1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “İstişare ile itaat çizgisi karıştı”
“İstişare ile itaat çizgisi karıştı”

“İstişare ile itaat çizgisi karıştı”

Eski Milletvekili, eski bakan, deneyimli siyasetçi Serdar Denktaş, YENİDÜZEN’e konuştu, siyaseti ve hükümet icraatlarını yorumladı: “Siyaset, kendini lağvedip, Türkiye’ye 3 adımda her şeyi devretmeye dönüşüyor"

A+A-

Ayşe GÜLER

Eski Milletvekili Serdar Denktaş, ülkeyi idare edenlerin Türkiye ile istişare ve itaat çizgisini karıştırdığını vurguladı, “Siyasi seviyede değil, memur seviyesinde müdahale emir olarak burada telakki edilip, uygulamaya gidiyor” dedi.

Toplumda ‘idare bizde değil’ algısının giderek yükseldiğine dikkat çeken Denktaş, siyasetin siyasetsizliğe dönüştüğünü dile getirerek, ekledi: “Siyaset, sanki giderek kendini lağvedip Türkiye’ye 3 adımda her şeyi devretmeye dönüşüyor.”

Denktaş, “İyi ki milletvekilliğinden bu dönem çekilmişim” diyerek, “Bu rezilliğin bir parçası olamazdım. İyi ki bu kepazeliğin içerisinde yer almadım, mutluyum” şeklinde konuştu.

YENİDÜZEN’e konuşan Denktaş, şu andaki Demokrat Parti yönetimini de eleştirdi, partiye 28 yılını harcadığını, partiye baktığında içinin parçalandığını ifade etti, “YDP ve DP, UBP’nin peşine takılıp, sürükleniyor ama UBP de başka bilmediğimiz bir yöne doğru sürükleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanlığı makamındaki Ersin Tatar’ın söylemlerini de eleştiren Denktaş, “Tatar beni

yaptıkları, söylemleri, eylemleriyle çoğu zaman beni utandırıyor. Hiç ummadığı bir yere gelmiş olmanın getirdiği sonuçtur belki… Ama orada oturup, bizi bu kadar itibarsızlaştıran Cumhurbaşkanına sahip olmayı da hiçbir zaman benimseyemedim” dedi.

Denktaş, halen TC Lefkoşa Büyükelçisi olan ancak kısa bir süre sonra görevden ayrılacak Ali Murat Başçeri ile ilgili de konuştu, “Burada görev yaptığı geçmiş dönem, iyi bir dönem olmadı, çok hayırla anılacak bir dönem olmadı” yorumunu yaptı.

serdar-denktas-6.jpg

“Siyasi seviyede değil, memur seviyesinde müdahale emir olarak uygulanıyor”

 ►Serdar Denktaş, ülkeyi idare edenlerin Türkiye ile istişare ve itaat çizgisini karıştırdığını vurguladı, “Siyasi seviyesinde değil, memur seviyesinde müdahale emir olarak burada telakki edilip, uygulamaya gidiyor” şeklinde konuştu

 ►Bir süredir Kıbrıs’ın kuzeyine, demokrasiye müdahale tartışmaları var. Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

 ►“İdarecilerimiz tam anlamıyla istişare ile itaat çizgisinin karıştığı durumu yaşıyor. Türkiye ile her şeyi elbette istişare etmeliyiz. Bu kendi geleceğimiz açısından da önemli. Ama artık istişareyi geçti, en ufak bir rica bile itaat edilir noktaya getirildi. Bu, bizimkilerin hatasıdır. ‘Artık düzen budur, bu düzene uyulmalı’ düşüncesine hep karşı çıktım. O yüzden tamam değilse, değişmeli. ‘Böyle geldi, böyle gider’ olmamalı.”

 ► Yani, şu anki düzen tamam değil mi?

