1. HABERLER

  2. HABERLER

  3. 350 bin TL’lik ikramiye Lefkoşa’ya çıktı
Con Trading Ltd. Direktörlerinden Osman Ruhi:  “İthal mallara çok hevesliyiz”

Con Trading Ltd. Direktörlerinden Osman Ruhi: “İthal mallara çok hevesliyiz”

Özel sektöre devletin de katkısı olmadığını dile getiren Ruhi, “aksine özel sektörden toplanan vergilerle memurlar ödeniyor” dedi.

A+A-

Fayka Arseven Kişi

 

Con Trading Ltd. Direktörlerinden Osman Ruhi, Kıbrıs’taki kahve markalarının hepsinin çok kaliteli olduğunu vurgulayarak ama halk olarak ithal olan mallara daha hevesli olduğumuzu söyledi.

Özel sektöre devletin de katkısı olmadığını dile getiren Ruhi, “aksine özel sektörden toplanan vergilerle memurlar ödeniyor” dedi.

Ruhi, “Özel sektör işleyecek, devlet vergiyi toplayacak, işe gitmeyen memuru ödeyecek. Herkes sürünecek. Neden? Aferin devleti ayakta tutalım diye. Bence bu devleti ayakta tutmaya gerek yok” yorumunda bulundu.

100 yıllık geçmişe sahip olan Con Trading Ltd.’in üçüncü nesli olarak işin başında olan Osman Ruhi ile hem sektörde yaşanan sıkıntıları hem de ülkede yaşananları konuştuk.

  • YENİDÜZEN: Con kahvenin hikayesi nedir?
  • Osman Ruhi: 1920 yılında kuruldu. Ben 3’ncü nesilim. Bu arada Kıbrıs’ta iki tane Con var. Bir Con Kahve var bir de Girne Con Kahve var. İki farklı firmayız. İki farklı başlayıp, iki ayrı devam etmiş firmayız.
    Esas Con’u kuran amcanın çocuğu ve mirasını bırakacak kimsesi yoktu. Dolayısıyla o da aileye dedi ki; ‘bu miras bütün ailenindir. İsteyen bu işi alıp devam ettirebilir’.
    Günün sonunda iki ayrı firma aynı ismimle aynı yola çıkmış oldu. Babam Haluk Ruhi de Con Kahvesi’ne devam etti.
    1920 yıllarından beri hikayemiz devam ediyor. O yıllarda sadece kahveydi. Bilahare babamın devralmasıyla birlikte kahveye ek olarak çay ve sonrasında kuruyemiş de eklendi.

“Maalesef halkımızın kanaati şudur ki; yerli olan ucuz ve basittir ve belki kötüdür. Ama ithal olan garanti çok iyidir, çok kaliteli ve çok güzeldir.”

  • YENİDÜZEN: Üretim nerede başlamıştı?
  • Osman Ruhi: Girne Kapısı’nın girişindeydi hemen… ondan sonra Gönyeli’ye oradan da Lefkoşa Sanayi Bölgesi’ne geldik.
    Eskiden tek tip çift kavrulmuş Türk Kahvesi vardı. Değişmekte olan damak tadı ve kahveciliğin çoğalmasından dolayı alışılmış damak tadı çifte kavrulmuş kahveden maalesef tek kavrulmuşa doğru yöneldi. Çünkü kahveyi ne kadar fazla kavurursanız aslında o kadar fazla firesi çıkar.
    X, Y firmalar gittikçe açığa gittiği için Kıbrıslının damak tadı çok açık bir kahveye yöneldi. Halbuki özümüzde ve tarihimizde olan kahve koyu kavrulmuş ve sert bir kahvedir.
     
