahi bilinmediğini kaydeden Solyalı, vize takip sistemlerinin kurulmadığını, yurt dışından öğrenci veya çalışan getiren kurum ve kişilerin idari ile cezai sorumluluk üstlenmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmadığını söyledi. Acenteleri düzenleyen bir yasanın bulunmadığını, buna karşın sürekli muhaceret affının çözüm olarak görüldüğünü ifade eden Solyalı, bunun sistemsizliği kalıcı hale getirdiğini ifade etti.
Suçun önlenmesi ve suçla mücadelede güvenlik güçlerine gerekli katkının sağlanamadığını da belirten Solyalı, tüm bu eksikliklerin sonucunda toplum vicdanında yara açan ve kabul görmeyen günlük kararların ortaya çıktığını belirterek, "Bu kabul edilebilir değildir" dedi.
Yapılan değişikliğin Ceza İnfaz ve Rehabilitasyon Sistemini geliştirecek ya da çağdaş hale getirecek bir karar olmadığına dikkat çeken Solyalı, üçlü kararnameyle göreve getirilen siyasi bir atamaya böylesine geniş yetkiler verilmesinin kuvvetler ayrılığı ilkesini derinden zedelediğini kaydetti.
Bunun yalnızca yetki devri anlamına gelmediğini belirten Solyalı, aynı zamanda mahkûmun yeniden topluma kazandırılmasını sağlayacak sistemin de zarar gördüğünü vurguladı.
"Adalet sistemi, birbirini dengeleyen kurumlardan oluşur ve bir süreç gerektirir" diyen Solyalı, son değişiklikle hükümetin tek bir tüzük değişikliğiyle bu dengeyi ve süreci idari takdirle değiştirdiğine dikkat çekti.
"Böylece hükümet, tek bir tüzük değişikliğiyle bu dengenin ve sürecin üzerine idari takdiri yerleştirmektedir. Bu, kuvvetler ayrılığı anlayışını zedeleyen son derece tehlikeli bir yaklaşımdır" ifadelerini kullanan Solyalı, cezanın önemli bir bölümünü ortadan kaldırabilecek nitelikteki bağışlama kararlarında karar vericinin fiilen mahkeme yerine geçtiğini belirtti.
Solyalı, "Tüzükte öngörülen bu kadar yüksek bir bağışlama-af kararında kendisini mahkeme yerine koyan şahsın kararında, bir başka kurumun, kurulun veya Mahkemenin hiçbir denetimi olamayışı da sistemi yerle bir etmektedir" dedi.
Cezaevi kapasitesinin gündeme geldiği her dönemde çözümün sınırsız yetkiler tanınarak cezaevlerini boşaltmak olarak görülmesini de eleştiren Solyalı, bunun suçun önlenmesi, denetim mekanizmalarının kurulması ve suçla mücadelede kalıcı bir sistem oluşturulması yönündeki iddialardan vazgeçildiğinin göstergesi olduğunu vurguladı.
"Nüfus, güvenlik ve denetim politikalarının olmayışının karşılığı bu olamaz" diyen Solyalı, ceza infaz sisteminin günlük siyasi kararlarla yönetilemeyeceğini ifade etti.
Bir avukat olarak cezaevi koşullarını yakından bildiğini söyleyen Solyalı, cezaevindeki hükümlülerin önemli bir bölümünün yaptıklarından pişman olduğunu ve yeniden sivil yaşama en kısa sürede dönmek istediğini anladığını belirtti.
Ancak rehabilitasyon politikalarının kamu güvenliği ve toplum vicdanı gözetilerek oluşturulması gerektiğini vurgulayan Solyalı, "Diğer tarafta da kamu vicdanı, güvenliği ve sosyal uyum gözden kaçmayacak şekilde rehabilitasyon, ödül ve teşvik sistemi konuşulabilmeli. Bu başlıklar oy uğruna ellenebilecek başlıklar olmamalıdır" dedi.