 ►“ E değil tabi… İçinde yaşadığımız düzen tamam mı? Kamu maliyesi açısından önemli gelir kaynaklarımız var. Bu gelir kaynaklarını düzgün kullanılması üzerinde durulması gereken bir unsur. Ama kimsenin umurunda değil gibi görünüyor. Beklenti ‘Ne uğraşalım, nasıl olsa para gelecek’ yönünde. Bu yaklaşım bizi olmamız gereken noktanın çok gerisine düşürüyor. Derviş beyi (Eroğlu) gördüm, gelip fikir alan ya da geçmişi soran olup olmadığını sordum. Sonuçta kurumsal hafıza meselesi… Ben, Derviş bey, Hakkı Atun, birkaç arkadaş daha… Geçmişte ne vardı, ne oldu, nasıl kötüye ya da iyiye gitti… Tüm bunları aktarabilecek kişileriz. Ama merak eden yok. Merak edilmedikçe de geçmişten koparsınız. Sonrasında da ‘her şey böyleydi’ denilerek devam eder.”

 ► Peki bir ‘müdahale’ olduğuna inanıyor musunuz?

 ►“Üstelik siyasi seviyesinde değil, memur seviyesinde müdahale emir olarak burada telakki edilip, uygulamaya gidiyor.”

 

“Siyaset, giderek kendini lağvedip, Türkiye’ye 3 adımda her şeyi devretmeye dönüşüyor”

Geçmiş yıllarda Türkiye’den ‘Bizim istediğimiz Denktaş’tır’, ‘Bizim istediğimiz UBP’dir’ telkini olduğunu dile getiren Denktaş, şu anda idare bizde mi değil mi sorusunun her vatandaşın aklında olduğunu ifade ederek, ekledi: İdarenin bizde olmadığı algısı giderek yükseliyor.

Babanızın Kurucu Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, sizin siyasette olmadığını dönemlerde de Türkiye’den müdahale olduğu konuşulurdu. Şimdi de konuşuluyor. Ancak şu anda da aktif siyasette değilsiniz. İki dönemi düşündüğünüzde ‘müdahalenin çerçevesini’ nasıl yorumluyorsunuz?

“ O zaman ki müdahale, bir nevi telkin niteliğindeydi. Uzaktan, ‘Bizim istediğimiz Denktaş’tır’, ‘Bizim istediğimiz UBP’dir’ telkini olur muydu? Olurdu… Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Bakan o dönemde adaya gelip, birkaç yeri dolaşır mıydı? Dolaşırdı… Buradan grupların çağırdığı bölge milletvekilleri Türkiye’den gelir miydi? Gelirdi… Ya da bizimkiler giderdi. Şimdi öyle değil. Şu anda idare bizde mi değil mi sorusu her vatandaşın aklındadır. İdarenin bizde olmadığı algısı da giderek yükseliyor.

Peki siyaset nereye doğru gidiyor?

Siyasetsizliğe… Siyaset, sanki giderek kendini lağvedip, Türkiye’ye 3 adımda her şeyi devretmeye dönüşüyor. Bu devlete gerçekten inananlardanım. 21. yüzyılda kurulmuş ikinci Türk devleti olduğuna inanırım. Devletin ortadan kaldırılmasından Türkiye’nin elde edeceği hiçbir fayda olmadığına inanırım. Ayrı demokrasi ve ayrı kimliğimizle yaşatılması gerektiğine de inanırım. Bu, bir çözüm olacaksa da olmayacaksa da gereklidir. Geleceğimiz için de gereklidir. Siyaseten tanınmamış olabiliriz. Ama kendimizi dünya standartta çıkardığımız müddetçe siyasi tanınmazlık çok önem arz etmeyecek. Şu anda ‘iki devletli çözüm’ sloganı var, altı doldurulmadı. Bir de Denktaş’ın 1977-79’da kabul ettirdiği ‘iki toplumlu iki kesimli federasyon’ sloganı var. Bunu da 50 yıl tartışmışız. Ama bizim ve güneyin anladığımızın farklılığı referandumla ortaya çıktı. Peki, bundan sonrası ne olacak? BM’de tarihi bir çağrı var. Bu çağrının devamını nasıl getireceğiz? Hamasi söylemlerle mi, içi boş destek mesajlarıyla mı? Hükümetin, siyasi parti ve Meclis’in kafa yorması gerekiyor. Bir hareket var mı? Bizim tarafta olmadığını biliyorum. Türkiye’de var mı bilmiyorum. Bilen var mı? Onu da bilmiyorum. Çünkü siyasetin içerisinde inanılmaz kopukluk var. Kimse kimseyle konuşmuyor, bilgi vermiyor. Ya kendilerinin de bilgisi yok, o nedenle vermiyorlar, ya sakladıkları bir şey var, ya da bilmiyorlar.”