  • YENİDÜZEN: Çifte kavrulmuş kahve Türkiye’deki kahve markası Mehmet Efendi ile hayatımıza girdi diye biliyorduk. Hatta söylerken bile tek kavrulmuş mu Mehmet Efendi mi diye soruluyor.
  • Osman Ruhi: Maalesef öyle oldu ki Kıbrıs’ta 10’a yakın üretici var. Ama ne üzücüdür ki X bir yere gidip ‘kahve alalım’ dediğinizde garson size der ki; ‘Mehmet Efendi mi Con mu?’ O zaten doğru soru değil. Doğru soru; ‘tek kavrulmuş mu çift kavrulmuş mu?’
    8-10 senenin içinde maalesef ithal gelen bir marka o kadar yer edindi ki bu üzülecek bir şeydir.
    Şöyle bir şey de var; X restoranda hem çift hem tek kavrulmuş kahve veriyoruz. 3 gün sonra restoranda giderim, ‘kahve isterim, ne var’ derim. ‘Mehmet Efendi ve Con var’ der. Benim çifte kavrulmuş kahvemi benim önüme getirir. Oysa; ‘beğendiniz mi, beğendiğiniz kahve Con çifte kavrulmuştur’ dese bütün yerli üretimin işine gelecek. Ama onu Mehmet Efendi diye müşterisine yutturur. Ama kilo bazında da kahve alırken Mehmet Efendi almak yerine Con alır. Müşteri çok bir farkında değil ama bu yerli üretime zarardır.
    Kıbrıs’ta üretilen hiçbir kahve kötü, kalitesiz ve ucuz çekirdeklerden yapılmış değildir. Sadece kendi markam için konuşmam diğer firmaların da kahvesi düzgündür. Farklı damak tatlarına göre farklı kahveler var. Nasıl ki Mağusa Bölgesi’nde Oza tüketilir çok koyu kavrulmuş bir kahvedir ama kimse kötü olduğunu söyleyemez.

“Yerli üreticilerde sahtekarlık yoktur”

“Yerli üretim deriz, burun kıvırırız. Ama ‘o X markadır’ dersin. Aynı kahve, aynı çekirdek ne farkı var?”

 

  • YENİDÜZEN: Pazarlama alanında sıkıntı yaşıyor musunuz?
  • Osman Ruhi: Sıkıntı pazarlama değil, biziz. Halk olarak biziz. Çünkü ithal gelen mallara çok hevesliyiz. Bir sürü insan biliyoruz ki yoğurdunu bile gider güneyden alır. Yani bizim tarafta yoğurt kalmadı? ‘E işte güneyin yoğurdu daha güzeldir’ derler. Niçin? O tarafta da süt tozu var, bu tarafa da kaçak süt tozu ithal edilir.
    ‘E daha kalitelidir.’ Hayır, daha kaliteli olduğunu sen düşünün çünkü ne olduğunu bilmen. Ama bu tarafta duyarsın X yer kirlidir, Y yer temizdir. Güneydeki firmalar hakkında bir şey duyman diye her şey güllük gülistanlık. 5 liralık yoğurda 8 Euro verin ve onun daha iyi olduğuna kanaat getirin. Bu kahve için de geçerlidir. Yerli üretim deriz, burun kıvırırız. Ama ‘o X markadır’ dersin. Aynı kahve, aynı çekirdek ne farkı var? Ben garanti ederim Kıbrıs’taki hiçbir yerli kahvenin içinde esans yoktur. İthal gelen kahve var, kapağını açarsınız kutunun kokusu her tarafı sarar. Bu imkansız bir şeydir. Ancak içinde bir damla bile esans olursa o zaman olabilir.

 “Ne tepemizde bir devlet var destek olan ne yanımızda olan bir halk. Körelmeye ve yok olmaya mahkumuz.”

 

Yerli üreticilerde bu sahtekarlık yoktur. Ama maalesef halkımızın kanaati şudur ki; yerli olan ucuz ve basittir ve belki kötüdür. Ama ithal olan garanti çok iyidir, çok kaliteli ve çok güzeldir. Çünkü yerli 3 liradır, ithal olan 8 liradır. 8 liraysa bir bildiği vardır bu firmanın. Bu fikirde ilerleyen bir halkız maalesef.
Ne kendi ürünlerimize ne de kendi ülkemize sahip çıkıyoruz. Hiçbir şeye sahip çıkmadığımız için sonumuz kaçınılmazdır. Zaten küçük bir adada yaşarız. Sanayiciler olarak belli başlı şeyleri üretiriz, üretmeye de gücümüz yok. Ne tepemizde bir devlet var destek olan ne yanımızda olan bir halk var. Körelmeye ve yok olmaya mahkumuz.

