1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. CTP'DEN HÜKÜMETE VE EROĞLU'NA
“Herkes yaşamının sonuna kadar önemlidir”

“Herkes yaşamının sonuna kadar önemlidir”

DAÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, King’s College London’da Kıdemli Araştırmacı olan Kıbrıslı Türk Dr. Mevhibe Hocaoğlu, palyatif bakımın önemini vurgulayarak, bunun pandemi döneminde daha da ortaya çıktığını söyledi

A+A-

Ödül Aşık ÜLKER

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Dr. Fazıl Küçük Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve King’s College London’da Kıdemli Araştırmacı olan Kıbrıslı Türk Dr. Mevhibe Hocaoğlu, palyatif bakımın önemini vurgulayarak, bunun pandemi döneminde daha da ortaya çıktığını söyledi.

Palyatif bakımın Türkiye ve Kıbrıs’ın kuzeyinde henüz tanınan bir uzmanlık alanı olmadığını  belirten ve Yenidüzen’e palyatif bakım hakkında bilgi veren Dr. Hocaoğlu, “Palyatif bakım pandemi sürecinde önemli rol oynadı, inanılmaz yaratıcı çözümler buldu... Kıbrıs’ta hiç tartışması başlamamış olan ölümün planlanması yani hastanın isteklerinin nasıl yerine geleceği konusunda çalışmalar oldu. Kıbrıs’ta bu konular hiç tartışılmıyor. Bu konuda İngiltere’de yasal düzenlemeler var, hastanın bu konudaki tercihleri önceden kaydediliyor. Devlet herkese palyatif bakımı ulaştırmalı ki, kimse acı içinde kalmasın ve acısından ‘öleyim de kurtulayım’ demesin” diye konuştu.

Palyatif bakımın ciddi veya yaşamı kısıtlayan hastalıklarla ilgilenen özel bir tıp uzmanlık alanı olduğunu kaydeden Dr. Hocaoğlu, “Palyatif bakım çok değişik yöntemler kullanır ve hem tıp, hem de psikolojik ve sosyal destek kullanarak ciddi hastalık tanısı alan tüm kişiler içindir” dedi.

Dr. Mevhibe Hocaoğlu, erken başlatılan palyatif bakım desteğinin hem yaşam kalitesini artırdığının, hem yaşamı uzattığının, hem de agresif terapi gereğini ortadan kaldırdığının altını çizdi.

  • Soru: Palyatif bakım nedir?
  • Dr. Hocaoğlu: Palyatif bakım genelde ciddi hastalıklar veya yaşamı kısıtlayan hastalıklarla ilgilenen özel bir tıp uzmanlık alanıdır. Palyatif bakım yaklaşımı kesinlikle kanıta dayalı ve klinik çalışmaların desteklediği, ciddi bir tıp alanıdır. Türkiye ve Kıbrıs’ın kuzeyinde henüz Tabipler Birliği tarafından tanınan bir uzmanlık alanı olmadığı için Kıbrıs’ın kuzeyinde tanımlanmış bir alan değil, sanırım bunun nedeni Türkiye’de henüz tıp eğitimi içerisinde palyatif bakım uzmanlığı olmamasıdır. Buna rağmen her iki ülkede de palyatif bakım konusunda ciddi araştırmalar ve uygulamalar vardır. Örneğin bu konuda King’s College London’un Hacettepe Üniversitesi ile işbirliği vardır ve Kanser Hastalarına Yardım Derneği ile de çalışmalarımız olmuştur.
    Palyatif bakım çok değişik yöntemler kullanır, hem tıp, hem de psikolojik ve sosyal destek kullanarak ciddi hastalık tanısı alan tüm kişiler içindir. Genelde uzmanlık olarak çok komplike, çok zor ve hem hastalar hem de aileleri üzerinde çok kötü etkileri olan semptomların çözülmesi konusunda çalışır. Aslında bu uzmanlık, yaşamın kısıtlı kalan kısmının planlanması; aile, hasta ve uzmanlar arasındaki iletişimin desteklenmesi ve tabii ki hastanın ölümünden sonra da aileye desteğin devamlıyla ilgilidir. Yani hem ölüm öncesi, hem de ölüm sonrası çalışmalar yapar. Aslında palyatif bakım ölümden çok daha önce sürece dahil olur. Herhangi bir kişi çok ciddi bir hastalık tanısı aldığında, önünde 20-30-40 yıl olsa da, kişiye o andan itibaren yardım edilmelidir. Dünyanın en iyi palyatif bakım araştırmacılarından Jennifer Temel ve arkadaşları 2010 yılında New England Journal of Medicine’de yayınlanan akciğer kanseri hastalarıyla yapılan araştırmalarında erken ve vakitli başlatılan palyatif bakım desteğinin hem yaşam kalitesini artırdığı, hem yaşamı uzattığı, hem de agresif terapi gereğini ortadan kaldırdığı ortaya koydu. Hatta palyatif bakımla hastaların ömrünün 8 ay uzadığı tespit edildi.  

