1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Bir ‘Kayıp Köpek’ İlânı Ve ‘Matlüp Hasıl Oldu Mu Efendim?’…
 İfade özgürlüğü, üniversiteden mezun oluncaya kadardır!

 İfade özgürlüğü, üniversiteden mezun oluncaya kadardır!

Kıbrıs’ın kuzeyi bir “üniversite adası” olma hayaliyle yanıp tutuşuyor. Ancak pratikteki işleyişe bakıldığı zaman, Kıbrıs’ın kuzeyinin bir “üniversite adası” olabilmesi için herhangi bir adım da atılmamaktadır.

A+A-

 

Çağan Öğmen
caganogmen@gmail.com

 

Birkaç yıl önce, özel bir üniversitede öğretim üyesi olarak göreve başladığım dönemde, öğrencilere ifade özgürlüğü kapsamında bir ders vermiştim. Derste, ifade özgürlüğünün önemi, bu özgürlüğe neden gözümüz gibi bakmamız gerektiğine dair saatlerce nutuk atmıştım. Dönem sonu aynı öğrenciler mezun olacağında; 4 yıl boyunca başarılı olup okulu dereceyle bitiren öğrencilere konuşma yapması gerektiği yönünde bilgi vermek üzere görevlendirildim. Üniversiteden tarafıma verilen bilgi, öğrencilerin yapacağı konuşmaya gerek görülmesi halinde “müdahale” edilmesi ve üniversiteyi kötülemeye yönelik herhangi bir ifadenin tarafımızca “düzeltilmesi” yönündeydi. Bir koca dönem boyunca ifade özgürlüğü hakkında nutuk atan ben, bu kez öğrenciye, üniversiteye yönelik eleştirel bir yazı yazmaması için sansür uygulamaya başladım.

Kıbrıs’ın kuzeyi bir “üniversite adası” olma hayaliyle yanıp tutuşuyor. Ancak pratikteki işleyişe bakıldığı zaman, Kıbrıs’ın kuzeyinin bir “üniversite adası” olabilmesi için herhangi bir adım da atılmamaktadır. Üniversitelerin birçoğu, nitelikli herhangi bir eğitim alanı olmaktan öte, öğrenciye müşteri muamelesi yapan bir yapıya sahiptir. Konuyu derinleştirmeye başlamadan önce, bu yazının “daha nitelikli bir eğitim kurumu nasıl yaratılır” ideası üzerine kurgulanmadığını, sadece üniversitelerin adanın kuzey yarısındaki pozisyonlarının, toplum nezdinde daha iyi anlaşılabilmesi için karalandığını belirtmek isterim. Alt başlıklar halinde incelenecek olan bu yazı; her bölümünde farklı bir konuyu ele almaya çalışacaktır. 

Yayın zorunluluğu

1990’ların sonunda doktorasını almaya hak kazanan akademisyenin kendini geliştirmemesi halinde, çok hızlı değişen bu dünya içinde ortaya çıkacak güncel bilgileri öğrencilere aktarabilmesi mümkün değildir. Bir akademisyenin, unvan olarak yükselebilmesi ve gelişimini sürdürebilmesi için akademik makaleler hayati öneme sahiptir. Yayın yapabilmek, sadece yayın yapmaktan öte, akademik gelişim ve akademisyenin kendini yeni bilgilerle donatabilmesi açısından kritiktir. Buraya kadar bir sorun yok. Ancak durum sadece bununla sınırlı değil...

Ne kadar çok yayın, o kadar çok öğrenci ve para demektir üniversite patronları için... Üniversiteler, personellerini uluslararası indekslerde taranan “saygın” dergilerde yayın yapmaya zorlayarak, hayatları boyunca hiç dahil olmadığı bir yarışın içine çekmeye çalışmaktadır. Hal böyle olunca, akademisyenler kendilerini sürekli olarak makale yazmaya zorlandıkları bir sistemin içinde buluverdi. Akademisyen ile üniversite arasında imzalanan iş sözleşmelerinde, her yıl için belli sayılarda yayın yapma zorunluluğu, aksi halde sözleşmenin tek taraflı olarak fesh edilebileceğine yönelik maddeler de bu dönemde ortaya çıktı… 

Ucu bucağı olmayan bir kısır döngünün içinde kendini bulan akademisyenler, işyerinden kovulmamak için, tek tip, yeni bir iddia ortaya koymayan ve birbiriyle benzer birçok makale çıkarmaya başladı. Fakültelerin yayınlarını inceleme şansına sahip olursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Nitekim, talep edilen yayın sayısına ulaşamayan ve görevi sona erdirilen akademisyenlerden bir tanesi de benim. 