“Batmış olan TÜK’e ödeme yaparız”

 

  • YENİDÜZEN: 100 yıldır ayaktasınız. Tüm bu olumsuzluklar içinde yaşamayı nasıl başardınız?
  • Osman Ruhi: Çok da iyi şartlar da yaşamıyoruz. 5 yıl önce hiç olmayıp da bugün milyonlarca dolarlık ithalat yapan toptancı firmalarımız var. Elinde 300 marka var. 5 yılda nasıl oldu bu iş? Çünkü 3’e alın, 13’e satan. Ama yerli üretici zor şartlarda üretir. Devletten hiçbir destek almaz. Aksine ithal ettiğimiz kuruyemiş ve kahve için Genel Tarım Sigortası Fonu öderiz. Sanırım bu oran yüzde 8’dir. Niçin? Çünkü bizim batmış ve kapanmış Toprak Ürünleri Kurumu’muz var. Batak olduğu halde devlet bizden bunun için bir yüzdelik keser ve bu parayı batak kuruma verir.
    Batmış bir kurum… 200 çalışanı var, işe giden yok. Ama sen bu kurumu kalkındırmaya çalışın ki tekrar batsın.
    Son 1.5 yıldır hiçbir ihracat desteğini alamadık. Devlet ihraç ettiğimiz ürünün taşımacılık parasını bize öderdi. Eğer o da istediği şartlara uygunsa. Son 1.5 yıldır ihracat yapmaya devam ediyoruz, 80-100 bin TL alacağımız var. Bunlar ufak rakamlar olabilir. Ama bugün bu benim bir aylık maaş giderimdir.
    Devlete de şu soruyu soruyoruz;
    -1.5 yıldır bizi ödemezsiniz. Niçin ödemezsiniz?
    -‘Para yok.’
    -Tamam. Memuru öder misiniz?
    -‘E mecbur ödeyeceğiz. Çünkü işlerler’
    -Okey… Hellim ihracat desteğini öder misiniz?
    -E öderiz, ihracat yaparlar.
    -E biz neyiz? Üvey evlat.
    Memuru ödemeye paran var, ama ihracat yapan veya bu şartlarda işleyen bir firmaya hiçbir desteğin yok.
    İhracat yaparken maliyetimin içerisinde göstermem ve derim ki benim bir devletim var. 8 bin TL taşımacılık ödüyorum, maliyete koymayayım. Müşterime de uygun gelsin ve daha çok satabileyim. Ama o 8 bin TL’yi ben hiçbir zaman alamayım.
    Bunu gidip dile getirip, derdinize derman olabilecek bir milletvekili, bakan, devlet var mı? Yok. Kimin umurunda. Ticaret Odası’na gidip ağlayalım, yoksa Sanayi Odası’na? Sanayi Odası’nın bir hava kestiğini görmedim. Ticaret Odası covid başladı 1-2 milyon TL devlete destekte bulundu. E bu devlet bir günden bir güne ne senin başkanına ne de senin bir üyene söz hakkı bile vermedi. Bugün ticaret ile ilgili bir karar alındığında ‘be arkadaşlar biz bu kararı alıyoruz, ne dersiniz’ derler mi? Ne umurlarında. İnsanlar politikacı olmak için politikacı olur. Aman bir şeyler yapıp ülkeye bir katkım olsun diye değil.
    Sosyal sigortalar rezilliğine bakın. 3-4 ay destekte bulunuldu. Bu devletin işleyen insanlardan, özel sektörden, verdiği vergilerden başka ne gelir kapısı vardır? Bunlar olmasına rağmen sen 300 memur ihtiyaç duyarken 10 bin memur işletin.
    Özel sektör, çalışan, işveren öder para sana yetmez Türkiye’ye muhtaç durumdasın, her gün giden para için yalvarın. E artık bir şeylerin de farkında olun. Annem babam da bana her ay fazla fazla para verirse ben de yerimden kımıldamam.
     