Palyatif bakım ne değildir?

Palyatif bakım ne değildir? Palyatif bakım bir alternatif değildir, yani “küratif ilaç tedavisini durduralım ve palyatif bakımı başlatalım” yaklaşımı yoktur. Hawley’nın önerdiği “Bow-tie” (papyon) modeliyle, papyonun iki tarafının birbirini tamamlayıcı ve iç içe geçen şekliyle,  palyatif ile küratif bakım arasındaki ilişkiyi anlatır. Ciddi bir tanı alındığında küratif ilaç tedavisi başlar ama belirli bir zaman sonra bu tedaviler etkisiz olmaya başladığında, hastanın sonucu değişmeyeceği için, palyatif bakımın en başından başlaması ve dozunun gittikçe artması gerekir. Hiçbir şekilde biri diğerinin alternatifi değildir, ikisinin aynı anda başlaması gerekir. Palyatif bakıma başlanması “hasta hemen ölecek” demek değildir, ikisinin beraber gitmesi gerekir.

“Palyatif bakım ciddi hastalık tanısı alan herkes içindir”

  • Soru: Hastalıklara tedaviyle birlikte, aileyi de sürece katarak hastanın kaliteli yaşam sürmesini sağlamak mıdır?
  • Dr. Hocaoğlu: Aynen öyle. Palyatif  bakım çok farklı yerlerde verilebilir; hastanın evi, toplum merkezleri, hastaneler ve sosyal desteğin görüldüğü yerlerde olabilir.  Nitekim Kıbrıs’ın kuzeyinde kanser derneklerinin palyatif bakım açısından verdiği çok büyük hizmetler var. Kanser derneklerinin çoğunun özel eğitilmiş hemşireleri vardır ve hastalara evlerinde destek verirler. Hizmetten genelde çoğunlukla en son evrede olan hastalar yararlanıyor ama dernek erken evrelerde olan hastalara da destek veriyor. Palyatif bakım genellikle ölümcül hastalar içindir diye bilinir ama aslında ciddi hastalık tanısı alan herkes içindir, MS, parkinson, kanser, böbrek hastalığı tanısı alan herkes içindir.

“Ölmeden önce yaşamanı sağlayacağız”

“Cicely Saunders, ‘Sen, sen olduğun için önemlisin, ve yaşamının sonuna kadar önemlisin... Huzurlu ölmen için elimizden gelen her şeyi yapacağız ama esasında ölmeden önce yaşamanı sağlayacağız’ der, yani şu mesajı verir, ‘Ölümü engelleyemiyoruz. Fakat insanın ölümüne kadar olan sürede, bu süre bir kaç gün bile olsa, onun hayatını yaşamasını sağlamamız lazım’... Cicely Saunders palyatif bakımın öncüsü olarak tarihe geçmiştir”

 