 

“Demokrat Parti için 28 yılımı harcadım, şimdi içim parçalanıyor”

Demokrat Parti’ye 28 yılını harcadığını, şu anda partinin siyasette izlediği yol haritasına baktığında içinin parçalandığını dile getiren Denktaş, “DP, UBP’nin peşinde sürükleniyor. Bir varlık ortaya koyduğu yok. UBP de başka bilmediğimiz bir yöne doğru sürükleniyor” dedi.

Çok olumlu yaklaşmadığınız bir siyasi dönem içerisindeyiz. Demokrat Parti (DP)’de hükümet ortaklarından biri. Partinin yürüttüğü siyaseti nasıl yorumluyorsunuz?

“DP için 28 yılımı harcadım, şimdi içim parçalanıyor. Tam anlamıyla sürüklenme içerisinde. Bir varlık ortaya koyduğu yok. Bir düşünceyi siyaset olarak önüne alıp koyduğu yok. Hükümetin bütünü için de aynı şeyi söylüyorum. YDP ve DP, UBP’nin peşine takılıp, sürükleniyor ama UBP de başka bilmediğimiz bir yöne doğru sürükleniyor. Bu nedenle memlekette bir sıkıntı var. Maliye Bakanı, ekonomik hareketlenme olduğuna dair söylemleri var. Evet, ekonomik hareketlenme var hem de çok müthiş bir hareketlenme var. Biz bundan kamu maliyesi olarak nemalanıyor muyuz? Göremiyorum… Adımlar atılıyor mu? Göremiyorum. Bugün bu hareketlilik var, yarın durabilir. Durduğu zaman ne yapacağız, bilmiyorum. Bunun da nedeni umursamazlık…”

Demokrat Parti’de sizin dışınızda görev yapan isimler de şu anda partiyi eleştiriyor. Genel Başkan Fikri Ataoğlu ile bir diyalogunuz oldu mu? Eleştirilerinizi ona da ilettiniz mi?

“Fikir almak için aramadığı için eleştirilerimi direkt yüzüne iletmiş değilim. Bu maksatla gelse, açık açık söylerim. Bir törende karşılaştık, o günün gündemiyle ilgili eleştirilerimi, karşı tavır koyacağımı kendisine çok net söyledim. Görüştüğümüzde birbirimize küs değiliz, selamlaşırız. Partiyle, ülkeyle, siyasetle ilgili bir şey sormadığı müddetçe benim ona bir şey söylemem mümkün değil. İlişkimiz bu seviyede. Siyaseten bir şey sormalarını, danışmalarını beklerdim. Uygulamak zorunda da değiller.”

Sonuçta partiyle bütünleşen bir isimsiniz. Bu durum ‘sahip çıkmakla’ da alakalı bir şey değil mi?

“28 yılımın 21 yılı genel başkanlıkla geçti. Hatalarımla, yanlışlarımla. Ama DP’nin bir duruşu, verdiği mesaj vardı. Şimdi DP’nin verdiği mesaj nedir? Bu durumun partiye olumsuz yansıdığını düşünüyorum.”