Coğrafyamız dışında akademik kariyerini sürdüren bir arkadaşımla geçtiğimiz günlerde sohbet etme şansı yakaladım. Çalıştığı üniversitesinin, akademik yayın yapabilmesi için kendisine 6 aylık ödenekli izin verdiğini söyleyince, şaşırmadığımı söylersem yalan söylemiş olurum. Bir üniversite düşünün ki, personeline akademik gelişimini sürdürebilmesi için hem uzun süreli izin hem de maddi destek sağlıyor. Kıbrıs’ın kuzey yarısındaki bir mahalleden bu duruma bakabilmekte halen zorluk çekiyorum. 

Üniversitelerdeki feodal yapı

Üniversiteler göz önüne alındığında, kişiler arası ilişkilerin modern olması beklenmektedir. Ancak, Kıbrıs’ın kuzeyindeki üniversiteler içinde feodal ilişkilerin ciddi bir şekilde yer tuttuğu gözlemlenmektedir. Hangi unvanı aldığın fark etmeksizin, yaş olarak senden büyük olan akademisyen, her daim senin üzerinde olmaya devam edecektir. Bu, herhangi bir görüş ve önerinin tartışılmasına ya da eleştirilmesine de ciddi engel teşkil etmektedir.

Üniversiteler, makalelerini başkalarına yazdıran öğretim üyeleri ile doludur. Akademik gelişim sürecinde, bir şekilde kendinden büyük bir akademisyene borçlanan yeni yetme akademisyen, kariyerinin en verimli yıllarını, kendisinden yaşlı olan akademisyenin yükselmesi ve daha iyi maaş alabilmesi için heba etmektedir. Şöyle ki, akademik yayınları bulunan onlarca akademisyenin yayınladığı makalelerin bir çoğu hakkında herhangi bir fikri olmadığı bilinmektedir. 

Yatırımlar

Kıbrıs’ın kuzeyinde sadece üniversiteler değil, ülkede bulunan özel sektörün neredeyse tamamı bu sorunla boğuşmaktadır. Yatırım sorunu… Maaşı asgari ücretin kat be kat üzerinde olan birçok kişi, sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı yatırımları asgari ücret seviyesinde olduğu için emekli olduktan sonra ne yapacağını bilmemektedir. Aynı durum üniversitede görev yapan akademisyenler için de geçerlidir. En az 3 asgari ücret seviyesinde aylık maaş alan akademisyenlerin yatırımları, asgari ücret ya da çok daha az üstüdür. Dahası; akademisyenlerin birçoğu ilerleyen yıllarda sırf bu sebeple yaşayacağı sorunlardan da bihaberdir. 

Kötü olan kısım sadece bununla sınırlı değil. Bazı üniversitelerde çalışan akademisyenler, yatırımlarının eksik olduğu gerekçesiyle Sosyal Sigortalar Dairesi’ne gitmesi halinde, daire personelinden “orası bunun üniversitesidir. Bir şey yapamayız” şeklinde yanıtlar almaktadır. Bazı üniversite patronları “devletten” de büyük olduğu için, yasal yöntemlerin hiçbiri bir akademisyenin emeklilik hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olmamaktadır. 

Özelde görevli birçok akademisyenin üye olabileceği bir sendikası bulunmamaktadır. Bu meslekte çok uzun yıllardır bulunmuyorum, dolayısıyla daha önce akademi alanında örgütlenmiş sendikal yapı oluştu mu bilmiyorum. Bu sektördeki sendikanın eksikliği, yukarıda da belirtilen sorunların çözümünün de oluşamamasına sebebiyet vermektedir. Sendika kurulma girişimi olursa patronların bu konuya nasıl bakacağı ise ayrı bir tartışma konusu...