  • Soru: Palyatif bakım ne zamandan beri var? Tarihçesi nedir? 
  • Dr. Hocaoğlu: Palyatif bakım 1960lı yıllarda İngiltere öncülüğünde ortaya çıktı. King’s College London’da, benim çalıştığım Cicely Saunders Institute’ün ismini aldığı ve çalıştığım hocalarımdan ve palyatif bakımın şimdiki öncüleri arasında olan Profesör Irene Higginson’ına da mentörlük yapan Cicely Saunders kanser hastalarına destek veren bir sosyal hizmet çalışanı idi. Daha sonra kendi fikirlerini doktorlara daha iyi aktarabilmek için tıp doktoru oldu. 1967’de St. Christopher’s Hospisi’ni kurdu. Cicely Saunders, “Sen, sen olduğun için önemlisin, ve yaşamının sonuna kadar önemlisin... Huzurlu ölmen için elimizden gelen her şeyi yapacağız ama esasında ölmeden önce yaşamanı sağlayacağız” der, yani şu mesajı verir, “Ölümü engelleyemiyoruz. Fakat insanın ölümüne kadar olan sürede, bu süre bir kaç gün bile olsa, onun hayatını yaşamasını sağlamamız lazım.”  Ağrı çoğu zaman fiziksel bir olay olarak düşünülür, oysa Cicely Saunders bunun fiziksel olmadığını, çok karmaşık bir olay olduğunu, psikolojik ve duygusal tarafı olduğunu da söyler. Yani mutsuz bir insanın hissettiği ağrı daha kötüdür. Cicely Saunders ağrıyı çok boyutlu inceler. Cicely Saunders palyatif bakımın öncüsü olarak tarihe geçmiştir.

 

“Devletin dernekleri güçlendirmek için destek olması gerekir”

  • Soru: Kıbrıs’ın kuzeyinde devlet palyatif bakım sağlıyor mu? Varsa hangi hastalar için var ve yeterli mi?
  • Dr. Hocaoğlu: Çok önemli bir konuya değindiniz, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde palyatif bakım maalesef sadece kanser hastaları için var. Bunun AB üyeliğiyle alakası yok, Kıbrıs’ın hem kuzeyinde hem de güneyinde palyatif bakım deyince, İngiltere’de ve Amerika’da 30-40 yıl önce olduğu gibi, sadece kanser hastaları akla gelir. Aslında palyatif bakımın sadece kanser hastaları için değil, tüm ciddi hastalıklar için olması gerekir. Kıbrıs’ta kanser derneklerinin öncülüğünde devletin desteği elde edildi. Onkoloji Hastanesi’nde tanı alan hastaları uzmanlar derneklere yönlendirir ve derneklerin evde destek ekipleri palyatif bakım sağlar. Finansal olarak çok büyük sorunlar var, çünkü bu önemli bir konudur, devletin dernekleri güçlendirmek için destek olması gerekir.
    İngiltere’de de Macmillan hemşireleri vardır ve bizdeki kanser dernekleri gibi çalışırlar. Bu güzel bir modeldir çünkü dıştan bir derneğin, bağımsız bir hemşiresi devlete katkı koyar ve sisteme eleştirel gözle bakıp yapıcı eleştiri de yapabilir. Güneyde dernekler yılda 30-40 bin Euro gibi bir destek alır ve hasta dernekleri çok önemlidir. Kıbrıs’ın kuzeyinde derneklerin kesinlikle desteklenmesi gerekir.  Derneklerin sağlık ve sosyal hizmetlerin topluma ulaştırılmasında önemli bir yerleri vardır.
     
  • Soru: Kıbrıs’ın kuzeyinde palyatif bakımla ilgili bir eğitim verildi mi?
  • Dr. Hocaoğlu: Hatırladığım kadarıyla, 2017’de Tabipler Birliği’nin davetlisi olarak Türkiye’den palyatif bakım üzerine çok sayıda çalışması olan bir uzman gelmişti. Onun seminerine gittim. 2016-2017 yıllarında devlet kanser dernekleriyle palyatif bakım konusunda protokol imzalamıştı. Ben Kıbrıs’tayken, Dr. Fazıl Küçük Tıp Fakültesi’ndeki öğrencilerimle, Kanser Hastalarına Yardım Derneği ile birlikte Cicely Saunders Enstütüsü’nde geliştirilmiş olan palyatif bakım ölçeğinin Türkçe dilinin kültürel adaptasyonu ve validasyonu çalışmasını yaptık ve bunu 2020 yılında yayınladık. Kıbrıs’ın kuzeyinde bu konuda bazı çalışmalar var ama sistemli bir sertifikasyon süreçleri yok.