Bir tarafta siyasetle ilgili izlenilen yola ilişkin eleştiriler yapılırken, diğer tarafta hükümette yer alan yöneticiler süreci normalleştiriyor. Neden normalleştiriliyor?
“ Bu süreç, kendi kafalarında ya da kendi siyasi duruşlarında normal olabilir. Ama bana göre değil. Bu durumun devleti zayıflattığını gördüğüm için normal gelmiyor. Devlet dediklerinde ağızları dolan arkadaşlar, aslında devlete inanmayan, devleti sürekli zayıflatan hareket içinde bulunanlardır. Kamplaşma, istedikleri bir şeydir. Çünkü kamplaştıkça siyaseten nemalanırsınız. Ülkede kamplaşmadan çok kucaklaşmaya ihtiyaç var. Ama maalesef o dili sürekli kullanıyorlar. Kendi akıllarında mı bu durumu ortaya çıkarıyorlar yoksa kendilerinden talep edildiği için mi yapıyorlar onu çözmek hiçbirimiz için mümkün değil. Bu hareketler, tavırlar, politikasızlıklar milletçiyim dedikleri kişiler tarafından yapılıyorsa, Serdar Denktaş olarak milliyetçi olduğumu söyleyemeye utanmaya başlıyorsam, memleketin genelinde durumun bu olduğunu bilecekler. Bunlardan vazgeçsinler… Ülke güzel şeylerle yönelebilir. İhracatımızda ciddi artış var. Bunu göremiyoruz, anlatamıyoruz.”

Halkta büyük bir çoğunluk, hükümetin ekonomiye olumlu katkı sağlayacak bir adım atmadığı yönünde. Katılıyor musunuz?

“Evet, öyle. Ya başka bir Kıbrıs’ta yaşıyorlar, ya da biz başka bir Kıbrıs’tayız.”

Siyasetten erken çekildiğinizi düşünür müsünüz? Ya da şu anda aktif siyasette yer alsaydınız, hangi adımı atardınız?

“İyi ki milletvekilliğinden bu dönem çekilmişim. Çünkü bu rezilliğin bir parçası olamazdım. İyi ki bu kepazeliğin içerisinde yer almadım, mutluyum. Daha yüksek sesle bağırmak zorunda kalacaktım, başımı daha çok derde sokacaktım. Yine siyasetin içerisindeyim, yakından takip ediyorum. Bir hedefim var mı? Var. Olur, olmaz, bilmiyorum.”

serdar-denktas-3.jpg

“Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile mi itibarımız artacak? Tatar, yaptıklarıyla beni çoğu zaman utandırıyor”

Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne ihtiyaç olmadığını vurguladı, “Öncelik bu değil, hiçbir zaman da olmamalı. Böyle bir bina yaparak mı itibarımız artacak?” diye sordu, “Önemli olan binadan ziyade, içindeki kişinin ne yapıp, ne verebildiğidir” değerlendirmesinde bulundu.

Kamuoyunda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yönelik de tartışmalar var. Yapılan eylemi desteklediğinizi ifade ettiniz, bu durum eleştirilere neden oldu. Külliye bir ihtiyaç mı?

“Hiç ihtiyacımız olmayan bir şey. Öncelik bu değil, hiçbir zaman da olmamalı. Böyle bir bina yaparak mı itibarımız artacak? Önemli olan binadan ziyade, içindeki kişinin ne yapıp, ne verebildiğidir. Külliye için harcanacak rakam, inanılmaz büyük bir rakamdır. O rakamla ülkenin birçok ihtiyacı karşılanabilir. Bana, ‘Parayı Türkiye verecek, sana ne?’ diyorlar. Zaten Türkiye’nin parasına yazık… Tutun köy yollarından, yol kenarlarındaki temizliğe, yanan Güngör çöplüğünün düzgün hale getirilmesine, sağlıklı ve kaliteli enerji üretimine yetecek kadar bir rakam var. Ama biz ne yapıyoruz? Saray… Bana bu bina yeter. Meclis’te 30-32 yıl milletvekilliği yaptım. Eksik ne vardı? Şatafatlı mı değil? Olmasın… Kıbrıs Türkünün karakteri gösterişe dönük değil. Gerçi, şimdi değişiyor… Geçtiğimiz gün bir okulun damı çöktü. Altında çocuklarımız olsa ne olacaktı? Hizmet açısından daha verimli çalışma ortamı mı yaratacak? Hayır…”

 Cumhurbaşkanlığı makamında bulunan Ersin Tatar da eleştiriliyor. Bu eleştirilere katılıyor musunuz?