  • YENİDÜZEN: Siz nasıl bu işin içinde oldunuz?
  • Osman Ruhi: Çocukluğumdan beri ne yapmam gerektiği belliydi. Ben ne okumam gerektiğini bile düşünmedim. Bu bana dikte ettirilmedi, biraz sorumluk hissetmem yeterliydi. O yüzden ne okumak istediğimi bile düşünmeden İngiltere’de işletme pazarlama bitirdim ve askerliğim de bitince işe başladım.10 yıldır çalışıyorum.

 “Özel sektör işleyecek, devlet vergiyi toplayacak, işe gitmeyen memuru ödeyecek. Herkes sürünecek. Neden? Aferin devleti ayakta tutalım diye. Bence bu devleti ayakta tutmaya gerek yok.”

  • YENİDÜZEN: Bu 10 yılda sektördeki gözlemlerin ne oldu? Yaşadığın zorluklar neydi?
  • Osman Ruhi: En baştaki zorluk okuduğumuz şeylerle Kıbrıs’ta yaşadığımız şeyler kesinlikle birbirini tutmaz. Etik kavramında bir şeyler okuduk. Ama geldiğimizde piyasaya baktığımızda etik diye bir şeyin olmadığını gördük. Herkes birbirinin ekmeğine saldırır ve herkes art niyetlidir.
    Con bunu 2 liraya satar 100 gramı, o da 2 liraya satması gerekir ama biraz daha ucuza piyasaya çıkacak bu defa gramajını 90 grama çeker. Ama halkımız rafa geldiğinde birini 2 lira birini 3 lira görür ucuzu alır ama grama bakmaz. Bir gıda kodeksimiz yok, yasamız, kuralımız yok. Herkes canın çektiği gibi paketleme yapar. Bugün hiçbir kontrol olmadan herhangi biri herhangi bir şey üretebilir ve bunun da kontrolü yoktur. Bugün merdiven altı bir firma bile benimle rekabet edebilir. Çünkü benim belli bir giderim vardır ona bakarak kar marjımı belirlemek zorundayım. Ama 3 kişi evinde oturup kuruyemişçi veya kahveci olabilir ve benimle piyasada rekabet edebilir.
    Onun dışında yaşadığımız en büyük sorun; maddi sıkıntılardır. Piyasa maalesef öyle bir hale geldi ki 3-5 aylık çekler döner. Her yer geri dönmüş çeklerle dolu. Vadeler konusunda hiçbir firma sağlam ve direkli durmaz. Biz 60 gün vade veririz, 61’nci gün mal vermeyiz. Ama maalesef kuruyemiş piyasasında 90 günlük 120 günlük vadeler var. Adamlar gidip, çeklerini sormaz. Aslında çekin tarihi olmaması gerekir yasaya göre 5 ay sonra kestiğiniz çeki bile ben bugün bozabilmeliyim. Ama piyasa o kadar sıkışmış durumdadır ki bizim gibi yerli üreticilere kazanılacak marj yok. Pastanın dilimi çok fazladır, vadeler çok uzundur bu da sıkıntıdır.
    Üretmekten korkmayız ama maalesef paramızı geri toplayamamaktan korkarız. Kendi para birimimiz, kendi politikamız yok.
    Aferin Bakanlar Kurulu toplanıp karar alır ne önemi var. Toplanmayın. Zaten emir Türkiye’den gelir siz burada yaparsınız. Ne toplanırsınız? Meclisimiz boşuna zaten…
    Döviz yükselmiş de toplanacaklar konuşsunlar… Ne yaptırımın var ki senin?
    Yeni yatırımcılara ve yeni nesille tek önereceğim şey; yurtdışındaysanız kesinlikle geri dönmeyin. Kıbrıs’ta üretip satmayın, ithal edip satın.
    Özel sektör işleyecek, devlet vergiyi toplayacak, işe gitmeyen memuru ödeyecek. Herkes sürünecek. Neden? Aferin devleti ayakta tutalım diye. Bence bu devleti ayakta tutmaya gerek yok. Bireysel olarak herkes kendini kurtarmaya çalışır.

yd-destek-gorseli-2-286.jpg

Bu haber toplam 1505 defa okunmuştur