“Alternatif tıp değildir”

  • Soru: Bu bir alternatif tıp değildir, değil mi?
  • Dr. Hocaoğlu: Kesinlikle alternatif tıp değildir. Palyatif bakım insanı bütün olarak, toplumun ve ailesinin parçası olarak görür ve hastalığın sadece semptomlarıyla ilgili değil, diğer etkileriyle; psikolojik, sosyolojik etkileriyle ve bazen finansal etkileriyle başa çıkmaya çalışır. Çünkü en kötü durumlara düşen ve en çok desteğin gerektiği hastalar genelde fakir ve/veya yaşlı insanlardır. COVİD-19 pandemisinde de bu gizli “eşitsizlik” veya etken görüldü.  Palyatif bakım hepsiyle bir şekilde başa çıkmaya çalışır ve tıbbi bir uzmanlıktır. Hatta “palyatif yoğun bakımı” diye, özel uzmanların çalıştığı yoğun bakımlar vardır. Çünkü palyatif bakımın gördüğü hastalar genelde birkaç hastalığı olan ve çok kompleks vakalardır. Hocalarımız Higginson, Ting ve Sleeman’ın 2020 yılında yayınladıkları yazılarında palyatif bakımın pandemilerdeki önemini anlatmışlardır. Palyatif bakım çok büyük ağrılar, hasta üzerinde çok büyük stresler yaratan nefes darlığı ve ağrı gibi semptomların idaresi ile ilgilidir, ki bu iki semptom COVİD-19 hastalarında öne çıkan en sorunlu semptomlar arasındadır.

“Kanıta dayalı bir tıp alanıdır”

 “Palyatif bakım genelde ciddi hastalıklar veya yaşamı kısıtlayan hastalıklarla ilgilenen özel bir tıp uzmanlık alanıdır. Palyatif bakım yaklaşımı kesinlikle kanıta dayalı ve klinik çalışmaların desteklediği, ciddi bir tıp alanıdır”

  • Soru: Palyatif bakıma tamamlayıcı tedavi diyebilir miyiz?
  • Dr. Hocaoğlu: Tam da öyledir, küratif tedaviyle beraber çalışır ve ikisinin aynı anda başlatılması lazımdır. Hatta çok disiplinliği savunur, takımda sadece tıp doktoru değil, hemşire, sosyal bakım uzmanı, psikologlar vardır ve benim gibi araştırmacılar da olabilir. Multidisipliner bir takım çalışmasıyla hastaya bütünsel olarak yaklaşır ve hastanın sorunlarını çözmeye çalışır. Kanıta dayalı bir tıp alanıdır, nitekim Cicely Saunders Enstitüsü olarak bünyemizde Nightingale-Saunders Epidemiology and Clinical Trials Unit denilen dünyanın ilk palyatif bakım endeksli klinik deneyler birimini bulundurmaktayız.

“COVİD-19’un birinci dalgasında palyatif bakımın rolü çok anlaşılmadı”

  • Soru: Pandemide palyatif bakımın nasıl bir önemi oldu?
  • Doç. Dr. Hocaoğlu: COVİD-19’un birinci dalgası sırasında, aslında gelişmiş ülkelerde ve Dünya Sağlık Örgütü’nün yönergelerinde bile, palyatif bakımın rolü çok anlaşılmadı. İkinci dalgaya gelmeden, palyatif bakımın öneminin farkına varıldı. Çünkü COVİD-19 hastalara çok komplike zorluklar yarattı. Hastalar çok ağır geldi, çok kısa bir sürede hayatını kaybetti. Bu tür hastalarda palyatif bakım en başından verilmeliydi. Çoğu doktor bu kadar kısa zamanda, bu kadar hızlı bir ölüm oranı görmemiştir. Hastalığın bilinmiyor olması da süreci zorlaştırdı. Hastalığın nasıl bulaşacağı en başta çok bilinmediğinden, enfeksiyon kontrolü nedeniyle çok zor diyebileceğimiz ölümler ortaya çıktı. Palyatif bakımın pandemideki rolünün değerlendirilmesi ve etkin vaka idaresi ile ilgili yaptığımız CovPall adlı çalışmada, (https://www.kcl.ac.uk/cicelysaunders/research/evaluating/covpall-study/covpall-study) ailelerin hastaları görememesi, buna izin verilmemesinin aileler yanında doktor ve hemşireler üzerinde de psikolojik etkiler bıraktığı ortaya kondu. Bu konu palyatif bakımın uzmanlığıdır. Ölüm görmeye alışık bir uzmanlık... Palyatif bakımın diğer alanlara çok büyük desteği ve katkısı vardır ve palyatif bakım aileyle hastanın birlikte olması gerektiğini önerir. Çalışmamızda, pandemi sırasında palyatif bakım ekiplerinin diğer acil servis ve yoğun bakımdaki ekiplere eğitimler verdiğini de tespit ettik.