Ceza infaz sisteminin çağdaş hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınması gerektiğini kaydeden Solyalı, rehabilite olmayı başaran veya buna teşvik edilmesi beklenen hükümlüler için bağışlama kriterleri ile şartlı tahliye sisteminin yeniden düzenlenmesini istedi.
Bu düzenlemelerin Anayasa'nın öngördüğü hukuk devleti, yasallık ve kuvvetler ayrılığı ilkelerine uygun şekilde hazırlanması gerektiğini belirten Solyalı, siyasi atama yoluyla göreve gelen idari makamların karar verici konumunun engellenmesi ya da etkisinin azaltılması gerektiğini kaydetti.
Yeni sistemde mahkeme denetiminin mutlaka yer alması gerektiğini ifade eden Solyalı, çağdaş bir Ceza İnfaz ve Rehabilitasyon Yasası hazırlanarak bağışlama ve şartlı tahliye mekanizmalarının bilimsel temellere dayalı, öngörülebilir ve yargı denetimine açık bir yapıya kavuşturulması çağrısında bulundu.

KTAMS Başkanı Güven Bengihan:
“Mahkumları bile seçim yatırımı olarak kullanıyorlar”
Cezaevlerinde yetkili sendika olan Kıbrıs Türk Amme Memurlar Sendikası (KTAMS) Başkanı Güven Bengihan ise Cezaevi Tüzüğü’nde yapılan düzenlemelerin seçimlerle bağlantılı olduğunu kaydederek, hükümetin cezaevindeki hükümlüleri dahi seçim yatırımı olarak kullandığını vurguladı.
YENİDÜZEN’e konuşan Bengihan, bahse konu tüzüğün UBP hükümetleri tarafından son altı yılda dokuzuncu kez değiştirildiğini belirtti; bunun mahkeme kararlarına müdahale anlamı taşıdığına dikkat çekti.
Hazırlanan yeni tüzüğün kalıcı hale getirilmeye çalışıldığını kaydeden Bengihan, şartlı tahliyede bağışlama oranının mahkeme kararlarına darbe niteliği taşıdığını söyledi.

Eski Ombudsman Emine Dizdarlı:
“Cezaevi müdürü, bağımsız mahkeme tarafından verilen kararı değiştiremez”
Eski Ombudsman Emine Dizdarlı da Bakanlar Kurulu'nun Cezaevi Tüzüğü'nde yaptığı değişikliğin kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeleyebileceğini belirterek, Cezaevi Müdürü'ne verilen ceza bağışlama yetkisinin yargı bağımsızlığı açısından sakıncalar doğuracağına dikkat çekti.
Kişisel sosyal medya hesabından açıklama yapan Dizdarlı, Bakanlar Kurulu'nun Cezaevi Tüzüğü'nde değişiklik yaparak Esas Tüzüğün 157'nci maddesini kaldırdığını ve yerine yeni 157'nci madde koyduğunu belirtti.
Yapılan değişiklikle iki yıl veya daha fazla hapis cezası çekmekte olan hükümlülerin "iyi hâli ve çalışkanlığı neticesinde" Cezaevi Müdürü tarafından cezasının üçte biri oranında bağışlanabileceğini ifade eden Dizdarlı, bu uygulamanın adam öldürme, uyuşturucu madde suçları ile ırza geçme gibi suçlardan mahkûm olan hükümlüleri kapsamadığını kaydetti.
KKTC Anayasası'nın yargıçların görevlerinde bağımsız olduğunu açıkça ortaya koyduğunu vurgulayan Dizdarlı, "Hiçbir organ, makam veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir veremez ve müdahale edemez" ifadelerini kullandı.
Yasama ve yürütme organları ile devlet yönetimi makamlarının mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu hatırlatan Dizdarlı, "Söz konusu organ ve makamlar, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez" diyerek yürütmenin yargı kararları üzerinde tasarrufta bulunamayacağına dikkat çekti.