“Cumhurbaşkanlığındaki Tatar, yaptıkları, söylemleri, eylemleriyle çoğu zaman beni utandırıyor. Hiç ummadığı bir yere gelmiş olmanın getirdiği sonuçtur belki… Ama orada oturup, bizi bu kadar itibarsızlaştıran Cumhurbaşkanına sahip olmayı da hiçbir zaman benimseyemedim. Kendisi toplumun içinde ama ayrı bir dünyada… Kendisi Türkiye tarafından ne yapılırsa, söylenirse doğrudur yaklaşımında. Ankara da zaman zaman yanlış düşünceler ortaya koyabilir. Halkın lehine göremiyorsa, bunu çok açık yüreklilikle konuşabilmek, anlatabilmek, tartışabilmek mümkün olmalı. Yapamıyorsak doğru bir noktaya doğru ilerleyemiyoruz.”

 

“Başçeri’nin burada görev yaptığı geçmiş dönem, iyi bir dönem olmadı”

Denktaş, halen TC Lefkoşa Büyükelçisi olan ancak kısa bir süre sonra görevden ayrılacak Ali Murat Başçeri ile ilgili de konuştu, “Burada görev yaptığı geçmiş dönem, iyi bir dönem olmadı, çok hayırla anılacak bir dönem olmadı” yorumunu yaptı.

Geçtiğimiz Meclis dönemine 3-4 hükümet sığdı. Meclis çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

1960’dan ayrı demokratik hakkımızı kazandığımız günden itibaren bu hakkı özenle korumalıydık. Buna zarar geliyor. Kıbrıs Türk halkı günün sonunda yanlış birini seçerse bunun cezasını bir sonraki dönem düzeltir ve verir. Demokratik anlayış, fikir ayrılıklarına rağmen birbirimize yakın olabilme alışkanlığımız devam etmeli. Bu, ortadan gidiyor. Siyasal karşıtlık, kişisel karşıtlığa, ötekileştirmeye, kamplaşmaya neden oluyor. Bu durum bizi halk olarak zayıflatıyor. Eski arkadaşlara zaman zaman nasıl gittiğini soruyorum. Hepsi, eski muhabbetin olmadığını söylüyor. Neden eski muhabbet olmasın? Ne değişti? Herkesin aynaya bakarak, kendi kendimizi eleştirmemiz lazım. Eski hoşgörü halimizi geri getirmemiz gerekiyor. Kıbrıslı Türkler olarak bir avuç insanız. Hala birbirimizi sevmeyi öğrenemiyorsak, işimiz zor.”

Yakın zamanda yeni TC Lefkoşa Büyükelçisi göreve başlayacak. Yeni atamayı nasıl değerlendirirsiniz? Halen görevde olan Ali Murat Başçeri’nin de siyasete müdahale ettiği konuşuldu. Buna katılır mısınız?

“ Büyükelçilerin burada önemli görevleri var. Ama unutmayalım ki, memurdurlar. TC Dışişleri Bakanlığı’nın memurudurlar. Oradan gelen talimatları uygularlar. Ali Murat Başçeri iyi ilişkiler içerisinde olduğum birisiydi. Aynı iyi ilişkiler içerisinde buradan ayrılmasını ümit ederdim. Ama bilemiyorum, tam da o nokta da değiliz. Yeni gelen büyükelçi de eski arkadaşlarımızdan birisi. O da bir görevle geliyor. Ne misyon verildi bilmiyoruz. Ama Kıbrıs’ı biliyor. Kavga etmeden, yanlış gördüğümüz bir şeyi dostça söylemeliyiz. Türkiye bizim düşmanımız değil. Geçmişte, birbirimizin yanlışlarını, birbirimizle konuşabilme özelliğimiz vardı. Ama bu ortadan kalktı. Ankara yanlış yapabiliyor, bunu anlamamız lazım. Burada yaşayacak olan bizleriz. Bunu görmemiz lazım. Burada yaşayacağımıza göre, geleceğimizle ilgili söz hakkımızın elimizden alınmasına dur dememiz lazım. Bunu hep birlikte söylememiz gerekiyor. Başçeri’nin burada görev yaptığı geçmiş dönem, iyi bir dönem olmadı, çok hayırla anılacak bir dönem olmadı. Bunda ‘Başçeri’nin kabahatı var, yanlışı var’ demek mümkün değil. Bir memurdur, görev verilir, devletin temsilcisidir, o görevi devleti adına yerine getirir. Kişisel olarak kırgınlığım olamaz. Ama geçmişte olan diyalogumuz maalesef kalmış değil. Kendisine yeni görevinde başarılar dilerim.”