Ölümün planlanması...

Palyatif bakım pandemi sürecinde önemli rol oynadı, inanılmaz yaratıcı çözümler buldu... Kıbrıs’ta hiç tartışması başlamamış olan ölümün planlanması yani hastanın isteklerinin nasıl yerine geleceği konusunda çalışmalar oldu. Kıbrıs’ta bu konular hiç tartışılmıyor. Devlet herkese palyatif bakımı ulaştırmalı ki, kimse acı içinde kalmasın ve acısından ‘öleyim de kurtulayım’ demesin”

 

  • Soru: Şimdi durum ne, siz şu anda İngiltere’desiniz, pandemiyle mücadelede palyatif bakım nerededir? Bu konuda çalışmalarınız var, sonuçları bizimle paylaşır mısınız?
  • Dr. Hocaoğlu: İngiltere Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı destekli, UKRI -UK Research and Innovation ve MRC- Medical Research Council’ın bir parçası olarak Avrupa’daki hem devlet, hem de derneklerin yürüttüğü 394 palyatif bakım servisiyle görüştük. Bunu çok büyük bir öğrenme fırsatı olarak değerlendiriyoruz. Palyatif bakım ölümle çok iyi başa çıktı ama ciddi sonuçları olan bir salgınla daha önce hiç karşılaşmadı. Bu çalışma sonucunda kişisel koruyucu malzemelerin sistemde yeterince olmamasının palyatif bakımı kötü etkilediği ortaya çıktı. Gördük ki, devlete bağlı sağlık servislerinden ilaç veya maske gibi malzemelerde sıkıntı yaşanmadı ama derneklerin verdiği hizmetler etkilendi. İngiltere’deki palyatif bakım hizmeti veren kurumlar, diğer Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha yüksek miktarda personel sıkıntısı çekti. Palyatif bakım pandemi sürecinde önemli rol oynadı, inanılmaz yaratıcı çözümler buldu. Örneğin hizmet takımları yeniden şekillendirilip 7 gün 24 saat hizmet vermeye ve kendi hastaları dışındaki, yakınlarını kaybeden toplum üyelerine de yas desteği vermeye başladı. Kıbrıs’ta hiç tartışması başlamamış olan ölümün planlanması yani hastanın isteklerinin nasıl yerine geleceği konusunda çalışmalar oldu. Örneğin hasta bilincini kaybettiğinde, kalbi durduğunda geri getirilecek mi, buna izni var mı? Kıbrıs’ta bu konular hiç tartışılmıyor. Bu konuda İngiltere’de yasal düzenlemeler var, hastanın bu konudaki tercihleri önceden kaydediliyor. Devlet herkese palyatif bakımı ulaştırmalı ki, kimse acı içinde kalmasın ve acısından “öleyim de kurtulayım” demesin. Hastaya ve aileye sosyal, psikolojik, finansal desteğin olması lazım, palyatif ve küratif bakımın olması lazım ki hasta kendini yük gibi hissetmesin. Hastanın acı çekmemesi sağlanmalı ve ölümüne kadar istediği gibi yaşayabilmeli.