Merkezi Cezaevi (Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları) Yasası'nın incelenmesi halinde Cezaevi Müdürü'nün mahkeme kararlarına müdahale etme yetkisi bulunmadığının açıkça görüleceğini ifade eden Dizdarlı, "Kesinleşmiş bir mahkeme kararının veya hükmünün böyle bir yetkisi olmayan bir müdür tarafından değiştirilmesi ve Mahkemeler tarafından verilen hapis cezasının bağışlanması bağımsız Mahkemelerin kararlarına direkt bir müdahaledir" değerlendirmesinde bulundu.
Dizdarlı, söz konusu düzenlemenin "denge ve denetleme mekanizmalarının zayıflamasına" neden olacağını belirterek, bunun devletin üç temel fonksiyonu olan yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarına zarar vereceğini vurguladı.
"İyi hâli" ve "çalışkanlığı" gibi kavramların "tamamen subjektif bir değerlendirme" olduğunu ifade eden Dizdarlı, bazı keyfi kararlar karşısında mahkûmların hak ve özgürlüklerinin etkilenebileceğini söyledi.
Cezaevi Müdürü'ne verilen bağışlama yetkisinin bu kriterler çerçevesinde "suistimale açık" olduğunu belirten Dizdarlı, “Hükümetin kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeleyecek adımlar atmaktan kaçınması, Anayasa'ya aykırı hareket etmemesi ve yargı bağımsızlığını ön planda tutması gerekir" dedi.

Avukat Aslı Murat:
"İhtiyaç dönemsel tahliyeler değil, herkese eşit uygulanan yeni bir infaz sistemidir"
Avukat Aslı Murat, Cezaevleri Tüzüğü'nde yapılan değişiklikle 1/6 infaz indiriminin yanına 1/3 oranında indirim imkânının da eklenmesinin ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, düzenlemenin arkasında dolup taşan cezaevini boşaltma ihtiyacının bulunduğunun açık olduğunu belirterek, infaz sisteminin günlük siyasi ihtiyaçlara veya oy hesabına göre şekillendirilemeyeceğini belirtti.
Tüzük değişikliğiyle tahliyelerin bugün başladığını hatırlatan Murat, düzenlemenin seçim öncesinde siyasi faydaya dönüştürülmek istendiği yönündeki tartışmaların da "boşuna olmadığını" ifade etti. Buna karşın, infaz sisteminin siyasi hesaplarla yönetilemeyeceğini vurgulayan Murat, "Cezaevinde bulunan herkes daha ilk günden neyle karşılaşacağını bilmelidir. Aynı durumda olanlara aynı kurallar uygulanmalıdır" dedi.
Mevcut uygulamanın cezaevi içerisindeki adalet duygusunu zedeleyebileceğini kaydeden Murat, aksi halde "Ona neden uygulandı, bana neden uygulanmadı?" sorusunun büyüyeceğini ve yeni sorunların ortaya çıkacağını belirtti.
Asıl ihtiyaç duyulanın dönemsel tahliyeler olmadığını dile getiren Murat, "Siyasi müdahaleye kapalı, ölçülebilir, denetlenebilir ve herkese eşit uygulanan yeni bir infaz sistemidir" ifadelerini kullandı.
İnsanların cezaevinde gereğinden fazla tutulmasını savunmadıklarını belirten Murat, tartışmanın yalnızca tahliye edilecek kişi sayısıyla sınırlı olmadığını söyledi. Murat, "Asıl mesele, kimin hangi şartlarda, hangi ölçütlere göre ve kimin kararıyla tahliye edileceğidir" değerlendirmesinde bulundu.
Mevcut sistemin cezaevi müdürüne oldukça geniş yetkiler verdiğini savunan Murat, müdürün cezaevinin yönetimini yürüttüğünü, disiplin süreçlerinde karar verdiğini, iyi hâli değerlendirdiğini ve hükümlünün ne zaman özgürlüğüne kavuşacağını etkileyebildiğini belirtti. Bu kadar önemli yetkilerin tek bir makamda toplanmasının doğru olmadığını ifade eden Murat, söz konusu yetkilerin tüzükle değil yasa ile düzenlenmesi gerektiğini kaydetti.