Üniversitede ırkçılık

Bir “üniversite adası” olarak Kıbrıs’ın kuzeyinde, kktc ve Türkiye dışında pek çok farklı ülkeden öğrenci de bulunmaktadır. Ülkeye para getirebilmesi için Afrika’nın bilmem hangi ülkesinden getirilen bu öğrencilerin, adaya gelmelerinin ardından ne yaptığı ile ilgili kimsenin bir fikri bulunmamaktadır. Mülteci Hakları Derneği, geçtiğimiz aylarda yayınladığı bir video ile modern köleliğin üniversitelerdeki yerini de anlatan bir kamuspotu hazırlamıştı. Öğrenciler, Avrupa’da okuma hayaliyle Kıbrıs’ın kuzeyine getirilip atıldı ve deyim yerindeyse ölüme terk edildi. Yakın geçmişte, bazı ülkelerin Kıbrıs’ın kuzeyindeki vatandaş öğrencileri geri çağırdığına da şahit olduk. 

Üniversitelerin içi, Afrika kökenli öğrencileri aşağılayan personellerle doludur. Uluslararası statüdeki öğrencilerin birçoğu gerekli ilgiyi görememektedir. Bir sorunu olduğunda danışacağı danışman öğretmenler tarafından görmezden gelinmekte, ihtiyaç duyması muhtemel psikolojik danışmanlık hizmetlerine ise erişememektedir. 

Covid-19 salgını dolayısıyla evlere kapanmak zorunda kaldığımız Mart ayında, ülkede kalan uluslararası öğrencilerin ülkede yaşanan gelişmeler hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmadığı, herhangi bir geliri olmayan birçoğunun ise açlığa terk edildiğine şahit oldum. Düşünün ki, sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinden haberi olmayan öğrenciler vardı adamızda…

Renginden dolayı ev dahi kiralayamayan öğrencileri saymıyorum bile...

Çevrimiçi eğitim konusu

Çok sevdiğim ve sık sık kullandığım bir tanım var. “YouTube Üniversitesi”. Tanıma göre, bir kişi edinmek istediği bilgiyle ilgili YouTube’a birkaç kelime yazarsa, konuyla alakalı yüzlerce video ile talep ettiği eğitimini alabilmektedir. Bir konu hakkında bilgi edinmek istediğinizi düşünün. O bilgiye erişmek için internet üzerinden birkaç araştırma yapmak yeterlidir artık ya; bir de Z kuşağını gözünüzde canlandırın. Bu kuşak, bilginin içine doğdu. 

Ancak bizler bunu algılayabilmekte sanırım güçlük çekiyoruz. Akademisyenlerin pek çoğu geleneksel eğitim metotlarının sürdürülmesinde ısrarcıdır. Yüz yüze eğitimin olmazsa olmazlığı, pek çok akademisyen tarafından çeşitli platformlarda da dile getirilmiştir. Üniversite çağına gelmiş Z kuşağını anlama konusunda pek de başarılı olamayan akademisyenler, her ne şartta olursa olsun yüz yüze eğitimin şart olduğunu söylemektedir. Gerekçe olarak ise, eğitimin yüz yüze yapılmaması halinde, öğrencinin konuyu yeterli düzeyde anlayamayacağı belirtilmektedir. 

Yapılan birçok araştırma, öğrencilerin internet üzerinden eğitime sıcak baktığını ortaya koymuştur. Akademisyen, bireysel dijital dönüşümünü sağlayamadığı için çoğu zaman suçu öğrenciye atma kolaylığına kaçmaktadır ancak işin doğrusu maalesef böyle değil. Eğitmekle mükellef olduğumuz öğrenciler, YouTube Üniversitesi’nden her gün mezun oluyor… Bu duruma bir şekilde adapte olmak gerekmektedir. Daha da geç olmadan...

 

Bu haber toplam 1176 defa okunmuştur
Gaile 476. Sayısı

Gaile 476. Sayısı