 

“Erhan Arıklı üzerinden oyun oynanıyor. Bu oyuna gelmemek lazım”

Denktaş, “Erken seçim gündeme gelecek, gelmemeli. Mevcut parlamentoda uzlaşma sağlanabilir mi, yeniden düşünsünler. 3’lü hükümette ikinci kezdir Erhan Arıklı’nın istifası konuşuluyor. Bu oyuna gelmesinler” dedi.

► 4’lü Koalisyon Hükümeti, toplum tarafından en fazla ‘benimsenen’ bir hükümet modeli olduğu da ifade edilir. Siz de içerisindeydiniz…

“Toplumun ihtiyaç duyduğu bir hükümet modeliydi. Sağ ve sol denilen tarafları birleştiren bir modeldi. İyi bir çalışma ortamı yakalamıştık. Maalesef, dürtülerle bir arkadaşımız istifaya yönlendirildi. Hükümet bozuldu. Benzeri bir oyun şimdi Erhan Arıklı üzerinden oynanıyor. Bu oyuna gelmemek lazım… 4’lü hükümet dönem sonuna kadar devam etseydi, kalıcı sistem halkın hizmetine gidebilirdi. Ama maalesef devam edemedi.”

Siyasette erken seçim de dillendiriliyor. Hükümetin görev süresini tamamlayacağını düşünür müsünüz?

“Erken seçim gündeme gelecek, gelmemeli. Mevcut parlamentoda uzlaşma sağlanabilir mi, yeniden düşünsünler. 3’lü hükümette ikinci kezdir Erhan Arıklı’nın istifası konuşuluyor. Bu oyuna gelmesinler. İyisiyle kötüsüyle devam etmesi gerekir. Müşterek bir hükümet kurulabilirse en iyisi olur. Yerel seçim de böyle olmamalıydı. Sayı azaltmakla hiçbir fayda getirmeyeceğini göreceğiz.”

► Hükümetin icraatlarını eleştirdiniz ama devam etmesi gerektiğini de söylediniz. Bu nasıl olacak?

u Eğrisiyle, doğrusuyla şu anda bir hükümet var. Yeniden seçime gittik, ne olacak? Demokrasiye müdahale olmaması gereğini hep birlikte sağlayabilecek miyiz? Önlemleri alabilecek miyiz? Alabileceksek, seçime gidelim… Alamayacaksak, yeniden seçim yaşamanın anlamı yok.  yüzden devam edebildikleri müddetçe etsinler, görelim… Böylesi bir hükümetin oluşmasını isteyenler de biz de görelim… Ne yapabiliyorlar…”

►Cumhurbaşkanlığı’na aday mısınız?

“Aklımdadır. Ama şimdiden adayım demiyorum, aday aday olduğumu söylemek daha doğru. Elbette kendi içimde değerlendireceğim bir sürü şey olacak, 3 yıl var.”

 

► Rauf Raif Denktaş Anıt Mezar Çevre Düzenlemesine yönelik süreç ilerlemedi mi?

“Rauf Raif Denktaş Anıt Mezar Çevre Düzenlemesine yönelik hiçbir şey yok. Her tarafa fidan ekmiştik, onlar da gitti. 3’üncü kezdir su sistemi yenileniyor. Amfinin olduğu yeri 3 kez su bastı. Aile olarak elimizden geleni yapıyoruz. 2 belediye de yerin bakımını üstenmezse işin içinden çıkılmaz. Hükümetin suçu. 15 Kasım geliyor, burada tören yapacaklar. Hiç mi yüzleri kızarmayacaklar. 13 Ocak geliyor.  13 Ocak’ta konuşma hakkım var. O gün geldiğinde, burası hala böyleyse ya gelmesinler, ya söyleyeceklerimi hazmedecekler. Utanıyoruz…”

FOTOĞRAFLAR: Ertuğrul SENOVA

Bu haber toplam 4153 defa okunmuştur