1/6 ile 1/3 oranındaki infaz indirimi arasında nasıl tercih yapılacağının da yeterince açık olmadığını öne süren Murat, hangi davranışın hangi indirimi sağlayacağı, kararların hangi raporlara dayanacağı, olumsuz kararlara nasıl itiraz edileceği ve tüm hükümlüler için aynı ölçütlerin uygulanıp uygulanmayacağının netleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Cezaevi disiplin sisteminin de yeniden ele alınması çağrısında bulunan Murat, soruşturmayı yapan, cezayı veren ve iyi hâli değerlendiren kişilerin aynı idari yapı içinde bulunmasının adalet duygusunu zedelediğini ifade etti. Hükümlülerin kendilerini savunabilecekleri, verilen kararı öğrenebilecekleri ve bağımsız bir merciye başvurabilecekleri açık bir sistem kurulması gerektiğini dile getirdi.
Mevcut düzenlemelerin uzun yıllar önce oluşturulan anlayışın ürünü olduğunu belirten Murat, Cezaevi Disiplin Yasası ile buna bağlı tüzüklerde zaman içinde değişiklikler yapılmış olsa da aynı zihniyetle devam etmenin artık mümkün olmadığını savundu.
Mahkemelerin verdiği ceza kararlarının infaz sürecinde de yol gösterici olması gerektiğini ifade eden Murat, cezanın ne kadarının, hangi şartlarla ve hangi denetim altında infaz edileceğinin açık, öngörülebilir ve herkes için eşit kurallara bağlanması gerektiğini vurguladı.

Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı:
“Hapishane müdürüne cezaları indirme yetkisi 2005’ten beri var”
Tartışmalara ilişkin hükümet kanadından açıklama yapan tek isim ise Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’ydı. Arıklı, HP Genel Başkanı Özersay ile eski Ombudsman Dizdarlı’nın düzenlemeye yönelik açıklamalarını eleştirerek, hükümetin cezaevi müdürüne yeni bir yetki vermediğini savundu.
Kişisel sosyal medya hesabından açıklama yapan Arıklı, son günlerde şartlı tahliye tüzüğünde yapılan değişikliğin gündemde olduğunu belirterek, Özersay’ın hükümeti "cezaevi müdürüne hapis cezalarını bağışlama yetkisi vermekle" suçladığını ifade etti.
Özersay’ın ardından eski Ombudsman Emine Dizdarlı’nın da düzenlemenin yanlış olduğu yönünde açıklama yaptığını belirten Arıklı, sosyal medyada hükümete yönelik eleştirilerin arttığını savundu. İçişleri Bakanı Dursun Oğuz’un bu suçlamalara yanıt vermeyi tercih etmediğini söyleyen Arıklı, "Hükümetin bir üyesi olarak ben bir cevap vermek durumundayım" ifadelerini kullandı.
Arıklı, yapılan tüzük değişikliğiyle cezaevi müdürüne cezaları indirme yetkisi verilmediğini belirterek, söz konusu yetkinin 2005 yılından beri mevcut olduğunu iddia etti. Arıklı, "Hatta Kudret Özersay hocamın koalisyon hükümeti döneminde de vardı. Bu yanlışsa idi o zaman düzeltseydi" dedi.
Tüzük değişikliğiyle yalnızca ceza indirim süresinin değiştirildiğini savunan Arıklı, daha önce 5 gün olan indirimin 10 güne çıkarıldığını ifade etti. Arıklı, düzenlemeyle herhangi bir kişinin yetkisinin artırılmadığını veya azaltılmadığını ileri sürdü.
Arıklı ayrıca, yeni düzenlemeyle cinayet ve tecavüz gibi ağır suçlarda ceza indirimi uygulanmasının tüzükten kaldırıldığını belirterek, "Keşke fikir sahibi olmadan birazcık bilgi sahibi olunsa" ifadelerini kullandı.

