“Solunum güçlüğü fazla olan hastalar çok daha hızlı ve kısa sürede öldü” 

“Palyatif bakım çok büyük ağrılar, hasta üzerinde çok büyük stresler yaratan nefes darlığı ve ağrı gibi semptomların idaresi ile ilgilidir, ki bu iki semptom COVİD-19 hastalarında öne çıkan en sorunlu semptomlar arasındadır”

Genel olarak insanlar hastanede, makinaların arasında ölmeyi sevmiyor, evinde, huzur içinde, sevdikleriyle beraberken ölmek istiyor. COVİD-19 pandemisinde, İngiltere’de ev ölümleri çok arttı çünkü insanlar hastaneye gitmekten çok korktu. Biz palyatif bakım uzmanları, “insanlar istedikleri yerde ölsünler, evleri de genelde istedikleri yerdir” deriz ama acaba pandemide evlerinde iyi mi öldüler yoksa acı çekerek mi öldüler? Bu insanlara verilen desteğin durumunu, kalitesini bilmiyoruz. Hocalarım Prof. Higginson ve Barclay geçen ay bu konuda bir başyazı yazmışlardır (https://doi.org/10.1136/bmj.n1437). İngiltere’deki hükümet “ev ölümleri arttı, iyiye gidiyoruz” gibi lanse etmeye çalıştı ama durum öyle değil. İnsanlara sormak lazım, gerekli destek verildi mi? Çoğu hastaneye gitmekten korktuğu için evinde öldü.
Araştırmada ortaya çıkan dikkat çekici birkaç konu daha var. 572 vakayı COVİD-19  hastalıklarının dört evresinde takip ettik. Gördük ki, palyatif bakım gerçekten çok komplike semptomlarla başa çıkabildi. Biz hangi ilaçların çalıştığını da anlamaya çalışıyoruz. Gelen hastaların semptomlarını inceledik. Solunum güçlüğü fazla olan hastalar çok daha hızlı ve kısa sürede öldü. Halsizliğin de nefes darlığı gibi ölümü hızlandırdığını gördük. Hangi semptomların ölümü hızlandırdığını bilirsek, o semptomlara müdahale ettiğimizde hastayı kurtarabiliriz. Biz palyatif bakım ölçeğiyle hangi semptomların daha belirleyici olduğunu tespit etmeye çalışıyoruz. Nefes darlığı daha az olan hastalar daha uzun hayatta kalabildi, hatta ölmedi. Nefes darlığını nasıl hafifletebileceğimizle ilgili çalışıyoruz. Çalışmanın analizleri devam ediyor, ilk sonuçlarını Avrupa Palyatif Bakım Birliği’nde paylaştık (https://eapcnet.wordpress.com/2021/04/21/role-and-response-of-hospital-palliative-care-during-the-covid-19-pandemic/). Bu gibi çalışmaların akademik kalmaması, belirli politikaları da etkilemesi gerekir.
Çalışmaların sonucunda Palyatif Bakım İçin Hareket Planı yayınladık (https://csiweb.pos-pal.co.uk/csi-content/uploads/2021/01/Cicely-Saunders-Manifesto-A4-multipage_Jan2021-2.pdf). Normal yayınlar dışında politikacıların anlayabileceği kısa, net mesajlar hazırladık. Ailenin merkezde kalması çok çok önemlidir. Çok kısa olan sürecin planlanması, çok zor konuların aile ve hastayla tartışılması gerekir.

“Aşılanma halk sağlığı yöntemlerinin en güçlülerinden bir tanesidir”

  • Soru: Kıbrıs’ın kuzeyinde vaka sayılarında artış var ve pandemiyle mücadelede çalışan doktorlar bu süreçte çok yoruldu. Bu yaşananlarla ilgili siz ne söylemek istersiniz?
  • Dr. Hocaoğlu: Sağlıkta kanıta dayalılık çok önemlidir. Aşılanma halk sağlığı yöntemlerinin en güçlülerinden bir tanesidir. Bazı aşıların risklerinden bahsediliyor ancak bunun çok düşük olduğunu görüyoruz. Aşılanmanın desteklenmesi gerekir. Politikacılar medya aracılığıyla veri bazlı bilgiler vermelidir. Bir milyonda 6 kişi aşı olunca öldü, bu çok düşük bir oran. Oysa aşı olunmadığında her gün 60 kişi ölüyor. İnsanların kendi sorumluluklarını yerine getirmesi lazım.

“Kurallar herkes için geçerlidir, politikacılar da uymalıdır”

“Politikacılar her açıdan örnek olmalı, Kıbrıs’ın kuzeyinden insanların konuşurken maskelerini neden çıkardığını anlayamıyorum. Kurallar herkes için geçerlidir, politikacılar da uymalıdır”

 

Politikacılar her açıdan örnek olmalı, Kıbrıs’ın kuzeyinden insanların konuşurken maskelerini neden çıkardığını anlayamıyorum. Kurallar herkes için geçerlidir, politikacılar da uymalıdır. Gençler ölümlerin ileri yaşlarda olduğunu düşünüp rahat olmamalı, toplum sağlığı konusunda sorumluluğunu bilmeli ve öyle davranmalıdır. Bu hastalık kısa sürede bitecek bir şey değil, uzun süre devam edecek. Kıbrıs’ın eski hallerini yaşayalım, açık havada, birbirimizden uzakta oturalım. Eskiden ne kadar sağlıklı şekilde yaşadığımızı hatırlayalım. Halk sağlığı bireysel bazı davranışlarla sağlanabilir. Bazı önlemleri aldığınız sürece normal hayatımıza bir yere kadar dönebiliriz. Doktorların ne kadar yorgun olduğunu, hastanelerin doluluğunu görmek önemlidir.

 


 

Mevhibe Hocaoğlu kimdir?

Hocaoğlu, 1973 yılında Limasol’da doğdu. Türk Maarif Koleji’nde orta ve lise öğretimini tamamladıktan sonra Fulbright Komisyonu’ndan aldığı burs ile Amerika’da College of William and Mary’de Biyoloji ve Antropoloji alanlarında çift lisans yaptı. 1996-2005 yılları arasında 19 Mayıs TMK’de biyoloji öğretmenliği yaptıktan sonra, 2006 yılında Chevening bursu ile Oxford Üniversitesi’nde Uluslararası Halk Sağlığı konusunda yüksek lisansını tamamladı. 2011 yılında ise European Huntington’s Disease Network bursu ile Huntington’s hastaları için ilk yaşam kalitesi ölçeğini geliştirerek doktorasını tamamladı. 2012-2014 yılları arasında Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde (DAÜ) psikoloji bölümünde ve 2015 yılı itibarıyla da Dr. Fazıl Küçük Tıp Fakültesi’nde öğretim üyeliği kadrosunda bulunmaktadır. 2018 yılından itibaren DAÜ’deki görevinden ödeneksiz izinli olarak AB kısa dönemli burslarından alarak King’s College London’daki görevine başladı. Şu anda hocası Profesör Irene Higginson ile National Institute of Health Reserach South London hasta merkezli sonuçlar araştırma programı, CovPall ve büyük ulusal veriyle ilgili CovPall-Connect projelerini yürütmekte ve Palyatif Bakım Ölçeği Geliştirme Takımı’nda yer almaktadır. King’s College London Palyatif Bakım Yüksek Lisans programında psikometri, araştırma protokolu hazırlaması gibi dersler vermekte ve tez danışmanlığı yapmaktadır. Hocaoğlu ayrıca Royal Society of Medicine ve King’s College Hospital Patient Outcomes Committee üyesidir. Hocaoğlu Fulbright Komisyonu’ndan kazandığı ziyaretçi profesörlük ile Bahar- 2022 Dönemi’nde DAÜ-Harvard Üniversitesi-King’s College-London işbirliğinde, yaşamı kısıtlanan hastalara yönelik Kişi Merkezli Ölçüm Ağı kurulmasına yönelik analiz ve çalışmalar yapacak. Bu ortaklık Kıbrıs’ın hem güneyini, hem de kuzeyini kapsayacak, palyatif bakım eğitimleri ve destekler verilecek.

 

yd-destek-gorseli-2-177.jpg

Bu haber toplam 4889 defa okunmuştur